Birgün / Hade Türkmen
Bir zamanlar kentsel politika denilince insanın aklında bir sürü kavram canlanırken son dönemlerde özellikle büyük kentlerimizdeki neredeyse tüm uygulamalar “kentsel dönüşüm” kavramına bir şekilde bulaşmış olarak okunur hale geldi. Ancak, kentsel dönüşüm üzerinden yaptığımız “okuma” artık yormaya, dahası çok da can yakmaya başladı. Bu hikâye sıktı! Bu hikâye uzamaya başladı! Herkes bir şeyler söylüyor, herkes kendini ispatlamaya çalışıyor ama hikâye ilerledikçe gerçeklerden uzaklaşılıyor, kafa karışıklığından hallice sarf edilen sözler değerini kaybediyor.
Kentsel dönüşümün gündeme oturması ile birlikte yapılan/yapılacak uygulamaları destekleyenler ve karşısında olanlar olarak taraflarımızı belli ettik. Özünde iki taraf olduğunu söylemek yanlış değil. Birinci taraf yerel yönetim, TOKİ, bu kurumların taşeronları sayılabilecek inşaat şirketleri (ya da sermaye grupları), yönetimlere yakın durmaya çalışanlar ve tabii ki yürütme erki diye bildiğimiz ama Meclis’teki çoğunluğu ile yasama erkinde de açık ara önde olan hükümet… İktidar… Bütünde, dönüşüm mahallelerinde yaşayanları aşağılayan, dönüşüme karşı çıkanları ve eleştirel bakanları suçlayan taraf.
İkinci taraf ise kentsel dönüşüme karşı olarak lanse edilenler ama aslında bugünkü uygulamalara karşı olup başka bir kentsel dönüşümün varlığını savunanlar. Onlar kentin sahipleri -kentsel dönüşüm mahallelerinde yaşayanlar, barınmaya çalışanlar, kiracılar, akademisyenler, öğrenciler, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları, işçiler, işsizler, memurlar, sosyologlar, siyasetçiler… “Alternatif Yok” sendromu ile dayatılan kentsel dönüşümün gerçek kentsel dönüşüm olmadığını savunan ve bugün uygulanan anlayışın rantsal dönüşümün bir parçası olduğunu vurgulayan taraf. Evet, karşılar çünkü yaşam alanlarını ve yuvalarını savunuyorlar. Karşılar çünkü kentin değişim değerini değil kullanım değerini esas alıyorlar. Karşılar çünkü barınmanın bir hak olduğunu biliyorlar. Kentsel dönüşümün başka şekillerini, mesela sağlıklaştırmayı, mesela sağlamlaştırmayı düşünüyorlar. Tıpkı bu sayfada onlarca kez yazıldığı gibi eleştirilerini her zeminde de duyurmaya çalışıyorlar.
DİNLEYEN VAR MI?
Ne yazık ki birinci taraf dediğimiz kesimin dile gelen eleştirileri dinleme gibi bir niyeti yok. Kentsel dönüşüm projelerini kaçınılmaz kılıp duymazlıktan geliyorlar. Duyuyor gibi görüntü vermeleri ise sadece projelerinin meşru zeminini sağlayabilmek için araya sıkıştırmaya çalıştıkları “katılım” kavramından temelli. Karşı duranların eleştirilerine kulakları tıkamakla kalmayıp tam tersine o sözleri yontup kullanıyor, “her kesimle bir araya geliyoruz” söylemleri üretiyorlar. Projelerin pahalı reklam filmleri, kitapçıkları hazırlanıyor kamu kuruluşları tarafından. Ama gösterilmiyor yıkıntılar arasında yaşayanlar, gösterilmiyor tuvaleti akan, zemini toprak “modern-çağdaş” dedikleri TOKİ konutları. Esas durumdan bihaber, esas duruştaki yöneticilerin astığı astık kestiği kestik… Aman savunmayın mahallenizin biricik parkını, yıllarca emek verdiğiniz yaşam alanlarınızı… Asılmazsınız, kesilmezsiniz belki ama gaz bombasından göremezsiniz birbirinizi. “Ucube” diye atılıverirsiniz bir kenara… Artık o kenar Bezirganbahçe mi olur, Taşoluk mu bilinmez ama 80 metrekarelik tek tip TOKİ konutları olacağı aşikâr… Mahallenizde yaşamak mı? Evet, evet bunu da söylüyorlar kocaman bir sabun köpüğü olarak…
Hadi artık gerçekleri söyleyin. Hadi artık deyin ki biz bu dönüşümü gecekondu alanlarını, sağlıksız kentsel bölgeleri sağlıklaştırmak için yapmıyoruz; bu alanlar değerlendi ve burada yaşayanlar artık burada yaşamayı hak etmiyor. Hadi koyun reklam filmlerine, yazın 16 punto ile: Sulukule şehrin ortasında kaldı, havaalanına ulaşım 15 dk., bağlantı yolları bir harika… Hadi deyin, Başıbüyük Mahallesi’nin nefis adalar manzarası var, güneş orada bir başka… Hadi artık; her yerde “burada hak sahipleri oturacak” demeyin de ödeme gücü olmayan, kaldı ki ödemesinin de gerekli olup olmadığı tartışılan insanları binlerce liralık borcun altına soktuğunuzu söyleyin. Oturamayacaklar, dönüşen alanlarda o insanlar “barınamayacaklar”. Barınmak sadece bir çatının altına sığınmak değil “yaşamak”tır. Konuta değil, yaşam alanına sahip olmaktır.
Hadi bunları konuşalım da şu hikâyede bir yol katedelim. Artık sözleri dolandırmanın âlemi yok… Yakıcılığı ile gerçek ortada!



11 Yorum
Selahattin Kara
Hekesin kendine göre bir gerçeği var. Buradaki konuşmalardan bazıları bize gösterdi ki, mülkiyete dayalı hak aram mücadelesi ile kentsel dönüşüm kavramıyla ortaya çokan “rant” birbirine benziyor. Sonuçta ikisi de mülkiyet değer artımına veya sermaye birikimi artımına endeksli.
Oysa “artık gerçekler söylense” diyen sayın yazar da olmak üzere, rant-sermaye birikimi artışı ve ya mülkiyetin Nasrettin Hoca kazanı gibi “doğurması” temeline dayanmayan bir düzeni geliştirmek temel düşünce olmalı. Bunu nasıl yapabiliriz, esasında gerekli tartışma noktası burası. Değişime ve dönüşüme mahalle bazında karşı duranların ekonomik güçlerinin sınırlı olması ve gelecek yeninin kullanılmasının bile daha maliyetli bir sürdürülebilirliğinin bulunması ilk tepkiyi doğal olarak ortaya çıkarıyor. Düşük gelir seviyesine sahip kitlelelerin bu içten ve doğal tepkisi “peki bu koşulları sürüdürelim” diye mi yorumlanaır yoksa şartları daha geliştiren, sosyal ve fiziki ortamı daha yaşanır olması için savunmaya mı taşınır? Hangisi daha doğrudur ve hangisi sahiden kamunun yararıdır.
Yeni bir talep düzeni teklif etmek, mal ve sermaye çoğaltmaya değil gerçek kentsel yaşam hakkını çoğaltmaya talip olunması gereklidir. Toplum için daha ikna edici, daha insani ve daha ilerletici olan budur.
Mustafa Mutlu
Eğer bugünkü oda söylemine sahip çıkarsak kendimizi çok kısa zamanda iyot gibi açıkta buluruz.
Bunu biraz açıklamak gerekir diye düşünüyorum.
Sözgelimi Avrupa topluluğu bundan on yıl önce kalkıyor Türkiye’ye geliyor, birsürü paralar harcıyor ve bir tür kentsel dönüşüm örneği yaratmaya çalışıyor.
Biz ne yapıyoruz bu on yıl içinde.
Önce onları görmezden geliyoruz. (Devekuşu misali)
Sonra bakıyoruz iş büyüyor öküzün altında buzağı arama dönemine geçiyoruz.
En nihayet bir oda seçimlerinde konuya tersinden girerek kendimize siyasi rant sağlamanın yolunu buluyoruz. Yani siyasi rant dönemine geçiyoruz.
Tüm bu süreçlerde mimarlığımız nerede? hiçbir yerinde. Ortalık harabe, döküntü, çöplük kimin umurunda.
İnsanlığımız nerede? Büyük ideolojik kof söylemlerin içinde kaybolmuş durumda.
Bir taraftan da karartma yapmaya çalışıyoruz boyumuzdan büyük söylemlerle. Efendim diyoruz televizyonlarda “böyle bir kentsel dönüşüm dünyada yok”. Sonra ödümüz kopuyor ki birileri Avrupa’da elli yıldır neler yapıldığına baksınlar.
Sonra karşımızdakilerin okuma, bilme özürlü olduklarını görüp rahatlıyoruz.
İşte size “siyasi rant yağmacılarının” kentsel dönüşüm hikayesi.
Tek bir soru
Peki ya mimarlık?
Onun önünü açın!
aliye som
Ben de Azmi beyin düşüncelerine katılıyorum. Şu ana kadar akademisyenlerin “bizde görelim, üniversiteler sürece katılsın…” gibi kentsel dönüşüm sözlerine katılsam bile gemel olarak yapılması gerekenlere ait birşey bahsetmemelerini yadırgıyordum. Hade arkadaşımızın bu önemli yazısından sonra benc alternatifler konmuş. Bu bence ilk gibi. Haksahipliği sorgulanmış, bu da ilk. Balıklama mahalleye dalıpı, orada ne söyleniyorsa onları büyük harflerle söylemektense mahallelinin bu işi kendisinin nasıl yapacağını bulmaya çalışmak bence en ayırd edici yanı bu görüşlerin. O yüzden çok zengin olmasa bile (kooperatif ve ortaklaşa mülkiyet kavramı sadece işlenmiş) en azından bir kapı açılmış.
İlgili olanların bu kapıdan daha fazla şeylere yönelmesi mümkün bence.
Saygılarımla
Azmi İzmirli
Bence bu sayfayı tüm mimarlık ve şehircilik eğitimi veren kuruluşların kapılarına asalım ve öğrencilerimize hem kavramsal hem de pratik boyutuyla öğretelim. Çünkü bu sayfada Türkiye’de ideolojik saptamalarla saldırılan kentsel dönüşümün aslında:
1.imar hakkı diye bir kavramın olamayacağının çünkü imarın bir hak değil bir toplumsal örgütlenme modeline bağlı, sorun çözümünü optimize etmiş bir durum olacağı ortaya çıkıyor. Bunlar içinde mal sahiplerini şu an için birinci derecede ilgilendiren konunun aslında toplum yararı ile çeliştiği, toplumu savunuyoruz diyerek hak sahiplerini savunanların toplumun yararı ile açık şekilde çeliştikleri anlaşılıyor.
2.Kentsel dönüşüm kavramının ülkemizde yanlış kavramsallaştığı bunun da mimarlıktan önce toplumun önünü kapattığı anlaşılıyor. Çünkü ister kooperatif eliyle olsun ister özel firmalar ister devlet hiç farketmez bunun adı KENTSEL DÖNÜŞÜMDÜR.
3.Halen halkımız edebiyatıyla toplumu savunduklarını zannedenlerin aslında kamuya karşı bireysel mülkiyeti savundukları ortaya çıkıyor -ki Tarlabaşı örneğinde bu özel mülkiyetin de 6-7 Eylül, Kıbrıs, marjinalleştirme (uyuşturucu/fuhuş batağı oluşturarak yerleşik halkı kovma) nedenleriyle çok tartışmalı olduğu görülüyor.
4.Son olarak yeniden toplumsallaştırma için toplumu temsil edecek bir otoritenin zorunlu olduğu bunun kısmen kullanıcıları temsil eden, bireysel menfaatlerin üzerine çıkabilen boyutta kooperatifleşme yoluyla, kısmen de bilimin temsil edildiği kamusal mesleki müdehale ile sağlanabileceği görülüyor.
Bu sayfadaki tüm yazarları içten kutlarım. Çünkü hiçbir yerde bu sorunun bu kadar net anlatılabildiğini görmemiştim.
Saygılarımla.
pınar çelik
Kentsel dönüşüme karşı olanlar göreve. Toplumsal ihtiyaçlar için modellemeye gerçekten gerek var. Bunun için tartışmaların başlatılması yeni olanaklara açılan yollarla bizleri kavuşturacaktır. Akademi de mahalleli de tartışmalı bence.
S.Ertuğrul Aytaç
Katılıyorum, toplumsal ortaklığa giden bir yolda
plan, imar, mülkiyet, kamu yararı yeniden konuşulmalı gerçekten.
Düzgün, sağlıklı çevreler kendi iç dinamikleri ile olabilir mi? Olur, bırakın bu kentsel değişimi diyenlerin görevi bunun tersini göstermek.
Bu projeler rant projeleri, asıl amaç rant diyorsanız bence rant yerine (sıfır rant misal olarak, olabiliyorsa) bu sözü edilen alanlarda düzenleyin.
Bana sanki bir çok ev ödevi var gibi geliyor. Yoksulluk, kent yoksunluğu, kötü hayat koşulları sadece “kentsel değişim” ile düzelmeyeceği gibi, sadece bu projelerin uygulanacağı söylenen (ki bitmişi de yok henüz) alanlarda yaşayanların bütün sorunlarını bu değişim projeleri çözmez. Çözmez ve bu yazıda olduğu gibi sabırsızca her sorunun çözümünü bu projelerden beklemek ne denli akıl karıdır.
Daha gerçekçi bakmak, doğru noktalarda toplumsal çıkarları seslendirmek, sosyal politikaları gerçekçi argümanlarla savunarak geliştirmek faydalı olur. Yoksa tersten anlamayı ve yokuş yukarı sürmeyi devam ettirirsek elde edilebilecek gerçekçi düzelmeleri de reddetmiş oluruz ve buralarda yaşayanların birer adet canları var nihayetinde. Ömür de geçiyor bir yandan. Hak sahipliği, mülk sahipliği, bunların bir vesileyle genişletilmesi işleri karışık işler. Bunlar ideolojik mevzular değil. Dünyevi konular sonunda. Tapu-devlet-m2-daha çok değer-… falan. Araya belli bir görüş adınaymış gibi girerken çok çok dikkat etmek gerekir. Bir büyüğüm anlatırdı, 70 lerde gecekondu yapımı(elde edilmesi) için yardımcı olan dönemin solcuları darbeden sonra oralarda tutunamadılar, on yıl yatanlar çıktıklarında Özal’ın tapu tahsisiyle mülkleşmiş bir toplulukla karşı karşıya geldiler. İyi mi yaptılar, iyi yapmışlar belkide, evsiz ya da köyden gelen insanlara hazine topraklarını mülkleştirme konusunda fırsat sunmuş olduşar. Ama bunun sol la ve sol düşünceyle bir ilgisi varmıydı, düşünmek gerekir.
İçinde bulunulan durumun aynı olmasa bile bu süreçle benzerlikleri var. Toplumsal mücadele ve toplumsallık bilinci ile mülkiyete dayalı dünyevi konular çok aynı güzergahta değil, dikkat etmek gerekir.
Saygılarımla
kemal sorgun
Ben kentsel dönüşüme karşı olan mahallelerin kendi başlarına ve kendileri için bir planı, bu plana bağlı imar düzenini ve bu düzenin içinde “mülk sahipliğine” dayalı mı, yaşam ortaklığına dayalı mı ya da başka kollektif anlayışa göre mi şekillenecek irade tartışmalarını önemsiyorum. Bir defa bu nasıl olabilir, kimler nasıl bir hak paylaşımı yapar, nasıl mal sahipliği, tapu tahsisten arsa sahipliği ve üzerindeki bir-üç-beş… katlı binanın sahipliğinde ortaklaşalığa girer, ortaya konmalıdır.
Bence mahalleler bu düzeyde tartışma lılar ve kentsel dönüşüme karşı olan düşüncelerini “biz ne yapabiliriz” diye çalışmaları lazım. Daha toplumsal bölüşümü öğrenmeden bir şeye karşı olmak, haksızlıkları önlemek için anlam taşısa bile en azından çok eksiktir.
Benim mahlallelide gördüğüm gizli istek, buralara bu tür konutlar yapmayın, diyelim ben iki katlı yerimi ilerde beş katlı olarak kendim yaparım. Yahut bir mütahhite veririm daha çok daire sahibi olurum. İyi ama burada imar yok, sadece arsa burası, biri bir katlı öteki beş katlı yapmış, çekme mesafesi yok, yola çıkmışsın, arka bahçe mesafesi yok, iç içe girmiş evler. YAzının sahibi de onun gibi düşünenler de, hepimiz bu konularda “toplumsal yarar” denilen şeyi düşünmeye,saflaşmayı sağlamaya mecburuz. Zira mülk sahipliğine dayalı beklentilerin sınırsızlığı “kentsel dönüşüme karşı” sözü olanları da alır götürür. Bu işin durma noktası, hakça belirleneceği noktayı tartışalım.
Meslek odaları mesela, mağdur vatandaştan daha iyi birşey söyleyeceklerse bu modeli kursunar. Toplumla beraber nasıl bir ortaklık kurulabileceğini, nasıl yaşam çevrelerinin iyi hale getirilip ama “ranta” gitmeden toplum yararına olabileceğini formüle etsinler. Onlardan ve akademisyenlerden beklenen budur herhalde.
En azından bir kooperatif fikri burada söylenmiş, çok mühim bence. Aynı mahallede yaşayan insanların kendi sorunlarını çözme temelinde bir araya gelmeleri ve kendileri uğruna bir harekete girişmeleri, bunun için aralarında bir hukuk oluşturmaları gerçekten ne kadar önemli bir şey. Kentsel dönüşüm şimdi bunu sağlamış bile olsa “bir musibet bin nasihattan iyidir” diyebiliriz.
Saygılarımla
Azmi İzmirli
Evet çok doğru yapılması gereken sürekli yalan yanlış konuşmak ya da ortamda farklı hedefler için provokasyon yapmak yerine sorun çözücü öneriler geliştirmek. İste kooperatif önerisi son derece doğru bir öneri ve uygulanabilir. Batı Avrupa’da yıllardır değişik uygulamaları yapılıyor, hem tarihi dokular varlıklarını sürdürebiliyorlar, hem de insanlar insanca yaşama olanaklarına kavuşuyorlar.
Kentsel dönüşüme karşı olan odanın organizasyonu ile gençler Tarlabaşını ziyaret etmişler, Tarlabaşı için yazdıkları bir çöküntü bölgesini tanımlıyor ve kentsel dönüşüm için çalışanları destekliyor. Sanıyorum odadaki büyükleri de bu bölgeye giderlerse, durumu görünce onlarda düşüncelerini gözden geçirmek gereksinimini duyarlar.
Hemde iddia ettiklerinin aksine bu tür çalışmaların amacının yağma olmadığı da anlaşılır. (Değer artışına gelince bir sokakta bir mimarın yürümesi bile o sokakta değer artışı için yeterlidir, önemli olan bu değerlerin nasıl topluma geri döneceğidir.)
Kooperatif önerisi için artık kabuğunu kırmaya başladığı anlaşılan sayın yazarı kutlarım.
aydın tekkurt
Kooperatif kurulması iyi fikir. Kentsel dönüşüm karşıtları bence “halk kooperatifleri” kurarak kendi maddi ve bilgi birikimleriyle dönüşümlerini yapmalılar. Her türlü sorunu da karşılarına çıktıkça öğrenip üstesinden gelirler.
Bence kooperatif kollektif anlayışa uygun doğru fikir.
Selamlar
Mübeccel Kılıç
ben bu fikre katılıyorum. mahalleler dayanışıyor toplantısında mahallelerini savunan ve orada yaşamlarını en güzel şekilde sürdürmek isteyen dostlarımız vardı. hepsi elbirliği ederse ve kendi kooperatiflerini kurarlarsa kendi kentlerini ve yapılarını bence de daha güzel yapabilirler. yıllardır sağlıksız olan kötü yapılaşma bu yolla çözülür bence.
saygılarımla
raziye demir
Gerçekler de yoruma bağlı ve her zaman hemen söylenemiyor. Gerçekleri görmek, üzerindeki sis bulutunu dağıtmak çok kolay değil. Yazınızla bu anlamda bir katkı sağlamışsınız. Sağolun gerçekten.
Bence söylediğiniz gibi kentsel dönüşüm projelerini bırakalım belediyelerin, TOKİ nin yapmasını. Halk kendi yapsın. Kendi birlikler kursun, kooperatif gibi örneğin, sizlerde buna yardımcı olun. Daha güzelini, daha insan için olanını halk yapsın. Hem de daha çevreye saygılı olur, TOKİ nin yaptıklarından daha şık olur, bnce daha sağlam ve kullanışlı olur. Bu anlamda projeler için mimarlar ve şehirciler yardımcı olurlarsa sorun da kalmaz. Mülkiyet konusunu halk komiteleri kurulup orada çözülebilir, herkes o komitenin kararına uyar, neyin yıkılacağına ve yapılacağına komite çare bulur. Finasmanı da komite o yörenin halkından ve çevre semtlerin dayanışan oturanlarından temin eder. Bu düzende ev sahiplerine ve kiracılara bence şimdi verilenden çok daha büyük paylar verilebilir. (ama imar düzeninde yoğunluğu arttırmadan yapmak lazım) Kiracılara insanca yaşayabilecekleri yeni yerler bulunur, sonra tekrar bölgeye dönme garantileri verilir, kira yardımları daha uzun süreli hale getirilebilir, muhtaç olanlara karşılıksız kira yardımı yapılabilir. Yörenin insanı yöresini dah değerli daha sağlıklı ve insanca yaşayabileceği bir proje haline sokabilir. İstesin yeterki, önderlik yok bence. Durmadan yapılanlar eleştirileceğine kendimiz yenisini ve daha iyisini yapalım. Böyle bir kaç örnek yapılsa şimdi ortada dolaşan kentsel dönüşüm projelerine kimse dönüp bakmaz bile.
Gecekondulara saygılar.