Yenilikçiler röportajında Renzo Piano
“17 Aralık 2011’de Rob Gregory tarafından Architectural Review için “Yenilikçilerle Görüşmeler” başlığı altında Renzo Piano ile yapılmış olan konusu Londra’daki Shard binası olan söyleşiyi izleyenlerimizle paylaşıyoruz.” Mimdap
Rob Gregory: Londra’daki Shard’ın 14. katında bize zaman verdiğiniz ve bizimle “Yenilikçiler Röportajında” görüşme yaptığınız için teşekkür ederiz . Biz daha ayrıntılı olarak yenilik hakkında konuşmaya başlamadan önce, mimarinin genel olarak sizin için ne anlama geldiği hakkında konuşmak istiyor ve görüşlerinizi merak ediyoruz. Daha önce de konuştuğum ve görüş aldığım çevrelerde bu binanın asil bir hareket olup olmadığı fikri; biliyorsunuz tartışıldı. Bu bina ile aldığınız sorumluluklardan bahsederseniz …
Renzo Piano: Bir şey yanlış ise, uzun bir sürede de yanlıştır. Çünkü mimarlık tehlikeli bir disiplindir. Eğer birisi kötü bir kitap yazıyorsa, bunu okumayabilirsiniz. Ama mimari, daha kalıcı ve daha derindir. Bu nedenle, Shard’ın durumundaki bir projede, bunun onayı ve kamuoyunun sorularıyla karmaşık bir süreç geçmesinin doğru olduğunu düşündüm.
Olası tüm eleştiriler ve sürdürülebilirlik açısından, kamusal alan açısından binaya değer katan bütün ögeler yönüyle, bu tartışmalar bana ne yaptığımı gösterdi. Bir tasarımcı olarak daha emin olmamı sağladı. Bu açıdan tartışma rahatsız edici değil, tartışma sadece yararlıdır.
Biz burada ne yaptığımızı biliyoruz, insanların basınç uygulaması hatta küçük bir proje için bile her türlü ilişkiler hakkında bilgi sahibi olmak istemesi gibi şeyleri doğru buluyoruz. Bu ilişkileri kurmanın, uzun ömürlü olan şeyleri inşa ederken, projenizde nasıl ve neler yapmanızın doğru olduğundan kesinlikle emin olmak için gerekli görüyoruz. Aksi takdirde uzun bir süreli bir yanlış üretmiş olabilirsiniz.
RG: Bazı binalarla ilgili iyi hikayeler bazılarıyla ilgili kötü hikayeler vardır bilirsiniz. O zaman ortaya çıkan bazı kötü hikayeler ile anılan söz gelişi sizin işiniz olan Pompidou ile bu açıdan bakılırsa bir deneyim alınmıştır diyebilir miyiz?
Renzo Piano: İyi bir hikaye ve kötü bir hikaye her zaman vardır. Paris’teki Centre Pompidou’yu dizayn ederken dolaşan kötü hikaye, Paris’in merkezinde kültür için bir anıt yaparken hükümetten bu bina için tüm enerjisini ve parasını çekerken yükselen “bu bina Fransa’da kültürü öldürmektedir…” eleştirisi de ortaya çıkmıştı.
Gerçekte ise bu hikayede bina, aslında bir kültürel yapı ve kamu arasındaki ilişkiyi yeniden ortaya koyarak kültür-bina arasındaki ilişkiyi değiştirdi. Böylece kültür binası insanlar için korkutucu bir yer olmaktan onlar için onlara hizmet eden, kamusal alan olarak hizmet veren bir yapı özelliğine taşındı. Bu haliyle de insanların merak ettiği ve hatta özlediği bir geçiş yapılmış oldu. Kültürde erişilebilirlik konusu bir anlamda aşıldı.
RG: Buradan devam edersek, kötü Shard ya da iyi Shard ile ilgili hikayeler nelerdir?
Renzo Piano: İyi bir hikaye, Ken Livingstone (Londra Belediye Başkanı) ile geçen… Trafik artırmadan Southwark’da yaşamı yoğunlaştırmaya istedim. Bu yüzden sadece 48 arabalık otopark alanı ile burada yaptığımız gibi büyük bir bina yapabilirsiniz, ben bunu göstermek istedim. İşlevlerin hepsi bir arada, ancak önceliğin halkta olacağı bir bina yaratmak istedik.
Bu bina, küçük bir dikey şehir gibidir. Zemin kat, bazı ticari faaliyetlere ve çok az miktarda da ulaşıma ayrılmıştır. Sonra ofisleri vardır. Daha sonra restoran ve halka açık alanlar yerleştirilmiştir. Ayrıca otel girişi de buradan yapılmaktadır. Halka açık alanlara ilave olarak görüntüleme galerisi (sanat galerisi) yer alır. Şehir tarafından kullanılacak binanın ulaşılabilir hale getirilmesi mühimdir. İyi bir hikaye, şehirlerin bölünmesi, kahverengi sitelerden oluşan binalar, arazi kullanımının yoğunlaştırılması sonucu ve yeşil kuşak inşa ederek sürdürülebilir bir şekilde yoğunlaşmanın denenmesi.
Peki bu şehirde yeni bir çevre oluşturma yoluyla değil, sadece sürdürülebilir bir şekilde büyümenin mümkünleştirilmesi… İyi bir hikaye, binaları burada olduğu gibi karışım ile (mixed used), günde 24 saat yoğun bir yaşam oluşturarak yapabiliyorsunuz. Bu yüzden birçok kuleden farklı. Çünkü iş kuleleri gizemli ve bencildirler ve akşam 6:00 kapatılırlar. Onlar her saat sevilen ve kullanılan bina değildirler ve tamamen şehirden ayrılırlar.
Eğer kötü bir hikaye gözüyle bakarsanız, tabii ki devasa bir bina olarak görebilirsiniz. Güç ve paranın bir sonucu olarak görebilirsiniz. Ama gerçekte ne oluyor? Ben ne burada yoğun bir yer olduğunu kabul ediyorum, fakat aynı zamanda agresif ya da kibirli şekilde kent siluetine hakim bir bina değildir. Shard’ın ilginç bir bina yapabilmenin kanıtı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Shard sivri gibi, hafif, keskin, kristalize bir varlığa sahip olacaktır. O, gökyüzünü yansıtan, zaman içinde değişen hava mizahı ile oynayacak şekilde düşünülmüştür.
RG: Ve şehrin bir türü olarak, bina için özel bir yeri var diyebiliriz. Bu binayı nasıl değerlendirmek gerekir?
Renzo Piano: Ben bu binanın büyük bir kalitesi ve parlaklığı olduğunu düşünüyorum. Önce dışarıdan görünümleri hakkında konuşurken, gökyüzünü yansıtan, ama aynı zamanda içeriden ışık çıkaran binalardandır.
Doğal ışık önemli, tasarım sistemi uyarınca cam sistemi içine nüfuz eder.
Diğer taraftan mekansal anlamda da ilginç yerleri olacak şüphesiz. Bana sorarsanız, ben tabii ki kamusal alanları ve galerileri düşünüyorum. Binanın sonuna kadar gidin ve binanın bir parçası halinde olmanız bu projede mümkün kalacak. Eğer erişilebilir bir binada iseniz bina tarafından da seviliyorsunuzdur. Bencil ve hayattan kesilmiş binalar sevilen yapılar değildir. Biz yılda bir milyon ziyaretçi gibi bir şey olacağını düşünüyoruz. Londra’nın yukarıdan görülen manzarasına buradan bakabilmek, ilginç şehri farketmek, nasıl organik bir bütün olduğunu, milyonlarca insanın hayatının aynası olduğunu hissetmek Shard ile daha da anlaşılır olacaktır.
RG: Geçmişte “yenilkçiliğe” nazaran “imkansız” kelimesini çok seviyorum derdiniz. İmkansızı istemek bir anlamda meydan okumaktır da. Bu bina açısından “imkansız anlar” var mıdır acaba?
Renzo Piano: İmkansız kelimesini her zaman duymuş biriyim. Genellikle insanlara tekniği şantaj olarak kullanarak bir şey söylemek mümkün değildir. Ama oyun, imkansız şeyleri mümkün hale getirmektir. Mümkün ama zor şeyleri yapmak böylece gündeme gelmiş olur. Burada önemli olan nokta, sadece yeni bir şeyler yapmak değildir. Fakat mantıklı, yeni şeyler yapmak ve bazen kuralları kırmak pahasına bunları gerçekleştirebilmek önemlidir.
Mesela bu binada enerji tasarrufunun işin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Görünüşe göre ilk tepki, büyük olduğu için çok fazla enerji tüketir şeklindeydi. Çünkü uzun boylu ya da büyük bir binadır, sürdürülebilir değildir… Evet büyüktür ama durum bunun tam tesi, enerji tasarruflu bir binadır.
Başka bir nokta, bir günün 24 saat ömrü vardır ve dikey bir şehir yapmak olduğunuzu kanıtlamak için, fonksiyonel ve toplu taşıma araçları ile ulaşabildiğiniz bir yerdir burası. Kentin büyüklüğü buna bağlıdır. Çok kaleydoskopik, çok zengin, çok karmaşıktır ve bu yüzden çok yönlü bir mücadeleyi de içermiştir. Diğer bir meydan okuma ifadesi ise daha şiirseldir. Londra gibi bir şehirde böyle uzun boylu bir bina yapma bir şaka değildir. Bu çok önemli bir sorumluluktur. St Thomas Caddesi üzerinde zemin seviyesinde olduğunda bina, neredeyse görünmezdir ve şiirsel olan budur. Ben pek çok farklı dilde bu bina ile ilgili olarak belirtilen kelime olan ‘imkansız’ı duydum ve pek çok farklı şeylere uygulanan, teknolojik, yapısal ve sosyal olanı araştırdım
RG: Orada kurulan sergi “mimari deneyler” adında sunulan Architectural Association 1969 yılında, Monica Pigeon bir gözlem yaptı: Küçük parçalar halinde birçok işinizi yaptığınız ve onları sonra birleştirdiğiniz… Bir anlamda “ Parça Parça” birleştirme denen bir yönetem ile bir gün belki de mimarinin, bu şeyleri bir araya getirmiş olduğunuzu söyledi. Binalarınızın tek tek bileşenler hakkında yaptıklarınız için neler söyleyebilirsiniz?
Renzo Piano: Monica Pigeon, bu yüzden bu şehirde uzun süre ufuk açan, yenilikçi biri oldu . Ve o bu konuda iyi bir açıklama yaptı ve anlattıkları doğrudur. Ben her zaman mimariyi parça parça inşa edilmiş bir son ürün olarak görürüm. Ama tabii mantığı biraz daha basitleştirilmiş olarak. Ben bir inşaatçı gibi bir işe başladığım doğrudur. Ben bir inşaatçı değilim ama benim için iş, insan için iyi bir bina yapmak olduğu için tasarlarken inşaatçı gibi olurum. Ve parça tasarımını yaparım. Bunu işlemek ve sonra parçaların bir araya gelmesini sağlamak ve böylece binayı ortaya çıkarmak…yöntemimdir .
Bu sadece mimari, inşaat değil, aynı zamanda insanlar, kültürler ve toplum hakkında anlama sürecim de bu biçimde başlar. Komplike bir şeye muhtemelen işin sonucunda ulaşılır. Önce basit şeylerin bir arada duruşunu çözmekle işe başlanır ve devam edilir.
Bu binanın en önemli parçası olan penceresi mesela öncelikle ele alınır. Parça organizmanın içinde kaybolur. Şimdi tabii ki bu yapının mimari bağlamı da önemlidir. Şehrin gökyüzü ile ilişkisi, genel kent yapısının şekli ile ilgili olarak, daha karmaşık ilişkilerin de kurulması lazımdır. Ama yine de, parçalar halinde bina kurma fikrini seviyorum. Çünkü parça işi tamamlıyorsanız parçaları test edebilme, bir parçayı bir model, bir prototip olarak görebilme avantajınız olur. Eğer yanlış yapılırsa parçalar halinde düşünürseniz konuyu çözümleyebilirisiniz, zira mimarlık bir açıdan da tehlikelidir. Bu yüzden parçalar halinde yapılmış bu binanın her parçasından başlayarak küçük bir başyapıt hassaslığında üretmenin yolunu açan ve endüstriyel tasarım gibi sonuca ulaşabilme serüveni seçilmiştir.
RG: Yani orada bir dil oluşturmak için montajladığınız parçalara güvenmek değil, güven içinde deneylediğiniz parçalardan bütüne gitmek, ama kendi içinde birleşik bir dil türetmek diyebilir miyiz?
Renzo Piano: Bu mimari tasarımda uzun sürede öğrendiğim bir yol. Bir militan olarak, bir şair olarak, bir inşaatçı olarak mimar, tüm bu farklı açılardan oyunun nasıl oynanacağını öğrenmek zorundadır. Bu yüzden mimar ilk 50 ya da 60 yıl boyunca öğrenmek zorundadır, çünkü bir mimarın kaliteli ürün verebilmesi için uzun bir süre yaşaması gerekir. Bu yüzden karmaşıklığın kendisi birikimin sonunda ortaya çıkar ve sadece bir sonuç ile mutlu olmak önemli değildir. Mimar sürekli aramaya devam edendir.
RG: Belki de sürdürülebilirliği açısından iki farklı Londra’da yapılan cepheleri belki renkler ve sizin tutum ve tavrınızla tartışarak bitirebiliriz. Central St Giles renk ve ihtişamın Pompidou Merkezini hatırlatmaktadır. Bu bina şu anda çok sessiz ama belki de sizin anlatacağınız daha teknik bir cephe vardır, ne dersiniz ?
Renzo Piano: Benim için St Giles karmaşık bir şekil ile şehrin eski bir kısmının ortasında ve şehrin genelinden tamamen farklı. Ben her zaman; bazı insanlar Londra’nın gri haline aşık olsa bile, Londra’nın renk dolu olduğunu düşünmüşümdür.Tasarımımda Shard’ın kabuğu bağlamında gökyüzünün farklı renklerini aktarmayı planladım. Biri bu bina nasıl sürdürülebilir diye sordu. Cam, tek cam dışında, çift cam içinde ve arasında bir kör, bir çift deri (cidar) olması nedeniyle, sürdürülebilirdir. Güneşi gösterir çünkü bu güneş radyasyonu penetrasyon yapar, minimal düzeyde alır, panjur içinden aşağı alır. Ayrıca, ışık, yapay aydınlatma ve klima tasarrufu binada düşünülmüştür. Bu cidarda bir sürü yatırım olarak planlanan bina modernite dediğimiz bir mucize gerçekleştirmek için böyle bir şekilde gelişen teknolojiyi tasarım içine koyarak çözümlenmiştir. Biz prototipleri, neredeyse iki yıl içinde tasarlama, yeniden tasarlama, test ederek bu noktalara taşıdık.
Tabii ki, bunun ötesinde enerji tüketiminin yanı sıra, binanın şehir ile diyaloğu hakkında, onun kentle kurduğu uyum ve şiirselliği ile ilgili bir pragmatik bir endişe vardır. Ama iki şey burada bir araya gelir: Bir şekilde bu mantığını kabul ettiğimiz bir fikir gibi veolan enerji tasarrufu bu binada sağlanmıştır, diğer yandan şiirsel açısından, aslında bir hafiflik duygusu ile doğal çevreye ait olma duygusu temin edilmiştir.
Kaynak: Architectural Review
Çevri: Mimdap












9 Yorum
Mehmet Özden
Yenilikçiliğe daha fazla açık olması gereken ülkelerde mimari konular daha tutucu bir şekilde yaklaşıyorlar. Halbuki gelişmiş batı ülkelerinde tartışmalı konular daha rahat bir biçimde aşılabiliyor.
Anıl Gül
Shard için inşaatına bakıp ahkam kesenler bir süre sonra bitmiş binayı görünce onun ne kadar zarif durduğunu görmek durumunda kalacaklar.
“Sel gider kum kalır” Bu dünyada kaç tane R. Piano var bırakalım onun mimarlığına bu işi.
Söyleşi çok iyi bence. Teşekkürler.
k.fikri cansev
Piano’nun yıllardır test edilmiş gücü, star mimarlığın içinde kabul edilmesi ama en fazla da yenilikçi tarafı dünyanın bildiği birşey. Bence Londra’da buraya bu bina oldu-olmadı tartışması bizdeki gibi yapılmıyordur. Hele oranın odası, diyelim RIBA SHARD gibi binalara bizim M.Odası gibi elde baltayla yaklaşmıyordur. Eleştirinin bile bir yapıcı tarafı var ve eleştiriyi yapan da orada birşey öğreniyordur ve yıllarca hep aynı şeyleri tekrar etmiyorlar kendilerini geliştiriyorlardır.
gül sönmezay
mimarlara dersler gibi bir röportaj bu. usta ve kendi kanıtlamış mimarların zor durumda kalabileceklerine dair bazı ip uçları içeriyor(genel kurmay başkanının tutuklandığı bir ülkede yaşıyoruz sonuçta, bunlar doğal hale geldi)
kamuoyu baskısına mimarın verdiği cevaplar yerli yerinde ifade edilebilmiş. en azından kesif bir linçten bahsedilemez.
bina bana kalırsa ikonik bir değere sahip ve bu zamanda konuşulanlar tıpkı paris’te eyfel için yüzyirmi yıl önce konuşulanlar gibi unutlur hatta silinir gider. ama bina ayakta kalır ve bence hala ikonik bir değer taşır.
Demir Karakaş
Bizim ülkemizde eleştiri yapıcı olmaz. Bu binayı da yerleşik eleştirmenler grubuna sevdirmek imkansızdır diyebiliriz. Onlar işi gücü bırakıp mimarı ve proje sahibi yatırımcıyı bezdirene kadar çeşitli kampanyalar yaparlar. Görüyorum ki Londra’da eleştiri hakikaten eleştiri ve mimar normal yollarla onlara cevap verebiliyor.
Ahmet Alvar
Öncelikle bu güzel söyleşiyi çevirip yayınlayan mimdap’a teşekkür ederim. Ancak çeviri konusunda biraz daha özen gösterilmeli diye düşünüyorum. Yer yer orjinalinden farklı anlamlar taşıyan ya da bozuk cümleler mevcut. Site günlük yayın yapmadığı için zaman konusunda bir sıkıntı olduğunu, aceleye geldiğini sanmıyorum. Bir gün geç yayınlanıp daha iyi bir iş çıkarılabilirdi düşüncesindeyim. İngilizce bilenlere naçizane tavsiyem orjinalinden okumalarıdır.
necmi yazgan
Bir mimarın deneyim kazandıkça daha üretken olduğu gerçeğinin bu kadar tanınmış bir mimar tarafından söylenmesi çok önemli. Demek ki mimarın emekliliği diye bir şey yok…
Mehmet Alkan
Vizyon sahibi olanların eleştirilmesi doğaldır. Londra bu konuda aslında olabildiğince özgür bir yer. Piano gibi kendini zaten bir çok yapıtıyla kanıtlamış biri için Shard bir çizginin egale edilmesi gibi olmuş.
Bizim ülkemizde şehrin içinde bu tip binalar yapabilmek daha zor tabi, bilinen nedenlerle.
yekta ulusoy
müthiş bir söyleşi. derslerle dolu, tecrübe ve yaratıcılığın bir nevi yolları sunulmuş usta mimar tarafından. sakin ve mütavazi karakterden bir dehanın nasıl çıktığı ortada. shard gibi belki de londra’nın yeni ikonlarından olacak bina ile ilgili tartışmalara da argümanlarıyla serinkanlı bir şekilde cevaplarını sıralıyor.
ustalık, zerafet, bilgelik, tasarımcının isyancı ruhu, imkansızı mümkün kılma becerisi hepsi var.