Anneme Mimar Olduğumu Söylemeyin, O Beni Bir Genelevde Piyanist Sanıyor…

6 Dakika Okuma Süresi


Arif ATILGAN

( Sayın Arif Atılgan’ın bu yazısı Mayıs ayının son günleri yazılmıştır. Portalımızda tam yayına alınmak üzere iken “Gezi Direnişi” başladı ve gündem o zamandan beri çok yoğun olarak devam ettiği için, yazardan izin alarak yayını beklettik. Bu sürede Gezi direnişi bütün yurda yayılarak sürdü ve iktidar da direnen bütün insanlara, Taksim Dayanışmasına ve son olarak da TMMOB’ye öfkesini gösterecek vuruşlar yapmaya devam etti. Mimar olmanın sorgulandığı bu yazının da zamanı geldi galiba… ) Mimdap

Yukarıdaki başlığın aslının ilk cümlesi ‘Anneme Reklamcı Olduğumu Söylemeyin’ şeklinde olup jacgues Seguela isimli yazarın yaklaşık yirmi yıl önce yazdığı kitabının adıdır. Yazar kitabında reklamcılık sektöründeki ticari konuları eleştirmektedir.

Benim bu başlığı koymama sebep ise köşe yazarı Reha Muhtar’ın birkaç ay önce yazdığı köşe yazısında, ilk cümleyi ‘Anneme Gazeteci Olduğumu Söylemeyin’ şeklinde değiştirerek bir yazı yazmasıdır. Reha Muhtar bu yazısında gazetecilik ve enformasyon alanında 16.000 kişilik işgücüne karşılık 3.000 işsiz olduğunu, yani alanlarında işsiz sayısının %20 ile en yüksek oranda bulunduğunu işleyerek meslektaşlarının sıkıntısını işlemişti.

Ben de o yazıdan ilham alarak kendi alanımızla ilgili bir yazı yazmak istedim.

2012 yılının Eylül ayında Mimdap’ta yayınlanan ‘Mimarlık’ başlıklı yazımda mimarların yasal istihdam alanlarında çalışanlarının tüm mimarlara oranının % 30, dolayısıyla işsizlik oranının % 70 olduğunu yazmıştım. Çünkü: Mimarların %70 i çeşitli alanlarda çalışmaktadırlar ancak oralarda mimar olmayanlarda çalışabilmektedirler. Odaya kayıtlı 40.000 civarında mimar olduğunu varsayarsak 28.000 inin yasal istihdam alanlarında çalışmadıkları görülecektir. Aslında Mimarlar Odasına kayıtlı olmayan meslektaşlarımızı da hesap ettiğimizde bu sayı çok daha yüksek çıkabilecektir.

1970 yılında mimar olduğumda ilk olarak üç konu dikkatimi çekmişti:

1-1960 lı yıllardan önce mimar olanların şanslı oldukları: Zira onlar az sayıda oldukları için istihdam sorunları olmamıştı. En önemlisi onlardan işverenleri hep mimarlık talep etmişti, ruhsat değil. Mimar olan ikinci kuşak yakınları da bu şanstan yararlanmışlardı doğrusu.
2-Zengin bir sosyal çevresi olanların da şanslı oldukları: Mimarlık alanında böyle çevresi olanlar çevreleri tarafından tercih ediliyorlardı. Bugün hala görmekteyim ki böyle çevresi olanlar, mimar olmasa da mimarlık yapabiliyor hatta medyaya mimarlık konusunda röportajlar bile verebiliyorlar.
3-Belediyelerde genellikle arşivden dosya bahşiş vermeden çıkarılamıyordu: Hâlbuki Ben sinemada yer göstericiye bile bahşiş verirken utanırdım. Sanki o kişiyi küçültüyormuşum gibi hissederdim.

Bu şartlarda mimarlık yaparken mimar olmayanlara mimarın ne iş yaptığını anlatmakta güçlük çekiyordum. Tasarım, plan, proje dediğimde dudak büküyorlardı. Ancak 1980 li yıllarda bir marangoz ustamla yaptığım sohbette, en basit anlamda halkımızın mimara ne kadar ihtiyacı olduğunu anlamıştım. Kendisi o yılların varoşlarından birinde yaşıyordu. Orada hem marangozhanesi hem de evi bulunan Usta, mahallesine muhtar da olmuştu. Bana mahallesine haftada bir gün gelecek olan bir doktor ve bir mimara çok ihtiyaçlarının olduğunu söylemişti. Doktoru anlayabildiğimi ama mimarın orada ne işi olacağını, oradakilerin zaten kendilerini mimar yerine koyarak hareket ettiklerini söylemiştim. Bunun üzerine yaptığı açıklama oldukça ilginçti.. Kalfalar kendilerince ölçeksiz bir plan çizip inşaata başlıyorlarmış. Taşıyıcı sistem bitirildikten sonra sıra duvarları örmeye geldiğinde koridora yer kalmıyor, odalardan birbirine direk geçilmek zorunda kalınıyormuş. Ayrıca çoğu zaman merdiven kovası düşündüklerinden çok daha fazla alanı kaplıyor, binanın içersinde odalara yer kalmıyormuş. İstedikleri basitti. Bir mimar onların istediği en boy ölçüsünde 1/100 ölçeğinde bir plan çizsin yeterdi. Kesitler, cepheler de olsa daha iyiydi ama şart da değildi. Zira kolonlar, duvarlar ve tüm hacimler yerli yerine oturacaktı. Dolayısıyla odalara koridordan girilecek, binanın ön tarafıyla arka tarafı arasının tamamına merdiven gelmeyecekti.

O gün, bazen yanımda oturup sohbet ederken bana 1/100 ölçeğinde plan çizdirenleri anımsadım. Sonradan gelip düzgün proje çizdireceklerini sandığım bu kişilerin neredeyse hiç biri tekrar gelmiyordu. Demek ki bu kişilerin giderken içtenlikle söyledikleri ‘sağ ol ağbi’ bıraktıkları ücret oluyordu.

Geçtiğimiz aylarda Mimarlar Odası ile Serbest Mimarlar Derneği (SMD) yetkililerinin tarihi bir toplantı yaptıklarını öğrenmiştik. Bu etkinliği değerlendirirken, mimarların meslek örgütlerinden kamusal, mesleki ve meslektaş konularında çalışmalar beklediklerine dikkat çekmek isterim.

Mimarlar Odasının kamusal konulardaki çalışmalara ağırlık verdiğini biliyoruz. Samimiyetle söylemek gerekirse SMD ise mesleki konularla ilgili çalışmalara ağırlık veren bir mimarlık kurumu olarak dikkat çekmektedir. Bunca yıl sonra yapılan toplantı ile Mimarlar Odası ve SMD birbirlerini tanımış mı olmaktadır?

O zaman meslek camiamızda meslektaşlarla ilgili çalışma yapacak bir meslek kuruluşuna da ihtiyaç bulunduğu mu düşünülmelidir? Mimarlar kendi aralarında yaptıkları sohbetlerde sıkıntılarını anlatabilecekleri, anlattıkları sıkıntılarına çözüm üretici çalışma yapacağına inanabilecekleri bir kuruma ihtiyaç duyduklarını konuşmaktadırlar.

Yazının birinci bölümünde mimarların yasal istihdam alanlarının çok az olduğunu, ikinci bölümünde halkın mimarlığa ihtiyacı olduğunu ama bunun farkına varmalarının sağlanamadığını, üçüncü bölümünde ise mimarların örgütlerinden kendileri için de çalışmalar yapabilmelerini beklediklerini anlatmaya çalıştım. Aslında üç konu da mimarların zorunlu üye oldukları Mimarlar Odasının ilgilenmesi gereken işlerdendir. Ancak Odamız delege sayısını 800 kişide dondurmak için Olağanüstü Genel Kurul yapmakla meşgul. Her yıl artmakta olan mimar sayısına karşılık delege sayısını azaltarak dondurmak, mimarları genişçe bir ‘elitler kurulu’ tarafından idare etmek istemek değil midir?

Sanırım yukarıdaki başlığı atmakta haksız değilim.

5 Yorum

  1. Melek Genli

    Bence orada piyanist zannetmelerinde bir behis yok. Mimarlık yapmadığı halde “mimar” zannedilenler biraz daha zor durumda.

  2. necmi yazgan

    Mimarlar şu anda fikri anlamda bir eserleri olsa (ben her yapılan projenin eser olduğunu zannetmiyorum) bunu nasıl koruyacaklar ve gerçek anlamda müellifi olacaklar, yasal anlamda bunun mücadelesini vermeliler.

  3. Mahmut Kuyupınar

    Şimdi piyasada mimarlık yapanlarda hem mimarlık hem ruhsat hem de ruhsat harici yapılacak işler olmak üzere 3 hüner birden isteniyor. Dolayısıyla bu kuşak çok şansız. Zira belediye hep haklı olacağı bir evrağı imzalamak isterken işveren ise hayalindeki yeri yapmak istiyor. Mimar burada hakikaten o söylediğiniz yerde “piyanist” olması lazım.

  4. perihan yılmaz

    son zamanlarda toplumda olduğu kadar bizim meslek ortamımızda da öyle farklı şeyler olmaya başladı ki, kimim mimarlık yaptığı kimin piyano ya da keman çaldığı bir süre sonra anlaşılacak.

  5. salih şencan

    genelevde piyanist olmak çok daha özgür ve keyifli bir iş bence..hiç değilse bu işi yapanların bir meslek odası yok,dolayısı ile muhalifleri de(yönetim tarzına muhalefettir kastettiğim) yok..bence annene rahatlıkla yaptığın işi anlatabilirsin sevgili arif atılgan..yaz sonuna doğru gezi parkı eylemleri ve bunun sosyolojik değerlendirmelerini (meslek odası çalışma tarzına yaklaşımın da eksen olarak öne çıkacağı) bir yazı yayımlatmayı düşündüğümden bu kadarla kesiyorum..sevgilerimle

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir