Söyleşiyi yapan: Seval KALKAN
Nisan ayında Arkimeet kapsamında İstanbul’a gelen Mısırlı mimar Shahira Fahmy ile Mimdap olarak mimarlık, tasarım ve yaptığı işin zorlukları üzerine özel bir söyleşi gerçekleştirdik.

• Kendinizi tanıtabilir misiniz?
1997 yılında, Mısır’ın en eski üniversitelerinden biri olan 100 yıllık Kahire Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra hemen çok uluslu bir şirkette çalışmaya başladım .Burada çalışırken Yemen, Katar, Dubai gibi Orta Doğu kentlerine gittiğim için Orta Doğu kenti fikrini içselleştirdim. Bu sırada hemen evlendim ve şu anda 11 yaşında bir kızım ve 5 yaşında bir oğlum var.
2004 yılında mastırımı tamamladım. 1997’den beri aynı zamanda üniversitede dersler veriyordum ancak 2007’de üniversiteden istifa ettim. 2004 yılı sonunda ofis kurulma çalışmalarına başladık ve 2005 yılında açtık. 2 kişiyle başladık ama bugün aralarında 26 mimarın olduğu 40 kişilik bir ekibiz.
İlk önemli işimiz ki bizim için bir dönüm noktasıdır, Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nin Yeni Kampusunun iç mekan tasarımı oldu. O zamana kadar yaptığımız en büyük mimari projelerden biriydi. Sahne sanatları öğrencilerinin kullanacağı amfi tiyatronun içini tasarladık. Giriş salonu ile fakülte alanları ve yemek alanını da düzenledik.

Bunun dışında daha çok özel konut tasarımları tamamladık.2000 yılında Mısır’da ilk kez gerçekleştirilen bir mobilya tasarım yarışmasına katıldığımda aldığım birincilik ödülü bana cesaret verdi ve Milano’da tasarım fuarına katılmak için ve bu da benim için önemli bir dönüm noktası oldu. Ofisin ilk dönemlerinde de daha çok ürün tasarımı yaptık. Son 3–4 yıldır tamamen mimariye odaklandık, ürün tasarımını geri plana attık.
• Yanılmıyorsam tüm projeleriniz Mısır’da özellikle de Kahire’de. Sebebi nedir?
Evet, doğru. Biz Kahire’de pek çok iş yapıyoruz. Mısır dışında da işler yapmak için can atıyorum elbette. Ama işte bazen Pazar sizi farklı yöne sürükleyebiliyor. Ama dediğim gibi diğer ülkelerde proje yapmayı çok isterim. Bu amaçla çeşitli yarışmalara katılarak, tasarım stratejilerimizi diğer yerlerde de tanıtmaya çalışıyoruz.
• Mısırda yapmanız ya da kesinlikle yapmamanız gereken uygulamalar, çeşitli kısıtlamalar bulunuyor mu?

Evet, tabi bazı düzenlemeler var bu konuda. Ama daha çok işlev üzerine odaklanıyor ve Mısır’da henüz kuramsal olarak oturmuş bir yönetmelikten söz edemeyiz. Mimariyi daha tutarlı bir düzeye çekebilmek için çeşitli yasalar ve yönetmelikler üzerinde çalışmalar yapılıyor. Şu anda birbirinden tamamen farklı işler yapılıyor, hiçbir tutarlılık yok ancak bunun düzenlenmesi için çalışmalar sürüyor. Ama şimdilik mimari alanında yapılanlar üzerinde yaptırımı olan herhangi bir düzenleme yok.
• Proje üretim sürecinizi açıklayabilir misiniz? Projeleriniz Zaha Hadid ya da Frank Gehry gibi girintili çıkıntılı vs değil, aksine oldukça düz ve sade kütleler halinde. Bunun altındaki fikri açıklar mısınız?
Ben oldukça sade, sıradan bir insanım, bu nedenle projelerim de bunu yansıtıyor. Bunun yanında bence sadeliğe ulaşmak oldukça zor da bir şey. Sadelik ve sağlamlığı aynı anda yakalamak oldukça zordur. Ve denge kuramazsanız da binayı fark edemezsiniz bile. Ve sizin de söylediğiniz gibi biz basit kütlelerle çok çalışırız ama bu kütleler de bir açıdan akışkan ve aynı zamanda da kimi yerlerde resmidir. Bu da benim için oldukça somut. Farklı bir iş ya da farklı bir konu olursa daha akışkan mekanlar da olabilir tabi ama biz her zaman binanın kendisini yansıtmasını isteriz. Böylelikle o yapıyı kolaylıkla okuyabilirsiniz. Ve bizim için önemli olan da odur, “burası tiyatro, burası müze” demek için birinin yanınızda açıklama yapmasına gerek kalmamalı. İnsanlar için kendi kendine anlaşılır olmalı ve çok büyük ya da çok karmaşık olmamalı.

HK Private Residence
Tabi projenin işlevine de bağlı. “Kamusal bir proje mi yoksa özel mi” olduğu da tasarımı etkiliyor. Nereye yapılacağı ve tabi amacı da bizim için önemli.Biz genellikle mekan ve amaçla işe başlıyoruz ve müşterinin ne istediğini anlamaya çalışıyoruz. Mekan ya da programın ihtiyaçları neler? Bu ikisinden başlayarak ardından iklimsel meseleler, vizyon, yerleşim gibi diğer tüm konulara geçiyoruz. Bu konular daha sonra tasarımın içine girebiliyor ancak çıkış noktamız mekan ve amaç.
Sonra, bu ikisinin tasarımda nasıl yansıtılacağına bakıyoruz. İlk tasarım sürecine başlarken bizi en çok yönlendiren konular arasında sosyal ihtiyaçlar, kültür, kültürel miras gibi konuları sayabilirim. Binaların ardındaki konsept (İslami mi yoksa başka bir şey mi gibi) büyük önem taşıyor. Örneğin bizim ülkemiz halen büyük oranda İslami etkileri yaşıyor. Bir mekanın ardındaki kültürel miras çok önemli. Yine örneğin bizde güvenlik sorunları yok mu? Var. Eskisinden farklı derece ve şekillerde belki ama hala öyle… Kadınlar sorunu halen var. Aile, ev, mahremiyet, güvenlik konuları halen sürüyor.

. Daha çok konut projeleri demiştiniz…
Bizim projelerimizin çoğu konut projeleri ve bu projelerin bir kısmında halen konutun nasıl çevrelendiği, korunduğu gibi konular baskın çıkıyor.
Ve tasarım süreci, sürekli tekrarlamaların yapıldığı oldukça uzun ve yorucu bir süreç. Sürekli başlangıç noktasına döneriz ve her zaman baştaki konsepte sadık kalmaya çalışırız. Bu konsept üzerine geliştirir ve inşa ederiz. Masada milyonlarca fikir üretiriz ve ardından bunlar arasından konsepte uymayanları eleriz. Bu şekilde neyin ilk konsepte uygun olmadığını görürüz. Ancak başlangıçta çok fazla fikir vardır ve nasıl başlayacağınızı bilemezsiniz. O nedenle başlamak her zaman en zor kısmı oluşturur. O nedenle her şeyi ortaya koyar, sonra onları eleriz, üstüne yeni bir şey eklemeyiz. Bazen baştan düşündüğümüz bir imaj olmaz ama bazı fikirler baskın çıkar ve o yöne doğru gideriz ve belki de başta kabul etmediğimiz bir sonuca ulaşırız sonunda ama bu ulaştığımız noktada, onun en iyisi olduğuna ikna oluruz.
Aslında binayı inşa ederken bile sürekli bir değişim olur. Sürekli bir şeyler eklemek istersiniz. Ama eğer daha güçlü ve daha konsepte uygun olması gerektiğinde karar kılarsanız, bir şey eklememeniz gerektiğini de bilirsiniz.
• Sizce sürdürülebilirlik nedir, yalnızca bir trend mi? Bu kavramı projelerinizde nasıl uyguluyorsunuz? Çoğunlukla kırsal/çöl olan bir bölgede mimari bir yapı, özellikle sürdürülebilir bir proje yapmanın zorluklarını açıklayabilir misiniz?
Biz sürdürülebilirliği ta en baştan projenin içine koyuyoruz, konseptin içine yerleştiriyoruz. Binanın yerini gördüğümüzde, konseptine baktığımızda, müşteriyle ilişkisi, orada neler olduğunu, dediğiniz gibi çölde mi, “bu çöl Kızıl Deniz’in kenarında mı yoksa Sahra’da mı?” –çünkü her ikisi çok farklı iklimlere sahip, farklı nemlilik, farklı hava akımları farklı yönlerden geliyor ayrıca vs… Ve insanların bu havaya ihtiyaçları var mı? Örneğin Kızıl Deniz’de proje yapıyorsanız, orada kuzeyden esen rüzgarlar oldukça serttir ve tercih edilmez. Bu nedenle güneye dönmeyi tercih ederler vs.

Pyramid Heights Residence
Dediğim gibi başlangıçta rüzgar, güneş, yerleşim, yöne bakarız, ardından da bunları binaya nasıl yerleştirebileceğimize bakarız. Güneşe nasıl bakabiliriz, hava dolaşımını nasıl düzenleyebiliriz, doğal havalandırmayı nasıl sağlayabiliriz… Bunları katman katman düzenlemenin içine yerleştiririz. Sonra gölgelere sıra gelir ki bunlar kütleyi de belirlerler. Diğer bir katman da iç ve dış mekan ayrışmasıyla devreye girer: duvarlar. İki, üç mü yoksa dört kat duvar mı olacak? Kapalı mı olacak, yarı şeffaf mı yoksa tamamen şeffaf mı?Ardından konseptten şemaya, oradan da hatta inşaat dokümanlarına ve malzeme seçimine kadar bu katmanlar sürer. Biz yerel malzemeler kullanmaya çalışıyoruz. Yerel malzemeler genellikle orta ve alt gelir grubu için yapılan binalarda kullanılıyor ancak biz bunları yeniden kullanmanın yollarını arıyoruz. Ve bu malzemeleri ayrıca orada kullanmak hem iklimsel hem de ekonomik olarak oldukça etkili olduğu için onları kullanmaya ve farklı bir şekilde görmeye çalışıyoruz.
. Yerel malzemeler derken neleri kasdediyorsunuz?
Örneğin kırmızı tuğla… “Kırmızı tuğlayı fakirler kullanır” diyorlar, bizse gayet lüks konutlarda kullanıyoruz. Ve biz onu yaptığımız zaman insanlar bunu daha güzel bulmaya başlıyorlar. Pek çok kişi yeni malzemeler kullanmaya çalışır ama yerel malzeme ve tanıdık malzeme kullanmak çok daha kolay çünkü nasıl kullanacağımızı biliyoruz, uzun yıllardır kullanıyoruz, bizim çabaladığımız şey, onu yeni şekillerde kullanmak. Ekonomik olarak da faydalı oluyor.

Deignopolis
İlk defa giriştiğimiz ve çok büyük bir peyzaj projesinde, sadece yerel bitkileri, çevrede bulunan bitkileri kullanacağımızı söyledim. Örneğin zeytin ağacı, palmiye ve yerel bitkiler… Ve bu bitkileri ya bilmiyorlar ya da çok sıkıcı bulduklarını söylüyorlar. Ancak biz müşteriyi, buna bir şans vermesi için ikna etmeye çalıştık. Tabi çok daha ucuz olacağını ve daha az su tüketeceğini vs söyledikten sonra ikna oldu. Gerçi yerel bitkilerle çalışmak da o kadar kolay değil, pek çok bitki çeşidi var, kimi çöl bitkisi ama bizim yerel bitki tiplerini çok iyi bilen bir ortağımız vardı.
Bu konuda çalıştıkça hem kendi kültürünü, hem yerel çevreni tanıyorsun. Bizim için böyle bir şeyi öğrenmek bile çok önemliydi. Ve insanların da bu konuda bir şeyler bilmesi ve duyarlı olması da oldukça önemli diye düşünüyorum. Sonuçta biz yaptığımız şeyi çok beğendik, tüm bahçe mobilyaları vs ile ama herkes beğenmedi. Şimdi benzer bir işi kumsalda yapıyoruz, orada farklı algılanacağını ve beğenileceğini sanıyoruz. Tabi ki yepyeni malzemelerle de çalışmak isteriz ama şimdili yeni yöntemleri tercih ediyoruz. Yine benzer şekilde bir restoran yapmıştık ve insanlar gelip “bu duvar kaplamalarını nereden buldunuz?” diye sordular. Kullandığımız malzeme en yerel malzemeydi diyebilirim. “Bu taşları nereden buldunuz?” Aslına bakarsanız kullandığımız malzeme mermerdi ve yıkılan dev bir fabrikadan arta kalmıştı, biz onları istediğimizde bizden para bile almadılar çünkü biz de artıkları alıp kaldırmış olduk onlar için! Keten de aynı şekilde. Kullandığımız keten Kahire’de üretilen bir kumaştı ve ithal ettiğimizi sandılar.

• Daha çok erkek egemen bir toplum ve meslek alanında bir özellikle genç ve kadın olarak mimari üretim yapmak ve tanınmanın zorlukları var mıdır? Neler?
Aslında oldukça zor. Ama zaman zaman çalışıyorsunuz ve o kadar da zormuş gibi gelmeyebiliyor. Çalışıyor, çalışıyorsunuz ama bir noktaya gelip “hayır ben artık bunu kaldıramıyorum” diyebiliyorsunuz. Ama çok çalışıp bir şeyler başardığınız, ödüllendirildiğiniz zaman, neler geçirdiğinizi düşünmeyebiliyorsunuz. Ve geriye dönüp de bakmıyorsunuz, bir şekilde içinden geçiyorsunuz çünkü bunun. Ayrıca bunları yaşarken, normalde farkına varmayacağınız şeyleri de fark edebiliyorsunuz ki bu aslında iyi bir şey. Yani, karşılaştığınız tüm problemleri çözebilmek zorunda değilsiniz sonuçta. Bir noktada insanların size kadın olarak değil de herhangi bir eğitim almış kişi olarak bakabildiklerini düşünüyorsunuz. Farklı olmadığınızı hissediyorsunuz ki zaten kendiniz de kendinizi farklı görmüyorsunuz. Bir kadın ya da erkek, her kimle olursa olsun çalışıyorsunuz. Sonra bir şeyler başarınca, sorunlar da başlıyor. Daha öncesinde kimse sizi önemsemiyor, sadece çok iyi çalışan genç biri olarak bakıyorlar. Ama sonra, size farklı bir şekilde bakıyorlar ve siz de hissediyorsunuz. Örneğin şu anda ofis giderek büyüyor ama bununla birlikte daha büyük sorunlar da geliyor. Öyle bir an geliyor ki “ben bu sorunla nasıl başa çıkacağım?” diye düşünüyorum. Her gün bu sorunlarla karşı karşıya gelmek istemiyorum. Zaten hayatta herkes kadar benim de sorunum var ve işimde mutlu olmak istiyorum, tıpkı gençliğimde olduğu gibi. Ama artık mutlu değilim, oysa daha mutlu olmayı bekliyordum çünkü artık çalışan değilim ve ne istersem yapabiliyor olacağımı sanıyordum ama yapamıyorum. Kendimi işyeri sahibi gibi değil de, diğerleri tarafından köleleştirilmiş gibi hissediyorum.

Ve bu sorun özellikle bizim kültürümüzde daha çok erkeklerin davranışlarından kaynaklanıyor. Tabi daha önce, hiç kimse olduğum zamanlarda böyle bir sorun olmuyordu ama şimdi, “peki, şu anda benimle ve yaptığım sunumla ilgili bir sorunları var, birazcık susmam gerekiyor sanırım” gibi düşündüğüm zamanlar oluyor. Kimi zaman uzlaşmam gerekiyor, diğerlerini daha da huzursuz etmemek için. Ama işte neden bunu yapmak zorundayım ki?Bilmiyorum, gelecekte kim bilir nasıl olacak? Belki daha iyi belki de daha kötü… Bilemiyorum. Ama bir şekilde bunu düşünmemeniz gerekiyor, bir şekilde ardınızda bırakmanız, göz ardı etmeniz gerekiyor. Sonuçta bırakın onlar kendi sorunlarıyla kendileri uğraşsın, siz görmezden gelin… Bir şekilde kendi bariyerlerinizi yaratmanız ve kendi kendinizi bu gibi sorunlardan korumanız gerekiyor. Size gelen şeyleri süzerek almanız gerekiyor. Böylelikle bu tür kişiler ya da sorunlar karşısında ancak ezilmeyebilirsiniz. Ama bazen gerçekten çok zor olabiliyor.
• Bir mimar olarak ürün tasarımına nasıl başladınız ve nasıl bakıyorsunuz?
İlk kez bir ürün tasarım yarışmasına 2000 yılında katıldım. Daha ofisim kurulmamıştı o zamanlar. Mısır’da bu türdeki ilk yarışmaydı. Çok iyi bir dergi tarafından düzenleniyordu ve editörleri, yazarları gerçekten çok iyiydi. Üniversite hocaları da dahil olmuştu ve Mısır’da ilk ödülü verdiler, bu da mobilya tasarımı üzerineydi.
Konusu mimarlık değildi ama yine de bir denemek istedim. Çünkü yaratıcılığımı görmek istiyordum, bir tasarımcı olup olmadığımdan emin olmak istiyordum. Ve bunu bana birilerinin söylemesine ihtiyacım vardı esasında. Ve sonunda bu yarışmayı kazandım. Çalışmalarımı çok canlandırdı. Aslında bu yarışma ilk çıktığında kızım yeni doğmuştu ve ben evde kalmak zorundaydım, bir şeyler yapmazsam delireceğimi düşünmeye başladığım anda bu yarışmaya katılmaya karar verdim. Sonuçta mimarlık gibi, bir ekiple ofiste çalıştırmayı gerektirmiyordu, evden de yapılabilecek bir şeydi.

İyi bir başlangıç oldu benim için ve ürün tasarımına yönelmemi sağladı. Kendimi özgür hissettiğim bir alan ayrıca, müşteriden, pazardan bağımsızım. Mimar olarak geliştirici, hükümet, ülke, pek çok şey sizin yapacağınız işi kontrol ediyor. O nedenle ürün tasarımı benim için bir rahatlama oldu. Ofisimde de bu işi yaparken kendimi özgür hissettim. Mimarlıkta uygulamak isteyip de uygulayamadığım fikirleri ürünlerimde kullandım. Ve bu nedenle ürün tasarımı benim için biraz temiz hava almak gibi. Ürününüze dokunabiliyorsunuz, mimarlıkta her zaman öyle olmuyor. Ofisimizde de sevilen bir konu.
• Vakit ayırdığınız verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederiz.
Ben de teşekkür ederim.
Mimdap



8 Yorum
Sadun Kirişçi
13 sene geçmiş ve artık oldukça ünlü bir mimar.
remziye alataş
sadece genç mimar olma sorunları değil ama bayan mimar olmak da bazı sorunlar var. bayan mimarlar dah çok yardımcı mimar mış gibi görülüyor. kendi başına iş kuranlar azınlıkta
melek enliç
Bizde sıradan ya da ortalama genç mimarların sorunları pek tartışılmıyor. Yeterince biliniyor mu onu bile tahmin etmiyorum. Kimisi ücretli çalışıyor ve oda kaydı yaptırmıyor bile. Yokmuş gibi yapıyor yani. Mısır’da durumun daha iyi olduğunu düşünmüyorum. Hani şu 200 dolara çalışılan Çin’deki gibi mimar mühendisler var ya Mısır’da bu seviye nedir bilmiyorum. Belki biraz daha iyidir.
Shahira Fahmy biraz ayrıcalıklı bir noktadan başlamış ve mimar-işveren olmayı başarmış gibi anlatımdan fark ettiğim. Mısır ölçeğinde büyük işleri alan azınlıktaki parlak mimarlardan olacağı görünüyor. Onun sorunları da var elbette.
Başarılar
sevim bener
Mısır’ı ve mimarlığını tanımak lazım tabi. Biraz Türkiye’ye benziyor. Yüzyıllar boyu dünyanın en önemli yapılarının inşa edildiği bu topraklar zamanla o kadar geri düşmüş ki mimarlıkta sözü edilir bir şey anılmaz olmuş. Tezat belki de ama güncel ekonomik koşullar ve ülkelerin gelişmişliği çok şeyi belirliyor.
Shahira Fahmy belki biraz batı tarzı bir mimarlığın yıldızlarından.
İçtenlikli söyleşi için teşekkürler.
Osman Bolat
Değerli mimarın tarzı Zaha Hadid’ ile benzeşiyor. Bu arada arap dünyasında iyi mimarlar yetişiyor yeni Hasan Fathi’ler doğar umarım. Darısı bizim başımıza.
tansel gül
çok büyük bir başarı, şuraya bakın mısır’dan bu gençlikte ve dünya piyasasında… tebrikler. yıllar sonra nasıl göreceğiz kimbilir.
füsun alça
Shahira Fahmy yukarıdaki söyleşi arasında verdiğniz örneklerle neredeyse herhangi bir batı ülkesinde bugünkü trendlerle yapılmış gibi uyumlu mimarisiyle mısır’da nasıl bir yapılı çevreye katılabiliyor? belki mısır’ı tanımıyoruz fakat yukarıdaki tasarımlar dünyanın gelişmiş yerlerinde alıcısını bulacak işlermiş gibi geliyor ilk bakışta. yahut mısır’da daha elit tabaka ve bizdeki gated comunity bölgeleri için düşünceler gibi sanki.
yavuz tantoğlu
bu kadar genç yaşta ve yolun başında bu kadar büyük kapasitede bir büro içinde olmak (her halde sahiplerinden biri), çok sayıda iş almak oldukça büyük başarı. mısır’da bile mimarlık para ediyor anlaşıdığı kadarıyla.