Koray Malhan’la Türk Mimarlarının tanıtımı üzerine söyleşi.
Koleksiyon firması, Serbest Mimarlar Derneği ile geçtiğimiz aylarda “ülkemiz mimarlarının ve çalışmalarının sergiler yolu ile tanıtımlarının yapılması” etkinliği düzenledi.
Mart ayında Öncüoğlu+ACP Mimarlık ile başlayan sergiler, TSMD üyesi mimarlarla devam ediyor. Nisan ayının sergisi ise A Tasarım’ın çalışmalarını sunmakta.
Son derece önemli olduğunu düşündüğümüz bu etkinlikle ilgili Koleksiyon yetkilisi Koray Malhan ile bir görüşme yapmak istedik.
Görüşmeye gittiğimizde bir işletmeciyle karşılaşacağımızı düşünmüştük, bir sanatçı ile karşılaştık. Üstelik çağdaş sanat üzerine düşünen daha önemlisi düşüncelerini kendi ortamında uygulamaya çalışan bir sanatçıyla. 1972’de doğumlu, Mimar Sinan ve Londra Kraliyet Sanat Okulu Ravensbourne kökenli. Bugün Koleksiyon’un ofis grubunda, proje geliştirmenin yanı sıra yabancı tasarımcı ve stüdyolarla yapılan çalışmalarla ilgilenmekte.
Bu kısa görüşmeden çıkan metin sorulara gerek duymayacak nitelikte, günümüzde tartışılması gereken kavramlar içeriyor. Bu nedenle sadece ilk soruyu soruyor ve konuşmayı yayınlıyoruz.
Sergi açılışından (fotoğraf: SMD)
Mimdap: Sizden SMD ile birlikte başlattığınız ve mimarları tanıtan sergilerden oluşan bir etkinliğiniz hakkında bilgi almak istiyoruz, neden böyle bir etkinliğe gerek duydunuz?
Koray Malhan: Ülkemiz insanının, hatta daha genel olarak doğu toplumları insanlarının, kendilerini ifade etme sorunu var. Batılı insan kendisini sınırlamadan ve kolayca ifade edebilirken doğu insanı için durum çok farklı doğu insanı kendisini ifade etmekte zorlanıyor.
En başta kültür farkı var; buna ilaveten okuma, kitap yaklaşımları farklı ve bunun sonucunda da bu fark ortaya çıkıyor. İfade özgürlüğünün kısıtlı olması, sürekli baskıların sonucunda, insanlığa kendisini ifade edebilecek başka bir deyimle bir şeyler sunabilecek insan sayısı da azaltmakta.
Son on beş yıldır bu durumdan çıkmak için arayışlar var. İnsanlarımız, öyle ya da böyle bazı platformlarda görülmeye başladılar. İşte Nobel ödülü alan yazarımız, uluslar arası yarışmada diğer tüm yarışmacıları geçerek birinci olan mimarlarımız; tüm bunların sayısı artmakta; bu da durumun değişmekte olduğunu göstermekte.
Mimarlık alanı diğer sanat alanları gibi değil. Çok önemli bir sermaye faktörü var. Ülkemiz sermayesi ise sanatçılarımızla işbirliği yapmaya pek yatkın değil. Örneğin Tepebaşına bir kültür merkezi yapılacağı zaman yatırımı yapacak vakıf Frank Gehry’ye gitmektedir.
Diğer sanat alanlarına oranla mimarlık alanında durum çok daha kötüdür. Çünkü bir proje yapmak bir resim yapmak gibi değildir. Resim yaptığınızda sonuçta bu bir tablodur. Hâlbuki bir mimari proje uygulamak için hazırlanan ve bunun da karşılanması gereken bir maliyeti olan bir üründür. Maliyeti karşılayanın eseri üretene müdahalesi ürünün çok farklı yerlere gitmesine sebep olmaktadır. Sermaye’nin müdahalesi ortamı ideallerden uzaklaştırmakta bir anlamda “kirletmektedir”.
Altmışlı yıllara bakın. Resimlerde Mimarlar, Dev genç’lilerle, İşçi partililerle aynı yürüyüşte yürüyor. Yani idealleri var ve ideallerinin peşinden gitmekten çekinmiyorlar. Sanatçı olmak için ideallerin olması lazım. Kirlenmeye karşı çıkacak, karşı duracak idealler.
Tabi mimarlar açısından da sorunlar bulunmaktadır, özetlersek ülkemizde:
.Mimarların tanıtımları eksiktir: tanıtım etkinlikleri ülkemizde genellikle hatta neredeyse tümüyle dışarıdan içeriye doğru yapılmaktadır. Firmalar, etkinlik yapacakları zaman dışarıdan konuşmacı getirmekte; ülkemiz mimarının dışarıya açılması ise sınırlı kalmaktadır.
.Ürünler eksiktir: başka bir deyimle özgünlük sorunları bulunmaktadır. Yabancı, “bende zaten bunlar var, bana yeni olan, sizden olan ne öneriyorsunuz?” diye sormaktadır.
.Arşiv eksiktir. Belgelerin saklanması, yani hafıza oluşturulması, böylelikle yenilerin destek alabileceği, gelişmelerin de yararlanabileceği kaynaklar eksik ya da ciddiye alınmıyor.
Biz Koleksiyon olarak ilk kez 2000-2004yıllarında Türk Mimarları üzerine bir yıllık çıkarttık ve dağıttık. Bunun amacı mimarlık alanında bir hafıza oluşturmaya destek sağlamaktı. Bu konu azımsanamayacak kadar da önemli. Bir örnek vereyim; Sait Sökmen, Devlet Tiyatroları arşivine gidip bir belge aramak istiyor, gittiği zaman tüm arşivin su içinde olduğunu görüyor. “Benim en önemli isimlerle yaptığım çalışmaların fotoğrafları bir metre suyun üzerinde yüzüyordu” diyor. Arşivin olmadığı, hafızanın olmadığı, hafızanın küçümsendiği bir ortamda neye dayanacaksınız? Arşiv, sadece bilgiyi biriktirmenin değil, ifade etmenin de başlangıcıdır.
Tüm bunlara ilaveten Türkiye’nin; Türk sanatçıları da çok etkileyen yapay olarak yaratılmış ama sürekli gündemde tutulan bir “olumsuz imaj” sorunu var ve bunu aşmak her zaman kolay değil. Türkiye ile ilgili ne zaman olumlu bir haber çıkacak olsa bir takım lobiler harekete geçiyor ve bunu durduruyor ya da olumsuz bir haber ekleyerek, çarpıtarak olumlu etkisini ortadan kaldırıyorlar.
Star mimarlardaki sorun da büyük. Hal Foster(1) , Tasarım ve Suç adlı eserinde, sermaye ile kültür arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Sermaye, günümüzde markaları ön plana çıkartıyor ve bundan yararlanmaya çalışıyor. Sermayenin kirli yapısı sanat alanını da kirletiyor. Bunun sonucunda kendi kendisini kutsayan, aynı biçimleri çok farklı durumlarda da kullanmaktan çekinmeyen bir gösteri kültürünün sanatçıları ortaya çıkıyor; bunlar sermaye tarafından birer marka olarak tekrar tekrar destekleniyor ve piyasaya sürülüyor.
Empoze edilmiş biçimlerden oluşan aslında klasik anlamda, gerçek anlamda sanatla da alakası olmayan, olamayacak işler tüm dünyayı sarıyor. Yaratıcılık açlığı yerini para açlığına bırakıyor. Sermaye ile iç içe geçmiş sanat, tabi ki sermayeyi bir yerlere taşıyabilir ama sermayeye açılırken kirliliğe de açılıyor. Dolaysıyla sermayenin bir destek olduğu kadar köstek olduğunu da söyleyebiliriz. Sermayeye açık olmak sanatçı için kirliliğe de açık olmayı getiriyor. Sistem bunun doğal sonucu olarak kimliksizliği de getiriyor. Peter Zumthor (2) (Pritzker Price 2009), İsviçreli bir mimar ve bence en iyilerden ama Star değil. Bence karşı çıkmayı göze alabilen mimarlar, malzemenin şiirselliğini de projelerinde verebiliyorlar.
Koleksiyon mobilya olarak da biz bu çelişkiye dikkat ediyoruz. Çok farklı kökenlerden gelen tasarımcılardan yararlanıyoruz. Batman işçi kampında doğmuş bir sanatçımız ile dünyanın en popüler sanatçıları tasarımcı listemizde bu felsefe nedeniyle yan yana duruyorlar. Biz firma olarak insana bakıyoruz, rakiplere değil. Kullanıcılar önemli. Çünkü onlar için çevreler öneriyoruz. Bu çağın ruhuna ve insanına nasıl ulaşabiliriz. Ona bakıyoruz. Tasarımcıların bir araya gelme nedenleri de bu. Kısaca bizi bir araya getiren şey, tam olarak baktığımız yön.
Bizim için tasarımcı hikâye anlatıcıdır. Günümüzün ve insanının hikâyesini anlatan. Bu nedenle de yıllarca hiç fotoğraflı satış katalogu yapmadık.
Geçen yüzyıllarda tarım sanayiye dönüştü ve insanlığı da dönüştürdü. Günümüzde ise hafıza, makinelerle belleğe dönüşmekte. Artık bilmek ve hatırlamak eskisi anlamında bireysel olarak önemli değil çünkü onu bireylerin yerine yapan makineler var. Bu yeni dönemde önemli olan tek şey yaratıcılıktır. Sermaye ile bu yapılamaz. Bunlar bambaşka şeyler. Her şey değişmekte. Çözüm ise ortak yaratıcılık. Co-creation. Bunu yıllar önce sergimizde büyük panoya yerleştirmiştik. Sonraları bu slogana başka yerlerde de rastladık. Artık ortak çalışma platformları ortak yaratıcılık platformlarına dönüşmüş durumda.
Eskiden bir büroda iş bölümü olur, herkes kendisine verilen işi kendisine ayrılan alanda yapar ve gerisine karışmazdı. Günümüzün insanı ise yaratıcı olmak zorunda. Bu iş bölümü değişmiş, geçmişe göre göreceli olarak belirsizleşmiş durumda.
Herkesten yaratıcı olması beklenirken siz artık geçmişin çalışma ortamlarını yapamazsınız bu yeni duruma uygun çalışma ortamları yapmak ve önermek durumundasınız. Bunun sonucunda örneğin ev mobilyasında bile eskinin oturma grupları artık dilimlerden oluşan modüllere dönüşmekte ve standart bir kalıp yerine bir modülün ölçülere göre nitelik ve nicelikçe değişen sayıları talep edilmekte. Ortak yaratıcılık platformlarının getirdiği bir başka kavram ise “bitmemişlik”. Artık belirli bir aşamada ya da en başında katılım davet ediliyor ve ürün katılımla bitiriliyor. Bu “açık uçlu” tasarım. Umberto Eco’nun görüşü. O “yirmi birinci yüzyıl” açık uçludur diyordu.
Dolaysıyla kataloğu satmak yerine iletişimi satmak, iletişimden satmak önem kazanmakta. Büro ortamlarında da bunun sonucu olarak tasarımcıların ve tüm kesimlerin birarada olduğu ortamlar önem kazanmakta.
Bir başka önemli konu da “eleştiriye açık” olmak. Bu da bir yenilik. Eskiden eleştiriye açık olmak bir meziyetti şimdi, iletişimin bu denli yoğunlaştığı bir dünyada artık bir zorunluluk.
Tüm bunlar biraz caz müziği gibi, çok farklı sesler doğaçlamalar bir araya gelir ve bir uyum içinde kendilerini ifade ederler.
Mimarların kendilerini anlatacakları sergilerin açılması gündeme geldiğinde, biz Koleksiyon olarak bunu ülkemiz sanatçılarının kendilerini ifade etmeleri için bir fırsat olarak gördük. Mimarların projelerini bizzat sunmaları, anlatmaları, tartışmaları son derece önemli. Çünkü o an eseri ortaya koyan sanatçı ortaya çıkıyor ve kendi hikâyesini anlatmaya başlıyor. Tıpkı bu topraklarda onbinlerce yıldır yapıldığı gibi, mitolojilerle, efsanelerle, destanlarla. Bizim de insanlığa sunabileceğimiz birinci ürünümüz tam olarak işte bu hikâyeler. Çünkü bu hikâyeler bizim farklılığımız. Tabi burada hikâyenin mobilyaya yapıştırılmasından söz etmiyorum. Mobilyada yansıyan hikâyelerden söz ediyorum. Özgün ve özgür olanlardan…
Genel anlamda sanatın öyküsü insanın öyküsü, tarihi ise insanın tarihidir. Bu tekniğin ötesindeki “durum”dur. Tek kelime ile varoluşumuzdur. Ölümle barışamama, ölüme karşı çıkma ve hatta çok daha eskilerde elimizi diğer tüm hayvanlardan farklı şekilde bizi kullanmaya iten şeydir. İfadelerin zenginleşmesi çoğalması ise gelişmenin, farklılaşmanın da temelidir. Biz bu ortama destek veriyoruz. İfadenin ve ifade araçlarının yaygınlaştırılması için her kesim mücadele etmelidir. Eleştirinin yaygınlaşması da bunun bir parçasıdır. Bu gün maalesef ülkemizde çok az eleştiri var. Çoğu eleştiri de gerçek anlamda bir eleştiri değil.
Eğitim için beklentilerimize gelince; öncelikle disiplinler arası ilişkilerin ülkemizde yetersiz olduğunu ve artması gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü her olgu kendi disiplini içinde çözümlenebilir. Örneğin, Tarlabaşında, dışarıdan gelen, kültürel, sosyal, ekonomik sorunları olan insanların mafyalaşması durumu varsa bunun çözümü yine bu insanların sorunlarının çözülerek topluma kazandırılmalarıdır. Yıkılarak yerine yapılacak farklı bir yapılaşma, sorunun başka yerlere taşınmasından başka bir işe yaramayacaktır.
Aksi takdirde bu gün sermayenin ana oyunu olan “özür dilerim” oyunu her yerde tekrarlanabilir. “Bombaladım insanlar öldü, özür dilerim”, “Libya’yı bombaladım özür dilerim”… bu gün dünya çapında bu oyun oynanıyor. Tıpkı, sanatçı Ai Weiwei ’nin (3) Han dönemi porselenini elinden düşürüp kırması gibi o sadece şunu söylüyor: “düşürdüm, kırıldı, özür dilerim!”
Sergiye katılanların seçimini SMD yapıyor. Bu seçimle biz ilgilenmiyoruz. Beğenmek ya da beğenmemek diye bir durum da söz konusu değil. Serbest Mimarlar Derneği’ndeki çoğu üye, arkadaşımız. Onlar güncel olarak mimarlık yapıyorlar. Sürekli bir mücadele içindeler. SMD ise onların sivil toplum örgütü. Sergilerde tasarımcıların eserlerini anlatmaları çok önemli. ODTÜ’lü öğrencilerin ziyaretinde tasarımcıların projelerini gençlere anlatmaları heyecan vericiydi. Mimarların öğrencilerle tartıştıkları heyecan verici ortam bu sergilerden beklentimizi de özetlemekte.
Mimdap: Teşekkür ederiz.
(1) Hal Foster – Hal Foster Tasarım ve Suç – Sanat Hayat serisi 4 – İletişim Yayınları
(2) Peter Zumthor “ Günümüz mimarlığının, mimarlığın özelliği olan işlevler ve imkânlar üzerinden kendisini yansıtması gerektiğine inanıyorum. Mimarlık özüne ait olmayan şeyler için sembol ya da araç değildir. Özü olmayanları kutsayan bir toplumda, mimarlık bir direnç gösterebilir, biçimlere ve anlamlara karşı durabilir, kendi dilini konuşabilir. Ben mimarlığın dilinin bir tarz sorunu olmadığına inanıyorum. Her bina kendine özgün bir kullanım için, kendine özgü bir yer’e ve topluma yapılır. Benim binalarım bu basit saptamadan yola çıkarak; olabildiğince hassaslıkla ve ciddiyetle gerçekleşirler. “ Peter Zumthor – Thinking Architecture
(3) Ai Weiwei Çinli sanatçı, insan hakları, ifade özgürlüğü savunucusu.








17 Yorum
Mustafa Mutlu
Bu arada unutmadan aynı adreste dünya çapında çok sayıda farklı konularda imza kampanyaları arasında Türkiye’de internet sansürüne karşı olanı da var ona da
http://www.avaaz.org/tr/no_internet_censorship?fp
adresinden ulaşabilirsiniz.
Mustafa Mutlu
Ai Weiwei Çinde tutuklu, rejim onun ismini Çinden silmeye çalışıyor. Bunun için uluslararası bir imza kampanyası açılmış. İmza kampanyası sanatçılara yönelik bir talep niteliğinde…
İmza kampanyasının metni:
“Sizi, Ai Weiwei serbest bırakılıncaya kadar sanat eserlerinizi Çin’de sergilemekten vazgeçmeye davet ediyoruz. Çin hükümetinden en tanınmış sanatçısını “kayıp” etmenin hesabı sorulmadığı sürece diğer hiçbir sanatçı güvende olamaz ve hiçbir sanatçı özgür değildir.”
Daha fazla bilgi için
http://www.avaaz.org/tr/artists_for_ai_weiwei/ adresinden bilgi alabilirsiniz.
Azmi İzmirli
Yazıyı okurken tesadüfen televizyon açıktı. CNN international’da Ai Weiwei’nin çinde tutuklandığını bunu protesto etmek için dünya çapında çok sayıda sanatçının çeşitli eylemler yaptığını anlatıyordu.
Belki de ancak, bürokratik diktatörlük gibi, şeriat gibi, cemaatler gibi akıl dışı ve ancak cehaletle mümkün olabilecek siyasi rejimlerin bilgi toplumunda, bilgi çağında ne kadar zavallı olduklarını gösteriyordu. Tüm bunların karşısına geçen, uygarlığın ürünü aklın ve onun ifade türlerinden birisi olan sanatın ne kadar güçlü olduğunu anlatıyordu.
Kimbilir belki bizdeki Ai Weiwei’ler de bir gün çoğalır.
SEMİH CAN GÜRTAN
Bir kaç önemli hususu öncelikle vurgulayalım. Serbest Mimarlar Derneği sergileri doğru bir mimari faliyet ve bunu yapan dernek mimarlara doğru hizmet yapıyor. İkincisi Koleksiyon’un destek verici tavrı yıllardır tasarım ürünü satan, tasarımcılarla çalışan ve belli bir kültürü geliştiren grubun doğru tavrı. Bunları kutluyorum. Demek oluyor ki arada sırada düzgün işler de oluyor.
Nimet Oruç
Bir ek daha: pazarlama etkisiyle bütün yapılar birbirine benziyor. Corbusier gibi apartman bloğu yapan çinden isveçe binlerce mimar, günümüzde de başka starların peşine düşüyorlar. Özgünlük kaybediyor
Nimet Oruç
Star yaratıp onu yüceltip onunla çalışmanın avantajları:
1.Sağlam yatırım. Maddi anlamda desteklendiği için star da mesleğine yatırım yapabiliyor. Bilgi, donanım ve danışmanlık açısından destek alabildiği için de daha garantili sonuçlar üretebiliyor.
2.Topluma “bir gün herbiriniz bu duruma gelebilir” mesajı verdiği için politik açıdan regülatör işlevi görüyor.
3.Star mimar akrobasi yapıyor ve yaptığı akrobasi teknik destekleri de aldığı için oldukça başarılı oluyor ve toplumu birşeyler yapılıyor anlamında tatmin ediyor.
4.En önemlisi ürün pazarlanabilirlik değeri olan bir ürüne dönüşüyor. Eğitim alanı, malzeme üretimi alanı bunları kullanıyor, bunlara yöneliyor bütün bir piyasa oluşuyor ve “kendi kendisini kutsuyor”.
5.Gençler buna yöneliyorlar “gibi yapmak” önem kazanıyor, özgünlük kaybediyor.
6.Sanat eseri bir tüketim objesine dönüşüyor. Kültürel obje olarak değil pazarlamadaki başarısıyla anılır hale geliyor.
7.Kalan sanatçılar da ya da bu sisteme girmeden sanat yapanlar da çoğu kez kayboluyorlar. Ya da sistemin istediği şekle dönüştürülüp çoğu kez ölümlerinden sonra pazarlanıyorlar.
Cehalet cehaleti, hamaset hamaseti, hamaset cehaleti besler hale geliyor.
pelin sıvacı
Yapı üretim sektörü çoğunlukla mimarı unutup mimarlık hizmetini sıfıra indirip direk müşteriye ulaşmak derdinde. Evi bile hazır kutudan çıkaracaklar neredeyse.
Ancak belli düzeylerde marka olmuş yapı üreticileri mimarlığın ve tasarımın önemini kavrıyor.
Güngör Avcı
Gelişmiş kültürel ortamlarda mimarlık ile ilişkili işler yapan tasarım ürünleri mimari himet ya da sanatsal ögeler ile birleştirerek satan firmaların mimarlık kaynağının kurmaması için onu beslemesi beklenen birşeydir. Koleksiyon bu anlamda üzerine düşen görevi yapıyor. Demek ki çağdaş bir yönetim anlayışı orada hakim. Bu düşünce ve anlayışı hayata geçirenleri kutluyorum.
Eski Tüfek
Pazarlamadan kaçmanın ne kadar kolaylık sayılacağı konusunda aynı fikirde değilim. Bir tarihte rahmetli Muammer hoca, sakın demişti siz “o…yapmayın, mimar o… değildir. Kendisini başkasına beğendirmek pazarlamak için makyaj yapmaz”… kendisi de allah için hiç yapmadı.
rengin kapusuz
önemli firmaların mimarların ürünlerini sergilemelerine yardımcı olmalarını, sosyal sorumluluklarını bu biçimde yapmaları örnek alıncak bir gelişme. sponsorluğun çağdaş ve geliştirici bir alana çevrilmesi olumlu yaklaşım.
Adem Atabey
Benim takıldığım star mimar kavramının aslında sistemin ortaya çıkarttığı ve as olarak tanıttığı, dayattığı, yaptıkları beğenilmediği takdirde beğenmeyenlerin aşağılandığı sanatçılardan çok da farklı olmadığının anlatılması.
Bir sorum var: bu böyle bile olsa, bunun dışında bir tanıtım olabilirmiydi? Ya da her tanıtım bunu getirmez mi?
Wright’ın star kavramından nasıl nefret ettiğini, hatta yarışmalar konusunda bile gençlere “jüri ortalamanın ortalamasını seçer, siz ortalamadan kendinizi kurtarmaya çabalayın başkasının beğenisi asla sizin başarı kriteriniz olmasın” dediğini biliyoruz.
Ancak bu düşünce biraz da konformizmi kolaya kaçmayı getirmiyor mu?
Bir düşünmek gerekir.
Ceyda Aslan
Geçmişin reddinden, geçmişteki adamların ‘boş’ hayalleri olmasından, kendini düşünmeyen ülkesi için çalışan idealleri olan ama parası bulunmayan insanlar eleştirisinden gele gele bu kadar küfrün ve aşağılamanın özeleştirisinde buluşulmaya başlandı.
Sayın Malhan’ın sözleri bunları hatırlattı açıkçası. Herşeyi para, kazanma objesi gibi görenlerin dünyayı daha yaşanılır yapamadıkları ortada. Belki marka giyisiler rahat evler ve daha fazla tüketimle kişisel egolar doyuyor ama ruhun açlığını hiç birşey gideremiyor.
Mimar ara yerde olan biteni gören halkla da sermeye ile de ilişki kuran bir adam sonuçta. Gözlerini sermeyenin hep haklı olduğunu varsaydığı pencereye çevirirse birşeyleri kaçırıyor. Kendi benliği ve düşüncesini de ipotek altına alabiliyor. Görünürde özgürlükçü, stil sahibi, karizmatik, bilgili ve sayılır olabiliyor fakat sermayenin aslında tartışmasız “doğruları=buyrukları” altında kalıp kendi kendisine döndüğünde büyük bir nitelik kaybının farkına varıyor.
Ben bu tahlilleri görünce ve özellikle genç kuşak bir mimarın, tasarımcının objektif belirlemesi karşısında sevinç duydum. Demek oluyor ki herşey bitmemiş, herşey de reel dünyanın dayatmacı yapısına terk edilemez.
necmi yazgan
enterasan ve yüksek düzeyde entelektüel bir söyleşi. sarsıcı tespitler, mimarlar ve sanatçılara dair sayın Malhan’ın hakikatlerini eğip bükmeden dostoğru söylemesi bunu ortaya çıkarıyor. “genç ve sanatçı” bir ruhun teslim alınmamış bir düşüncenin taşıdığı değerin algısı yanında övgüsü de var.
bravo derim buna.
Kenan Malatyalı
Tuhaf bir söyleşi. Bir işverenle yapılıyor ama o aynı zamanda bir sanatçı. Değişen bir dünyada kör, sağır şeyler gibi yuvarlanırken takıldığımız bir taş gibi geliyor insana söylenenler. Zumthor’un anti star tavrı, (biraz bana Diyojeni anımsatıyor) hele hele Ai Weiwei, tankların önüne elinde naylon poşetleriyle yani günlük hayatının doğallığı ile çıkan bir toplumun tüm güç odalarına başparmağını gösteren sanatçısı tüm bunlar yuvarlandığımız dünyada bizi hoplatan sıçratan taşlar.
Nietzche “hani odanızda otururken yanınızdan geçen trenin sarsıntısıyla irkilirsiniz” ya der “işte ben çoğu kez o trenin içindeyim” der ve ekler “bazen de trenin kendisiyim”. Bu söyleşi de bende bu uyandırıcı etkiyi yaptı.
Çağımızın gelişmelerinden bu denli habersiz olduğumun farkında değilmişim onu anladım.
Alişan Ortaç
Ülkemizde ve dünyada projeleri destekleyen hatta bir yoruma göre ‘var eden’, ortaya çıkmalarına sebep olan “sermaye”nin teşhisi ve görünür kılınmasını yürekli bir şekilde yapan sayın Malhan’a teşekkürler.
Zira bütün sanatların ve mimarlığın ilerleticisi olarak sermaye gruplarının ‘o işi talep’ etmeerinin sanıldığı bir dünyada yaşıyoruz ne yazık ki. Ve aslında sermaye ve onun temsilcileri, bürokrasi içindeki “işveren pozisyonu” almış uzantıları (bir anlamda devlet sermesini idare edenler) hiç biri tam olarak temiz değil. Onların idalleri ile sanatın ve mimarlığın idealleri o kadar da üst üste gelmiyor ve mimarın karşı durma şansını hep tartışıyoruz.
Mimarlık alanındaki duyguyu ve her mimarın iç hesaplaşmasını da gündeme taşıyan bu söyleşinizin günümüz çalışmaları perspektifinde iyi bir indikatör olacağını düşünüyorum.
Fatih Pekalın
Bence tartışılması gereken cümle aşağıda. Günümüzde Star nedir? ne işe yarar? gerçekliği varmıdır? bence tüm bunlar tekrardan gözden geçirilmeli.
“Günümüz mimarlığının, mimarlığın özelliği olan işlevler ve imkânlar üzerinden kendisini yansıtması gerektiğine inanıyorum. Mimarlık özüne ait olmayan şeyler için sembol ya da araç değildir. Özü olmayanları kutsayan bir toplumda, mimarlık bir direnç gösterebilir, biçimlere ve anlamlara karşı durabilir, kendi dilini konuşabilir. Ben mimarlığın dilinin bir tarz sorunu olmadığına inanıyorum. Her bina kendine özgün bir kullanım için, kendine özgü bir yere ve topluma yapılır. Benim binalarım bu basit saptamadan yola çıkarak; olabildiğince hassaslıkla ve ciddiyetle gerçekleşirler.” Peter Zumthor
Nimet Oruç
“Altmışlı yıllara bakın. Resimlerde Mimarlar, Dev gençlilerle, İşçi partililerle aynı yürüyüşte yürüyor. Yani idealleri var ve ideallerinin peşinden gitmekten çekinmiyorlar. Sanatçı olmak için ideallerin olması lazım. Kirlenmeye karşı çıkacak, karşı duracak idealler.”
O dönemde idealler için yapılanlar farklıydı çünkü insanların menfaatlerinden üstün tutacakları idealleri vardı. Günümüzde bunu kaybettik. Aslında bu 12 Eylül’ün en korkunç sonucu.
İdealleri olmayan insanlar konusunu ise 104 yıllık delikanlı Oscar Niemeyer yine Mimdap’ta çok güzel anlatıyor. O yazının aslını bulup okudum usta “gençlere hiçbir şey vermeseniz de idealler verin idealler onları kurtarır” diyor.
Hatırlatayım dedim. Bu arada Koray beyi kutlarız.