Yeldeğirmeni, Haydarpaşa, Kadıköy ile ilgili tez, mastır, doktora, ödev yapan öğrenci kardeşlerim bir şekilde iletişim adreslerimi bulurlar ve benimle görüşmek isterler. Zamanım olduğu takdirde hiç birini reddetmem. Hepsiyle görüşürüm. Genç arkadaşlarımızın bilgiye aç halleri beni mutlu eder. Geçtiğimiz günlerde Şehir-Bölge Planlama öğrencisi bir kardeşimizle görüştüm. Kendisinin tez konusu Yeldeğirmeni’nin kimliği ve yaşanan dönüşümü ile ilgili idi.
Bana gelmeden önce burada yapılan Canlandırma Projesini araştırmıştı. İnternette ilgili siteyi okuduğunda hoş şeyler olduğu, tarihi bir semtin korunduğu duygusunu edinmiş. Ancak semte gelip saha çalışması yaptığında her yanı saran kafeler O’nu hayal kırıklığına uğratmış. Diğer yandan yaşayan insanlarla konuştuğunda hepsinin sıkıntılı olduğunu, mutlu olmadıklarını, kendi semtlerinde kendilerini yabancı hissetmeye başladıklarını anlattıklarını dinlemiş. Kendisine tescilli eser olan tarihi Özen Sinemasının kaçak tadil edilip burada Belediye, Çekül, Kentsel Strateji Şirketi birlikteliğinden meydana gelen TAK isimli çalışmanın yapıldığını, bu birlikteliğin Kadıköy’ü tasarladığını söylediğimde ise şaşırtmıştı. Çünkü: Başkalarına kaçağı yasaklayıp yasal olmalarını sağlamak görevinde olanların kaçak binada tasarım yapmaları oldukça çelişkili bir durumdu.

Tarihi Yeldeğirmeni
Hâlbuki tarihi kimliği olan Yeldeğirmeni’nde koruma projesi yapılmalıydı. Semtin tamamı SİT Alanı ilan edilip tescilli eser olabilecek tüm binalar tekrar araştırılıp tamamı tescil edilmeliydi. Belediye alt yapısını, yollarını, kaldırımlarını yapıp daha sonra burada her çeşit inşaat faaliyetini SİT Alanı ve tescilli eser kurallarına uygun yaptırmalı sonra da semti kendi haline bırakmalıydı.
Yeldeğirmeni’nde yapılanlar tamamen tersine işlerdi. Semt vitrine değil adeta pazar tezgâhına konarak pazarlanmıştı. Bir anda diziler, filmler çekilmeye başlamış, sanat atölyeleri, hosteller açılmış, bir boya firmasına cepheler boyatılmış, çeşitli etkinlikler organize edilmiş, yurt dışından gelen ressamlara bina cephelerine resimler yaptırılmıştı. Böyle bir rantlandırma çalışması sonrasında doğal olarak kafeler, sanat atölyeleri açılmış semtin kimliği değişmeye başlamıştı.

Değişimden Bir Köşe
Kent merkezindeki sakin kalmış semtleri çöküntü alanı ilan edip buralara Canlandırma Projesi yapmak işin kolayına kaçmaktır. Canlandırma Projeleri kent dışındaki, örneğin: Dil Ovası gibi, yerleşimlere yapılmalıdır.
Adli olaylar yanlış kentleşme planlarıyla oldukça ilgilidir. Zira buralardaki eski ve yeni insanlar arasındaki kültür uyuşmazlığı sonucu huzursuzluklar çıkmaktadır. 2010 yılında Tophanede bir Sanat Galerisine yapılan saldırı ile 2015 yılında Yeldeğirmeni’nde işlenen cinayet bu açıdan da değerlendirilmelidir.
Öğrenci kardeşimiz güzel sorular soruyordu: ‘Canlandırma Projesiyle semtleri marka yapmak doğrumudur?’.
Asla değildir. Canlandırma Projesiyle pazarlanan semt marka ilan edilir ancak ilan edilen marka bir süre sonra tüketilir. Aksine tarihi kimlikteki bir yerleşimde ‘koruma amaçlı koruma’ yapıldığında orası kendiliğinden tüketilemeyecek şekilde marka olur.
Kardeşimiz kendisinin de bir mahallede yaşadığını, geç saatte bir ihtiyaçları olsa mahallede yaşayan bakkallarına dükkânını açtırıp ihtiyaçlarını karşıladıklarını anlattı. Sözüm ona “soylulaşan” Yeldeğirmeni’nde artık esnaflar başka semtlerden buraya işe gelip gitmektedirler.
Kent merkezindeki mahalleler “soylulaştırıldığında” buraları aileler terk etmekte, dolayısıyla çocuk sayısı azalmaktadır. Bu durum semtteki okulların kapatılma sebebi olmaktadır. Kalan çocuklar ise başka semtlerdeki okullara servis araçlarıyla gitmek zorunda kalırlar. Hâlbuki doğru olan, çocukların mahallelerindeki okula yürüyerek gidebilmeleridir.
Sonunda genç arkadaşımız beklediğim soruyu sordu: Eskiye nasıl dönülebilir?
Artık eskiye dönmek olamaz. Ancak değişimi burada dondurmak gerekir. Hiçbir şey yapılmamalı, Özen Sineması kurallara uygun restore edilerek sinema-tiyatro haline getirilmeli, TAK iptal edilmeli, Canlandırma Projesiyle ilgili çalışanlar tamamen semti terk etmeli ve semt kendi haline bırakılmalıdır. Belki o zaman bugünkü halinden biraz daha eskiye yaklaşılabilir. Kesinlikle Kurtarma Projesi yapılmamalıdır. Zira kapitalist taktiğidir. Kurtarılacak hale getiren proje uygulanırken de, kurtarma projesi uygulanırken de kazanç elde edilir. Buna bir koyundan birden fazla post çıkarmak denir.
Yıllardır gerçekleştirdiği Koruma Projeleri dolayısıyla Çekül Vakfına saygı duyardım. Kadıköy Tarihi Çarşı ve Yeldeğirmeni Canlandırma Projeleri bu saygımın son bulmasına sebep olmuştur. Yeldeğirmeni Canlandırma Projesi Tarihi Yeldeğirmeni’ni öldürmüştür. Kadıköy Tarihi Çarşı Canlandırma Projesinin Kadıköy Tarihi Çarşıyı öldürdüğü gibi.

Tarihi Yeldeğirmeni Gezilerimde Kullandığım 1938 Pervititch Planı
Bugün semtteki kafeleri, sanat atölyelerini tanıtan ücretli geziler tertiplendiği duyuluyor, Yeldeğirmeni’nin gazetelerin Pazar eklerinde kafeleriyle yer almakta olduğu okunuyor. 100 yıldan fazla bir zamandır mahalle kimliğiyle bilinen tarihi Yeldeğirmeni semtimiz artık Müstakbel Karaköy olarak gösterilmektedir.

2015 Kafeler Planı (Hürriyet Gazetesi)
Öğrenci kardeşimiz benden bir şeyler öğrenmeye gelmişti ama aslında ben Ondan çok önemli bir şey öğrenmiştim: Canlandırma Projesinin yanlışlığı artık fark edilmekte.
Not: İsteyen guruplara Tarihi Yeldeğirmeni’ni ücretsiz gezdirmeye tekrar başlayabilirim.



6 Yorum
yunus emre acar
merhaba biz bilgi üniversitesi mimari restorasyon öğrencileriyiz.yeldiğirmeni sokakla ilgili tez yapmamız istendi.bununla ilgili sizden yardım isteriz.şimdiden teşekkür ederiz.
Ceren Ercan
[email protected] Merhaba. Bir tiyatro projesi için Alman bir yönetmenle işbirliği içerisinde Yeldeğirmeni üzerine çalışıyoruz. Eğer mümkünse sizinle bir görüşme yapmak isteriz.
Gülben Yılmaz
Ben yeme içme mekanlarının yanında daha çok kültürel fonksiyonlar diyorum. Çünkü giderek bir süre barlar sokağı olan bir Kadıköy değil her halde tek istediğimiz. Gelişme, dinamizm, kentin terk edilme arafesindeki bölgesinin yeniden uyanması çok güzel. Bunu biraz çekip çevirmekte ve kültür-eğitim akslarını araya sokmakta yarar var.
necmi yazgan
Herşeyin biraz hızlanması, çok kısa zaman diliminde yüz değiştirmesi hele Yel değirmeni gibi bir bölgede daha çok kafe lokanta ve galeriler ile sokağa yayılma sokak kullanımı belirgin şekilde artınca belki de Arif beylerin gözü korkuyor. Nerde duracak bu değişim gibilerden.
Aslında değişim yıllardır devam ediyor, Arif beyin orada yaşadığı dönemde de değişim var, ilk kurulan Yel değirmeni olarak kalmadı herhalde.
Ben Arif beyin yazısındaki karşı tutumu hızlı değişime bağlıyorum. Biraz daha sindirilse ve mimarlar biraz daha müdahale edebilse belki de daha güzel olacak.
kerim gököz
Bence yeldeğirmeninde yapılan projeleri daha iyi incelemelisiniz. Kentsel korumada “dondurmak” fikri geçmiş yüzyılda kalmış, gerek icamos, gerekse unesco tarafından karşı çıkılan bir fikirdir. Yeldegirmeninde giderek soylulaşacağı yıllardır söylenen bir konuydu. Burada marmaray ve kadıköydeki genel hareketin etkisi var. Zira yanlış bilmiyorsam canlandırma projesinin metinlerinde bile bu bir tehlike olarak yer alıyor. Burada projeyi suçlu ilan etmek oldukça garip. Yeldeğirmenine proje ile yapılan şeyler hepimizin yıllardır beklediği hizmetlerden ibaretti. Arif bey belli ki bir süredir yeldeğirmeninde yaşamıyor. Korumak istediğiniz parkı olmayan, hiçbir sosyal hizmetin verilmediği, yollarında yürümenin imkansız olduğu bir mahalle mi?
salih şencan
kuşkusuz sosyolojik çöküntü ile kentsel çöküntü birbirini tamamlayan ve çöküntü tanımında birbirine referans veren 2 kavramdır..ben sevgili atılgan kadar tutucu yaklaşamıyorum bu canlanma meselesine..zira canlanmama-gelişimi durdurma ve dondurma kanaatimce çöküntüyü hızlandıracaktır..kentin belirli parçalarının yeni fonksiyonlar yüklenmesi/yüklendirilmesi çöküntünün önünü alır belki de..üstelik burada canlanmaya esas işlevsel giydirme kafeler ve sanat atelyeleri ise meseleye daha sıcak bakmamız için olumlu bir gidişattan dahi bahsedilebilir..Dilovası ile yel değirmeni mukayesesi totolojik olmuş..dilovasında yapılan ya da yapılacak olan canlandırma değil kentsel planlamada bu mevkiye sektörel olarak yüklenecek yeni işlevler ve yeni bir kentsel ölçek çekim merkezi olmasıdır diye düşünüyorum..evet bazen hiçbirşey yapmamak planlama açısından en doğru tercih olabilir ama yel değirmeni ya da kadıköyün başka tarihi merkezlerindeki bu ve benzeri işlevli canlandırma projelerine haksızlık ediliyor düşüncesindeyim..semt bakkalı fikri Perihan abla dizisinde ya da mükremin çıtırda kaldı,bu gerçeği ıskalamamak gelişmeyi görmek ve tarif etmek anlamında önemlidir..mimarlar kent plancıları sosyaologlar ve tarihçilerin görevi bu dönüşümün bilimsel analizlerini yapmak ve olumlu kılmaktır..bırak dağınık kalsın mantığı ile davranmak mesleğimizin özü ile de bağdaşmamaktadır..