Çok eskilerde, ünü pek de duyulmamış bir mimar vardı.
Çeşit çeşit sahte mimarların elinden bir türlü ayakta duramayan, bir türlü yükselemeyen yapıları kurtarmak istiyordu.

– Bunlar mimar filan değil, hepsi de üçkâğıtçı. Bazısı işe damdan başlıyor, bazısı üst balkonlardan… Yapıya temelden başlanır, temelden. Bilim bunu böyle söylüyor, diyordu.
*
Bir süre hep bir yapının damdan, balkondan değil; temelden yapılması gerektiği konuşuldu.
*
Bir gün mimar:
– “Yapı temelden yapılır” sözünü kimse kolay anlamıyor. Yapının bitince nasıl olacağını anlatırsak, bize kulak verenlerin sayısı çoğalır, dedi.
Ve yapının bilimsel olarak temelden yapılması yerine; banyolarının, sahanlıklarının, yemek odalarının nasıl olacağını anlatmaya başladı.
*
Gerçi sahte mimarlar da buna benzer şeyler söylüyorlardı ama onlar hep işe damdan, yan pencerelerden, ikinci kat merdivenlerinden başlamaya kalkıyorlardı.
Onun için de bina bir tülü çıkamıyordu ortaya.
Ancak yapacakları yapıyı çok tatlı anlattıkları için daha çok müşteri toplanıyordu arkalarına.
Yapıyı temelden başlama iddiaları pek çekimli görünmüyordu. Kalabalıklar, daha kolayca yapılacak ve daha kolayca içine girilecek bir yapı özlüyorlardı.
*
Ve bir gün yapının bilimsel olarak temelden yapılması gerektiğini söyleyen mimar:
– Gerçekten öylesi uzun sürüyor, demeye başladı. Temel yerine yandan payanda da konulabilir. Usta ve hünerli bir mimarın bilime de pek ihtiyacı yoktur. Biz de vazgeçelim şu temelden de payanda usulüne yönelelim. Toprağın koşulları da uygun buna…
*
Bazı kişiler:
– Payandalarla olmaz efendim, yıkılır, çok denendi, hep yıkıldı yapılar, dediler.
Ne çare ki mimar:
– Ben hepinizden iyi bilirim, ben yapılır dersem yapılır, diyordu.
*
Bir süre de öyle gitti.
Yapıya temelden başlamak gerektiğini öne sürenler, anlayışsızlıkla, dar kafalılıkla suçlandı.
*
Derken:
– Payanda da önemli değildir, önemli olan müşteridir, denmeye başlandı. Bir defa müşterisi bollaşsın yapı nasıl olsa yapılırdı.
Ve payanda usulü bir kenara itildi. Mimar:
– yahu ben usta bir mimar değil miyim, neresinden başlasam nasıl olsa bitiririm, diyordu. Temeldi, payandaydı, bunların hepsi faso fiso, ben yeni bir usul buldum. Siz benim usule bakın, diye ısrar ediyordu.
*
Nedir bu yeni usul, diye sorulduğunda:
– Önce müşteri toplamak ve mimarlığı kabul ettirmek, ben hele müşteriyi bulayım, yapıyı nasıl olsa yaparım, diyordu. Ve yapı sade temelden yapılmaz, sade payandayla da yapılmaz, aerodinamik olarak damı ortaya koyarsın, yan pencereler tepeye çıkar. Temeli iç salona alırsın, en alta da tavan arasını yerleştirirsin, mimarlık tarihine büyük katkın olur, görülmedik bir şey ortaya çıkar.
*
Ve “Yapıya temelden başlanır, bilim böyle söylüyor” diyenleri, bütün öteki sahte mimarlarla birlikte suçlamaya başladı.
*
Sonunda işler karıştı. İnsanlar birbirlerinin yüzüne tuhaf tuhaf “Gerçekten mimar mı yoksa atıyor mu” kuşkusuyla bakmaya başladılar.
İşler iyice Arap saçına döndüğü bir sırada, yeniden sesler duyulmaya başlandı:
– Bir yapıya temelden başlanır, bilim bunu böyle söylüyor.
*
Masal burada kesiliyor.
Onun için “onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine” diye bitirmek henüz mümkün değil masalı.
Kaynak: Milliyet


