Aranan sorumlu dağa kaçmış…/Tuğrul Ersan

5 Dakika Okuma Süresi

 

 Aradığınız sorumlu dağa kaçmış bulunmaktadır / Tuğrul Ersan

Neden olduğumuz bir acının sorumluluğundan kaçmak toplum olarak en kötü huylarımızın başında geliyor. Bütün başarısızlıklarımıza, yediğimiz her naneye yüzsüzce bir ‘ama’ icat etmekte üstümüze yoktur. Hata yaptığımızda suçu kendimizde aramak yerine parmakla bir yerleri işaret edip suçlu aramak, o da olmadı hiç yoktan hafifletici sebepler icat etmek özeleştiri ve empati yoksunu bir toplum için pek de şaşılacak şey değil. Ancak ülkeyi yönetenlerin gerçekten de böyle bir lüksü olabilir mi?

Letonya’da bir süpermarketin çatısı çöker, 54 insan ölür. Bu işte sorumluluğu olduğunu düşünen başbakan çıkar ve özür dileyerek istifa eder. Neden? Çünkü inşa edilen bir yapıyı denetlemek o ülkeyi yönetenlerin sorumluluğudur. O başbakan bilir ki o ülkede yaşayan herkesin canı ona emanettir. Eğer bir bina çökmüş ve içindekiler ölmüşse bir yerlerde bir yanlışlık vardır ve o yanlışlar silsilesi önünde sonunda kendisine kadar uzanacaktır. Bunun aması maması yoktur.

japonya’da 9.0 şiddetinde bir deprem ve sonrasında tsunami olur. Geçmişten ders çıkarmayı bilen her ülkenin yapacağı üzere depremle ilgili her türlü önlemi almş olan japonya tsunami’yi hesaba katılmamıştır. 15 bin insan ölür, bunun yarısı kadarı da yaralı ve kayıptır. Üstüne bir de nükleer santral zarar görür ve yayılan radyoaktif sızıntı bütün dünyayı tehdit eder. Bu olay bir ülkenin başına gelebilecek en büyük doğal afet olmasına rağmen başbakan topu japonya’nın fıtratına atmaz. Bu işte sorumluluğu olduğunu düşünür ve özür dileyerek istifa eder. Neden? Çünkü doğal afetlere karşı alınabilecek tüm tedbirleri almak o ülkeyi yönetenlerin sorumluğudur. O başbakan bilir ki o ülkede yaşayan herkesin canı ona emanettir. Eğer bu kadar insan ölmüş, nükleer santral zarar görmüşse bir yerlerde bir yanlış vardır ve bilir ki o yanlışlar silsilesi önünde sonunda kendisine kadar gelir. Bunun lamı cimi yoktur.

80’li yıllarda ABD’de bir senatör hakkında yolsuzluk iddiaları ortaya atılır ve mahkemede onu suçlu bulur. Senatör düzenlediği basın toplantısında ağzına dayadığı Smith & Wesson’un tetiğini çeker. Yıllar sonra aslında suçsuz olduğu anlaşılır. Güney Kore’de feribot devrildi ve insanlar öldü diye başbakan özür dileyip istifa eder. Fransa’da adı yolsuzluğa karışan bakan mahkemede aklanana kadar görevi bırakır. Türkiye hariç falanca ülkede başarısız olan, falanca olaya karışan, hakkında falanca iddia ortaya atılan her politikacı, her yönetici istifa eder, intihar eder, bir şeyler yapar. Çünkü hareketlerinin sorumluluğunu üstlenip sonuçlarına katlanmak onurlu bir insanın yapması gerekendir. Yönetici konumundaki insanların, hele ülke yönetenlerin bundan kaçmak gibi bir seçeneği yoktur.

Türkiye’de yolsuzluk skandalı olur, ciddiyetle araştıracağız diyip soruşturmayı yürüten polis ve savcılar görevden alınır, dava düşürülür. Kimse istifa falan etmediği gibi, istifa etsin diyenler suçlu çıkarılır.

Türkiye’de fi tarihinden kalma raylar üzerinde trenlere hız yaptırılmaya kalkılır, ilk virajda tren devrilir. 41 insan ölür, 80 küsur insan yaralanır. Makinistler suçlu bulunur. Kimse istifa falan etmez. Adam gibi hızlı tren yapmak yerine siyasi şov uğruna insanların canını hiçe sayan bu projenin davul zurnayla açılışını yapan bakandan, başbakandan ses çıkmaz.

Türkiye’de 2003, 2004, 2009, 2010, 2013 ve 2014’de toplam 8 maden kazası olur, toplamda 407 maden işçisi ölür. İstifa mı? Bakan çıkar fakat güzel öldüler, acı çekmediler der. Başbakan 1800’lü yıllardan dünyada maden kazaları örnekleri verir, suçu fıtrata atar. Günde ortalama 200 iş kazası yaşanan bu ülkede gözünü para hırsı bürümüş patronların tersanelerinde, şantiyelerinde ihmaller yüzünden her yıl binlerce insan ölür veya sakat kalır. Adı kazadır, kaderdir. Başbakan istifini bile bozmaz. Çünkü bizde her şey o ülkeyi yönetenlerin değil, başkalarının sorumluluğudur. Atarsın içeri makinisti, şantiye şefini, tesis müdürünü, üç sene yatar çıkar. Kazadır, kaderdir, fıtrattır. Bizim başbakan bilir ki bu ülkede yaşayan insanların canı Allah’a emanettir. Ülkede sürekli kaza olup da insanlar ölüyorsa ortada bir yanlışlık yoktur, kader vardır. Yanlışlık varsa bile asla kendisine kadar uzanmaz. Kazada ölenlerin babalarını arayıp da başsağlığı diledi mi iş bitmiş, sorumluluk yerine getirilmiştir. İnanmazsanız kazada ölenlerin yakınlarına sorun. Bakınız ne diyor iki oğlunu asansör cinayetinde yitirmiş baba: “Çocuklarımı Allah verdi, Allah aldı. Sayın Başbakanımız Ahmet Davutoğlu’nun bizleri arayarak başsağlığı dileğinde bulunması acımızı bir nebze olsun hafifletti”.

Bir tekerleme vardı hani hatırlar mısınız? Kedi nerde? Ağaca çıktı. Ağaç nerede? Balta kesti. Balta nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Dağa kaçtı. Dağ nerde? Yandı bitti kül oldu! Burada sorumlu ararsan alacağın cevaplar bu minvaldedir işte.

Müsadenizle bütün ülkenin üzerine kocaman bir “Burada Sorumlu Yoktur” tabelası asmak istiyorum.

Kaynak: Radikal

2 Yorum

  1. süreyya altınbaş

    Sorumluluk ap ayrı bir şey. İmar konularında sorumluluk hiç bir zaman tam olarak kamuda olamıyor.

  2. Adil Akyurt

    Bu ülkede hatayı tespit edebilirsiniz fakat sorumluyu asla. Sorumlu tutmak, sorumluluğu üstlenmek hiç adetten değildir. Ülkede herşey eğri büğrü yapılır fakat kağıt üzerinde sorumluluk düşecek hiç birşeye imza atılmaz örneğin. Bu yüzden neredeyse büyük felaketlerin hiç birinde bir devlet yöneticisi ya da memuru sorumlu tutulamaz. Yani kağıt üzerinde her şey nizamidir ve örneğin asansöre binenler birşeyi kurcalamışlar, kapıyı tam kapatmamamışlar ve ya kasten kendilerini öldürmüşlerdir. Komik gibi gelebilir ama soruşturmaların neticesi neredeyse böyle çıkacaktır.
    Yazık gerçekten.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir