Çok sık fırtına yaşayan bir kent olan New York’ta, her fırtına sonrasında, evsiz kalan yüzlerce, binlerce insanın yaşamakta olduğu sorunlarla karşı karşıya kalınması sebebiyle sürekli yeni çözüm önerileri geliştirilmeye çalışılıyor.
Tüm bu bağlamlarda, Rockefeller Vakfının finansal desteği ve “İnsanlık için Mimarlık”, “New York kenti acil durum planlama merkezi” danışmanlıklarında, “Eğer New York…” isimli, afet sonrası yapılaşma üzerine bir yarışma düzenlenmişti.
Yarışmaya dair önceki haberi görmek için tıklayabilirsiniz.
Projelerin teslimlerinin 2007 Aralık ayında tamamlandığı yarışmanın sonuçları geçtiğimiz ayın sonlarında açıklandı.
İşte Kazanan Projeler
1) Matthew Francke




2) David Hill




3) Carsten Laursen




4) joseph Lengeling




5) jay Lim





6) joão Sequeira




Kaynak: www.whatifnyc.net



20 Yorum
Mustafa Mutlu
Keşke tanımasaydım. Ne güzel sizin gibi düşünürdüm. Kazancakis’in bir romanı var: Allahın Fukarası. Bu romanda Kazancakis tanrıya yakın olmak için aklı reddetmek gerektiğini söyler. Bu huzuru da bulmanın yoludur.
Benim bunca deneyimden sonra ulaştığım nokta şu: eğer homojen olmayan bir topluluk varsa ve bunlar bir örgütlenme modelinde birleşiyorlarsa, yönetimleri de mutlaka ama mutlaka heterojen olmalıdır. Aksi takdirde yönetim ile yönetilenlerin yabancılaşması kaçınılmazdır.
Yani siz kalkıp da bir sınıf savaşını vermek için o savaşı sizden farklı düşünenlerin olduğu bir kurumu ele geçirerek veremezsiniz. Tıpkı dinci bir ideolojiyi yürütmek için bir kuruluşu ele geçirmeye benzer. Bunun dinci kesimde de örneklerini gördük. Kurumu ele geçirirsiniz ama bir taraftan da içini boşaltırsınız. İşlevsizleştirir, bir engele çevirirsiniz. Bu gün meslek odasının başına gelen de budur.
mehmetselimserçe
BİR KİTAP OKUDUM DÜNYAM DEĞİŞTİ…
BİR MİMARLIK LİSTESİ ELİME GEÇTİ VE DESTEKLEDİM,
NEOLİBERAL OLDUM
BİR SEÇİMDE İNANDIĞIM MİMARLARA OY VERDİM AKP Lİ İLAN EDİLDİM
SEÇİMLERİ DESTEKLEDİĞİM LİSTE KAYBETTİ AMA ULUSALCI BİR GAZETE ÇİZERİ PEŞİMİZİ BIRAKMADI, HERKESİ HAİN İLAN ETTİ.
Baskın Oran’ın 17.02 2008 Radikal de çıkan yazısından etkilendim, pes ettim, ne kadar aynı diye düşündüm…
ortama saygılarımla
nedret okan
Arık birlikte değil arkadaşımız, sorun seçim değil sadec, seçim bir süreliğine ve sonra NORMAL zannettiğiniz dönem başlıyor. Gidin oturun konuşun anlatın söyleyin yazın istekte bulunun eleştirin yön gösterin…. Herkes bunu kendi anladığı biçimde yapıyor zaten siz “şöyle yaparsanız iyi olur” diye yeni bir yol yöntem mi öğretiyorsunuz herkese.
Bir de siz kendi yönteminizle birşey yapmış ve bundan sonuç almışlığınız, netice olarak şöyle etkiledim ve değişytirdim dediğiniz herhangi bizimle paylaşacağınız bir örnek var mı?
Demokratik teammüller, arkadaşlıklar, dostluklar, alışkanlıklar,… “şöyle yapmamızı” (sizin anlattığınız biçimi) bize görev olarak koyar. Peki, haklısınız diyelim. Bunu son on yıldır deneyen çok arkadaş var ben biliyorum. Bakın işin Türkçesi, odada çalışabilir, bulunabilir, komisyonlarda yer alabilir ve yönetim grubu takdir ederse delege, yedek yönetim ve yönetim kurulu üyesi de olabilirsiniz. Hep bir kaç kişi olur zaten, bu da demokrati “yönetişim” şekli. Ama siz ben şu görüşlerle şöyle adayım dediğinizde sorunun büyüğü başlıyor. Bunu görmeksizin gidin açık toplantılara katılın, fikrinizi söyleyin,… demeyin. Sorunun kendisini görmeden etrafında başka şeylerle uğraşmak olur bu.
Bu tespit üzerinde lütfen biraz düşünün ve bazı seçim pratiklerini siz gözlemlemeseniz bile bu açıdn da sorgulayın.
Saygılarımla
artık birlikte değil
Bakın işte önce bizim de samimi olmamız gerekmez mi?
Bir bidiri yayınlanıyor ,bu bildirinin altına imza koyanlar MİM bildirisini imzalayanlar olursa samimi oluyor ,diğerleri ? Aynı yönlendirmeyi şöyle de yapabilirmiyiz.Bu bildiriyi imzalayan oda ile ilgili kişiler olursa samimi diğerleri? İşte ben bunu anlatmaya çalışıyorum.Ben davranışların ve hareketlerin farklı olabileceğini ama özünda kişilerin değil tüm mimarlarıda temsil eden kurumun korunması gerektiğini , daha fazla yıpratılmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyorum.(Yöneticileri iyi veya değil )Bu her konu için geçerli.Yarın seçim sonucunu kimse bilemez.Her grubun için de samimi olanda olmayanda mutlaka vardır.Kişileri tanımadan ön yargı ile yaklaşmann doğru oduğunu düşünmüyorum.
Onun için kendinizi ve düşüncelerinizi anlatmanız gerekiyor.Ben o bildiriyi imzalayan herkesin (hiç bir ayrım yapmadan) samimi olduğuna inanıyorum.
Ben bu kurumun içinde kalarak.sürekli takip ederek, yarın belkide yönetiminde bulunabileceğimiz ( bu herkes için geçerli ,bunun için seçime girildi,girdiler.) bir kurumun,önemsenmesini, ayakta kalmasını ve işlevlerini yapmasını sağlamamız gerektiğini düşünüyorum.
Eğer konuya böyle yaklaşmaz isek ,sonunda sizin gibi düşünmeye başlayacaklar.Bu kadar olaydan sonra odada ne işleri var.Bunun iyi ve olumlu bir bakış açısı olmadığını düşünüyorum.Hiç kimsenin de böyle düşünmesini istemiyorum.
sevgiyle kalın
Mustafa Mutlu
O bildirinin büyük bir bölümüne ben de imza atarım. Sadece iki küçük çekincem var bunlardan birincisi her seçim döneminde oda bu tür bir bildiri ile insanları organize ediyor. (filmdeki gibi) Geçen seçimlerin bildirisi İMP’ydi. Seçim bitti unutuldu. Etkili de oluyor. Yani bir samimiyet sorunu var bunu imza atan odacılar için söylüyorum. Yoksa akademisyenlerin samimi olduklarına eminim.
İkincisi ise somut önerilerle bu savların desteklenmesi. Türkiye gerçekten bu bildirinin satır aralarında yazılı olduğu gibi bildiri kentsel dönüşüme karşı değil sadece çekinceleri var ve bunları hepimiz paylaşıyoruz. Bu bildirinin bir diğer önemi de imzalayan isimlerin önemli bir bölümünün ve özellikle akademisyenlerin zaten bu alanda etkinliklerinin olması (birçoğunun da açıkca MİM bildirisini imzalayanlardan olması)…. Kimisi bu konuda yıllardır ders veriyor. Aralarında benzer projelere katılanlar var.
Burada aykırı duran imzalar (samimiyet bakımından yukarıda söylediğim nedenle) odadan imza koyanlar insan bu kadar hakaretten sonra burada ne işleri var diyor.
artık birlikte değil
Sayın sim,
Kentsel dönüşümle ilgili çok sayıda akademisyen ve öğrenci arkadaşlarında imzaladıkları bildiriyi okumuşsunuzdur mutlaka.
(şu anda dimp.org’da )
Bu görüşlere katılmamak mümkün değil.Bende bir mimar olarak onlara katılıyorum.Kentsel dönüşüme başka bir pencereden bakıyor ve değerlendiriyor.
Sevgiyle kalın.
lale sim
sayın “artık birlikte deği” sizn hassasiyetlerinize bir diğeceğim yok ve bu terddütü hepimiz yaşıyoruz, sorguluyoruz da. ama kentsel dönüşüm dendiğinde başka bir açılım sunulmayıp öcü tanımlaması yapılmasına eleştirmi lütfen, “toplum tarafından bakılınca sendikacı ve odacı oluyorsun” gibi bir kabullenmeyle bakmayın.
benim de anlatmaya çalıştığım bu açmaz zaten niye hemen odacı olmayı kabullenip üzerinize yük alıyorsunuz. Karşı çıkmak başka türlü bir yapmayı tarif edemez mi? bu ülkenin geleneğinde kendi alternatifini çekinmeden ortaya koyup tartıştıranlarda vardır biliyorsunuz. siz odanın kentsel dönüşüm konusunda öyle olmasın dediklerine karşılık olarak “şöyle olmalı” diye birşeyini biliyor musunuz. sonra bu mevzu odayı da aşar, bu sitede bu konu mimarlık üzerine ve seçimlerle başladı da onun için oda araya özne gibi giriyor. yoksa olması gereken öznenin çok minik bir parçası oda, bunu elbette biliyoruz, siz de rahat olun lütfen.
saygılarımla
lale
Mustafa Mutlu
Teknik Kongre kongre gibi örgütlenmemişti. Kimin hangi konuşmayı yapacağı önceden belliydi. (Demokrasi gereği) her türlü tehlikeli duruma karşı düzen hazırdı. Dışarıdan konuşma yapmak zordu. Birde zaten konuların bu kadar “düşmana” karşı kurgulandığı bir ortamda kime ne söyleyeceksiniz? Ben sadece bir bölümünü dinledim ve midem kalkınca da kalktım.
Deprem konusu Mimarlar Odasının tabu konularından birisidir. Hem deprem sırasındaki İstanbul yönetiminin pasif tutumu yüzünden, hem bazı sorumlular… bir de projenin ne kadar önemli olduğunu açık seçik ortaya koyduğu için şimdiki yönetim bu konunun çok irdelenmesini istemez. Geçmişte de istemedi şimdi de istememekte. Bu nedenle deprem tehlikesi olan yerlerde kamunun kendisini koruması için zorunlu olan dönüşüm projelerini öçü gibi göstermek daha uygun geliyor. En azından size ve o gün oy verenlerin bir bölümüne bakınca daha etkili olabildiğini görüyorum.
Oda yönetimleri muhalefet olmadığı sürece açıktır. Yoksa kapanır. (Tecrübeler, tecrübeler…siz de deneyin kolayca görebilirsiniz.)
artık birlikte değil
Çok doğru.
Tüm çarpıklıklara rağmen neden oda ?
Neden her türlü olumsuzluklara rağmen mimarlar odası?
Tüm mimarları temsil eden ,kanunla kurulmuş bir örgüt.
Bu günkü yönetimini beğenmeyebilirsiniz,Çünkü bende beğenmiyorum,Yönetim kurulundaki insanların fikirleri hoşunuza gitmez eleştirirsiniz.Sayın mustafa mutlu teknik kongreye geldiğini söylüyor.Yönetimden hoşlanmayabilirsiniz ama ilkelerinizi ve düşüncelerinizi aktarmalısınız.Konuşması gerekirdi.
Yönetim kurulu toplantıları oluyor.Herkes katılabiliyor. Gelin, konuşun anlatın.
Bu yönetim in olumsuzluklarını yanlışlıklarını anlatın.Mimarlar odası onların değilki.Mimarlar odası tüm mimarların koruması gerekli bir kazanımıdır.
Hoşlansakta hoşlanmasakta.Yarın başka bir yönetim gelir. Ama yine savunacağımız yönetimi değil mimarlar odasının kendi yapısıdır.
Kentin dönüşümü neden kötü ve öcü olsun.Sadece dönüşüm biçimleri ve nedenlerinin toplum ile ilişkilerini düşünmek gerekir.Bunları düşününce asıl üçü olanı ,asıl korkunç olanını görürsünüz.Yarın onbinlercesi açıkta kalacak.Bakın kalırsa demiyorum.Budur korkunç ve öcü olan.
Bu red politikasıysa evet . Bu oluşum içinde kimler var.Kimler bu oluşumun hangi tarafında görmek gerekiyor.
Toplum açısından baktığınızda sendikacı ve odacı oluyorsunuz.
Sevgiyle kalın
Mustafa Mutlu
Az önce uyardılar Sayın Bülent Tuna uzun konuşmasının bir yerinde bir kez “deprem” demiş, kendisine mimarlık alanında gösterdiği bu olağanüstü hassasiyet için şahsen teşekkürlerimi sunarım, buna karşılık başta Sayın Niyazi bey ve Sayın Cengiz Bektaş olmak üzere diğer konuşmacılara da teessüf ederim.
Ekmek fiyatı edebiyatının karartma yapmak için kullanılmasını doğru bulmuyorum. (ama çok isterseniz verebilirim)
lale sim
deprem yaklaşan bir felaket olarak uyarıcılardan biridir sadece. ama mimarlar için sadece buna bakmak gerekmez aslında. kentin hali, yapıların durumu ortada. ben bu yorum bölümlerindeki ve forumlardaki tartışmaları izliyorum ve ARTIK BİRLİKTE DEĞİL rumuzlu yazan arkadaşın neyi savunmaya çalıştığını, ortadaki bazı çarpıklıklara karşı çıkmasına rğmen odanın hükmü şahsiyetine eleştiri yöneltilmesini mi kaldıramadığını anlayamıyorum. sorun dil, üslüp filan gibi şeylerse daha özenli olunmalı fakat deprem gerçeği üzerinden bile konuşurken gerçekten ne yapıldığını sorarsak ayıp mı etmiş oluruz? Kınama, eleştir, anma yazıları iyi tamam da, bu topluma çözüm sunmak uzak diyarların meselesi mi? kentin değişimi-dönüşümü-yenilenmesi niye bu kadar öcü, niye proje diliyle konuşmuyor ve bu oluşumlara doğru perspektifler katmıyor da oda, başka bir meslek odasının yada sendikanın kullandığı dilden bir santim farklı birşey söylemeden sadece red politikası üretiyor.
bunları da konuşabilecek miyiz zamanla?
sevgilerimle
lale
artık birlikte değil
Sizin açınızdan ne menem bir teknik kongre ise benim açımdan da öyle.Fakat burada yazacağınıza teknik kongrede depremi siz gündeme getirseydiniz. Salona da geldiğinize göre….Fazlaca edebiyat yapanlara benim anlattıklarım fakirlik edebiyatı gelir.Siz test yapmaya meraklısınız.Alın size bir test sorusu.
1.Şu anda ekmek kaç YTL.
a) 375 Ykrş
b)700 Ykrş.
c)800 Ykrş
d) vallahi bilmiyorum.
sevgiyle kalın.
Mustafa Mutlu
Hakikaten depreme ne oldu. 20.000 kişi betonarme yapıların altında kalarak hayatlarını yitirmişti. Teknik Kongre’de dikkat ettim en azından benim salonda olduğum süre içinde tek bir kez deprem kelimesi edilmedi. (Ne menem bir teknik kongre ise). Yukarıda bakıyorum fakirlik edebiyatı bol ama çözüm öneren yok.
Yılmaz Kuyumcu
Siz herhalde listeleri karıştırdınız. Mevcut yönetimin listesinde yeralanların çoğunu ben bile tanımıyorum. Mimarlıkla ilgileri nedir? Neler yaparlar? Bir tek Eyüp Beyin o da Arkiterada yayınlandığı için projelerini biliyorum. (Proje kelimesi mimari çalışmaların temelidir. Utanılacak bir şey değildir. Eğer ondan utanırsanız kentiniz utanılacak duruma düşer.
MİM grubunun içinde her alanda kendisini kanıtlamış, (buna mimarlar odası da dahil) isimler var. Onun için sakın tanımaktan, tanınmaktan sözetmeyin.
Mevcut yönetimin ve anlayışının merkezine yerleşen projeyi dışlamasının iflas ettiği tarih 17 Ağustos 1999 tarihidir. Tam olarak da saat 3 suları. Projenin önemsenmemesinin, sizin yaptığınız gibi bir yağma ve zenginlere hizmet aracı olarak görülmesinin, yada mesleki denetim protokolleriyle habersiz imza noktasına kadar politikacıya bağlanmasının (araştırın bakalım habersiz imza neymiş?) özellikle de yoksullar tarafından bedelinin ödendiği andır.
Birde çöküntü alanı nedir ? onu araştırın. Çöküntü alanlarında yaşayan insanların hakları konusunu düşünün. Geçmişte beni evinin çatısını onardın kirası arttı ödeyemiyor diye eleştirmişlerdi. İnsanların evlerinin içine yağmur yağmasını, mantarlarla, hastalıklarla boğuşmalarını düşünün. İlk depremde yıkılacak, benim bile bunca yıldan sonra sadece girmeye bile korktuğum evlerde yaşayanların durumunu düşünün.
İyi mimar olmak tüm bunları düşünmektir.
İyi mimar olmak size anlatıldığı ve inandırıldığı gibi bir kesim için düşünmek ve ona hizmet etmek değildir. Örnek olarak söylüyorum. Tabanlıoğlunun İstanbul Modernini düşünün ve bunun İstanbula katkısını. Fakir zengin tüm bir topluma katkısını. Bu örnekleri İstanbulu İstanbul yapan tüm yapılara yaymak çoğaltmak mümkün.
Resmin bu tarafından bakınca geçen seçimlerdeki oyun daha da vahimleşiyor. Yaklaşan bir İstanbul depremi ve bu depremde hayatlarını kaybedeceği düşünülen insanlar Ve tüm dönüşüm projelerine bu projeler için sosyal programlar ve yeni modeller talep edeceğine (bunun için yıllardır çalışıyoruz) onların hayatları pahasına, inanmadan, sadece seçimleri almak için karşı çıkan dar bir çevre.
Son olarak depremden sonra Mimarlar Odasının bu depremde sorumluluğu olan mimarlara karşı neler yaptığını hangi davaları açtığını bir araştırın.
Ya da araştırmayın, inancınızın derinliklerinde mutlu mesut yaşayın.
artık birlikte değil
Banada geldiler sayın kuyumcu,Dedilerki mim gurubu yeni bir duruşla geliyor seçimlere ne dersiniz?
bende onlara şunları sordum.
Çok iyi tanıyormusunuz onları?
hayır.Projelerini ,yani proğramlarını( bunu açıklamak zorundayım çünkü sizler proje denince aklınıza hep dönüşüm ve bina projeleri geliyor.) biliyormusunuz.
Gazetelerden okuduk dediler.
Peki o zaman dedim.Siz tanimadığınız,size başka gelen insanları nasıl mimarlar odasının başına getirebilirsiniz dedim.
Hiç korkmamışlardı.Onlara yaptığınız toplumu yakından ilgilendiren projelerinizden bahsettim.tarlabaşı,Kartal,Küçükçekmece centsel dönüşüm projelerinden, her ne olursa olsun mimarlık adına insanların yani kendilerinin sokakta kalmaları uğruna mimarlık yapabileceklerini anlattım onlara.mimarlığın sadece etüt ve bol kazanımlı işler olmadığını toplum yararına işlerinde yapılabileceği,toplumun kalkınmasıyla, mimarların ve diğer meslek guruplarınında kalkınabileceğini ve birlikte iyi şeylerin olabileceğini felsefi olarak değil yalın bir şekilde anlattım. Bakın onlara destek veren sitelere sadece yoksul insanların fotoğrafı vardır.onlara bile salt fotoğraf karesi olarak bakarlar dedim.
Onları AKP destekliyormuş dediler.
Bende onlara , biraz daha avantajlı konuma gelebilmek için bunları kendilerinin de yapmış olabileceğini anlattım. Benim anladığım mimarlık Toplumun eli kanarken,onları mutlu ve gülümserken fotoğrafını çekmeye ,onları evlerinden edip gökdelen dikmeye benzemiyor .
Sagılar ve sevgiler
Yılmaz Kuyumcu
Buyrun buradan yakın sayın baylar bayanlar, seçimi götüreceğiz derken yönetimin meşruluğunu tehlikeye attınız. Gerçekten sormak lazım şartmıydı? Bu rezalet olmasaydı fena mı olurdu?
Benim iki öğrencim (yıllar önce bir dersimde projelerini daha öğrenciyken odanın mesleki denetiminden geçirmişlerdi) yukarıda yazılan gibi koşa koşa geldiler ve aynen “aman hocam akpartililer odayı ele geçireceklermiş bu sefer mevcuda oy verelim” bir dahaki sefere… dediler, korkmuş paniğe kapılmışlarda laf dinleyecek durumda değillerdi. Şimdi yeniden görüştüm tüm bu tartışmalardan ve mesajın hangi amaçla gönderildiğinin anlaşılmasından sonra odanın adını bile duymak istemiyorlar. Ne diyeyim beyler, bayanlar. Umarım değmiştir.
Nüvit Can Eser
Niye? Mimarlar Odası yönetimi mesaj çekmekten başka bir iş yapıyor mu? Puanlı mesajlar, puansız mesajlar, yalan haber yayma mesajları… mesajlar bol.
Odayı yıllardır izliyorum yaptığı tek şey aynı bayat söylemi tekrarlamak ve olura olmaza tribünler (yani sizler için) davalar açmak. Bunu toplumu korumak zannediyor ve daha acıklısı zannettiriyor. Bu arada da yağma almış başını gidiyor. Mimarlığa herhangibir katkısı yok. Mimdap’a bakın Arkitera’ya bakın onların mimarlığın her alanında (toplumu savunmak dahil) nasıl etkin olduklarına bakın. Sonra oda ile kıyaslayın. Bunların her birinde birkaç tane oda bulursunuz.
“Bu ülke köşe başına dükkan açanın “banker oldum” diye para topladığı bir ülke” Mesajın bizzat tanıdıklarım -ki büyük bir kısmı mevcut yönetimden nefret ediyor- nasıl etkili olduğunu nasıl -“aman bari burayı kurtaralım” diye koşarak geldiklerini gözlerimle gördüm- Onun için bana sakın seçim kazandık masalını anlatmaya kalkmadın. Siz şu an bir yönetimi işgal ediyor durumdasınız gözümde.
artık birlikte değil
Ah şu mesajlar.
Mimarlık bir mesaj çekme sanatıdır.
Bir mesaj çekeceksin,seçimleri alacaksın.Arabada mesaj,otobüste mesaj,alışverişte mesaj,proje hazırlarken mesaj,yürürken, otururken, koşarken mesaj.Bırakın artık önünüze bakın biraz.Her şeyin sonu ve başlangıcı bu mesaj değilki.Akıldan çıkarılması gerekir.bir seçim yenilgisini unutun artık .Düşünün niye biz kaybettik diye.
Mustafa Mutlu
Az önce Yunanistanda deprem olduğu haberini duydum. Gayri ihtiyari mimdap.org’u açtım. Neden açtım diye kendi kendime sorarken birden bu yarışmayı gördüm. Demek ki mimarlık bir çok derdin çözümü…kendi başına bir uygulama, ideoloji, kültür, teknik estetik sanat…
Mimarların sanıyorum abuk sabuk gece mesajları çekmekten başka işleri de olmalı. Mesela yukarıdakiler gibi.
Çok mu zor?
Perran Su
işte bir yarışma, insanı kavramlar dünyasından nesneler ve mekanlar dünyasına taşıyan…