Apolitik Gençliğin Uyanışı

5 Dakika Okuma Süresi


Seval KALKAN

1983 yılının Haziran ayında İstanbul’un göbeğinde doğdum. Doğulu bir baba ile Batılı bir annenin (tırnak içinde) “haspel kader” tamamen apolitik yetiştirilmiş çocuğuydum, pek çokları gibi. Bugün 30 yaşındayım. 80’ler gençliğine göre çok çok az şey gördüm şu hayatta ama yine bu kez tırnak dışında, görece açık fikirli bir birey oldum.

Ben inşaat sektöründe çalışan bir şehir plancısıyım. Kentsel dönüşümü “hakça” olduğu sürece kesinlikle destekliyorum. Bugün bu yazıyı ne bir şehir plancısı ne inşaatçı ne de herhangi başka bir kimlikle yazıyorum. Ben bugün bu yazıyı bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak yazıyorum.

Gezi Parkı’ndaki ağaçların sökülmeye başlanması ile bir gece ansızın patlak veren olaylar bu gece Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olsun olmasın pek çok kişinin tepkileri ile devam ediyor. Bugün İstanbul’un belediye başkanı ve valisi televizyonlara çıkıp çok pişkin bir şekilde burada insanların ve Gezi Parkı’nın istismar edildiğini söyleyip İstanbul’a bilmem ne kadar yeşil alan kazandırdıklarının, ne kadar hizmet verdiklerinin reklamını yapıyorlar. Diğer yandan son birkaç gündür Gezi Parkı ve çevresinde yaşananların gerçek yüzü sosyal medya dışında herhangi bir yayın organında açıkça yayınlanmıyor. Yayınlanan haberlerde kullanılan söylem ve fotoğraflarda da TV, gazete ve tabir-i caiz ise ayaklı gazete yollarından başka bilgi sahibi olma şansı bulunmayan vatandaşların, vali ve belediye başkanının sözlerini haklı bulabileceği görüntüler kullanılıyor. Kimi Fotoğraflarda alkol şişeleri zoom’lanıyor, kimi videolarda sadece polisin yardımcı olduğu yaralılara odaklanılıyor, neden yaralandıkları sorgulanmadan, ya da tazyikli suyla havaya uçan vatandaş gösterici olarak lanse ediliyor. Sonuç: sosyal medya erişimi ya da bu harekete bire bir dahil olan yakınları olmayan insanlarda “işte kafa bulmak için toplanıyorlarmış zaten orada, pislik yuvası bir park, kaldırsınlar tabi… polis de daha napsın? Herkesi onlar toparlamış…” Fikirleri oluşuyor ya da güçleniyor.

Gerçek ise: Gezi Parkı uzun yıllar unutulmuş, bırakılmış, ama son yıllarda kent merkezinin nadir kamusal yeşil alanlarından biri olduğu farkedilerek kamu tarafından, çok doğal bir şekilde yeniden sahiplenilmiştir. Ne tesadüftür ki, iktidar da aynı zamanlarda bu nadir alanı bir gelir kapısı olarak görüp gözlerinde $ işaretleriyle, dünyanın herhangi bir yerinde örneğine kolay kolay rastlanmayacak bir uygulamaya yeltenmiş, kent karmaşasının ortasındaki bu sakin kamusal alanı, tarihi değerleri onlarca yıl sonra yeniden canlandırmak adıyla avm yaptırmaya niyetlenmiştir.

Doğaldır hepsi. Kentin kendi alanlarını yeniden keşfetmesi de, hareketli alanların kimilerinin gözlerinde $ işareti ifade etmesi de doğaldır. Tüm bu süreçte doğal olmayan şudur: mahkeme sürecinde olan, üstelik ilgili meslek odaları ve toplum tarafından kabul görmemiş projeler kapsamında gecenin bir yarısı yok edilmeye kalkılan bir alanın, gerçek sahipleri tarafından sahiplenilmeye, korunmaya çalışılırken, ki bu insanlar çevreye herhangi bir şekilde zarar vermezken, polisin, tam da bu vatandaşları koruması gereken polisin, şiddet içerikli müdahalelerle insanlara zarar vermesi ve tüm kentin huzurunu yok etmesidir.

Eğer bu yazıyı okuyorsanız zaten muhtemelen sosyal medyada an be an sürecin gerçek yüzünü görme şansını yakalamış görece azınlık arasındasınız ve daha da önemlisi FARKINDASINIZ. Ancak, yine de söylemeden edemeyeceğim. Evet, kamusal alanlarımızı sahiplenmeliyiz. Evet yeşil alanlarımızı sahiplenmeliyiz. Özellikle de toplumun kabullenmediği bir proje ile müdahale edilmeye çalışılan alanlarımızı. Ama daha da önemlisi kişisel hak ve özgürlüklerimizi sahiplenmeliyiz. Ve özellikle 31 Mayıs günü ve gecesinde gerçekleşen toplumsal hareketin, vali ya da belediye başkanının özellikle çekiştirmeye çalıştığı gibi 2 ağaçla değil bu kişisel hak ve özgürlüklerle ilgili olduğunu FARKETMELİYİZ. Farketmeliyiz ve farkettirmeliyiz çünkü sayısız hükümet bir araya gelse bu kadar çeşitli fikir, yaş, bakış açısına sahip insanı bir araya ve bu kadar dirençli hale getiremezdi. Yurttaşları birbirine sebepsiz yere düşman eden bu yaklaşımdan başka herhangi bir şey, birilerinin sosyal medyada da belirttiği gibi, aileleri tarafından özenle apolitik yetiştirilen bir nesli böylesine coşku ve dirençle sokaklara dökemezdi.

Yinelemekte fayda var: 30 yaşında, görece apolitik, inşaat sektöründen bir şehir plancısıyım. Ama bu sıfatların hiçbiri önemli değil. Ben öncelikle bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ve benim, annemin, yeğenimin, gelecek nesillerimizin kişisel hak ve özgürlüklerine saldıran her şeye karşıyım. Tazyikli suya, biber gazlarına, hiç sebepsiz sadist polis saldırılarına, Gezi Parkı gibi kamusal alanlarımın talan edilmesine karşıyım. Ve her gün tüm insani haklarım için sokaklara dökülmeye gönüllüyüm…

6 Yorum

  1. zeynep alkan

    çok önemli günler yaşıyoruz. bir anlamda dönüşüm bu. gençlik başta olmak üzere bütün kesimler bir eşiği atladı. geçici olmaz umarım.

  2. Nuri Altın

    Toplumun uyanmasıyla eşdeğerlik taşıyan bir sosyal patlama olduğunu gerçekten ummak lazım. Bu muhalefet belki nasıl bir hak arama potansiyilene sahip olduğumuzu göstermek yönüyle çok olumludur. Ancak hemen eski kalıplar, milliyetçi kalın çizgiler, dışlayıcı dili olan eski kemalist çıkışlar bayrak dağıtarak geniş alanlarda bu potansiyeli sahiplenir, bu enerji tam da iktidarın istediği üzere sadece bu unsurlardanmış gibi gösterilirse açıkçası önemli tarihi bir fırsat heba olur.
    Bu durumu değiştirecek kadar bilinç, birikim var mı derseniz, bu da ülkenin sorunu zaten.
    Gençlerin kendini ülke kaderinde bir özne gibi farketmelerini en büyük kazanç olarak görüyorum yine de.
    Yazı bir çok şeyi kapsıyor ve bana göre çok ciddi, mimarlık alanında yayın yapan bir sitede yer almış olması hem bir önem ve değeri gösteriyor ama bir taraftan da gündelik sosyal medyada yayılsa çok fazla yorumlayanı ve taraftarı olur, bu biçimiyle de hakkettiği değeri bulamıyor diye düşünüyorum.

  3. Seval Kalkan

    Konuyla ilgili haklı fikirlerimizi dile getirebileceğimiz Mimdap gibi yayınların olması gerçekten çok umut verici. Yıllardır yılmadan emeğinizi hiç esirgemeden bu yayını sürdürdüğünüz için çok teşekkür ederim. Ben 30 yılda hiç böyle bir hareket görmedim Türkiye’de ve medyanın şuursuzluğu karşısında dehşete düştüğümü ve yıllardır özellikle Doğu ve güneydoğuda yaşananların bize nasıl yansıtıldığını merak ettiğimi belirtmek istiyorum. Bu konuda yalnız olmadığımdan eminim. Ve bence Gezi Parkı ile başlayan gençliğin bu farkındalığı yayılarak ülkeyi daha farklı bir yere getirecek, ülkem için artık umudum var… Tekrar teşekkür ederim, düşüncelerimi paylaşmama yardımcı olduğunuz için.

    Sevgiler

  4. Hasan Kıvırcık

    Değerli Seval,
    Yazındaki içtenlik ve kendi somut hikayen üzerinden konuya yaklaşmanın sıcaklığı yanında ülkenin hakiki gerçekliğine parmak basman bence müthiş.
    Keşke başbakan bu samimiyeti, karşı çıkışların sebeplerini, büyük kitlelerin beklentilerini anlayabilseydi. O halen başka bir dünyada, kendi çevresinden aldığı bilgilerle insanları azarlama derdinde.
    Televizyonlarda “Gezi Parkı” ndan aldığı derin hayal kırıklığıyla yeni yaralar açacak sözler sarfederken ve meseleyi olmayacak şeylere bağlamaya çalışırken on binler sadece Taksim’de değil İstanbul’un ve ülkenin bir çok meydanında yürüyor, slogan atıyor ve kendisini istifaya davet ediyor. Artık mani olamadığı birşeyle karşı karşıya olduğunu zannederim fark eder.
    Ancak bu yazıda da belirtilen ve hepimiz için umutlu olan şey, yıllarca politik hareketlerden uzak tutulma kaygısı ile biçimlendirilen-korkutulan-yasaklanan-dışlanan…. gençliğin kendi mecrasında kendisine bir yol bulmuş, kendi sorumluluk alanına sahip çıkmış olmasıdır. Son otuz beş yılın en önemli hareketlerinden birinde toplumun ve gençliğin temel hakları söz konusu olduğunda “boyun eğmeme” tavrını göstermeleri hakikaten bu ülkeden umut kesilmeyeceğinin işaretidir.
    Eline sağlık Seval’cim.
    Hasan Kıvırcık

  5. perihan yılmaz

    MERHABA TAYYİP ABİ !
    Ben Gezi Parkı’ndaki sıradan bir çapulcuyum. Bugün, 3 Haziran 2013, seni dinledim ve senin beni hiç tanımadığını iyice anlamış oldum. Ben ise seni çok iyi tanıyorum Tayyip Abi. Bu yazıyı sana kendimi tanıtmak için, beni biraz olsun anlaman için yazıyorum.
    Sana “Abi” diye hitap ediyor olmam aradaki soğuk sıfatlardan kurtulmak ve yıllardır televizyonda dinlediğim yöneticiye samimi duygularımla hitap edebilmek içindir. Saygısızlık olarak addetme sakın. Görüyorum çok çabuk sinirleniyorsun ama önce bir dinle beni anlayacaksın samimiyetimi.
    Bana “çapulcu”, “alkolik”, “ahlaksız” ya da “kardeşim” diye hitap edebilirsin hepsi kabulüm benim, hiç sorun değil. Tayyip Abi, ben üniversite sınavında derece yaparak üniversiteyi kazanmış Anadolu’dan İstanbul’a ailesini geride bırakarak tek başına göç etmiş bir işçi çocuğuyum.
    Üniversite bitince yurt dışında akademik eğitim alacağım sonra ülkeme dönüp ömrümü gençlerin eğitimi için harcayacağım.
    Ben 1980 sonraki apolitik, suya sabuna dokunmayan gencim Tayyip Abi. Hiçbir siyasi parti, hiçbir siyasi oluşum ve hiçbir ideolojik kuruluşun üyesi değilim! Çünkü evimizden çıkarken bizi annemiz “sağ-sol”a bulaşma diye bin tembihle uğurladı. Çünkü ben babamla ne zaman konuşsam bana “Sizin okulda olaylar var mı, karışmıyorsun değil mi?” diye sorar. Çünkü ben siyasetin, eylemlerin, herhangi bir politik görüşün “öcü” olarak bilinçaltına kazınmış olduğu bir gencim Tayyip Abi. Hiçbir zaman da herhangi bir siyasi tarafın parçası olamayacağım çünkü benim hayat görüşümü politikada yansıtacak bir parti yok Türkiye’de!
    Sen bizi sırf CHP, BDP vs. olarak görüyorsun. Aslında Tayyip Abi anlıyorum seni; bizim, salt halkın, tepkisini politize edip bir şekilde kendi seçmenine açıklamak istiyorsun. Onu da anlayışla karşılıyorum Tayyip Abi, biliyoruz ki siyaset böyle yapıyor bu ülkede.
    Ama Tayyip Abi, çok kırıyorsun beni. Ben senin yüzde 50’lik seçmenin değilim, evet. Ben senin daha güçlü bir iktidara sahip olman için hiçbir şey yapmıyorum, evet. Ama ben aynı zamanda ne çapulcuyum ne aşırı güç odağıyım Tayyip Abi.
    Gezi Parkı’nda sabah baskınlarıyla anayasa çerçevesinde demokratik hakkını kullanırken çadırları yakılan, kitap okurken ağzına gözüne biber gazı pompalananları görmezden gelemeyen sıradan bir gencim.
    Polisin vahşice insan copladığı, medyanın üç maymunları oynadığı, internetin yavaşlatıldığı, telefon operatörlerinin baskıyla çalışmaz hale getirildiği zorbalık cumhuriyetinin dört bir yanda kol gezdiği bu duruma karşı sessiz kalamayan bir gencim Tayyip Abi.
    Benim sorunum senin seçimle kazandığın iktidarınla değil.
    Benim sorunum senin farklı hayatlara hoşgörüsüz tavrın ve beni sürekli rencide eden üslubunla Tayyip Abi.
    Abim diyorum bak kızma bana inan çok samimi içimi döküyorum sana.
    Ben hafta sonları içki içtim, “alkolik” dedin.
    Ben sevgilimin elinden tuttum, “ahlaksız” dedin.
    Ben orada camiye ihtiyaç mı var dedim, “dinsiz” dedin.
    Ben tarihi Emek sineması yıkılmasın dedim, “terörist” dedin.
    Ben sana oy vermedim, “gavur” dedin.
    Ben harçlar kaldırılsın dedim, “anarşist” dedin.
    Ben ağaçlar kesilmesin dedim “çapulsuz” dedin.
    Ben şehrin tek yeşilinden kimse rant kazanmasın istedim; sen ki bu demokratik ülkenin hizmetkarısın, sen ki diktatörlük kanımda yok diyorsun beni “ağaçlarda sallandır”mak istedin! Tayyip Abi çok kırıyorsun beni.
    Ben her gece evime gözlerim kan çanağı, ciğerlerim parçalanmış, kolum bacağım dövülmüş “Yarın daha güzel bir gün olur” diye dönüyorum ama sen her sabah yine bir şekilde beni, on yılların apolitik, pısırık, umursamaz gencini kırmayı başarıyorsun Tayyip Abi.
    Sonra yine yüzüme gözlüklerimi ve annemin tülbentini çıkartıyorum ortalığa.
    Final sınavlarıma çalışmak yerine çıkıyorum sokağa. Annem, babam beni kütüphanede biliyor ama ben; beni tanı, beni duy, beni hor görme diye koşuyorum dumanların içine, koşuyorum suların altına…
    Sevgilerle,
    Özkan Kayal

  6. Ferda Çetinkoz

    RTE duyma sorunu yaşıyor olmalı. Halkın büyük tepkisine rağmen inadım inat diyor ama bu sonun başlangıcı.
    Yediği tokatla sendeleyen iktidar daha da saldırganlaşabilir fakat bu halk konumlandırıldığı yerden fırladı, cin şişeden çıktı.
    Cuntadan beri apolitik yetiştirilmeye çalışılan gençlik ayağa kalktı ve kendince, hiç bir parti ve siyasi düşünce demeden baskılara HAYIR dedi.
    Şerefine RTE.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir