ONUR CAYMAZ / Birgün
Bunlar da Benim Sinemalarım: Aklıma ilk gelen, 10 Dakika Ara’da salonda beliren kravatlı Frigocular. Arka sıralarda öpüşenleri, kış günleri titreyerek izlediğim filmleriyse hiç unutmam, sonuna kadar saklanacak yazardı biletlerin üzerinde; ne çok şey. Dizlerimin, handiyse öndekini taşıdığı sıkışık koltuklar; dar, karanlık koridorlar. Bakımsızdı hepsi ama iyiydi, çünkü hatıraydı onlar. Ne çok yalnızlıktı, ne çok kalabalık. Perde ne çok şeyin üzerine kapanmıştı. Beyoğlu, muhallebiciler, birahaneler; Rüya, Elhamra, Atlas, Lale, Alkazar, Emek…

Emek Sineması’ndan bir görünüm.
Emek, evet: Kedi kadrosu, yaşlı tuvaletçisi, yaz günleri içinin serinliği, sahnenin üzerindeki o süslü E harfi… 875 koltuğu, gişedeki bayan biletçisi, 35 yıllık büfecisi, çabuk geçmeyen, geçemeyen şeylerin varlığı; büyük şirketlerin asla anlayamayacağı… Recep İvedik rezilliği zamanında kapısına astığı bildirisi, ne yapsak da içimizdeki eski filmleri, bilet kuyrukları; iskeleleri bok sarısına boyayanların bilemeyeceği… Sinemayı kafa dağıtmak, eğlenmek, zaman geçirmek için değil, hayattır diye sevenlerin yan yanalığı… Film izlerken ağlayabilen, anlayamadığı şeylere eşek gibi gülmeyen, gözlerini kapayınca sadece karanlık görmeyenlerin sineması; Cercle D’Orient binasının gözbebeği Emek Sineması…
Beyoğlu’nda bir ada Cercle D’Orient, 1870’ler… Abraham Paşa yaptırmış, mimarı Alexandre Vallaury. İstanbul Erkek Lisesi’nin, Arkeoloji Müzesi’nin, Büyükada’daki Rum Yetimhanesi’nin de mimarıdır; tesadüf, Feriköy’de yatıyor Vallaury. Yapının içinde sadece Emek değil, Yeni Rüya Sineması ve İnci Pastanesi de bulunur. Yakın zamanda yapılması uygun görülen iğrenç bir ‘center’ uğruna şimdi hepsinin yıkılma ihtimali var.
İstanbul Belediyesi’nin çok sayın yüksek mimar başkanı! Sürekli kameralarla izlenerek olası hırsız sayıldığımız Avm’lere tahammül etmek istemiyoruz. Sayıyor musunuz sayın Topbaş, Maslak – Taksim arasında kaç Avm var? Hoş görmek istemiyoruz! Üstümüze üstümüze geliyor pahalı elbiseler, cıvık yağlı hamburgerler, çakma taşlarla işlemeli çantalar. Çamur gibi akıyor şehrinizden görmemişlik. Kültürden, hatıradan, canlıya cansıza saygıdan nasibini almamış anlamsız İstanbul’unuz…
Kültür bu değil pek sayın Başbakan! Ataol Behramoğlu’nu mahkemeye verip yazarları kahvaltıya çağırarak olmaz bu işler. Ece Ayhan’dan, danışmanınızın seçtiği dizeleri okurken Metin Altıok’u Metin Altınok diye telaffuz ediyorsunuz! Kültür Başkenti’nin Emek Sineması yıkılıyor, sizin de onayınızdan geçecek herhalde?

Sinemanın bulunduğu binanın öngörülen son hali…
Yıkım projesinin mimarı Fatih Kesgün! Farkında mısın: Edip Cansever’in, Ruhi Bey’de andığı Viyana Lokantası’nın orada neyse ki Refik var ama Markiz Pastanesi’nde pasta yapılmıyor artık. Fikret Adil’in Asmalımescit 74 romanındaki bina yıkılmak üzere, sokağın adında duran mescit nerede? Özdemir Asaf, Sait Faik ile çok değil, 50 sene önce Anadolu Pasajı’nda, Anadolu Birahanesi’nde buluşurmuş; kim biliyor orayı şimdi kültür başkentim! Degüstasyon’dan kimin haberi var peki, Hıristaki nedir? Ya Salah Birsel’in Nisuaz’ı? Şanlı belediyemiz Said Nursi’den vazgeçince Birsel’i de anar mı bir ara? Tokatlı Mıgırdiç Efendi’nin Tokatlıyan Oteli’ne ne ettik? Baylan niye Kadıköy’de ve yanılmıyorsam Kahve Dünyası’na ya da Starbucks’a satılacakmış, neden? La Bohem neydi? Tamam hepsini geçelim, edebiyatımızın mavi gözlü balığı Sait’i Beyoğlu’nda hatırlatan ne kaldı kültür başkentinde? Kültürün yolu maziden geçmiyor mu biraz da?
Elinizin nereye değdiğinin farkında mısınız büyük beyler!
Çiçek Pasajı’nın insanlarını sayacağım; kaçına ait sembolik de olsa bir şey var orada: Ahmet Haşim, Münir Nurettin, Cahide Sonku, Maria Callas, Haldun Taner. Bunların boşluğu, o zevksiz takım elbiselerinize leke gibi yapışır, pislik içindeki semte lavantalı parfüm sıkarak şehircilik yapılmaz.
Beyoğlu’nda kimi binalarda taştan kadın yüzleri vardır, bürokratlar bilmez. Karyatid denir adına; insanlığa ta Antik Yunan’dan kalmış zarif cephe ayrıntıları. Taştan, hepinizden, tüm sermayenizden eskidir, öylece durur Pera’da, olup biteni izler yıllarca. Evvelden yıktığınız Alkazar Sineması ile siz ayırmıştınız onlardan birini Onat Kutlar’dan. Alkazar’ı yıktınız, Kutlar bir daha öldü Etap Oteli’nde yanarak. Umurunuzda mı?

Bir zamanlar Alkazar…
Kendi sınırları içindeki şiir etkinliklerine de sponsor olan Beyoğlu Belediyesi, dünyanın orasından burasından gelen şair dostlara ne göstermeyi düşünüyor? Kamer İnşaat, İstanbul’un en büyük sermayesinin, hatırası olduğunu bilir mi?
Hayatımız rant değildir abiler!
Anılarımız kâr etmez size!
Mazimizi satamazsınız.



3 Yorum
Ahmet Vasıf Önal
Sakın AVM’lere karşı olduğumu düşünmeyin. Ama altında otoparkı olan, markaları toplamış, üstünde sineması, yiyecek satılan dükkanları vs. olan bir AVM’nin etkisi eğer Kadıköydeki Nautilus gibi olursa Kadıköy çarşısına yaptığı etkinin bir benzeri de burada tekrarlanabilir. Kadıköy çarşısının esnafı bu alışveriş merkezinin kendi müşterilerinin önemli bir bölümünü çektiğini yıllardır söylüyor hatta bu nedenle büyük kayıplara uğramış, dükkanını elden çıkartmış esnaflar var. AVM’nin ilk yapıldığı yıllarda çarşı esnafı için “Kadıköy çarşısı için nasıl destek sağlanır” konulu bir çalışma yapmıştık oradan biliyorum. Tespitlerimiz eşit avantajlar (ulaşım+korumalı ortam+güvenlik+……)sağlanmadıkça AVM’lerle marjinal romantik rekabetin dışında rekabetin yapılamayacağı şeklindeydi. Yani esnaf belki yaşamaya devam eder ama aynı canlılığı da olmaz.
AVM’ler tabi ki gerekli ama belki de başka yerlerde.
İstiklal caddesi daha önce de yükselişler düşüşler yaşadı Vakko’yu bile koruyamadı. Vakko bile AVM’Lere taşındı. Ben caddede yürümeyi seviyorum ve bu hakkımı da savunmak istiyorum.
uğur seren
“buradaki tek sorun sinemanın kapanması değil” cümlesinde çeşitli doğru yanlar var. sinemanın bu büyüklüğüyle korunması ve yaşatılması yani bugün de kullanılması biraz zor görünyor. yaşatılmadan korunmak istenirse bir sorun (para bulunursa ve ya bakanlık bastırırsa parayı) yok.
fakat şu avm yapılması meselesi düşünülmeli. istiklal de genelde zemin kat ve çok olsa onun bir üst katları kullanılıyor farkındaysanız. herkes sokakta ama binaların üst katına çıkan var mı? tarihi olup da şu anda depo olan yüzlerce bina var caddede. eskinin suriye pasajı, atlas, narmanlı gibi esasında bir dönemin avm leri olan hanların bugün nasıl işlevsiz olduğuna bakın.
dolayısıyla avm yapılmasına “karşı” olmanız çok anlamlı değil, zaten avm nin bir işleme şansı da şüpheli. o büyüklük avm için optimal de değil düşünürseniz, küçük kalır.
yani demem odur ki avm kısa yoldan para kazanma yeri değil bakılırsa yatırmcı için. oysa bu varsayımı abartıp istikalin canlılığının emilmesinden söz ediyoruz. biraz gerçeküstü gibi sanki.
Ahmet Vasıf Önal
Buradaki tek sorun sinema değil. Aynı zamanda burada bir AVM yapılmak isteniyor. İstiklal caddesi üzerinde yapılacak bir AVM İstiklal caddesinin canlılığını önemli ölçüde emecektir.Bana bu tartışma cambaza bak tartışmasını hatırlatıyor…