OKTAY EKİNCİ / Cumhuriyet
Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Karadeniz Sahil Yolu’nun “yanlış bir proje” olduğunu belirten “tarihsel itiraf”ında diyor ki: “Bunu şimdi rahatlıkla söyleyebiliyorum, ama 700 trilyon harcanmıştı; bitirilmesi gerekiyordu.”

Bu sözler, hukukçuların “yandaş yargı amaçlanıyor” dedikleri anayasa değişikliği tartışmaları yüzünden hak ettiği ilgiyi göremedi. Oysa Karadeniz Sahil Yolu, “yandaş olmayan bağımsız yargı” tarafından “yanlış” bulunmuştu. Meğer Yıldırım, Başbakan’ın “yatırımlarımızı engelliyorlar” dediği yargıçlarla “aynı fikirde”ymiş!Nitekim o “engel” görülen “bağımsız yargı” olmasaydı; sadece Karadeniz Sahil Yolu’nun çevre düşmanlığı belgelenmiş olmayacak; İstanbul’da şımarık Dubai Kuleleri kenti “ezerek” yükselecek; Galataport’la Boğaz sahili çoktan yağmalanacak; yurdun birçok yerinde ormanlar, tarım alanları, sitler ve kıyılar talancıların işgaline açılacak; rant projelerinin temelleri belki de devlet törenleriyle atılacaktı…
Yeni anayasayla kuşaktan kuşağa esenliğimiz için böylesine yaşamsal olan “yargı denetimi” etkisizleştirilmek isteniyor. Bakan Yıldırım ise Karadeniz yolunda siyaseti unutmuş olmalı ki Başbakan’ın “işimize karışmasınlar” dediği yargıyla “fikir birliği”ni açıkça söyleyiveriyor..
Yargı ‘Dava’cısız Olmaz
Ne var ki yargı bu gibi kararları “kendi kendine” alamaz… Bir kamu yatırımının “yanlış” olduğuna hükmedebilmesi için “yargıya başvuran”ın olması; yani birilerinin “dava açması” gerekiyor…

Bu davacılar da genellikle sivil kurumlarla meslek odaları olduğundan, yine Başbakan, ikide bir eleştirerek şunu söylüyor: “Amaçları kalkınmaya, yani bize engel olmak; çünkü ideolojikler.”Oysa yargı, amacı “ideolojik” olan davacılara hak vermez; hukuka uygun yatırımları asla durdurmaz. Hangi projeye “hayır” denmişse, nedeni “bilime ve kamu yararına aykırı” olmasıdır.
Bu nedenle siyasilerin aslında, “yanlışlarını önleyen” davacılara “milli irade” adına teşekkür etmeleri gerekirken; “neden yargıya başvurdunuz” diyerek çatmaları, hukuk devleti kültürlerinin olmadığını da gösteriyor…
‘Davacı’ Öldürülmüştü!
Bakan Yıldırım’ın gecikmeyle de olsa “yanlış” dediği sahil yolunun “hukuk dışı” bulunmasında “davacı” kimdi anımsıyor musunuz?
Fındıklı-Aksu kıyılarını katledecek “plansız” yolun durdurulması amacıyla yöre sakinleri adına mahkemeye başvurduğu için öldürülen avukat Cihan Eren…
18 Nisan 2005’teki silahlı saldırıdan birkaç gün sonra yaşamını yitiren Eren’in davasını çocukları, Aksu Köyü Muhtarı ve Ardeşen Kültür Derneği sürdürdüler… Sonunda Danıştay “SİT alanı yolla parçalanamaz” diyerek kahraman avukatı 2009’da “haklı” buldu…
Peki, aynı SİT kararını alarak, Karadeniz bölgesindeki çevre, kültür ve yaşam zenginliklerini “yasal güvence”ye bağlayan Trabzon Koruma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Cengiz Eruzun’un başına gelenleri anımsıyor musunuz? Görevine son verildi; “memleketi”nin kıyılarına ve vadilerine sahip çıkması engellendi.

Şimdi Bakan Yıldırım, sahil yolunu “hukuk dışı” sayan yargıyla aynı görüşte; yola dava açtığı için öldürülen “çevre şehidimiz” avukatla fikir birliği içinde ve yol güzergâhındaki SİT kararından ötürü görevinden alınan hocamız gibi düşünüyor… Eğer samimiyse, şu 3 sorunun da yanıtını vermesi gerekiyor:1- Av. Eren’in ailesine “rahmetli doğru söylüyordu” diyerek başsağlığı diledi mi?
2- Prof. Eruzun’a “iyi ki varsınız” diyerek görevine iadesi için girişimde bulundu mu?
3- Yandaş yargı hedefleyen bir anayasanın, eleştirdiği “yanlış”ların güvencesi olacağını düşünmüyor mu?



1 Yorum
Aysen Okyar
Bu durumdan çıkartılacak dersler:
Sadece eleştirme yapıldığı zaman, özellikle de dar bir alanda yapıldığı zaman, özellikle de tekrarlanarak yapıldığı zaman eleştiri durumu meşrulaştırıyor, ta ki felaket yadsınamaz şekilde ortaya dökülene kadar.
Eleştirme yapan eğer sabıkalıysa, yani söz gelimi bir mimarlar odası seçimlerinde yollarını şaşırmış birkaç başörtülü mimarın önüne düşüp “mimarlığa yol açın diyebiliyorsa” yaptığı eleştiri ile sadece karşıtını meşrulaştırabilir. O da sonuç olarak felakete katkı sağlamaktır. (Hani şu meşhur Manukyan atasözündeki gibi: eğer ben sahip çıkmasaydım kötüyola düşerlerdi…)
Eğer gerçekten etkin bir muhalefet oluşturulmak isteniyorsa ortaya çıkıp bir kahraman gibi gösteriler yapmak yerine mimarlığın önünden çekilmek gerekir. Çünkü ancak geniş katılımla (tüm meslek çevresi, yökten kurtulmuş üniversiteler, konuya gerçekten hakim uzmanlar…diğer sivil toplum örgütleri…) sağlanacak bir muhalefet, alternatif projeleri de üretmek kaydıyla başarılı olabilir. Yoksa sekreteri, patronu (pardon başkanı) biz kamu kurumu niteliğindeyiz diye ortalıklarda dolaşan bir meslek odası değil… Emin olun ne tapu dairesi olmakta duyulacak bir gurur, ne de çevre ve kent felaketlerinin üstünde heykelinin dikilmesini beklemekte hiçbir anlam yok….