Şu anda gördüğün bir kabuk, asıl önemli olan gözle görülmüyor, her şeyde kendini gösterip hatırlatıyor…
Manevi gözlerle baktığın zaman kaybettiğini her yerde görmeye başlarsın. Güneş ışığında beliren havadaki toz tanesinde, ayın düşürdüğü mehtabın ışıltısında, gün gelirken bıraktığı kızıllıkta, giderken büründüğü karanlıkta, yıldızların kayışını her fark edişinde, serçeler gibi atan yüreğinde, sevdiklerinde, bir tebessümde, kara topraktan üzeri cilalanmış gibi çıkan capcanlı yeşil yaprakta, açan kırmızı gülde, kırmızı bir çilekte… Her an, her yerde ve her şeyde görürken nasıl dersin kaybettiğini? Ben kaybetmedim: “Seni Görüyorum” …
Bronz, mermer, alüminyum, polyester ve keçeyi dahil ettiği organik formdaki heykelleriyle tanıdığımız Günnur Özsoy 22 Aralık – 20 Şubat 2011 tarihleri arasında Pg ArtSpace’te… Günnur Özsoy “Seni Görüyorum” isimli sergisi ile yukarıdan aşağıya sallandırarak 17 adet insanı içine çeken kırmızı renkteki polyester formu bizlerle buluşturdu… Mekânlara çok yakışan eserler ürettiğine inandığımız sanatçı ile sergisi üzerinden kendisini yakından tanıyacağımız bir söyleşi gerçekleştirdik…

Heval Zeliha Yüksel: Eski takıları topladığınızı, iyi bir koleksiyonunuz olduğunu ve heykel yapmaya takı tasarımı ile başladığınızı biliyorum. Takılarınız da heykeller gibiydi. Biraz anlatır mısınız o zamanları?
Günnur Özssoy: Önce kazılardan çıkan takıları toplamaya başladım, bu takıların arkeolojik belgelerle birleşmesiyle, bilinmeyen hayati bir duruma tanıklık ettiğimi düşündüm. Belki de bu yüzden takı yapmaya başladım. Yaşadığım zamana tasarımlarımla katılmanın bir yoluydu bu. Belirttiğin gibi yaptığım takılar da heykel gibiydi ve “küçük heykelcikler” başlıklarıyla sergilenmişti. O zamanlarda şimdi olduğu gibi böyle bir trend de yoktu.

Heval Zeliha Yüksel: Hikâyeniz nerede nasıl başladı?
Günnur Özsoy: O dönemde işlerimi belgelemek için dia çekip, arşivliyordum. Bir gün mimar dostlarımla beraber bu dialara perdede bakarken, bana işlerimi daha büyük ölçekte yapmam gerektiğini söyleyerek, heykel yapmam konusunda beni ikna ettiler ve ben de çalışmaya başladım.
Heval Zeliha Yüksel:Tamamen kendisine has biri olduğunuzu görüyorum. Buna rağmen, başlangıçta rol modeli olarak benimsediğiniz kimseler oldu mu?
Günnur Özsoy: Takdir ettiğim birçok kişi var ama önceliğim, olumlu, dürüst ve üretken bir hayat yaşamış olan annem. Ve kendi dillerini oluşturduğunu düşündüğüm yaşayan heykel sanatçıları; Erdağ Aksel, Kemal Tufan, Koray Ariş ve Osman Dinç. Kendi işlerimle bağ kurabildiğim Zaha Hadid, Ross Lovegrove ve Anish Koper
Heval Zeliha Yüksel: Dergimiz bir mimarlık dergisi. Dolayısıyla konumuz mimari. Sizin de mimarlarla birlikte çalışmalarınız olduğunu biliyorum. Sanatçı gözüyle günümüzdeki mimari eserleri nasıl yorumluyorsunuz?
Günnur Özsoy: Günümüzde daha çok heykelsi yapılar tasarlayan mimarlar, daha çok konstrüktif heykeller yapan sanatçılar, bu iki alanın yakınlığına işaret etmekte. Heykelin varlık koşulu ve sunum alanı boşluk ve mekân. Bu yüzden mimari beni çok ilgilendiriyor. Türkiye’de inşaat mühendisliği ve mimarlık mesleği birbirine karışmış olduğundan ortaya çıkan yapılar da bu karışımın bir sonucu gibi görünüyor bana. Maalesef sahip olduğumuz değerli tarihi yapıları da koruyamayan bir sistemin içindeyiz. İnsan ve değerlerini kendi yaratıcılığıyla birleştirebilen mimar sayısı gerçekten çok az. Aslında bu heykel için de geçerli. Her iki alana genel bir bakış attığımızda ortaya çıkan manzara bu. Örnek Gökkafes ve Beşiktaş Anıtı.
Heval Zeliha Yüksel: Yapılara yakışan eserleriniz var. Yerleştirmelerinizden biraz bahseder misiniz?
Günnur Özsoy: Brigitte Weber, Nevzat Sayın, Cengiz Kurt mimari projelerinde heykellerim için alan oluşturan başlıca mimarlar. Yukarıda bahsettiğim gibi heykellerin görünür olabilmesi için bir sunum alanına ihtiyaç var bu yüzden mimari projelerdeki yerleştirmelerimi ben de çok önemsiyorum.
Günnur Özsoy ve mimar Heval Zeliha Yüksel
Heval Zeliha Yüksel: Eserlerin ilk oluşum aşamasını çizerek mi yapıyorsunuz, yoksa yaparken mi oluyor, yoksa hayaller-rüyalar mı yönlendiriyor?
Günnur Özsoy: Bazen küçük eskizler çizsem de, genelde doğrudan modelleyerek çalışırım. Rüyalar ve hayaller de bu alana hiç girmez
Heval Zeliha Yüksel: Neden figüratif değil de soyut eserler yapmayı tercih ediyorsunuz?
Günnur Özsoy: Ben çalışmaya başlarken şimdi figüratif ya da soyut bir şeyler yapayım diye başlamıyorum. Bir soyutlama yaptığımı da düşünmüyorum. Farkına varabildiğim kadarıyla bilincimin zaten soyut olduğunu zannediyorum. İfadesi benim bilgilerimi aşan bu çalışma zamanının ardından da çıkan işler soyut olarak değerlendiriliyor
Heval Zeliha Yüksel: Eserlerinizde tercih ettiğiniz malzemeler neler?
Günnur Özsoy: Bugüne kadar bronz, alüminyum, pirinç, taş, keçe, ayna, polyester gibi malzemeler kullandım. Bazen yaptığım modellere uygun olabilecek malzemeyi seçtim. Bazen de bir önceki çalışmalarımda kullandığım malzemelerin yarattığı etkilere karşı tersine etki uyandıracak malzemeler kullandım. Farklı malzemeler, ister istemez farklı deneyimler getiriyor, hem çalışırken hem de sonuçlandıklarında bunu da seviyorum.
Heval Zeliha Yüksel: Malzeme olarak doğaltaşın sizin için önemi nedir?
Günnur Özsoy: Doğaltaş derken kastettiğin, mermer, traverten ya da çakıl taşıysa ben bütün taşların ki buna değerli ve yarı değerli taşları da katıyorum, hepsinin kendine göre enerji yaydıklarını tıpkı bir ağaç gibi yaşadıklarını düşünüyorum.
Heval Zeliha Yüksel: Biraz kırmızı renk ağırlıklı son serginizden bahseder misiniz?
Günnur Özsoy: Pg Art Space vitrinli bir mekân olduğu için, günlük yaşantımızın içinde oradan geçerken heykellerimi görebiliyorsunuz, burada ben vitrinin cazibesini kullanarak kişileri heykellerle iç içe olabilecekleri bu alana davet etmek istedim. 17 adet kırmızı polyester heykeli tavandan misinalarla sallandırarak, havada asılı olarak gözüken kütleler ailesi oluşturdum. Altlarına yerleştirdiğim aynalar ise işlerimin izdüşümleri biçiminde. Sergimin adı “Seni Görüyorum”. Çoğunluğun birçok şeyi duyarak algıladığı günümüzde, izleyiciyi görmeye çağırırken, “birlikte işlerimi değerlendirebilir miyiz” arayışı içindeyim. Heykellerimle kurduğum bu alanın mekânsal özelliği neler olacak bunları da sergi sonunda tecrübe edeceğimi zannediyorum.
Söyleşi:Heval Zeliha Yüksel
(Yukarıdaki söyleşi Heval Zeliha Yüksel tarafından Stone Concept Mimarlık Dergisi için yapılmış olup mimdap ile paylaşılmıştır.)



5 Yorum
metin çoban
güzel sanatlar olmadan mimarlığ sadece işleve indirgeyen bir tutumla herşey çok mekanik olma duygusuz kalmakla maluldür. ancak sanatla yaklaşımlar ne yazık ki çoğumuzun göz ardı ettiği bir alan haline gelmeye başlamıştır. itiraf edelim.
orçun kuzey
Mimarlık ortaçağda ve ondan sonraki modern zamanlara kadar yontu sanatıyla iç içe oldu ve birbirini detekledi. Modernizm döneminde “fazlalıklardan arınma” binayı bence çıplaklaştırdı. Soyut bir yanlızlığa doğru itti. Günnur hanımın eserleri bir yapıyla bütünleşebilirse, bu yönde eğilim taşıyan sanatçılarla mimarlar birlikte çalışabilirlerse bence ortaya çok nefis mimari projeler çıkar. Mekanlar ruh kazanır.
besime erdoğan
Sanatla mimarinin birleşme dönemi sanki 20.yy da kesintiye uğramış gibi görünüyor. Oysa çağdaş sanatların mimariye katkı vermesi çok olumlu bir girişim sayılmalıdır.
Lalehan
Mimari yapıtlarda hangi tasarımcıların güzel sanatlar ürünleri ile mekanı bütünleştirmeye çalıştıklarını Özssoy’un dilinden öğrenmiş oluyoruz. Belki daha başkaları da vardır ama önümüze serilen ve büyük övgülere neden olan bir çok yeni yapı da heykel, resim, rölyef… yok gibi. Bu eksikliği acaba biraz hissetsek mi?
cemile uzun
mimari ile bütünleşen bir biçimler dünyası, heykel… mekana yansıyan yeni bir dış tarifleyen aslında anlatısı olan “iç”. ilginç manalar dünyası. sayın Özssoy’u kutluyorum.