AYDIN GERMEN

Aşağıdaki yazı son mali çöküşün en derinleştiği 22- 25 Ekim tarihleri arasında bazı devletlerin bilhassa ABD’nin nelerle uğraştıkları ve dolayısıyla daha derin niyetlerinin ne olduğunu gösterir umarım.

1. Bugünkü çöküşü gidermek için teklif edilen yollar arasında Bretton Woods anlaşmasına geri dönmek var. Bu tuhaf bir şey. Çünkü birçok iktisatçı bu ay çöken sistemin bizzat Bretton Woods olduğunu düşünüyor. Bu anlaşmanın asıl niyeti 1945’ten sonra Atlantik devletlerinin hegemonyasını sürdürmek idi. Bugünkü işleyişten farkı Keynes kuramlarına göre çalışması, dolayısıyla gerektiğinde devlet müdahalesini öngörmesi idi.

Bu müdahale zaten bu ay içinde eşi görülmemiş bir çapta yapıldı, çapultalistler buna kendileri “socialism” dediler. Bu, ve başka birçok şey herkesin gerekli gördüğü paradigma değişikliğinin herhalde yapılmayacağını gösteriyor.

2. Kendileri berbat bir durumda iken çapultalist ülkeler başka hiçbir ülkenin palazlanmasını istemiyorlar. Bir örnek. Hindistan aya bir uydu yolladı. TV gevelemeleri içinde bunun maliyeti İngilizce bir 18 bir de 80 milyon dolar olarak okundu. Bu maliyete şimdiye kadarki en ucuz program denildi.

Angloamerikanlarca buna karşı çıkıldı: günde bir dolar ile çok sayıda kişilerin yaşadığı bir ülkenin böyle bir şeye kalkışması ayıptır dediler: Paranın sorumsuzca israfı imiş. Benim hesabıma ise göre bu program Hindistan’da kişi başına ancak 3 ila 6 yeni kuruşa mal olacaktır.

Gene angloamerikanlar bu programın bir bilim niyeti olmadığını belittiler. Oysa Hint uydusunun şimdiye kadarki en kapsamlı araştırmayı yapacağı belirtildi ve bu iki sene sürecek.

3. Avrupa Birliği Gürcistan’a yardım için 70 ülke içeren bir toplantı yaptı. Bu ülkelerin çoğu bugünkü çöküşte kendileri muhtac-ı himmet dedeler olsa gerek. Bu durumda bu ülkelerin hālâ Amerika kuyruğunda gittikleri gözüküyor.

Aşağıda al Jazira TV’sinde belirtilen noktaları yazıyorum:

  • Bu yardım tecavüz edeni desteklemektedir oysa, yardıma ihtiyacı olan halk güney Osetya’dadır (ilk tecavüzün Gürcistan’dan geldiğini herkes biliyor).
  • Gürcistan’ın Askeri bütçesi 1 milyar dolar, vaat edilen yardım 4,5 milyar dolar (bu yardımın askeri harcamalar da içereceği hissettirilmiş oluyor).

Saldırıyı duyduğum anda, bu, amerikan seçimleri için yapıldı dedim. Nitekim saldırıdan evvelki gün Macbilmemne, Obama’dan %9 geride idi, saldırıdan sonra sıfıra yaklaştı. Bir iki gün sonra Putin de, bu saldırı amerikan seçimleri üzre yapılmıştır dedi. Putin’in bu sözleri iki açıdan hoş. Bir; başbakanlık seviyesinden böyle ayrıntılı bir açıklama belki tarihte ilk defa yapılıyor. İki, Asya devletlerinin biz devletiz, açıklama yapmayız geleneği terk edilmiş oluyor.

Sovyetler birliğinin autonom bölgeler anlayışına aykırı olarak komşularının toprağına göz koymuş tek “cumhuriyet” Gürcistan, her halde kışkırtılıyor.

2003’ten beri büyük çapta silahlanıyor. Hangi komşuya karşı? Kars-Ardahan dâhil? Ahıska Türkleri yerlerine dönemeyen tek halk.

Amerika’nın “insani” yardımı üzre Boğazlardan 10 savaş gemisi geçti. Bu arada Montreux anlaşması üzerinden Türkiye de kenara itilmiş oldu.

Dünyanın en sorunsuz denizi de karıştırılmış oldu.

Sonraki günlerde saldırının Rusya tarafından yapıldığı propagandasına hız verildi. Aynı günlerde Putin ve Medvedev’i canavarlaştıran karikatürler yayımlandı: Eski anglosakson usulü, ve Gürcistan’ı kurcalayanın ABD olduğunu en iyi gösteren işaret.

Şunu da belirmek şart: Irak, Afganistan, Osetya ve Abhazya’ya yapılan saldırılarda hep uluslar arası camia (International Community) terimi kullanılıyor ve iki üç devletin niyeti bütün dünyanın imiş gibi gösteriliyor. Türk basın ve yayını da bu terimi matahmış gibi kullanıyor.

4. Batı Asya ve güney doğu Avrupa’da başbakanlığa v e devlet başkanlığına getirilen birçok kişi İngilizceleri ve tavırlarıyla bana New York’ta bulaşıkçılık yapmışlar gibi geliyor. Irak’ın işgalden sonra ilk bakanları da bunlardandı.

Irak işgali için ileri sürülen sebeplerin ne kadar yalan olduğu ortaya çıktıktan sonra da ABD askerlerini geriye çekmedi, kimse de bir şey demedi.

O vakitten beri de çekilirsek – Irak – paramparça – olur- sınırlarını koruyamaz denildi.

Şimdi Birleşmiş Milletler süresi yakında bitiyor ve kendi kuklaları olan Irak hükümeti Amerikalılara çekilin diyor, ama aynı teraneler sürdürülüyor.

Macbilmemne efendi Irak’ta 100 sene kalırız söylemini terk etti ama niyeti herhalde değişmemiştir.

5. Afganistan yetmiyormuş gibi Amerikalılar Pakistan’da gün aşırı savunmasız insan öldürüyorlar. Bir iki gün evvel de sınırı aşarak Suriye’de kadın çocuk dahil savunmasız sekiz kişi öldürdüler. (kadın ve çocuk öldürüldüğü vakit ben de daha fazla üzülüyorum, ama erkek öldüğü vakit üzülmememiz mi gerekiyor?)

6. Bush’un amerikan yurttaşlarının oy vermesini kolaylaştırma yasası varmış (Help America Vote Act). Bu yasa sayesinde 10 milyon yurttaşın elinden oy verme hakları alınabileceği belirtiliyor (ırk ayırımı, ikametgâhı olup olmadığı, mahkûmiyeti olup olmadığı bahaneleri ile). (al Jazira TV, 22 Ekim)

7. Aynı süre içinde ABD çöküntüsü birçok ülkeyi bambaşka şekilde etkiledi. Zimbabwe, yıllardan beri korkunç bir başkan, açlık, ve yüzde 231 milyon seviyesinde fiyat artışı. Pakistan’ın birden bire çok darda olduğunun ortaya çıkması. Rus borsasının hiç anlaşılmaz çöküşü. İzlanda hikâyesi öyle bir felaket ki ayrı açıklama gerektirir.

8. ATA TV 28 Ekim: “Ya ABD bize de demokrasi getirmeye kalkışırsa diye insanların ödü patlıyor.”

9. M. Kaynak’a göre, bu son mali durum bir çöküş değil ABD idarecilerinin sistemlerini temizlemek üzere planladıkları bir gelişme. Anlaşılan bir buçuk sene evvel böyle bir program yapılacağını öngörmüş. Kaynak’ın her zaman dedikleri iki ters şekilde anlaşılabilir. Bir, nerede bir pislik görülürse altından Amerika çıkar. İki, Amerika o kadar güçlüdür ki ona karşı hiçbir şey yapamazsınız.

10. “Efendilerin en küçük adamı bile bizden daha değerli, daha dokunulmazdı, o bile bizi karşımızda şişinebilir, her türlü küstahlığı yapabilirdi.” (Peter Weiss: Direnmenin Estetiği)

11. Bir congresswoman (20 Ekim), ABD Merkez Bankası (FED) başkanına ki bilim adamı tavırlıdır, yaptığınız iş, berbat kurumları (lenders) berbat yollarla kurtarmaktan ibaret.

12. Çapultalizm namına da yalnız bazı bankalara(en kötüleri) yardım edilmesi rekabet namına inanılmaz bir rezalet. – O kadar vahşiler ki kendi yaptıklarına socialism diye vah vah ederken yaptıkları korkunç capitalist eşitsizliği de düşünmüyorlar.

13. Mali sıkıntı 28 ülkeyi uçurumun kenarına getirmiş. Anlaşılmayan başlıca bir şey de ödenemeyen bir iki milyon (?) ipoteğin (mortgage) nasıl olup da elli misli gibi gözüken bir çapta ülkeleri zincirleme etkilediği.

14. 1945’ten sonra Birleşmiş Milletler’de bazı ülkelere geri kalmış (backward) denildi. Bu terim gerek yerli idarecilerin gerek sömürücü ülkelerin işine gelmedi ve sırasıyla üç dört daha yumuşak terim daha bulundu. En son da, gelişmekte olan ülkeler (developing countries) denildi. Bu terimi hiçbir zaman kullanmadım. Birkaç sebebi içinde, bana kalırsa, Mısır, Hindistan, Türkiye gibi ülkeler az gelişmiş değil, 4 bin sene evvel vardıkları erken gelişmişliğin çerçeveleri için sıkışmış kalmışlardı. Bir diğer sebep, az gelişmişlik bir toplum olayı olarak düşünülüyordu ve bu çok yanlıştı. Ben bu ülkelere yalnız sanayileşmemiş dedim.

Son yıllarda ise oluşmakta olan pazarlar (emerging markets) terimi çıktı. Bunu şu şekilde anlıyorum: Artık bu adamların piyasalar da oluştu, onlara da mal satalım.

Şimdi bu terimler elimizdeyken ve bu çöküş döneminde “gelişmekte olan” terimine karşı “çökmekte olan” (imploding) (ABD, AB vs) ülkeler terimiyle ve “oluşmakta” karşılığı olarak da “batmakta” (submerging) olan sömürücü ülkeler terimini kullanmaya başlasak mı?

15. Sekiz sene evvel Bush henüz Texas valisi ve başkan aday iken mahallem Çiftehavuzlar’da şöyle bir elli kişiye bu adam seçilirse dünyanın başına bela olacak ve Amerika bu adamın başkanlığı sırasında çökecek dedim. Şimdi artık öngörünün ikinci bölümü de gerçekleşmiş sayılır. Bunların sebeplerini şimdi açıklamayacağım. Mayıs 2005’te dostum İbrahim Yükselir’e, ABD’nin Irak’taki yenilgileri üstüne, 500 yıllık sömürü tarihi tersine çevrildi dedim. İbrahim Bey, ama, dedi, Amerika’nın isteği kazanmak değil ki, karışıklık çıkarmak. Bu söz de M. Kaynak’ın sözleri gibi değerlendirilmeye değer. Gene üç seneden beri herkese Amerika yakında batacak dedim. Herkes bana Amerika’yı batıracak ülke veya güç diye sordu. Şimdilik yok, Amerika kendi içinde batacak, dedim.

Peki, Amerika çöktü mü? Çöktü diyen pek çok kişi var. Benim açımdan iktisat “bilimi” en ağır darbesini yedi. ABD içinde, ABD-AB arasında ve AB içinde derin çatlaklar var. ABD’nin eski tüketim seviyesine erişmesine imkân yok. O seviyeye alışmış halkta büyük çöküntüler olacaktır.

ABD başkanı, kendi halkından ve diğer ülkelerden hiç özür dilemeden ya beraber batarız ya beraber yüzeriz, diyor. Kâhya kılıklı AB sekreteri Barosso da aynı şekilde yardım için yalvarıyor. Bu yardımı alırlarsa kısa zamanda yine küstahlaşırlar. Amerika’nın batıp batmayacağı belki en çok SİZE BAĞLI. Her ülkede pek çok Amerikan uşağı bulunduğunu hatırlayın. Siz onlardan değil iseniz, ama Amerika’yı hālâ bir nirengi noktası olarak görüyorsanız Amerika batmaz. Buna karşılık artık mahallenin kabadayısı olamaz derseniz, Amerika’nın işi bitmiştir.

SON FIN

2 Comments

  1. kriz ve buna bağlı çöküş bir mali geri düşüşten çok siyaseten dünyanın her bölgesinde gerilimlere, savaş olasılıklarına ve tabiki her ülke içindeki ekonomik çalkantılara ve de sonuçta dünyada daha fazla yoksulluk anlamındadır. bu belirtileri de malesef yaşıyoruz bir yandan. amerikan seçimleri yapıdı, siyahi lider seçildi, kulaklara hoş gelen bir konuşma da yaptı. ama sıkıntıların reçetesini o bile kendi halkına veremiyor, sorunlar olacak bir dönem diyor.

  2. finans kapitalin hiç bir üretim figürünü düşünmeden oransal karlılığımı sürüdürmek üzere küresel kapitalizm çağında ülke ekonomilerinde özellikle nakde dayalı ortamı parmağında oynatarak çalkantıya yol açması kapitalist sisteminde kendi içindeki bir çelişkisidir. zira burada finas kapitali yönlendirenler diğer sermaye kesimleri üzerinde de bir tahakküm oluşturmaktadır. dünya sermayesi dolaşımdayken konakladığı her noktayı üretim dışı (üretim harici, artı değer+tekel karı kavramlarından öte) bir kez daha hırsızlamaktadır. hocamızın yukarıda anlattığı çöküş, ulusal devletlerin eskiden sanayi sermayesi ve tekelci sermaye karlarını maksimize etmenin düzenleyicisi olmaktan çıkıp, küresel sermayenin hırsızlamalarını kendi ülke kamuoylarına ödetmeye yönlenmesidir. çöküş budur aslında.
    ve de misal olarak bzim ülkemiz bu pozisyona çok açıktır.
    saygılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir