Bir Genel Kurul daha sona erdi

9 Dakika Okuma Süresi

SALİH ŞENCAN
Aslında sonucu biraz baştan belli bir Genel Kurul’du 41.dönem Merkez Genel Kurulu..
İstanbul’da Büyükkent Bölge Temsilcilikleri seçim süreci ile başlayan Büyükkent Şube Genel Kurulu ile tamamlanan; öz olarak çoğunlukçu-dışlayıcı-anti-demokratik-bürokratik ve oligarşik yapıların bir dönem daha ve tüm yürütme kadrolarının neredeyse tamamının görevde kalmalarını üye tabanına dayatan ve bu dayatmayı da Oda tarihinde bir ilk denilebilecek ‘’sol Mc Carthy’ci’’ yöntemler ile kamuoyuna KARANLIĞA KARŞI DAYANIŞMA metinleri ve AKP Mimarlık İçin Mimarlar grubunun listesini destekliyor vaveylası ile’’ kazanmakta’’ beis görmeyen Çağdaş Demokrat Toplumcu Mimarlar listesi Merkez delegasyonunu da belirlemiş oldu. (Yönetim Kurulu asil ve yedek üyeliklerinde görev üstlenmeyi; Nisan ayındaki Merkez Genel Kurulun’da mevcut MYK’nun sağ-bürokratik-kırtasiyeci-buyurgan ve anti-demokratik yürütmesinin yerine demokrat-devrimci (yenilikçi-çoğulcu-toplumcu) bir yapı ile değiştirme mutabakatını sağladığını varsayan DeMimar grubuna mensup arkadaşlarım kabul ettiler, işte delegasyon da bu anlamda Büyükkent Şube Yönetim Kurulunun çoğunluk kanadının arzuladığı şekilde ve sayısalda oluştu.)

İstanbul Büyükkent Şubesi’nin Genel Kurul’unda ortaya çıkan vahim tablo; aynı yönetim ve yürütmenin bir dönem daha görev başında kalması değildir oysa, tabii bu durum da meslek grubunun bir kısmının artık Mimarlar Odası ile bağlarını sorgular ve çözüm yollarını ve örgütlenme modellerini Oda dışında arar olması konusunda bir kopma noktası oluşması anlamında tarihsel öneme ve bence vehamete sahiptir, ama asıl olan Oda’nın uygulaya geldiği politikaları benimsemeyen muhalif unsurların temsiliyette sıfır derekesine indirgenmesi ve delegasyonda 1 üye ile dahi temsil edilemiyor olması sonucunu doğurmasıdır ki bu en zarif üslubu ile faşizan-oligarşik bir yönelimdir. Bu durumdan;ülke demokrasisi de, Oda’nın mesleki demokratik kitle örgütü olması hususiyeti de,mimarlık da,kent de ve tabiî ki mimarlar da olumsuz etkilenecektir, etkilenmektedir. Hepimizin bildiği gibi, toplumsal formasyon: ekonomik-politik ve ideolojik düzlemlerden ve bu düzlemlerde sürdürülen mücadelelerden oluşur ve ekonomik mücadele son kertede belirleyicidir. Son kertede teorik lafzı son derece önemlidir zira; diğer düzlemlerin görece özerkliğini ifade etmektedir. Devlet iktidarı; baskı aygıtı ve ideolojik aygıtlardan oluşur. Althusser’de;dini-öğretimsel-aile-hukuk-siyasal(partiler)-sendikal-haberleşme(basın,radyo,Tv)- kültürel (edebiyat,güzel sanatlar,spor) DİA’lardan (devletin ideolojik aygıtları) bahsedilmektedir. Son olarak baskı aygıtının kamusal alanda ,çok sayıda ve değişik ideolojik aygıtın ağırlıkla özel alanda (hükümetler dışında örgütlenebilir olmasının altını çiziyorum) yer aldığını ifade etmek Mimarlar Odası mücadelesinde;hangi mücadeleyi(neyi) kimlerle (nasıl) yapacağınıza dair ipuçları vermesi anlamında önemli bulmaktayım. Bu önermenin ışığında 1992 yılından bu yana görev yapan tüm Şube yönetimleri, Mimarlar Odası’na bir ideolojik mücadele alanı ve bu alanın örgütlenmesi sorunsalına devrimci modeller önermekten uzak kalmışlardır.Tam tersine birincil politik örgüt yerine Oda’yı ikame eden bu anlayıştaki arkadaşlarımız,kültürel bir DİA olan mimarlık alanında ,Althusser’de ‘’sendikal DİA’’ olarak belirlenen alanda meslek odaları diye bir alt başlığı açma cüretini gösterirsek eğer Mimarlar Odası’nda başka bir düzlemin (politik düzlem-siyasi parti-birincil örgüt ) çalışma tarzını yürütmektedirler. Kapalılık-çok sesliliğe kuşkulu bakış tasfiyecilik- dar grupçu/hizipçi çalışma anlayışı-giderek ve sonucunda dezenformasyon örgütsel çalışmalarını karakterize etmektedir.
Üstünden 4 aylık süre geçmiş olmasına rağmen Şube Genel Kurulu’nun değerlendirmesini (üstelik Genel Kuruldaki muhataplarının katılımı ile yapılması, 13 Mayıs tarihli Şube Yönetim Kurulu’nda ısrarla ve altı çizilerek vurgulanmasına rağmen kabul görmediğinden bu kez de yazılı başvuru ile bu değerlendirme talep edilmiştir) yapmayı arzu etmeyen bir Yönetim Kurulu ile karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım. Yönetim Kurulu’nun yazılı başvuruyu kabul etmemesi halinde;DeMimar bu çağrıyı MİM grubuna ve mimarlık kamuoyuna yapacak ve tabii Şube Yönetim Kurulu’nun da katılması için elinden gelen çabayı gösterecektir. Bu kısa ve zorunlu girişi yaptıktan sonra 18-19-20 Nisan tarihinde Ankara’da ODTÜ Kampüsünde düzenlenen Mimarlar Odası 41.dönem Merkez Genel Kurulu’nda yaptığım konuşma metnini özetlemek istiyorum:

“Merhaba,
MYK Başkanı Sayın Bülent Tuna çalışma raporu üstüne söz aldığında, elinizdeki özet raporda da belirttiği gibi pek çok konuda etkili olamadıklarını, gündemi belirleyemediklerini, faaliyetlerini kamuoyuna yansıtmakta yetersiz kaldıklarını ifade ederek bu konudaki üzüntülerini dile getirmiştir. Yapıcı eleştiri yapma konusunda hassasiyetini bildiğim Niyazi Ağabey’den (Duranay) özür dileyerek ifade etmek zorundayım ki; MYK çok fazla konuda ve rutin faaliyet yürütmüştür. Politik öncelikler ve dönemsel orijinalite belirlenememiş ehem ile mühim karışmıştır, Mimarlar Odası’nın yürüttüğü mücadele bağımsızlık ve demokrasi konusunda yürütülen genel mücadeleye eklemlenememiştir, bu koşullarda başarılı bir dönemden bahsetmek mümkün değildir.

Genel Kurul’a giderken İstanbul’da düzenlenen bir delege toplantısında önümüzdeki 2 yıl çok
politik olarak değerlendirilmiştir, oysa dönemler; çok politik-az politik-apolitik olarak nitelenemez, her dönemin kendine özgü politik ağırlık ve öncelikleri vardır.Böylesi tespitleri yapanlar ya dönem ya da kendi yönetimleri için bir evham içindedirler.

democracy_ic.jpg

Başta TMMOB ve İl Koordinasyon Kurulları olmak üzere Mimarlar Odası’nın her kademesinde ki yöneticiler kamuoyuna dönük yaptıkları basın açıklamalarında; siyasal iktidarlardan çoğulcu-demokratik-katılımcı olunması beklentilerini ifade ederler. Oysa kendi örgütümüze baktığımızda, seçilmiş organlar arasında dahi örgüt içi demokrasinin işletilmediğine, seçilmemişler için ise katılımın söz ve karar sahibi olmayı bırakın bunları ifade edebilme imkânlarının dahi tanınmadığı Genel Kurullara tanık oluyoruz. Bu tanımama; dışlama-yok sayma-töhmet altında bırakma yöntemleri ile temsiliyetin yok sayılmasının – yok edilmesinin çarpıcı örnekleri son İstanbul Şube Genel Kurulu’nda yaşanmıştır. İstanbul Büyükkent Şubesinde kendisine çağdaş-demokrat-toplumcu diyen anlayış 1700 mertebesinde oy alırken, Yönetimin politikalarını eleştiren MİM grubu 800 oy almıştır,ve bu 800 oy burada temsil edilmemekte ama herkes hakkında konuşmaktadır.İşte küresel sermayenin egemen olduğu devlet iktidarından her fırsatta;demokratik-katılımcı ve çoğulcu olmasını talep ederken,aynı eleştirdiğiniz gibi çoğunlukcu(%47 oy alan AKP iktidarı böyle eleştirilmekte ve katılımcı olmamakla suçlanmaktadır) davranır ve demokrasinin özü olan temsiliyeti reddedersek çocuklarımıza bu demokrasi anlayışımızı nasıl izah edeceğiz?.

Genel Kurul delegelerini seçimden önceki 2 gece gerçekten demokrasi ve gerçek temsiliyet konuların da derin düşünmeye davet ediyorum. Mimarlar Odası için kopma-kırılma noktasındayız, bu tarihsel bir momenttir eski davranış kalıpları ile hareket etmeyeceğinize inanıyorum. Ustanın dediği gibi ‘’anlamak gideni ve gelmekte olanı’’ mantalitesinin bu Genel
Kurula yansıyacağını umut ediyorum. Gene sıkça ifade ettiğim gibi; Odaları ele geçirme çabaları olduğunu savlayarak elde tutmanın stratejilerini gütmenin statükoculuk olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Bazı kentsel projelere dava açma yoluna gittiği ve çoğunu kazandığı için Odalara ve özellikle de Mimarlar Odası İstanbul Şubesine karşı(nedense merkezine karşı değil) ele geçirme operasyonunun bir parçası olarak Şube üyesi ve karşı oy veren 800 mimarın AKP’li olarak lanse edilmesi dezenformasyondur. Seçimlerden önce Genel Kurul yapılmasının ve Genel Kurullara katılmanın anlamı doğru bilgilenme sürecinin tamamlanmasıdır, zira demokrasinin olmazsa olmazı (sine qua non) doğru bilgilenmedir.

Mimarlar Odasını örgüt olarak fetişleştirmemek, yönetimlerin politikalarına eleştiri getirenleri (örgütlü-örgütsüz) yok saymamak, zan-töhmet altında bırakmamak demokrasi anlayışımızın özünü oluşturmalıdır.
Haziran 2006’da Mimarlara Mektup’ta ifade ettiğim gibi, sorunlar İstanbul Şubesi’nde iki anlayışın, Türkiye’de ise İstanbul ve Ankara Şubelerinin ittifakını aşkın durumdadır. Sorunlarımız ülkeye ait ve genel sorunlardır, mevcut MYK’nun yürütmesinin devam edeceğini bildiğimden ve en başta politikalarının yetersizliğini ifade ettiğimden çare-çözüm olarak Ankara Şube değil Türkiye’li Dimp (Demokrasi İçin Mimarlar Platformu) hareketini desteklediğimi belirtmek istiyorum.
40.dönem MYK’na yaptığı çalışmalar için teşekkür ederken, çalışmaları yetersiz bulduğumu tekrar ifade ediyor,1184 sahife ve 2.4kg ağırlığındaki çalışma raporunun 1ci cildin sonu olmamasını diliyorum.

(21 Mayıs 2008’de yapılan açıklama)

23 Yorum

  1. Selim Pınar

    KAraköydeki bina haberini duyunca doğrusu çok heyecanlandım. Umarım bu bina Liman Lokantasının deniz kıyısındaki iki komşusundan birisidir. Harika olurdu. Binamızda keyifli bir ortamda sözgelimi kıyı kanununu tartışırdık. Eğer o iki binadan birisi ise benden vize.
    Tabi birde işin diğer tarafı var. Yukarıdaki bütün eleştirilere katılmamak da mümkün değil. Hele gizlilik? Bu boyutta pes!
    Arkadaşlar eğer bir hücre evi tutsaydık içini de doldursaydık ancak bu kadar gizli olabilirdik.
    Ne oldu oda statü mü değiştirdi?

  2. nüket kandaş

    yeni şube binası bir taraftan da heyecan verici, toplumsal anlamda mülk sahibi oluyoruz, neden bir gruba haber verilirken herkese söylenmiyor garipsedim açıkçası. saklısı mı olacak böyle bir şeyin. üyelerin aidatlarıyla birşey alıyorsunuz sonuçta, kime danıştınız, kime ekper ettirdiniz, malın edip etmediğini nasıl anladınız, toplumsal yararını falan açıklasanız daha mükemmel olacak.

  3. selim er

    m.o.antalya şubesinin bşk.AKP li büyük şehir bel. menderes türel in danısmanı olduğünu …yapilan son genel kuruldada karşı gurupu AKP li diye suçladığinı…TMMOB yönetmenliklerini yok sayarak 200 ortaklı mimarlardan oluşan şirket kurduğünu …BİLİYORMUSUNUZ ……………?

  4. Mustafa Mutlu

    Mimarlar Odasının yine binası Karaköydeymiş. Liman Lokantasının tam karşısındaymış (ama katlı otopark degilmiş) toplam 4500m2 imiş, hemen içine girilebilecek durumdaymış, ayrıca altında bulunan 1500m2 lik yer hemen kiraya verilebilirmiş, miş miş mişler….11 tirilyon liraya alınmış. (+KDV?)
    MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN!

  5. Kenan Ataç

    Değerli Salih bey, çok güzel izah etmişsiniz ama bu konulardaki tuhaflıklar mimar aleminin fazla dikkatini çekmiyor. Bir taraftan ise fazlasıyla yaratılan yönetim takımının psikolojik ağırlığı ve ona karşı olma halinin yaratacağı zorluklar hesabedilirse söylediğiniz hususlara uyacak mimar kafi sayıda ortaya çıkamıyor. Diğer yandan, toplumun güncel ve tarihsel meselelerine sahiplik biliyorsunuz son vakitlerde ziyadesiyle azaldı. Şartlar bu denli fena gelişirken mimar denilen kişlerin aldıkları etkileri üzülerek görüyorum. Sizi bu karşı çıkışınızdan dolayı tebrik ederken bu zaviyeden bir muhalif duruşunuzun vakti zamanındaki arkadaşlarınız tarafından bile samimi şekilde algılanamadığını görüyorum. Tarihsel süreçlerde bunlar olabilir, siz bu kabil meseleleri öngören bir insansınız, yazılarnız ve yorumlarınızdan bunları anlıyoruz.
    Yolunuz açık olsun.
    Saygılar

  6. Melek Genli

    meslek odasının seçim sistemi ve yönetimi genel geçer kab gözlemle bakıldığında ülkede geçmişlerden gelen belirli bir duyarlılığı, sol bir yaklaşımı içerir gibi görünmektedir.

    uzaklığı azaltıp mikro ölçeğe doğru geldikçe görüntü bulanıklaşmakta, meslek ve politika ile uğraşanların yönetim tarafından ayrıştırıldığı, pasifize edildiği görülmektedir. yok efendim öyle değil, onlar şuncu, akp li biz solcuyuz, ilericiyiz demokratız,… gibi etiket etiket.

    şartları eşitlemeyen, sürekli yönetimin avantajlarını kullanan bir grubun yönetim zaferleri, demokrasinin kazanımları gibi sunuluyor. tıpkı ülkemizde seçim kazanan iktidarlar gibi. butün ilkelliklerin iktidar sahibi olmak ve onu muhafaza etmek çelişkisinden kaynaklandığını düşünüyorum ve bunun için sayın Şencan’ın tespitleriyle birlikte şunu teklif ediyorum:

    gruplar ya da kişiler en fazla iki dönem yani 4 yıl yönetimde kalsın. mutlaka etik açıdan bu süresini dolduran kişiler listelerde en azından 5 yıl yeniden aday olmasın.

    siyasal gruplar da ve listeler de öyle olsun, en fazla 4 yıl, sonra aynı grup tertibi çekilsin.

    basit ama her türlü çelmeyi, kırmayı, aşırı güç kullanımın ortadan kaldıracak bir yol bana göre.

    mevut yönetimin 92 den beri demir atmış olduğunu düşünürseniz, değişim vakti gelmedi mi?

    saygılarımla

  7. Yılmaz Kuyumcu

    Evet eleştirilerinizde haklısınız. “Aman ne iyi bir binamız oldu” demek çok kötü, çok daha kötü ortamlara kapı açmak anlamına da geliyor. Ve bu tuzağa Türkiyede sendikalar, sivil toplum örgütleri, partiler defalarca düştüler ve her seferinde işin sonu, yani “orantısız güç kullanmanın sonucu” hem o kuruluşları işlevsizleştirdi, düzene bağladı hem üyelerinden kopardı ve yabancılaştırdı hem de en ufak müdehalelerde savunmasız bıraktı.
    Burada sorunlar çeşitli özetlersek:
    .Meslek odasından aidat yüzünden ve icra tehdidi ile ihraç edilen, istifa ettirilenler,
    .Gerçek amacı eğitim olmayan, hem baskı, hem cemaat toplama hem de para toplama operasyonunda kullanılan meslektaşlarımız,
    .Oda vizesi ve ÇED raporuyla hem onaylanmış hem de çedlenmiş (ama sonuçta onaylanmış) aralarında Park otelin de bulunduğu ve İstanbul’a büyük zararlar veren binalar,
    .Yapı sektörüne tanıtım toplantıları adı altında pazarlanan mimarlardan sağlanan bir birikim söz konusudur.
    Ve sonuç da yöntemi haklı çıkartmaz.
    Harcama konusuna gelince Salih Beyden anladığım Mustafa Beyin kuşkularının doğru çıkması durumudur özetlersek:
    .alım gizli saklı en azından kaynak ve niyet varken genel kuruldan gizlenerek yapılmıştır.
    .yakın çevrenin bile ne olup bittiğinden haberi yoktur.
    .bina alım öncesi tanıtılmamış gösterilmemiştir.
    .yönetim kurulu toplantısını kapalı (yani gizli) yaptıracak kadar yönetim kurulunun haberinin olmadığı durumlar vardır. Yani bir kez daha bu bir dar çevre operasyonudur.
    .binanın büyüklüğü ve fiyatı anlaşılabildiği kadarıyla (çünkü ne olduğu bilinmemektedir) uygun değildir.
    .satın almanın nasıl yapıldığı yani komisyon kurulup kurulmadığı, hangi pazarlıkla nasıl alım yapıldığı belli değildir.
    .Bina tahsisi yada kamudan arsa tahsisi alma olanaklarının araştırılıp araştırılmadığı belli değildir.
    daha bir çok konu belli değildir.
    Bu durumda da gerçekten tebrik etmenin çok doğru olmadığı ortada, aceleci iyi niyetim için özür dilerim.

    Bir hatırlatma: Daha önce İbrahim Paşa Medresesinin Mimarlık Vakfına bedelsiz onarım karşılığı tahsisi sağlanmıştı. Yaklaşık 1600 m2 arsası olan nitelikli ve harap vaziyetteki tarihi eserin onarımı o dönemdeki mali olanaksızlıklar nedeniyle yapılamadığı için bina iade edilmişti.

  8. Resul Alaçam

    nispi demokrasiye nispet toptan ortadan kaldırdınız, hükmü hükmü yetene, güç savaşlarına, karanlık kuru oyunlarına döndü ortam.

    demokrasi, neredeyse git öğren, çin de bile olsa…

    ey demokrasi neredeysen ortaya çık, kapıyı üç defa vur, rüzgar yap, birşey tıkırdat biz anlarız…

  9. Azmi İzmirli

    “cehennemin yolları iyiniyet taşlarıyla döşenirmiş” çok doğru. Bina alınışı için sevinen arkadaşın durumunu anlıyorum ama kesinlikle tolerans gösterilmemesi gerektiğini, “aman ne iyi oldu artık bir binamız var!” düşüncesiyle bundan sonra daha da katılaşacak gibi gözüken faşizme kapı açmamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu aslında bir tür rüşvet yada Akpartinin bolca yaptığı türden hemde zorla mimarlardan toplanan paralarla onların ağzına bal çalmaktır. Yani burada kömür dağıtan belediye yerine bina dağıtan (ki gizliliğe bakınca akla gelen şey kimbilir neler dönmüştür oldu) bir yönetim vardır. Aynı anlayış ayni rüşvet. Zorla ücretler yarat topla sonunda onunla yönetimini sağlamlaştır. Klasik türkiye hikayesi.
    Nasıl olmalıydı? Birkere kesinlikle böyle değil. Geçmişte bunun çok örneğini gördük ve hiçbiri ne kalıcı oldu nede mesleğe yarar sağladı.
    Nasıl olmalıydı:
    .Genel kurulda konuşulmalı hatta genel kuruldan bu konuda bir karar çıkartılmalıydı. Topu topu birkaç ay geçti. Yani konu genel kuruldan kaçırılmamalıydı.
    .Genel kurul aşamasında bir komisyon görevlendirilmeli ve fiyat araştırmaları yapılmalı bu konuda tüm meslektaşların önerileri alınmalıydı.
    .Bir anket yapılmalı İstanbul’da mimarlar nasıl bir mimarlar odası istiyorlar sorulmalıydı.
    ………….
    Hiç olmazsa nezaketen.
    .

  10. banu serncan

    fehmi arkadaş gibi düşünüyorum, odanın yerini de tartışalım ama Şencan’ın sıkı tespitleri güme gitmesin.

    temsil= şu anda yarım
    çoğunluk diktası= evet var
    azınlık ama fikirleri olanlar=pratikte yok sayılıyorlar
    böyle demkrasi olur mu= istanbul şubede sadece olduğunu varsayanlar bulunuyor.
    yanlış bilgi yayını yapan bir mimarlar kurumu olabilirmi= istanbul şube dışında (utanıyoruz fakat söylemek zorundayız) olmaz

    açıklık getirlmesi gerekenler bunlar

    doğru tespit edebildimse başlıklar bunlar. burayı yerdi, bianaydı şeyleriyle atlamayalım. huy oldu bu davranış, önce bunu bir sonuca bağlayalım.

    bina alımı kesin bence bir olay haline gelecek, onu da konuşacağız sonuçta
    saygılar

  11. fehmi ipekel

    gündem buraya doğru kaymakta, şubeye bina filan durumu öne çıkmakta ve Salih hocanın değerlendirmeleri biraz unutulmakta.
    yaramaz bir çocuk kusur işledikten sonra ne yapa yapar büyüklerin ilgilenebileceği başka bir sorun yaratır ya hani, ben bu bina alma meselesini ona benzettim, yaramazlıktan sonra bşka bir sorun. başka bir bakış açısına göre üylere hediye, neyle üyenin parasıyla, kimle, üyeden habersiz, nasıl bazılarına haber vererek, bazılarına zinhar söylemeden.
    ben bu duruma büyük büyük ablalarım ve tecrübeli abilerim amcalarım müsade ederse KÜRESEL DÖNEM DEMOKRATİK TOPLUMCU İLERİCİ HAREKET (KÜDEM-TİH diye okunabilir, dile biraz oturmuyor ama halkımız alışıktır, şimdiye kadar odadan ne kısaltmalar öğrendiler, kabul buyururlarsa bu dahi ezberlenebilir) ismini vermek istiyorum.

    Bu isimle bundan sonraki seçimlere girerlerse daha anlaşılır daha çağdaş daha küresel ilerici ve toplumcu sıfatlara yakışırlar diye düşünüyorum.

  12. Yılmaz Kuyumcu

    Öncelikle artık açığa çıkan bu satın alma işlemi için yönetim kurulunu Mustafa Beyin tüm çekincelerine katılmakla birlikte tebrik ederim. İstanbul için mimarlık son derece önemli bir meslektir. Bu kadar önemli bir mesleğin meslek odasının binasının da gereken işlevleri, imajı, estetiği kapsayacak niteliklerde olması sadece mimarlar için değil tüm kent için gerekli ve önemlidir.
    Benim işaret etmek istediğim birkaç nokta var:
    Mimarlar odası yönetimi yıllardır sorunlu bir yönetimdir. En üstte tüm kararları alan biraz mizahi “dar çevre”, iktidar erki dediğimiz kısım vardır kalanı da dolgu elemanı olarak işlev görürler. Yani yönetmelik gereği seçilirler, sempatiktirler, uyumludurlar…. (geçenlerde gençler şikayet ediyorlardı: yönetim kurulunda kendilerine söylenenin tam tersinin dar gruptan birisi tarafından iddia edildiğini söylemişlerdi, bende esas oğlan dolgu elemanı ilişkisini anlatmıştım, pek inanılmadı ama hayal kırıklığı kesindi…)
    Şimdi merak ettiğim birinci soru yönetim kurulunun bu kadar büyük bir satın almadan haberi var mı? Yoksa haberi tıpkı İstanbul’lu 15000 küsür mimar gibi Mimdap’dan mı duydular? Ya da Mustafa Bey gibi son derece negatif ve ürkütücü varsayımlardan hareket ederek altı aylık bir takip sonunda bu sonuca mı ulaştılar?
    Eğer böyle ise en azından biz MİMARLIĞIN ÖNÜNÜ AÇIN derken neyi kastettiğimi zi anlamışlardır.
    İkinci soru yine satın alma prosedürü ile ilgili acaba Ankara genel merkezin bundan haberi var mı? Yoksa onları nasıl olsa biz tayin ettik diyerek es mi geçtiler.
    Üçüncü soru satın alma komisyonu varmıydı? Yoksa dar çevre gidip pazarlık edip yapıyı aldı mı? Karaköy bölgesinde olduğu söylenen bu yapı gerçekten bu paraya değiyor mu?
    Sözgelimi temin edilecek bir arsa üzerinde (bu konuda meslek odaları bazı avantajlardan yararlanabilir), geniş katılımla hazırlanacak bir ihtiyaç programına göre düzenlenecek bir yarışma ile elde edilecek bir projenin uygulanması daha iyi olmazmıydı?
    Şeffaf, tüm meslektaşların haber ve katkılarının olabileceği alternatif ortamlar varken bu gizlilik niye?
    Yani merak ettim.
    Ama yine de ve herşeye rağmen canlı, etkin, güleryüzlü, katılımla cıvıl cıvıl bir mimarlar odasının hayalini kuran birisi olarak ve her şeye rağmen yönetim kurulunu tebrik ederim.

  13. bekir emel

    esasında süregiden kavga, sansasyonel akp liler odayı ele geçirecek söylentileri büyük bir işletmenin elde tutulması, onun yönetiminin (eski dilde sevk-i idaresinin) başkalarına devredilmemesi için miymiş?

    garip ve düşündürücü.

  14. Mustafa Mutlu

    Haklı çıkmaktan nefret ediyorum. Şimdi tek dileğim “kaynağı sorunlu hale gelmiş” paramızın makul mantıklı harcanmış olduğunu görmek, herhangibir süistimal kuşkusuna yer bırakmayacak kadar (yani sadece yönetim erkiyle sınırlı kalmayan bir ortamda) şeffaf bir alımın gerçekleşmiş olması ve nihayet alımın, eğer bir yeni ve topluma mimarlığın neden önemli olduğunu anlatacak bir projenin konusu olamıyorsa en azından mimarlara yakışacak bir tarihi değer içermesi.(Sözgelimi Vedat beyin, Kemalettin Beyin, Mongeri’nin…. yapılarından birisi olması) Umarım bu sefer kuşkularımda haksız çıkarım.

  15. salih şencan

    mustafa arkadaşım,İstanbul Şubesi YK bina konusunda böyle düşünmüyor,mesaha ve meblağ olarak anlaşılmaz ve düz bir üye olarak söyleyebilirim ki kabul edilemez büyüklükte bir bina alımını protokolünü imzaladı,iş tamamında içinde benim de bulunduğum üye kesimine tapu işlemlerinin 27 Mayıs’ta tamamlanacağını ve bir gün sonra saat 16.00da da yeni binada bir tanıtım toplantısına davet etti..süreç nasıl işledi;kapalı ve çoğunlukçu elbette..Üstelik tapu işlemlerinin tamamlanacağı günkü YK toplantısının da bir iç toplantı (kapalı) olacağı bilgilendirmesini yaptı..En azından boş yere gelip de geri dönmeyin nezaket ve açıklığında bulundu…..Bu arada pek çok arkadaşım Mimarlar O dası’nın bina sahibi olurken dikkat etmesi gereken kriterler konusunda kendi aralarında düşünce de ürettiler..Yönetimin kararına eleştirel olarak şekillenen bu öneriler Şube Yönetim Kurulu’na iletilmeye başladı..Bir yararı olacak mı..Evet……..

  16. necibe polat

    demokrasi şekilden itibaren bizim ülkemizde, şekil şartı, farz bile değil. sünnet bile değil hatta. yönetim kapmanın adı demokratik yol, ona karşı çıkanlar “karanlığa giden yol” olmuş. ülke ne ise oda odur, daha fazlası değil ne ayıptır ki…

  17. Mustafa Mutlu

    Mimarlar Odasının son yıllardaki en büyük atılımı mali alanda oldu. Özellikle Akpartili Belediyelerle ve hiçbir şekilde onaylanmayacak koşullarda yapılan (Gaziosmanpaşa Belediyesi örneğindeki gibi) Mesleki Denetim Protokolleri, gerekse Mesleki Denetim Uygulamasının fiilen yasallaşmasından sonraki gelişmeler, Meslektaşlarımızdan icra tehdidi ile toplanan aidatlar ve son olarak da tüm dünyada eşi benzeri olmayan sertlikle uygulanan Sürekli Mesleki Gelişim rezaleti sonuçta Mimarlar Odasının gelirlerini geçmişle kıyaslanamacak oranda arttırmakla kalmadı ve muhtemelen ciddi birikimleri de sağladı. Muhtemelen diyorum çünkü hem mali raporlarda kaynakların ve harcama kalemlerinin son derece anlaşılmaz bir şekilde sunulduğunu gördük hem de konunun detayları genel kurullarda tüm boyutlarıyla gündeme gelmedi, tartışılmadı. Yani Mimarlar Odası tarihinin Akpartili yönetimlerle en fazla ilişki kuran yönetiminin rakiplerine Akpartili iftirası attığı genel kurul dönemlerinin tozu dumanı arasında bu konu yeterince gündeme gelmedi. Örneğin kimin ne aldığını hangi oda profesyonelinin aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olup kendi maaşını hangi düzeye getirdiğini göremedik.
    Ülkemiz insanını oniki eylül öncesi insanı (12EÖ) ve (12ES) olarak iki gruba ayırmak mümkün. Oniki eylül öncesinin haklarını arayan ve bu yolla da hem kendisini koruyan hem de toplumun gelişmesini sağlayan insanı yerine, 12 Eylül sonrasında bastırılmış sindirilmiş her türlü zorbalığı kabullenen ve güçlü olduğunu düşündüğünün peşine takılan ve ona adeta tapan insanı geldi. Bunun sonucu da girerek artan bir şekilde meslektaşlarımızın meslek odamız tarafından ezilmelerine rağmen son seçimlerde de görülen “kendilerini ezenlere” koşa koşa gelip oy vermeleri durumu ortaya çıktı.
    Şimdi karşımızda bir fiili durum var. Bir tarafta toplanan çok ciddi paralar diğer tarafta da etkinliklerine mekanları yetmeyen , güvenlik sorunları olan şu anki durum. Son olarak da son derece şaibeli bir şekilde seçim kazanmış bir ekip.
    Bence bu ortamda yapılması gereken en doğru iş “birikimlerin” kalıcı ve Mimarlar Odasına yakışacak bir yapıya dönüştürülmesidir. Bu yapı hem eğitim konusundaki çalışmaları içermeli, hem Odamızın faaliyetlerinin merkezi olmalı, hem de yeni ve daha geniş kapsamlı projeler için de olanaklar sunmalıdır. Bunun için önerim: bir arsa temin edilmesi, bu arsa üzerinde yapılacak yeni yapı için geniş katılımlı bir jüri oluşturulması ve mimarlara yakışacak bir proje elde etmek için yarışma düzenlenmesi. Böylelikle hem tüm bu gereksinimlere çağdaş standartlarda cevap verebilecek bir yapı elde edilmiş olur hemde tüm süreçler için başka açılardan son derece gerekli olan şeffaflık sağlanmış olur.
    Hem de belki meslektaşlarımızın kendilerine daha fazla saygı duyacakları bir ortam oluşur.

  18. Hasan Kıvırcık

    Değerli dostum Salih, benim uzak tutulduğum odamız genel kurulu için değerlendirmesini ve orada yaptığı konuşmayı bizlerle paylaşmış. Değerlendirmeleri için şimdiden eline sağlık diyorum.

    Salih dostumuz yazısında özellikle seçim dönemindeki taravmaya ilişkin bir değerlendirme yapılmasını, içinde MİM grubunun da olduğu şekilde bunun gerçekleşmesi gerektiğini altını çizerek vurgulamış. Ancak bu noktada bir ilerlemenin sağlanamadığını, yazılı başvuruya yanıt alınamadığını söylemiş. Düşünün, odanın yönetimi için dünyaları yıkıyorsunuz, olmayacak işler yapıyorsunuz, insanların ismini zikrederek karalamalarda bulunuyorsunuz, o da yetişmiyor; bir gece telefon mesajı ile toptan bir şekilde herkesi AKP li haline getirip oy musluklarını denetiminize alıyorsunuz fakat gelin bunu konuşalım dendiğinde yanıt vermiyorsunuz.

    Seçimin heme ardından iki üç gün sonrasıydı sanırım, sayın Haydar Karabey’in “bir özür bekliyorum” yazısına sayın Eyüp Muhçu bir yanıt verdi ve bu yanıt Mimdap’ta yer aldı, şu anda “Mimarlığa yol açın” forum başlığı içinde yer tutmakta. Ben o yazıyı ve hemen o günlerde o yazıya verilen yanıtlara bir göz attım.

    Sayın YAŞAR TOK isimli bir katılımcı şunları söylemiş: “”Eğer bir özür söz konusu olacaksa, saygın bir mimarlık ortamının oluşmasındaki yetersizlikler nedeniyle olmalıdır. Seçim kampanyasını yürütenlerden böyle bir olgunluk göstermelerini –olmayacağını bilsem dahi- beklemeyi ummak isterdim. ” demiş.

    İlk önce Eyüp bey kendi etrafındaki kuralsızlıklar hiç bir mazeret göstermeden ifade etmesi gerekir. Şarta bağlı olmadan. Hani burası bir kurumsa eğer, gerçekten uzlaşı ortamı olacaksa. Yoksa öyle “esas özür dilemesi gerekenler falanlardır, iletişimsizliktir” gibi ipe un sermeler çok tipik demagojik bir davranıştır.

    Bu cevabın hiç bir değeri yok o anlamda. Yeni efelenmelere zemin oluşturmuş sadece ve sadece.

    Bitirirken sayın Muhçu,
    “Sonuçta, kimi kırgınlıklara neden olsa da demokratik bir yarış gerçekleşti. Biz yönetime seçilenler olarak, sürecin değerlendirmesini uygun bir zaman ve ortamda sizleri de davet ederek birlikte yapmak istiyoruz. ” demiş.

    Sayalım bakalım üzerinden kaç gün geçmiş, kaç ay geçecek. Ne zaman ne şekilde olabilecek bu değerlendirme?
    saygılarımla”

    Evet forumdaki yazı bu, tarih 22 Şubat 2008.

    Ben de kişisel olarak 2006 seçimi sonrası, kendisini kutladığımda, “seçim galibiyetinin mühim olmadığını, bundan sonra ortak zeminlerde çalışılacağını, varsa hatalı olanlar aramızda onları uyaracağımızı…” kendisiyle konuşmuştuk.

    Uygulamalar gösteriyor ki, bu sözlerin bir anlamı gerçekte pek yokmuş demek ki.

    Mimarlık ortamı elbet bir gün kendisi için, kendi iradesini doğru temsil edecek yönetimlere de kavuşacaktır.

    Saygılarımla

  19. cengiz küçüksemerci

    seçimler 2006. 2006 nın başı Kadıköy temsilciliği, Mimdap bu temsilcilikte seçime giriyor. Kadıköy için genel kurul anlamında dolu, çekişme var çünkü. Ara verildi. Bu arada adaylar divana verilecek aşama. Bu ara sırasında temsilciliğin kafterya katında söylenti başlıyor, “mimdap listesinde akp liler var” Nitekim bu söylentiyi çıkaran kişi şu anda şube yönetim kurulu sekreteri olan şahıs. Bu söylentiye genel kurulun devamında “aile terbiyesi almamış şahısların iftiraları…” diye hatırımda kaldığı kadarıyla cevap verilmişti ve Mimdap listesinde gerçekte hiç AKP li yoktu.

    Bunu şimdi niye hatırlatıyorum. Şu Ankara’dan kopup gelip bize “gerçek hakikati” belletmek isteyen ülke sorunlarına duyarlı arkadaşlar geçmişe hiç dikkat etmiyorlar, burada işlerin nasıl geliştiğini hiç öğrenmiyorlar. Şu anlattığım durum mesela demokratik bir işleyiş içinde infial yaratacak birşeydir ama hayatlarını genel kurul kazanmaya adamış, her türlü sahteciliği mübah gören zihniyetlerin yönetimde olduğu bir oda içinde “ört bas” mekanizması hiç durmadan işletiliyor.

    Ankara’lı arkadaşlar, biz bunları 2004 de 2006 da yaşadık, kuma yazı yazmıyoruz burada. Sayenizde ve katkılarınızla 2008 de bir defa daha yaşadık.

    Biz hepimiz balık hafızalı olursak, gücü elinde tutanların demagojisine teslim olursak mimarlar odasının varsaydığımız hükmü şahsiyetinin tarihsel bir önemi kalmaz.

    Saygılar

  20. remzi erden

    daha çok yolumuz var. bilgi kirlenmesi her ortamda yaşandığı için ve de kurum halindeki güçler bunu stratejik olarak kullanabildiği için eşitsiz ortamlarda halkın-toplumun reyine başvurulması ile oradan elde edilen çoğunluğun bugünün küresel iktidarları gibi bütün herkese, herşeye çekinmeden tatabik edilmesi ne yazık ki çağımızın bitirilemeyen demokrasi sorunu. önce ortamın temzi hale gelmesi icab eder.
    remzi erden

  21. Korkut Sermet Açılay

    demokratik olması gereken seçim sistemi artı bir oy alanı oda sathında tamamıyla yetkili kıldığı için gerçek bir katılımcı demokrasiden söz edilemez. 92 den beri artı bir oyu alabileceğini düşünen yönetimde bulunan bugübkü siyasi klik bu seçim argümanını karşıtlarını yok etmekte kullanmaktadır.

    bu yapı ile mimarlık adına birşey konuşmaktan çok o alanın bu klik tarafından muhafaza edilmesi başarısından, kamuoyunun inandırılmasından söz edilebilir.

    yapının niteliği bırakınız temsili demokrasiyi, belli görüşlerin kendini ifade edebileceği Şencan beyin söylediği gibi 1 delegeye bile tahammülü olmayan tamamen anti demokratik, stalinist bir tarz.

    bu tarz, akp önünde büyük bir hezimet yaşayan ağırlıkla ulusalcılar diyebileceğimiz kesimde fazla bir ehemniyet taşımıyor ve onlar gücü gücü yetene, formülünü destekliyorlar. bu yönetim kliği de artık o çizginin devamı haline gelmiş, üst üste çakışmışlardır.

    saygılar

  22. Mustafa Mutlu

    Sivil toplum örgütleri yada Meslek Odalarında en büyük sorun yönetimlerin demir atmalarıdır. Bunun nedeni:
    -Oda profesyonellerinin zamanla yönetimle bütünleşmeleri.
    -Kendileri için bir güvence olarak gördükleri yönetimin değişmemesi için ellerinden gelen herşeyi yapmaları.
    -Bir süre sonra sistemin kontrol edenin edilenle, yönetenin yönetilenle birleştiği bir yapıya dönüşmesi. Bu özellikle gelirlerin arttığı zamanlarda çok tehlikeli durumları da yaratmaktadır. Çünkü yapı içindeki konumlarının geçici olabileceğini gören ve yapıya yıllarını vermiş insanlar kontrol edenle kontrol edilenin birleştiği sistemlerde istenmeyecek durumlar yaratabilmektedirler. Bu bizim ülkemizde iktidarların sivil toplumu ve meslek kuruluşlarını, sendikaları pasifize etmek için kullandığı yöntemlerden birisidir hatta en etkili olanıdır.
    Katılım bu nedenle çok önemlidir. Dar bir çevrenin yapacağı bir işlem hep şaibeli olacaktır. Çünkü seçim sisteminin katılımcı demokrasiyi engellemesi nedeniyle yapılan işlemin de gerçek anlamda denetlenmesi mümkün olamayacaktır. Bu gün meslek kuruluşlarının bütçelerinin trilyonları bulduğu, özellikle de Mimarlar Odasının son zamanlardaki para hamlesi göz önüne alınırsa durumun ne kadar ciddi olduğu kolayca anlaşılabilir. Diğer taraftan unutulmaması gereken bir başka özellik meslek odalarının kamu kuruluşlarının mal/hizmet alımları ile ilgili kurallarına tabi olmamasıdır. Yani alan neredeyse denetlenmesi olanaksız durumdadır.
    Son seçimlerde halen yönetimde bulunan çevreler tarafından yürütülen ve malesef son derece başarılı olan yalan/iftira kampanyasındaki şiddet mali alanda her türlü kuşkuyu uyandıracak boyuttaydı. Bir ara bugünkü yönetimin terlemesine, teklemesine, çılgınca odaya tutunmak için her türlü yolu denemesine bakarak ve geçmişle karşılaştırarak “acaba ne oldu, ne oluyoruz?” diye kendi kendime sormuştum. Mimarlara Mektup’un tarzında da aynı garip telaşın sürdüğünü görüyorum.
    Umarım beni doğrulayacak yüklü akçeli yeni bir haber çıkmaz ve ben yanılmış olurum.

  23. Dilek Özgür Saatçi

    Sayın Şencan’ın belirttiği noktalardan biri olan ve benim için “DEMOKRASİ” kavramının vazgeçilmezi olan temsiliyete değinmiş.

    Benim yakından gözlemlediğim son altı yılda İstanbul’da iki dönem MİMDAP bir dönem MİM grubuna ait hiç bir üye delege listesine alınmadı ve oda karar alma yollarının tümü KAPATILDI.
    O demokrat-ilerici-aydın-sol liste kendisi dışında kimseye yemsil olanağı tanımadı.

    Ama bundan iki dönem önce suçladıkları MİMAP listelerinde ve bu son seçimde AKP li diye suç attıkları MİM grubu listelerinde çağdaş-toplumcu-sol listenin adamlarının tümü vardı. Bakınız kayıtlar, belgeler, seçim listeleri….

    Bu işin başka turnusolu olmaz, başka mecrası da yok. İkdidar hırsıyla gözü dönenler ancak bu tarz bir körlüğe cesaret edebilirler. Ancak büyük kargaşa ortamlarında kendisine aydınım solum duyarlıyım diyenler bu tarz bir demagojik ortamda kendilerini kaybedip, doğru dürüst incelemeden AKP lileri odadan kovmaya koşup gelebilirler. Bakınız Almanya 1930 Sosyal Demokratlarının “nasyonel sosyalistlerin” propagandaları karşısındaki paralize olmuş halleri.

    Ben hem bu yazının, hem de o ortamda her türlü dezenformasyona rağmen forumlarda gerçeği ortaya koyan yazıların halen ve halen forumlarda üzerindeki tarihlerle okunacak biçimde duruyor. Asıl yazılı tarihe kaynaklık edecek şekilde. Her ne kadar oda yönetimi ve onların medyadaki uzantıları bu dönem de bir karartma sağlamış ve zihinleri bulandırmışlarsa da nihayetinde “DEMOKRASİ ÖZÜRLÜ” olduklarını gizleyemeyeceklerdir.

    Saygılarımla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir