Raşit Gökçeli
Zengin adayını sandıktan aşırır
Fakir düz ovada listesini şaşırır
Atasözünden mülhem
Giriş niyetine : solun ebedi sorunu parçalanma
Mimarlar Odası Genel Kurulu tamamlandı. Demokrasi için Mimarlar Platformu 2004 ve 2006 seçimlerinde olduğu gibi yönetime üye göndermekle birlikte çoğunluk erkini elde edemedi. DİMP, 2004 seçimlerinde iki, 2006 seçimlerinde bir, son genel kurulda ise iki üye ile yönetime girdi.
Kazanan yönetim listesi “Geleceğin Mimarlar Odası; Gelecek için Mimarlık” şiarı (?) altında liste sundu. Aynı yönetim 2006 yılında “Örgütsel Dayanışma İçin” şiarını kullanmıştı.
Seçimin kaderini tayin edecek olan marjinal oy potansiyelinin bir bölümünü oluşturan İstanbul Büyükkent Şubesi ise bölgesinde seçimlere “Çağdaş Demokrat Toplumcu” etiketi altında girmekte idi.
Sonuçta sol anlayışın iki değişik varyantını oluşturan iki grubun birlikte davranamaması sonucunda Mimarlar Odası iki yıl daha hem İstanbul Şube yönetimi hem de DİMP platformundan daha muhafazakar bir anlayışın eline geçmiş oldu.
Dahası listelerinin “delineceğini” kavrayan muhafazakar çoğunluk kendi listelerindeki “sol” unsurları ayak oyunları ile “keserek” Ali Rüzgar’ın liste dışı kalmasını, Kubilay Önal’ın ise nerede ise liste dışı kalmasını sağladılar.
2008 genel kurullar sürecinin ayırt edici özelliği
2008 genel kurullar sürecini 2006, 2004 ve benzerlerinden ayıran en önemli özellik İstanbul Büyükkent Şubesi seçimlerinde kullanılan oyların deyim yerinde ise bir “patlama” gerçekleştirmiş olmasıdır.
Gerçekten de İstanbul Şube genel Kurulu’nda kullanılan oy sayısı 2008 yılında, 2006 yılına oranla yaklaşık olarak iki misli artarak üçe katlanmıştır! “Çağdaş Demokrat Toplumcu” liste oylarını sekiz yüzlerden bin yedi yüzlere, “Mimarlık için Mimarlar” grubu ise iki yüzlerden sekiz yüzlere taşımıştır.
Bu noktada, “Geleceğin Mimarlar Odası; Gelecek için Mimarlık” ile “Mimarlık için Mimarlar” önermeleri, ifadeleri arasında uzlaşmaz bir farklılık bulunmadığını kayda geçmek gerekir.
Dolayısı ile İstanbul Büyükkent Şube Yönetimi ya Oda Merkezinde açıklanması güç bir tercihe yönelmiştir ya da İstanbul Genel Kurulunda karşısına “Mimarlık için Mimarlar” şiarı ile çıkan grup iddia edildiği gibi AKP’nin, rant çevrelerinin, dış sermayenin birebir temsilcisi değildir !
Doğrusu herhalde ikinci önermedir. “Mimarlık için Mimarlar” grubu, “Odamızın yarım yüzyıldır savunduğu “Mimarlar Odası Toplum Hizmetindedir” ilkesini en güçlü ve yapıcı biçimde savunur ve uygular. Bu ilkeyi mesleğin yetki ve sorumlulukları çerçevesi içinde sahiplenir ve gerçekleştirir.” önermesine deklarasyonun başında yer vermiştir de.
Ancak mevcut İstanbul Şube yönetimi işin kolayın kaçarak karşı grubu gericilik, dış sermaye çevrelerinin, iktidarın rant ortaklığı, iktidar partisinin birebir temsilcisi olmakla suçlamayı yeğlemiştir.
Bu noktada gerek DeMimar grubunun gerekse DİMP’in İstanbul Şubesine sunduğu karşılıksız destek bence DİMP bakımından ilk stratejik hatayı oluşturmuştur.
Gerek Oda Merkezi’nin gerekse İstanbul Büyükkkent Şubesi çoğunluk kanadının kapsamlı bir eleştiri süzgecinden geçirilmeksizin kayıtsız şartsız desteklenmesi genel kurul sürecinde gerekli ağırlığın oluşturulması yönünde bir handikap oluşturmuştur.
İstanbul Büyükkkent Şube Yönetimine Oda merkezinin demokratikleştirilmesi yönünde “birlikte davranılması” umudu ile sağlanan destek, genel kurul sürecinde umulan “birlikteliğin” bir türlü sağlanamaması ile sonu gelmeyen ve umarsız bir “godot’yu bekleme” seansına dönüşürken İstanbul delegasyonunun sağlıklı unsurlarından daha da geniş bir destek almak için yapılabilecek çalışmalar da ya çok gecikmiş ya da olumlu sonuca vardırılamamıştır.
Sonuçta İstanbul Büyükkkent Şube delegasyonundan sağlanan yüzde kırk ile elli arasında destek, kimi şubelerle sağlanan olumlu diyalog ortamları, sonucu etkilemede yetersiz kalmıştır. Yüzde altmış beş oranındaki potansiyel bir destek mevcut olmasına rağmen gerekli örgüt içi temaslar kurulamadığından DİMP ve Mimarlar Odası açısından önemli bir fırsat heba edilmiştir.
Ancak bu noktada stratejik ve taktik genel kurul hatalarında da önemli olan DİMP ve DeMimar adına işlenen “demokrasi ayıbıdır”. İstanbul Büyükkkent Şubesi Genel Kurulu’nda karşı liste çıkaran grup gericilik, rant çevrelerinin temsilciliği ile suçlanırken mevcut yönetime de “sol” adına “kefil” olunmuştur.
Oysa: söz konusu listede bin dokuz yüz yetmiş bir yılından bu yana mimarlık topluluğu içinde “sol” ile birlikte davranmış eylemde bulunmuş sayısız arkadaşımızın herkesçe varlığı bilinmektedir.
Bundan sonra yapılabilecekler
Bu nedenle daha önce DİMP ortamına gönderdiğim bir iletide söz konusu unsurlarla birlikte davranılarak ülke çapında ve İstanbul özelinde yeni birliktelikler inşa etmenin gerekliliğine işaret etmiş idim.
DİMP ve DEMimar tarafından organize edilecek bir kurultay önermiştim.
Önerdiğim bu kurultayın olası tema(lar)sı
Başka bir Mimarlık Mümkün
Bir Rüya Bitti (Öğrencilerin diploma sorunu eksenli)
Tüketici Örgütleri ile Birlik (Bu noktada “gerici” ilan ettiğimiz listede yer alan Aysel Can Ekşi”nin Tüketiciler Derneği’nin Beykoz Şubesi başkanı olduğunu hatırlatırım.)
İttifaklar sorunu ve nitelikli emek olarak mimarlığın eğretileştirilmesi.
Eksenli idiler.
Bu nedenle;
ARAYIŞ toplantıları düzenleyerek seçilmesi muhtemel olan muhafazakar merkez yönetimini kamuoyu önünde sıkıştırmak, meşruiyet temellerini yok etmek ve zamanı geldiğinde İstanbul Büyükkent Şubesi çoğunluğu ile merkez bürokratik yönetimini devirmek olmazsa en azından sürece etkili bir biçimde müdahil olabilmek gereği vardır.
Çift vitesli demokrasi
Önümüzdeki tehlikelerden biri de DİMP olarak eleştirdiğimiz dar grupçu “üsttekiler”, “alttakiler” , biçiminde bir “demokrasi” anlayışının grubumuza da bulaşmasıdır.
Sayın Cengiz Bektaş ile Emre Madran’a bu açıdan gerektiği ölçüde yardımcı olamadığımızı, onları hak etmedikleri bir “azınlık” statüsünde beşe iki olarak yadırgatıcı bir ortama soktuğumuzu da düşünmekteyim.
Bu nedenle :
Cengiz Bektaş ile Emre Madran’a DİMP ve DeMimar olarak önümüzdeki süreçte elimizden gelen her türlü desteği sağlamanın boynumuzun borcu olduğunu düşünmekteyim.
İlk adımda Merkez Yönetim Kurulu yedek üyelerimizin (DİMP listesinden seçimi kazananlar) de tüm merkez Yönetim kurulu toplantılarına katılmalarını sağlamamız gerektiğini düşünmekteyim.
Önümüzdeki dönem Ankara’dan çok İstanbul’da tayin edilecektir. Yapılan hatalara rağmen İstanbul delegasyonundan alınan oy oranı yüzde kırların üzerinde yer yer yüzde ellilere varmıştır. İstanbul’da haksız yere dışlanmış tüm eski dostlarımızı yeniden kazanmalıyız. Bu amaçla zaman zaman istemeyerek ya da dikkatsizlik sonucu içine hapsolduğumuz “kırmızı çizgili Kafkas tebeşir dairesini” bir an önce parçalamalıyız!
Çift vitesli demokrasiden gerçek demokrasiye yönelmeyi en başta kendi grubumuz içerisinde amaçlamalıyız.
Başka bir dünya
Başka bir mimarlık mümkün;
Başka bir Ankara değil ama başka bir İstanbul da İzmir de mümkün !



15 Yorum
Kerem Peynircioğlu
Umudun bittiği yer baskı ve demagojik kaynakların bütün gövdeleriyle ortama abandığı, vücutlarıyla kale savunmasına geçtiği yerdir.
Artık oda yönetimi öyle olmasın böyle olsun diye Mohaç meydan muharebesi yapacak değiliz herhalde. Demokrasi kuralları içinde bu manüplasyonla ve oda kaynaklarına hükmetmekle tamamne eşitsiz koşullar yaratıldığı için çok zor. Üye bunu görür kardeşim diyenler var, uyanır indirir onları çıktığı yerden. Bunu diyenleri duydum tabi ama üye bizde sıvı halde olduğundan henüz dik duramıyor. Mesele de bu zaten. Üye kendinden farkında değil, istenilen yere süpürülüp likidite edilebiliyor.
Umut yoksa bundan yok. Başka bir ortam, tam eşit hallerde elbette bunların esamesi okunmaz. Mimarlığın konuşulduğu yerlerde olamazlar bile zaten.
Yılmaz Kuyumcu
Benim yine de ümidim var. Bu ümidin kaynağı son seçimlerde MİM grubuna oy veren 800 kişidir. Onların demokrasiye bağlılıklarını, değişimden yana ağırlık koymak istemelerini, ilerici ve demokratik tavırlarının ülkemiz ve özellikle de sol kesimler için bir çıkış yolu olduğunu biliyorum.
12 Martta bir şey öğrenmiştim. Azınlıkta ama haklı olmak, gürühla haksız olmaktan çok daha ve herşeye rağmen iyi. Yıllar içinde de iktidarda olmanın insanı iktidar yapmadığı. Bu iki saptamamı anlatmam çok zor çünkü son seçimlerde beni en çok etkileyen cümle: “aslında gönlümüz sizden yana tabi ki sizi destekliyoruz ama sizin kazanma şansınız yok, biz tekrar lokal köşelerinin sıkıntılı muhalefetine dönmek istemiyoruz”. Bir başka görüş de şuydu “omuzunuzda apolet varken yapın”
Apolet yada alternatifi sıkıntılı lokal köşesi.
Sağolun teşekkür ederim. Ben kendi hesabına ilgilenmiyorum.
rasim kulu
oda ile yönetimsel konuların ele alınması bir demokrasi ve meslek görevi olmaktan çok ötede anlam taşımaktadır. mesleğin kendisini hiçe sayaıp aslında AB kriterleri rüzgarını arkalarına alıp tam devlet detekl, tam yasa takipçisi, tam kanun odası (kanun devleti gibi) bir oda yaratılmaya başlandı. ulusal savunma renkleriyle boyanan bu tablonun sahip olduğu tutucu muhafazakarlığı maskeleyen şey açık açık akp gibi bir partinin siyasal alanda yaptıkları. bu parti kente yüklendikçe ona her şekilde karşı gibi görünmek uğruna ve oda yönetimini daha fazla pekiştirmek için çok vasat bir oyun oynanıyor. bu didiplinci, bu AB yanlısı olduğu halde antiemperyalist havalar çalan, işi milliciliğe taşıyan, sol olmayı tutucu bir üretememezlik pozisyonuna çeken oda yönetim anlayışı öyle kendiliğinden şartların gereği olarak yok olmaz. zira beslendikleri zemin ve birlikte olmaya çalıştıkları kesim aşağı doğru kayan ama bu oranda da tutuculaşan bir taban olmaktadır. bu taban bu defa inanılmaz bir şekilde Ankara desteğine mazhar olmuştur. bir anlamda Ankara tabana geçmiş, çoklu ulusal kanatın parçası haline gelmiştir. aradaki sıcak ilişkiyle umarım indikleri bölgeye kaynak olmazlar, amalgam haline gelmezler.
bu çetrefil ve kafa karışıklığına dayalı ideolojik kofluk döneminde yeni ve olgunlaştırıcı tartışmalardan bazılarını Gökçeli açıyor. bunlar geliştirilmes ise bu yönetimlerin “teraneleri” birbirini bütünleyen şekilde dinmez ve 2 yıl daha geçer gider. kış uykusndan uyanmaka mı gerekir vurup kafayı daha derinelere yatmak mı gerekir, onu da yüce gönüllü mimar topluluğunun uyanık-zinde kesimleri bilir.
saygılarımla
mutlu rençber
odanın bu iç işleyişi ile kafa patlatma hali mevcut sistemin “sürekli kriz” durumuna çok benziyor. ne çözülüyor ne bir noktaya sıçrıyor, kontrollu bir çalkantı gibi devem ediyor. bir nevi enerji topraklaması gibi bir olay, meslek insanlarının yararlı enerjilerinin toprağa verilmesi gibi. fakat yönetim erki grubu bölümünde olup bu heyecana dayanmak, istemediği durumlarda oralarda kalmayı devam ettirmek bir insanın eğitiminden gelmiyordur, sonradan kazanılmış birşeydir herhalde.
yine de bu süreli kriz halinin çözümü neslek için de ülke için de gerekli.
saygılarımla.
Canan Kısa
Anlamlı tespitler yapılmış. Üstüne söyleyecek çok az şey var. Bize o gece mesaj atanlarıa, gazete karükatür çizenlere, bültenlerde ağız dolusu söz söyleyenlere açık ve net bir sorum var:
MİM grubundan kim AKP lidir?
MİM grubundan kimler AKP ile işbirliği yapmışlardır, ne konuşmşlardır, ne üzerine anlaşmışlardır?
Mesaj atıp kaçıp gitmek yok, işte herkes ortada varsa belgeniz, bilginiz, şu kiş değin.Şunu konuştu, şunda anlaştı değin.
Yoksa kafamda şubecileri kasderek söylüyorum hepiniz müfterisiniz.
Hasan Kıvırcık
Genel merkez genel kurulu süreci tamamlandı ve yeni yönetimi oluşturuldu. Bütün kurullardaki seçilenleri bundan sonra verecekleri hizmetlerden dolayı şimdiden kutlar, geçmişte hizmet verenlere de bir oda üyesi olarak teşekkür ederim.
Bu süreçlerde son altı yıldır bulunmadığımı, ait olduğum grubun dahil olamadığını, delege olarak bile gösterilmediğimi, Mimdap grubunun temsiliyetinin İstanbul’dan başlayarak kapatılmış olduğunu, bu durumun bırakım yönetim gruplarında olmayı ve aday çıkarmatı en basit demokratik teammüllere bile aykırı bulunduğunu öncelikle belirtmek istiyorum.
Dolayısıyla delege olmadığımız bir genel kurula, aslında görüşlerimizle ve mimarlık adına yaptıklarımızla bulunmak hakkımız olmasına rağmen üç defadır tammüden dışlanmışlığımızı belirtiyor ama bunu genel kurul salonuna ‘misafir’ olarak gelip dahil olmayı bir çok dostumuzun “gidin konuşun” demesine rağmen uygun bulmadığımzı ifade etmek istiyorum.
Bu yıl İstanbul seçimlerine sade bir mimar gibi dışarda durarak izlemeyi uygun görmüş, Mimdap olarak liste çalışmasına girmeyeceğimizi (yakınlarımız bilir) söylemiştik. Ancak seçimlere yaklaşık üç hafta kadar önce inaılmaz bir gazete ilanı ile, mnimarlık ortamını bölen, düşman bir taraf yaratmaya kastedmiş ilan-metin ortaya çıkınca kişi olarak ilk tepkimi verdim. Mimarlık ortamında var olmayan bir tabloyu varmış gibi gösteren bu metnin temel anlayışından içinde kullandığı ve bazı ulusalcı gruplardan ödünç alınmış dile kadar bir çok tarafına karşı çıkmıştım. Tarih 14 Ocak http://www.mimdap.org/w/?p=3350&print=1
Ancak bundan sonra İstanbul’da mimarlar içinde bugünkünden farklı bir yönetim anlayışı için iki büyük toplantı yapıldı ve bizler buraya davet edildik. Katılımızdaki ilk şartımız, var olan “dar grubu aşacak, yine bir dar grup oluşturmayacak, bütün kesimleri kucaklayacak” mimarlar odası fikrimizi ortaya koyduk ve dışlamaların değil kapsayıcı olmanın gereğine vurgu yaptık. Çok da uzun sürenin bulunmadığı bu kampanyaya destek veren arkadaşlarımız oldu ve isimlerini koydular ama en mühimi daha önceki Mimdap programlarımızdan bir çok noktayı bu programlara aktardık.
Nitekim Raşit Gökçeli dostumuz programdaki “Odamızın yarım yüzyıldır savunduğu Mimarlar Odası Toplum Hizmetindedir ilkesini en güçlü ve yapıcı biçimde savunur ve uygular. Bu ilkeyi mesleğin yetki ve sorumlulukları çerçevesi içinde sahiplenir ve gerçekleştirir. önermemizi atlamamış ve sizlerle paylaşmış.
Ancak bundan sonra ne olduysa oldu ve seçim düzelemi siyasallaştırıldı ve manipülasyonlar başladı. AKP li olmak, iş takipçiliği, … bunlardan bazı suçlama başlıklarıydı. AKP karşısında son genel sçimde yenilmiş demokrat tabana “akp liler geliyor” yalanı gerçekten seçim almak uydurlmuş olsa da kanımca geri dönüşsüz yarılmaları oluşturdu. İşin inanılmaz tarafı buna sol, demokrat mimarlar gibi bunların ait oldukları bizlerin de değer verdiği gruplar ‘inandı’.
MİM grubu benim destek verdiğim bir gruptu, gazete ilaına bu anlamda ismimle destek verdim. Ancak öyle akıl almaz suçlamalar öyle seviyesi düşük laf atmalarla hem şahsım hem MİM grubunun üyeleri karşılaştılar ki, şimdi üzerinden zaman geçince herşey durulunca durum daha da net ortaya çıkınca sanırım herşey görülüyor.
Son gece “AKP MİM grubunu destekliyor” telefon mesajı örneğin son manipilasyondu. (Divan başkanına seçim günü bu yalan haberi yayanların seçimi gölgelediğini, tarafsızlığını bozduğunu, sorumlulaların bulunması gerekiğini..” anlatan dilekçeyi bizzat verdim. Gerekirse bunu yayınlayabilirim)
Mimarlar odası bir grubun değil de hepimiznse, bu kadar gerçekdışılığa ne gerek var? Nedir bu yönetim hırsı? Altı yıldır Mimdap grubunun üyeleri, daha önce birçok solcu mimar odadan çeşitli ad, çeşitli yakıştırmalarla uzaklaştırılıyor. Bu durum nasıl göz ardı edilebilir?
Raşit Gökçeli İstanbul’da başlayan dengesizliğin Ankara da sürme biçimini çok iyi bir tarzda ifade etmiş. Ne yapılabilir (ne yapmalı?) sorusu herzamanki gibi açıkta duruyor.
Ne yapmalı?
Saygılarımla
Hasan Kıvırcık
sermet erdem
anlıyorum ama anlayamıyorum. odada bir biçimde bir kaç kişiyle olacağım deyip kendine yakın ittifakları görmemek tercihinde bulunanların sonra dönüp eleştiri yapmaları çok yararlı değil. üstelik köklerini daha derin tarihsel süreçlere dayayan ancak yer üstü temsiliyetini İstanbul_Ankara sözcüklerine sıkıştıran bu çatışmada yıllar süren İstanbul hakimiyeti hep o “bir kaç kişiyle” var olma seçeneği yüzünden devam ettiriliyor. bu yılki İstanbul seçimlerinde mevcut yönetimi Ankara grubunun gelip desteklediğini duydum, kendim orada yoktum. ama önce inanamadım, hem çok saçma geldi hem yılların genel kurulcuları-seçim kaçırıcıları-adam karalayıcılarına destek olmak size mi kaldı diye de düşündüm açıkçası. tarih bir bilim değil şüphesiz ama yine de metedolojik olarak bakarsanız öğretici.
mehmetterzi
Bazı çevrelerde son olarak İstanbul seçimleri sırasında Mimdap grubunun (ki bundan önceki iki dönem boyunca onlar muhalif olarak program ve liste çıkarmışlardı) MİM grubunu desteklemesini, bazı üylerini paylaşmasını yadırgayıp acımasızca eleştirdiler. “MİM grubu sol değil, siz sol olarak niye o liste içindesiniz” diyenler oldu. Yahut “onları değil de siz sol bir liste çıkarsaydınız sizi desteklerdik” diyenler çıktı.
Yıllardan dört yıl önce, DİMP de Ankara da ikinci dönemini başlatıyor, Ayhan Çelik başkan olacak… O dönemde çıkan Mimarlıkta demokratik açılım platformu programı bir çok açıdan DİMP programına benziyor, aynı kökten çıkmış oldukları görünüyor. İki yıl önceki Mimdap programı “başka bir dünya mümkün, başka bir mimarlık var” son sözüyle vurgulanıyor.
Şimdi anlayamadığım, bu teknolojik çağda bu iletişim ortamında Ankaralı dostlar dört yıl boyunca bu programı görmememişler, okumamışlar, kimlerden oluştuğunu anlamamışlar mıdır?
İkinci sorum, şimdi çıkıp daha devrimci bir liste yapsaydınız diyenler bundan önceki iki dönemde çıkan listeler, genel kurullarda yapılan konuşmalar için yorumları nedir? Ve yine bu listeler için şimdiki yönetimin “masonlar” suçlamasını, bir dönem önce ise akp li ve sorosçu suçlamaları yaptıklarını duymuşlar mıdır? Ankara dan bu yıl yollara düşenler ve karşılıksız, yani hibe yoluyla verdikleri destekleri ortaya koymadan önce daha sol ve devrimci programları ortaya koyanları nasıl farketmemişlerdir?
İşte sorun yeri burasıdır, son yirmi yılın genel kurullarında tabiri caizse kanka olan iki grup, aslında kendi geleneğinden gelen dönemlerdir sol ve devrimci program inşa etmeye çalışan grubu ‘farketmemiş’lerdir. Bu durum basit bir tarihsel hata olamaz.Hatta bu durum, MİM grubuna karşı Ankara’lı ve bir grup eski İstanbullu’arkadaşın’ seçim sathı mahaline aktif olarak gelip hesap sorucu militanlara dönüşmesinin de sebeplerini içinde taşımaktadır.
Yanlış tutulan yol mimarlar odasının iki yıl daha kaybetmesine nedendir bir yandan ama diğer yandan gruplar ve gelenekler arasında da güvensizliğin temellerinin oluşma nedenidir. Gökçeli bu konuda “arkadaşlarımızla ilişkiye girelim…” önerisini sunmaktadır. Ama yıllara sari bu güvensizlik bölümü daha zor aşılır görülmektedir.
Bir son nokta daha söylersem, Ankara merkezli bu grupların ülkenin ve onun bağlamında mimarlar ortamında sürdürülecek siyasetler, ve bilhassa ittifaklar konusunda kesin olarak başarısız olduğudur. Siyasal tutuculuğa, ulusalcılığa saplanan, odayı bürokratik bir silah gibi kullanan mevcut yönetime, ondan farklı olduğu hiç bir yerde anlaşılmayan; benzer dillerden karşı olmanın, yenilikçi ve tam muhalif bir çizgiye sahip olmadan işin kıyısından “bizde varız” siyasetini kabul etmelerinin onları getiridiği nokta bundan daha ileri olamayacaktır.
Bundan sonra taşlar yerinde kalırsa eğer her taraf durumunu tekrar değerlendirmelidir.
Saygılar
Yılmaz Kuyumcu
Devrimci olmak değişikliğe, yeniliğe açık olmanın ötesinde bunları aramak demektir.
Devrimci olmak tutucu olmamak, yeniyi aramak ve anlamaya çalışarak onunla gelişmeyi değişmeyi dönüşmeyi sağlamak demektir.
Devrimci olmak insanlığın değerlerinin gelişmesine katkı sağlamayı gerektirir engel olmayı değil,
Devrimci olmak bürokrisi oluşturmaya çalışmak yada bürokrasiyi savunmak değildir, gelişmeyi, ileri gitmeyi savunmaktır.
Devrimcilerin ilk yaptıkları devrim kendilerine karşıdır, çünkü güvenli sularda yelken açarak ancak gönül eğlendirilir, gerçekler ise dalgalı sularda uzak ufuklardadır. Bu nedenle de devrimciler tehlikeli insanlardır, çünkü sığınmazlar, gelişme için heryerde ve sürekli mücadele ederler. Devrimci olmak Kübada konforlu büroda bakan olmak yerine Bolivya’da dağlarda gerilla yapmayı seçmektir.
Devrimci olmak “aynı suda iki defa yıkanmamaktır”. Devrimci olmak bilinen denenen hatalarla israr etmemektir. Bu hataların avantajlarına sığınmak yerine üstelik tüm saldırıları da göze alarak doğru bildiğini, inandığını yapmaktır.
Genel kurulda bu nedenle Sayın Salih Şencan’ın yaptığı konuşmanın içeriğin ötesinde ve tüm konuşmalardan daha fazla simgesel anlamı vardır. Çünkü samimidir, artniyetli değildir, devrimcidir ve sadece bu nedenle bile etikdir doğrudur.
Değişimi, dönüşümü, ileri gitmeyi, savunmaktır. Her zaman ve her yerde.
Bu nedenle gerçek anlamda mimarlık mesleği devrimcidir. Bütün büyük mimarlarda devrim yaptıkları için büyüktürler. En basit görünenden toplumun tümüne… Kalıpları tekrarladıkları, sığındıkları için değil. Genel olarak tüm dünyada mimarların entellektüel düzeylerinin ve aralarında çok az tutucu, sağcı olmasının nedeni de belki de budur.
İnsanlık da kalıplarla, bürokrasiyle değil devrimlerle gelişir.
Bence bu arkadaşlar yanlışı, sadece yanlış tarafı destekledikleri için yapmadılar sorun çok daha derinde.
meise gülen
Raşit bey yazısı içinde genel kurul sonucunu “Sonuçta sol anlayışın iki değişik varyantını oluşturan iki grubun birlikte davranamaması sonucunda Mimarlar Odası iki yıl daha hem İstanbul Şube yönetimi hem de DİMP platformundan daha muhafazakar bir anlayışın eline geçmiş oldu.” biçiminde özetlemiş.
Daha muhafazakar??? Bu terim çok az açıklıyor kanımca. Siyasal bakımdan ulusal güç ittifakçısı, sol ötesi(arkası anlamında),modernleşme karşıtı, mimarlık ve kent sorunlarını tıkayıcı, duraklatıcı, çözümsüzleştirici demek daha doğru. Bir de en önemlisi kendini sürüdürücü, kendi için olan şey demek lazım bence.
Saygılar
Kutay Erginoğlu
anlamakta güçlük çekiyorum. ankaralı mimar grubu istanbulun tezlerini destekledi. bu durum kendi aralarında yıllardır süren çelişkiye aykırıydı. ama onlar odayı gerici ve rantçı olduğu söylenen gruba teslim etmek istemedikleri için, daha büyük bir tehlike karşısında şartların diyalektiği yüzünden kendilerini devre dışı bırakacak bile olsalar şovelyeliği tercih ettiler. bildikleri bir karşıtla karşı karşıya kalmayı tercih ettiler, risksiz, süprizsiz 1 e6 veya 2 ye 5 e baştan kabul göstererek. ancak tarihsel bir yanılgının içine düşmekten kurtulamadılar. bu yönetimi işin özünde bir taraftan da onlar inşa etti, ihya etti. şimdi çareler üzerinde konuşmak neyi hafifletir?
Hatıralar Hatıralar
Bu ilk değilki.
Sene 1995 İstanbul Şube’de genel kurul ve seçimlere gidiliyor şu anki DEMİM grubunda bulunan geleneksel sol kesim ile ortak liste çalışmaları bir taraftan yürütülürken diğer taraftan da tekil program çalışmaları gizlice devam ediyor. İttifak yapacağız diye gelen sol grup bütün iyi niyeti ile Taksimdeki binanın dördüncü katında büyük bir masa etrafında toplanmış durumda, diğer grupta kırk küsur sayfalık programını tamamlamış bir taraftan şimdi DEMİM’de yer alan arkadaşları bıyık altından gülerek dinlerken diğer taraftan da alttan alta programının baskısını organize etmeye çalışıyor.
Derken çıngar birazda kasıtlı olarak çıkartılıyor nedeni, sol gruptan yani şimdiki DEMİM’den bir arkadaşın program üzerinde düşünüldüğünü farketmesiyle buna itiraz etmesi. Halbuki değil düşünmek programın tamamı baskıya hazır hale getirilmiş. Her şey hazır.
Çıngar kasıtlı olarak büyütülüyor. Oyuna gelen sol kesim salonu terkederken program okunmaya başlanıyor: -“MİMARLIK TOPLUMA KARŞI SORUMLUDUR”….”
Hatıralar, hatıralar…
keriman ay
Bence bu konularda tescilli İstanbul şubesi için söylenecek çok şey olabilir ama bunlar hep aynıdır, otuz senedir değişmez. Hatta köklerine inerseniz yetmiş senedir değişmez, görürsünüz.
Fakat Ankara şubecilerin İstanbul çıkarması ve genel kurulda sağlanan linç ortamına katkıları hiç unutulmayacak birşey. Ben gözlerimle kulislerde yaptıkları yüksek sesli tartışmaları gördüm. Yakaldıklarına hesap sorma edaları falan, ne kadar tezcanlı durumlardı öyle. Şimdi düşünme fırsatları olur belki içine düştükleri yanılgının.
Emre Büke
En son genel merkez genel kurulu ile kimi kesimlerce olduğu gibi görünen “kellik” takke iyice düşünce açığa çıkmış oldu.
Bu durum bir çok açıdan sürpriz değil esasında, fazlasıyla bilinen bir durum. Adta “mukadderat”
Ankara’dan yollara çıkıp İstanbul’da ‘demokrasi mücadelesi’ vermeye kalkışan arkadaşlar tutarsız ve isabetsiz davranmışlardır. Tutarsızdırlar, sözünü ettikleri bir gericilik-akp tehlikesi yoktur, doldurm bilgiyle harekete geçmişlerdir. İsabetsizdir, asıl demokrasi maskeleyeicisi, iktidar düşkünü, toplumsal mücadeleyi ve odayı karaya vurduran ekibe bulamyacakları ölçüde payanda olmuşlardır.
Bir de hiç şık değildir, bir başka genel kurula ittihatçı kafasıyla müdahale etmek.
Bir de şimdi durum belli olmuş, o suçladıkları ama aslı olmayan MİM grubu, dört yıldır her esileyle yok saydıkları MİMDAP gerubu bu genel merkez genel kurulunda hiç bir temsiliyete ulaştırılamamış, onların yokluğunda hem İstanbul, hem Ankara olarak var olmuşlardır. Demokrasi savunucularının bu tablo üzerine oturmaları (şu ana kadar ciddi bir özeleştiri yok) hiç şık değildir, hatta çok yakışıksızdır.
Sayın R. Gökçeli, konunun çok nazik yönlerine değinmiş, aşağı yukarı bu tabloyu ortaya bütünlüklü olarak koymuştur.
Bir de yapılması gerekenleri ifade etmiştir. Bundan sonra odada sol eğer varsa kimlerle alış veriş edeceğine, kimlerin sözüne güveneceğine ve destek olacağına dikkat etmelidir. 2008 İstanbul seçimleri sırasındaki akıl tutulması atlatılamaz, bu sırada ortaya çıkan anamoliler düzeltilemez, süreç açıklıkla eleştiriel düzeyde ele alınamaz ise dağılma, bölünme sürer. Ama bunun tersi de mümkün ve bu defa “ters birşeyler” olur umarım.
Saygılar
salih şencan
solun ebedi sorunu parçalanma değil demokrasiye bakış tarzı ve ”tekkeyi bekleyen çorbayı içer anlayışı Raşit…..Diğer dediklerine katılıyorum,parçalanma solun sorunu değil ;yorumlayan ve statükocu olarak ayrıştıran parçalanma dediğin süreç toplumu ileri götüren anlayış aslında ve olumlu buluyorum..Sevgilerimle kadim dostum….