Doç. Dr. Fikret Evci ile Fener-Balat Projesi ve Kentsel Yenileme

49 Dakika Okuma Süresi

Söyleşiyi yapan: Seval KALKAN

Fener ve Balat Semtlerinin Rehabilitasyonu’nu başlatan Doç. Dr. Fikret Evci ile proje ve Türkiye’de kentsel yenileme anlayışını konuştuk.

Mimdap: Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

fe-3.jpg

Fikret Evci: 1975 yılında İTÜ’yü bitirdikten sonra yurtdışında Viyana Teknik Üniversitesi’nde doktora çalışmamı yaptım. Doktora çalışmam röleve-restorasyon üzerineydi. 1981 yılında doktorayı bitirdikten sonra üç yıl KTÜ’de Yardımcı Doçent olarak görev yaptım. 1985 yılında Yıldız Üniversitesi’ne atandım. 1989 yılında da Doçent oldum. 2000 yılında ise Yıldız Teknik Üniversitesi’nden ayrıldım ve serbest hayata atıldım. Yurtiçi ve yurtdışında çeşitli projeler yönettim. Akabinde 2008 yılında akademik hayata geri döndüm. Nisan ayından bu yana da Mimarlık Bölüm başkanlığı yapmaktayım. Akademik kariyerim süresince çeşitli danışmanlıklar ve proje yürütücülükleri yaptım. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, akabinde Fatih Belediyesi’nin, Sanayi Odası’nın, Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin, İçişleri Bakanlığı’nın ve çeşitli özel firmaların mimari danışmanlığını yaptım.

Mimdap: Fatih Belediyesi’ndeki görevinizden biraz bahsedebilir misiniz?

Fikret Evci: Fatih Belediyesi’nde 1994 senesinde yapılan seçimlerde, Mehmet Ali Şahin seçilmişti, ancak seçim daha sonra iptal edildi ve Sadettin Tantan göreve geldi. Göreve gelmesinden 2-3 ay sonra da beni müşavir olarak atadı. Müşavirliğe başladığımız ilk günlerde çeşitli imar dosyalarını inceledik. Onlar da ayrı bir konudur. Kaçak olan bazı binalar bugün Fatih’in imarlı en büyük hizmet binalarından ikisi diyebilirim. Kaçakken seneler içinde nasıl legal hale geldiler, onu da özel bir incelemeye tabi tutmak lazım.

Mimdap: Zeyrek Projesi’ne nasıl başladınız?

Fikret Evci: Fatih Belediyesindeki ilk günlerimde yaptığım imar konusundaki bu gibi incelemeler benim için sıkıcı çalışmalardı. Bunların ardından bir gün konuşmamız sırasında Belediye Başkanı Sayın Sadettin Tantan, Zeyrek Projesi’nden bahsetti. Zeyrek, biliyorsunuz, yıllardır üzerinde konuşulan bir konudur. Benim de öğrenciyken aşina olduğum bir konu. İTÜ’den mezun olduğum için, İTÜ’de çeşitli zamanlarda Zeyrek’te araştırmalar yapılmış ve bunlar sergilenmişti. Bu çalışmalar sergilenmiş, ama hiçbir zaman için proje haline dönüştürülememişti. Bu semt için Prof.Dr. Nezih Eldem Hoca çeşitli çalışmalar yapmışsa da, bu çalışmalar dahi hiçbir zaman belediye tarafından benimsenmediği, daha doğrusu yürütülmediği için, bir sonuç alınamadı. Bunlar tabi öğrenciyken edindiğim bilgilerdi.

Bir belediye başkanından, hele ki geçmişi polis olan bir belediye başkanından bu konuyu duymak, öncelikle beni şaşırttı. Ne yapacağımızı düşünürken, çalışıp proje haline getirmeye karar verdim. Böylece biz 1995 yılından itibaren, meşhur Zeyrek Projeleri’ne başlamış olduk. Tüm Fatih Belediyesi’nde o dönemde bu çerçevede bir devrim niteliğindeydi, projelendirme çalışmaları bu kadar detaylı olarak ilk defa yapıldı. Sonra da devamı geldi zaten.

O zamanki çerçeve içinde -şu anda bazıları tanınmış mimarlar olan “Galata Grubu” diye Mimarlar Odası’nın kurup desteklediği bir öğrenci grubu vardı. Bu grup bu projelerde çalışmaya başladı. Bunlar ilk olarak Zeyreği yarı öğrenci projesi, yarı uygulama projesi şeklinde projelendirilmeye başlandı ve basında da bu çalışmalar çok yer almaya başladı. Zaman içinde projeledirme çalışmalarını geliştirdikçe geliştirdik. Bütün bölgenin röleveleri çıkartıldı. Proje geliştikçe yer sorunu ortaya çıktı, Fatih Belediye Başkanı Saadettin Tantan’nın büyük bir odası vardı. Kendisini küçük bir odaya hapsederek, odanın büyük bir bölümünü bize tahsis etti ve orada öğrencilerle biz çalışmaya devam ettik.

Öncelikle bu konuyla ilgili büyük bir inceleme kataloğu yaptık ve yayınlandık. Bunu biz çeşitli yerlere, gazetecilere ve diğer ilgililere dağıttık.

1996 senesinde Habitat Toplantısı İstanbul’da yapıldı, biliyorsunuz. O sırada Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayip Erdoğan’dı, Fatih Belediyesi de Sadettin Tantan tarafından yönetiliyordu. Arada bazı problemler vardı, o problemlerden dolayı Habitat çalışmalarından hiçbir yardım alınamadı. Avrupa Birliğinden gelen para Büyükşehir Belediyesi tarafından çeşitli yerlere dağıtıldı. Sayın Tantan da toplantıya çağrılmadı. Halbuki biz, o zamanki çerçeve içinde, tarihi çevrede çalışmalar yürüten tek belediyeydik ve bizim için çok önemli olan o para kaldırımlara, çevre düzenlemelerine yatırıldı, heba oldu gitti yani.

Ama Habitat toplantısına biz bir şekilde , öğretim üyeleri vasıtasıyla girdik. İsim vererek söyleyeyim, bunlar önemli tabi: Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Dr. Nevzat İlhan, çevresi çok geniş olan bir arkadaşımızdı. Bizi UNESCO’da bu tür projelerin başında olan Sonya Ramzi adında bir hanımefendiyle tanıştırdı.

fe-2.jpgBizim aklımızda da hep Zeyrek Projesi vardı, projeye nasıl yardım alabileceğimizi, uluslararası camianın dikkatini buraya nasıl çekebileceğimizi düşünürken bir gün, Habitat’ın çalışmalarına ara verildiği günlerin birinde bu hanımı belediyeye davet edip çalışmaları gösterdik. Kendisi çok heyecanlandı. Çalıştığımız yere götürdük. O zamanki çerçeve içerisinde, Zeyrek semti güzel bir yerdi. Tarihi değeri olan, ahşap konutlarla çevrelenmişti. Sonya Ramzi bize, “çok güzel ama UNESCO’da bizim ahşapla ilgili yardım fonumuz yok” dedi. “Ya ne var?” diye sorduk. “Kâgir binalarla ilgili var. Biz İtalya’da, Bologna’da da çalışıyoruz, çok güzel bir projemiz var” dedi. “Böyle bir projeyi sevebilirim ama burası destekleme fonundan yardım alabilmek için uygun bir yer değil” dedi. Ben de “Peki, o zaman sizi başka yere götüreyim” dedim ve Fener-Balat’a götürdüm.

O sırada yine benim başlattığım Fener Balat ile ilgili Belediye de bir çalışma vardı. 1996 yılında aynı 1995’te Zeyrek’te yaptığımız gibi bir katalog çalışması yapmıştık. Fener Balat’ı da. Elimizdeki imkanlarla, belediyedeki arkadaşlarla Balat Çarşısından başlayarak röleve çalışmalarını yapmaya başlamıştık. O sırada Fener Balat Projesi de da ayrı bir proje olarak devam ediyordu.

Mimdap: Böylelikle Fener-Balat Projesinin temelleri atıldı sanırım.

Fikret Evci: Evet. Başlangıçta bahsettiğim bu proje ile de Circle diye bir Amerikan şirketi ilgileniyordu. Onlar projeye şöyle yaklaşıyordu; biliyorsunuz o sıralarda Haliç temizlenmiş, kokusu yavaş yavaş ortadan kalmış ve “Haliç’te ne yapılabilir, Haliç nasıl değerlendirilebilir?” tartışmaları vardı. Bunlardan bir tanesi de “yat limanı” şeklinde kullanılmasıydı. Yat limanı olursa tabi bölgenin bir arka bölgesi de olacak ve bu bölge de yat limanına hizmet edecek bir takım yerler de planlanması gerekiyordu. Bu düşünceden hareketle Semt tamamen restore edilecek ve burası bir fonksiyon değişimine uğrayacaktı. Böyle bir teklifle de karşı karşıyaydık o sırada.

Tabi ben bunları Sonya Ramzi’ye anlattım. Daha sonra gördük ki Sonya Hanım hakikaten UNESCO’da yetkili pozisyondaymış. Sanıyorum Roma’daydı, “ben dönünce bu konuyu inceleyeyim. Konuyla ilgili tekrar Türkiye’ye döneceğim” dedi. Daha sonra çeşitli arkadaşlar, çeşitli kişiler bu çalışmalarla ilgili yardımcı olmaya başladılar. Haluk Gümüş diye bir arkadaşımız vardı. O konuyla pek ilgili olmasa da Fransa’da doktorasını yapmış, bir siyaset bilimcisiydi. Hocası da meşhur araştırmacı Stéphane Yerasimos idi. Stéphane Yerasimos Fransız Anadolu Medeniyetleri Enstitüsü Başkanıydı ve aynı zamanda Fransa’da ders veriyordu. Çok kıymetli bir bilim adamıydı. Konu Stéphane’a anlatılmış ve o da hemen benimle görüşmek istemişti. Sonia Hanım’dan bahsedince “Ben o hanımın adını duydum, kendisiyle ilişki kuracağım ve bakalım birlikte bir şey yapabilir miyiz” dedi. Daha sonra bu iki kişinin birbiriyle görüşmesi, tanışması neticesinde Fener Balat projesi doğdu. Ama o sırada Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye ambargosu söz konusuydu. Türkiye’ye hiçbir şekilde insani yardım dışında bir yardım söz konusu değildi Türkiye’de yapılan her çalışmanın insani yardım kapsamında olması gerekiyordu. Fener-Balat projesi zaten esas itibariyle sosyal amaçlı ve oradaki insanların evlerinden çıkartılmadan sosyal statülerinin, hijyenik şartlarının yükseltilmesi, evlerinde daha iyi bir yaşam tarzının onlara sunulması esas olarak ortaya çıkmış bir projeydi Bu şekilde Fener-Balat projesi Türkiye’nin Avrupa Birliği ile yapacağı ve o güne kadar da yapılmış projeler içinde tek sosyal içerikli kentsel yenileme projesi haline geldi.

kitap.jpgBu proje yukarıda izah edilen şartlar dolayısıyla Anadolu Medeniyetleri Enstitüsü tarafından organize ediliyormuş gibi formüle edildi. Yaklaşık olarak 100.000 Euro’luk bir para Anadolu Medeniyetleri Enstitüsü’ne aktarıldı. Bu çerçevede de fizibilite çalışmaları yapılması kararlaştırıldı. “Balat ve Fener Semtlerinin Rehabilitasyonu (İstanbul Tarihi Yarımadası)” isimli kitap, bu fizibilite çalışmasının ürünüdür.

Stéphane’ın o zaman önerdiği Fransız bir şehir plancısı olan Rémi Stoquart’ın şehrin sosyal yapısıyla ilgili bir çalışması vardı. Ona da belediyede bir oda verildi. Sadettin Bey’in odası küçüldükçe küçüldü. Yer yoktu çünkü, Belediye çok küçüktü. Bu odada Avrupa ile her türlü irtibat sağlandı. Dolayısıyla bu proje böyle başladı.

Ardından bu çalışmalar yapılmaya başlandıkça çeşitli uzmanlar mesela Nur Akın, Şehir Plancısı Güzin Kaya, sosyolog Nilüfer Narlı, Avukat Derviş Parlak. Prof.Dr. İsmet Okyay, katıldı. Mimar Yılmaz Kuyumcu da uzman olarak projede çok önemli bir rol oynadı. Eric Huybrechts, Yves Dauge, Minja Yang gibi UNESCO’da ilgili birimlerde çalışan uzmanlar da araştırmalara zaman zaman katıldı.

Aslında burada, Türkiye’de çok bilinmeyen bir konu var: UNESCO aslında finansman sağlayan bir kurum değil. UNESCO’nun desteklediği projelere Avrupa Birliği para tahsis ediyor. UNESCO’nun desteği alınınca Avrupa Birliği’nin de finansman desteğini alıyorsunuz. Avrupa Birliği de bu projeyi hemen destekledi çünkü onların da o sırada Bologna’nın dışında yürüttüğü bir Avrupa Birliği projesi yoktu.

Avrupa Birliği’nde bir bürokratlar var bir de siyasetçiler var. Siyasetçiler o sırada bizimle çalışmak istemiyorlar, ancak bürokrat kadro çalışmak istiyordu. Sonuçta bürokratlar galip geldi ve biz bu projeye başladık. Tabi söylediğim kişiler dışında projenin tanıtımı ile ilgili olarak Hürriyet Gazetesi’nden Ersin Kalkan arkadaşımız ile semt berberi Mustafa da destek oldu. Fener’de çok renkli simalar vardı. Bu kişiler ilk başta projeye çok karşı çıktılar ancak projeyi anlatınca bize destek oldular. Semtteki her imkanlarını bize açtılar, çalışmalarımızda da bize yardımcı oldular. Öncelikle biz orada proje merkezi olarak Fatih Belediyesi’ne yıkılmak üzere olan bir binayı satın aldık. Fatih Belediyesi bu binayı restore ettirerek Proje uygulama, Fener Derneği ve halkla ilişkiler merkezi olarak binayı Fener Balat projesine tahsis etti.

Fizibilite raporu, çeşitli uzmanların yönlendirmesi ve çalışmalarıyla, Avrupa Birliği, UNESCO, Fatih Belediyesi, Anadolu Medeniyetleri Enstitüsü ve Avrupa Tarihi Mirası Koruma Organizasyonu’nun bir araya gelmesiyle ortaya çıktı.

Fizibilite raporlarından sonra bu projelerin yapılabilmesi için bazı şartlar ortaya çıktı. Bunlardan bir tanesi de bu projenin fizibl olduğuydu ve bu raporun sonunda projenin geçekleşebilmesi için neler yapılacağı, tek tek açıklandı. Örneğin, hangi binanın ne şekilde kullanılacağı, ne yapılması gerektiği, resmi olarak ne tür bir işlevle kullanılacağı ve nasıl korunması gerektiği ve tabi alanın sınırlarının belirlenmesi gibi.

Mimdap: Alanın sınırlarını nasıl belirlediniz?

sinir2.jpg

sinir-1.jpg

Kaynak:  “Balat ve Fener Semtlerinin Rehabilitasyonu (İstanbul Tarihi Yarımadası)” kitabı

Fikret Evci: Biz alanı Stéphane ile beraber belirledik. Örneğin özellikle Patrikhaneyi bu alanın dışında tuttuk. 1900’lü yıllarda bir yangın olmuş. Daha sonra bu semt yeniden inşaa edilmiş. Zaten haritalara bakıldığında bu durumu rahatlıkla anlaşılabilmekte. Yangına maruz kalan yerler, yolların ızgara stili olduğu bir plan dahilinde yeniden inşa edilmiş olduğu yerlerdi. Biz işte bu bölgeyi seçtik. Patrikhane’nin tam kenarında alanı sınırladık. Burada Rum Okulu gibi dini özellikli binalar da vardı. Onlar da eski eser yapılar olmasına rağmen proje dışı bıraktık. Bunun en önemli sebebi de siyasi sebep. Çünkü o sıralarda Saadet Partisi bu projeye çok karşı çıkıyordu, patrikhanenin ekümeniklik davası güttüğünü ve bu alanın Vatikan örneğinde olduğu gibi Patrikhaneye tahsis edileceği iddiasındaydılar. Daha sonra bu iddialarından nasıl döndüklerini ve projeyi nasıl sahiplendiklerini de burda ifade etmem lazım –bu konuyu da birazdan anlatacağım-.

Mimdap: Projenin bütçesi nasıl karşılandı?

Fikret Evci: Projenin bütçesi fizibilite raporunda şu şekilde belirlendi: Esas olarak Avrupa Birliği proje maliyetinin %80’ini hibe veriyor, %20’sini de Türkiye’nin karşılamasını istiyordu. Proje maliyetinin %20’si de yaklaşık 2 milyon $ ediyordu, 7 milyon $ kadar AB’den gelecekti. 2 milyon $, büyük paraydı ve Fatih Belediyesi’nin bu parayı bulması imkansızdı; nerden bulacaksınız bu kadar parayı? O zaman Hüsamettin Özkan Başbakan Yardımcısı’ydı, bu proje kendisine anlatıldı ve hükümet bu bölgenin iyileştirilmesi ve bu projeye uygun harcanması kaydıyla 2 milyon $’ı özel bir kararname ile Vakıflar Bankası’na gönderdi. Böylece proje başladı.

Mimdap: Proje hangi aşamada durdu ve ardından süreç nasıl işledi?

Fikret Evci: Bütün bu anlattıklarım ve fizibilite raporlarının hazırlanması, finasmanın bulunması ve projenin başlaması 1999 senesini bulmuştu. Bu süreler içerisinde bir sürü yabancı bilim adamı geldi, gitti. Avrupa’dan Amerika’dan üniversiteler geldi, bölgede workshoplar yapıldı. Sonuç olarak 1996 yılında adım adım başlayan proje, 1999 Mayıs ayına gelindiğinde finansmanı, dahil her şeyi hazır hale geldi ve tam ihaleye zamanı gelmişken 1999 senesinde seçim zamanı geldi çattı.

Buraya bir parantez koyalım; Fener-Balat projesinin amacı ne idi? Tekrarlamakta fayda var. Fener-Balat projesi bölgenin öncelikle sıhhileştirmesini amaçlayan bir proje idi. Bu proje eşit haklara sahip iki eşit statülü müdür tarafından yönetilecekti. Fatih Belediyesi’nin bir müdürü, bir de Avrupa Birliği’nin bir müdürü olacaktı ve projeyi bunlar yöneteceklerdi. Bizim o zamanki çerçevede isteğimiz dışında projenin yönlendirilmesi ve yönetilmesi mümkün değildi.

Örneğin biz belediye olarak proje çerçevesi içerisinde bölgeye ağırlık vererek Almanlarla da çalıştık. Berlin Üniversitesi’nde çok değerli bir uzman olan Prof.Dr.Franz Kramer’i davet ettik. Bölgede araştırmalar ve çalışmalar yaptı ve Berlin Üniversitesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi’ni de bir araya getirdik. Fener’de Dimitri Kantemir’in evi var. Dimitri Kantemir hem bizim için hem Romenler için olağanüstü bir bilgin-filozoftur. İş bu bilgin in evi restore edilerek orada her iki üniversitenin işbirliğinde bir ‘restorasyon okulu’ açılacaktı. Bu evin aşağısında Kudüs’e bağlı bir kilise vardır, Kudüs’ten izin alınarak onun içinde, bu proje ile ilgili tanıtım çalışmaları yaptık. Bu konu ile ilgili daha birçok bilinçli çalışmalar yapıldı.

Tabii herkes sonunda projeyi tanıdı ve duydu ama Ankara’nın da tanıması gerekiyordu. Biz bu çalışmaları yaparken Ankara’dan bir davet geldi. Proje dış ilişkiler kapsamında olduğu için konu ile ilgili, Başbakanlık’ta Maliye Bakanlığı’na ait Dış İlişkiler Müdürlüğü var, burada da bu tür projelerin görüşülüp onaylanması gerekiyor. O zaman AB ile ilişkiler kötü olduğu ve herşeye şüphe ile bakıldığı için ben ne olur ne olmaz diye Tantan’dan yetki belgesi aldım. Aslında “Gitmeye gerek yok” dendi ama “yok ben gideyim” dedim. Bunu da bürokrasiyi tanıdığım için yaptım ve Ankara’ya gittim. O sırada AB ile aile planlaması konusunda bir çalışma yapılıyordu; bir de bizim bu çalışmamız gündemdeydi. Toplantıyı beklerken sohbet halinde konuşulurken anladım ki bizim bürokratlar Fener-Balat projesini reddedecekler, “Bu proje de neyin nesi?” diye. Anlattım, bu kadar uğraştık, şöyle olacak, böyle olacak diye. “Ya, öyle mi? O zaman biz bu projeyi kabul edelim” dediler ve kabul ettiler. Hem de diğer proje Diyarbakır’daki Aile Planlaması Projesi de bu şekilde kabul edildi.

fe-4.jpg

Öteki proje tabi daha insancıl olduğu için sonuç itibariyle bir yardım projesi. Ama bizim projede işin içerisinde hem Patrikhane, hem ekümeniklik şüpheleri vardı ve onlara göre o dönemde karışık bir projeydi. Gerçi hiç alakası yok, tamamen bizim kontrollüğümüzde; ne yapılacağı, ne edileceği belli, zaten yazılmış çizilmiş, ne şekilde yönetileceği de belli bir projeydi Fener-Balat Projesi.Parantezi burda kapatalım. 1999 senesindeki seçimde Sadettin Bey milletvekilliğine aday olunca, bir Başkan Yardımcısı 5 ay için Belediye Başkanı oldu. İlk iptal ettiği proje de Fener-Balat projesi oldu. Sonra ANAP’ta yer yerinden oynadı. Proje tekrar gündeme alındı. Bunu şunun için anlattım: Seçimler sırasında ANAP adayının karşısında da o zamanın Refah Partisi, daha sonra AK Parti’ye geçen Eşref Albayrak vardı. Eşref Albayrak aslında iyi bir arkadaşımız, tanışıyoruz, Meclis üyesi, mimar, projeleri biliyor. Fakat kişilerin burada önemi kalmıyor. Çünkü burada başka bir unsur var: siyasi unsur. Siyasi çalışmalarda da “burası ekümenik olacak ve Patrikane bu projeyi onun için yaptırtıyor” diye bir sürü savsata ve bir sürü seçim broşürü bastırıldı. Seçimde “ANAP halkı kandırıyorlar, bir takım yanlış işler yapılıyor” gibi sloganlar çıkartıldı ortaya.

Seçimleri Refah Partisi kazandı. Eşref Albayrak geldi, oturdu makamına. Başkan olunca parti de böyle menfi bir propaganda yapınca, Eşref Albayrak, bu projenin iyi bir proje olduğunu bilmesine rağmen, uykuya yatırdı projeyi. Aradan bir buçuk sene geçti ve hiçbir şey yapılmadı.

Bu arada ben kendisi ile görüşmeye gittim, bana randevu verdi ve bir saat bekletince ben de o sırada Sanayi Odası’nda bir toplantım vardı, oraya gittim. Sonra da özür diledi ama bir daha da aramadı. Benim de proje ile o andan itibaren ilişkim kesildi. Aradan bir buçuk sene geçtikten sonra AK Parti kurulup da istikameti Avrupa Birliği’ne çevirince Başbakan Recep Tayip Bey Eşref Albayrak’a “aman, sen bu projeyi yap, ben başka bir şey istemiyorum senden” demiş. Birden bire bu proje gündeme geldi. Çünkü Avrupa Birliği ile Türkiye’nin yürüteceği o an için hazır tek projeydi.

Tabii, bir sene geçmiş, daha evvel bahsettiğim hükümet tarafından bankaya yatırılan 2 milyon doların bana akıbetini sormaya başladılar. Çünkü bu proje yapılmayınca bu para da kullanılamadı. Proje başlayacak harcama için yetkililer, müdürler olacak vs. Ben zaten projeden tamamen silinmiştim. Başka bir arkadaşı oraya müdür olarak atadılar. Proje ihale edildi ve bir şekilde başladı. Benim izlediğim, gördüğüm kadarıyla bizim ön gördüğümüz hususlar çerçevesi içinde proje yapılamadı.

Mimdap: Projede neler yapılması öngörülüyordu, uygulamada neler yapılabildi?

Fikret Evci: Örneğin proje ile ilgili alt yapının yapılması gerekiyordu. Öncelikle bölgenin tümünün bir avan projesinin yapılması gerekiyordu. O zaman projeler biliyorsunuz Kurul’dan geçmek zorunda. Kurul tek tek proje istiyor. Tek tek projenin neticesi 1.700 parsel, 1.700 proje, 170 mimar olsa bu işin 1 yılda projelendirilmesini bile gerçekleştiremezsiniz. Halbuki bu işi yapan ülkeler “bölgesel restorasyon” diye bir sistem kullanıyor. Bu da bizim “toplu basit onarım” diyebileceğimiz bir sistem. Bu basit onarım o zamanki çerçevede İstanbul Teknik Üniversitesi’nin İnşaat Bölümü’nde bulunan Fotogrametri Enstitüsü’nün katkılarıyla, yapılacaktı. Anlaşmamıza göre semtin tümünün bir bütün olarak fotogrametrik röleveleri çıkartılacaktı. Bu çalışma üzerinde de görsel olarak nereler düzeltilecek, ne şekilde düzeltilecek, genel bir karar verilecek, uygulamalarda da Kurul ile yapılacak anlaşmalar çerçevesi içinde ortak kontroller ile gerçekleşecekti. Bu tür bir çalışmayı destekleyecek kanun ancak 2005 yılında çıktı. Bu kanun da toplu basit onarım diye tanımladığımız hızlı süreci içermiyor.

Tabi projenin esası bir dekor projesi olmaktan çok, mevcudu yakalamak ve mevcuttaki muhdesleri çıkartıp bir görsel bütünlük sağlamak, onun ötesinde de insancıl tarafı ile bina içerisindeki hijyenik ortamın sağlanması idi. Bunların arasında da tuvalet, banyo vb. yerlerin yeniden yapılması, iç sağlamlığının sağlanması, badanası, boyası ve bu tür çalışmalarla binaların yaşanılır hale getirilmesi isteniyordu. Aslında burada restorasyonun tamamı tarif ediliyor. Fakat yönü daha kolaylaştırılmış, zamanı daha kısaltılmış bir çalışmaydı. Bunu tabi hiçbir zaman gerçekleştiremediler; çünkü fizibilite raporunu okumadıkları ve sormadıkları için bilmiyorlardı.

sihhi.jpg

 Kaynak:  “Balat ve Fener Semtlerinin Rehabilitasyonu (İstanbul Tarihi Yarımadası)” kitabı

İhaleyi bir İspanyol firması aldı. Onlara da “şartlar budur, bu şekilde yapılması gerekiyor” dendiği için tek tek evlerin rölevelerini yaptılar, Kurul’dan geçirdiler. Tam miktarı bilmiyorum ama 50 nin üzerinde evin cephe yenilemesi yapıldı. Bu arada nasıl geçti, nasıl yapıldı bilmiyorum ama bu binaların bazılarında muhdes yapılar vardı, örneğin çatılarda vs.; hiç birisini yıkmadılar. Biliyorum ki ev sahipleri mevcut alanlarından ödün vermeyi hiçbir zaman istemiyor ve buna izin vermiyorlar. Hukuksal yapı tamamlanmadan projeler başladığı için mevcut durum, röleve, restorasyon vs. projeleri çizildi ama sonuç itibariyle bazılarında muhdes yapılar da yerinde kalarak sadece dış çephe onarımları yapıldı ve süreç itibarıyla işlemler uzun sürdüğü için öngörülenden çok daha az yapı restore edilebildi.Restore edilen yapıların ifade ettiğim gibi sadece cephesel yenilemeleri yapılabildi. Binanın içi ile ilgili herhangi bir çalışma yapılamadı. Fizibilite de öngörülen çerçeve içinde hiç bir şey yapılamadı. Şu andaki mevcut durumda ki yapılar dıştan yenilenmesine rağmen birçok bina kurtarılamadı. 1.700 binadan 50 veya 100 tanenin onarılması nedir ki? Mesela fizibilite raporunda ön görüldüğü şekilde halkla birlikte çalışılacak ve insanlar ikna edilecekti. Bu amaçla dernekler kurulmuştu. Dernekler de çalışmaya başlamıştı. Derneğin başkanı da gazeteci arkadaşımız Ersin Kalkan’dı. Harıl harıl çalışıyorlardı, biz de öyle. Ama maalesef 1999’daki seçim yenilgisi ve değişim, arkasından bir buçuk yıllık ekümeniklik korkusu, bu projeyi öldürdü ve başka yönlere doğru sürükledi birçok ön görülen çalışmalar gibi dernekler unutuldu ve kapandı. Projenin sosyal yanı hiç kalmadı. Fener-Balat Projesi’nin Almanya ayağını sağlayan bendim, ben olmayınca Almanların ‘Restorasyon Enstitüsü ile olan bağlantı da kurulamadı. Sosyal amaçlı olarak semt için kullanılması için birçok bina satın alınmıştı. Hatta hatırladığım kadarıyla Eğitim Gönüllüleri Vakfı’nın yeri vardı bu yer onarılacak bölgeye hizmet gelecekti. Bu gibi amaçlarla binalar satın alınacak, restore edilecek ve bölgeye sosyal hizmet gelecekti. Uyuşturucu ile mücadele eden bir kuruluşa bir yer ayırmıştık mesela, o devlete ait bir binaydı. Bölgede uyuşturucu kullanımı yaygın olduğundan bu sosyal problem ile uğraşacak bir kuruluşu buraya yerleştirmek amaçlanıyordu. Bu gibi sosyal konularla ilgili hiçbir şey yapılamadı. Proje tamamen görsel niteliğe büründü ve para buralara harcandı. Para bitince de şirket de işi tamamladım diye geri döndü.

Mimdap: Sonuçta görece az sayıda yapının dış cephe onarımının yapıldığını söylediniz. Fizibilite çalışmasında toplam 9 milyon $, 1700 parselin tüm iç ve dış geliştirmeleri, güçlendirmeleri için hesaplanmamış mıydı?

Fikret Evci: Hayır, bu konuya şöyle yaklaşmak lazım: o para bir başlangıçtı. Proje öngörüldüğü şekilde yapılsaydı çok daha fazla bina onarılır ve sıhhileştirilebilirdi. Mevcut parayla bir şeyler yaparsınız ama bu para ile çok daha fazla iş de yapabilirsiniz. Siz belediye olarak, projeyi hazırlar, tasdik ettirir şirketin önüne koyar iseniz, daha fazla onarım için finansman sağlanabilirdi. Daha sonra da proje devam ettirilerek başka yardımlar da bulunabilirdi.

cephe.jpg

Kaynak: “Balat ve Fener Semtlerinin Rehabilitasyonu (İstanbul Tarihi Yarımadası)” kitabı

Daha önce de belirttiğim gibi ben tamamen proje dışında kaldım; ismimiz dahi geçmedi, kimse de bilmez. Sadece Sadettin Bey bir kaç defa açılışa davet edildi. Örneğin Mimar Yılmaz Kuyumcu da projenin fizibilite raporunu yazılmasında önemli rol oynadı, Yerasimos da öyle. Dediğim gibi projenin başlangıç safhasından kimse olmadığı ve fizibilite raporunda öngörülen yol uygulanmadığı için proje başka bir yöne doğru gitti Yımaz Kuyumcu ile birlikte restore ettiğimiz Avrupa Birliği’ne tahsis edilen bina dışında sosyal içerikli tek bir bina semtin hizmetine sunulmadı. Proje bambaşka mecralara yürüdü, sosyal içeriğinden arındı, hiçbir şey yapılamadı. Çünkü bunlar sponsorlarla da yapılacaktı. Biz birçok yerden bir dizi kaynak bulmuştuk. Ben o zaman diyordum ki Avrupa Birliği bizim için sadece bir itici güç; çarkları döndüren bir güç. Biz bunu kendimiz de yapabilirdik. O sırada projeye çok ilgi vardı, her yerden yardım teklifleri geliyordu. Çünkü bir proje yapıyorsunuz, mantıklı bir şey ve insanlar yardım etmek istiyor, katılmak istiyor veya satın almak istiyor, çalışmak istiyor konuyla ilgili olarak ve Ersin Kalkan’ın kültür içerikli mükemmel yazıları gazetelerde çıktıkça bir sürü yerden ve bir sürü mimardan yardım teklifi geliyordu. Genel olarak durum bu idi.

Mimdap: Peki, bitirilen projeyi şu anda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fikret Evci: Maalesef ifade ettiğim hususlardan da anlaşılacağı üzere bu proje benim açımdan kaybedilmiş bir projedir. Çünkü planladığımız hiçbir şey uygulanamadı, gelen parayı harcadılar, o kadar. Hükümetin verdiği 2 milyon $’ı kullanamadılar. Bu paranın akıbetini ben de bilmiyorum. Bu para kanımca bir sene zarfında kullanılmadığı için geriye gitti. Yapılan tek olumlu husus az sayıdaki binanın restore edilmesi idi. Zaten proje başlarken Fatih Belediyesi alt yapı hizmetlerini yaptı bitirdi. Doğalgaz ve Kablo TV getirildi. Su ve elektirik hatları ile kanalizasyonlar yenilendi. Bölgenin alt yapısı da düzeldiği için zaten semtte bir takım hareketler başlamış ve değişimler olmuştu. Örneğin sanatçılar geldi; sanat evleri ortaya çıktı.

Mimdap: Osmanlı Bankası’nda geçtiğimiz yıl yapılan bir toplantıda projenin çok ciddi bir noktasına gelindiğinde Fatih Belediyesi’nin vazgeçip geri çekildiği belirtilmişti.

Fikret Evci: Ben bu toplantıyı bilmiyorum, son yıllarda yurt dışında çalışıyordum. Ama tahmin etmek zor değil. Eşref Albayrak’tan sonra başka bir Fatih Belediye Başkanı geldi. Daha evvel de söyledim aynı partiden olsalar dahi Başkanlar hep ekiplerini değiştiriyorlar. Fener-Balat çok önemli bir proje. Fakat sonuçta yeni başkan projeyi bilmiyor, nasıl yapacağını da bilmiyor, ne şekilde devam edeceğini bilmiyor, şartları bilmiyor. Başkana proje yi kim anlatırsa o şekilde proje devam etmiştir. Ben yeni başkan geldiğinde kendisinin talebi üzerine görüştüm. Fener-Balat Projesi’nden bahsettiğimde o projenin sağlıklı bir şekilde yürüdüğünü söyledi, bilgi dahi almadı. Aslında rapor önlerinde, yol haritası çizilmiş. Raporumuzu okuyan ne yapılması gerektiğini görür. Hangi evlerin ne şekilde restore edileceği, ne yapılacağı belli idi. Bana göre Fatih Belediyesi bu aşamadan sonra olayı sadece izledi, İspanyol şirket işi nasıl olsa yapıyor diye. Sen konuya hakim olmaz, kararları yönlendiremezsen iş olmaz. Muhtemelen kritik aşamada projenin devam edebilmesi ve ikinci safhasına geçilebilmesi için AB bazı şartlar ön gördü ve bu şartlar yerine getirilmediği için de projeye son verildi.

Mimdap: Sizce bu şartlar ne olabilir?

Fikret Evci: Tahmin etmek güç. Ama hukuki altyapı büyük bir engel olmuştur diye düşünüyorum. Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu yetersiz, 1983’te yapılmış kanun yakın zamana kadar yenilenemedi. Son yıllarda önemli değişiklikler yapılmasına rağmen “Bölgesel Korumacılık” yani toplu koruma koşullarını düzenleyen alt yapı ile ilgili bir düzenleme ancak 2005 yılında çıkartılabildi.

fe-5.jpg

Ayrıca her platformda ifade ettim. Korumacılığın önündeki en büyük engellerden biri mülkiyet sorunu: Örneğin eski bir eserin mülkiyeti 12 kişiye bölünmüş, 11 kişi ile anlaşıyorsunuz, 12. ile anlaşamıyorsunuz. Böyle bir sorun var. Sadece bu proje açısından söylemiyorum, genel açıdan. Mülkiyet sorunları, hukuki alt yapılar korumacılık açısından bir türlü halledilemedi. 5366 sayılı kanunla da halledildiğini zannetmiyorum. Kanun anlaşma olmazsa istimlâk olmasını öngörüyor. O zaman içinde mülkiyet sorunları toptan aşabilmek için Fener-Balat Projesi’nde semt bazında Derviş Parlak’ın öngördüğü bir kooperatifleşme söz konusu edildi; evleri onarılacak insanlar bu kooperatife üye olacaklardı. Bir yarı devlet kooperatifi şeklinde bir organizasyondu. Evini sıhhileştirmek isteyenlerden bir miktar para alınacaktı, veremeyenler için bir şekilde Belediye yardımları sağlanacaktı. Ama içinde oturanlar da elini taşın altına sokarak projeye müdahil olacaklardı. Buradaki öngörülen sistemlerin hiç birisi uygulanamadı. Bu sebepten sorunlar aşılamadı proje halktan koptu.Tabi ki Fatih Belediyesi ön finansman bitince “ben devam etmiyorum ya da edemiyorum” diyemez, ya ne der? “Proje bitti” der. Çünkü dediğim gibi projeyi izler ve müdahil olamazsan yönetemezsin, dolayısıyla fırsatın kaçtığını tahmin etmek güç değildir. Böyle bir şey olur mu? Projeyi başlatmışsınız, her şeyi kurmuşsunuz, her adımında binlerce kez uzmanlarla birlikte düşünmüş ve çalışmışsınız. Sonra bir anda 1999’dan sonra proje dışı kalıyorsunuz ve kimse de size bir şey sormuyor, danışmıyor. Böyle bir duruma ancak Türkiye’de rastlanır herhalde. Belediye de bu projeleri para karşılığında yürütmüyorduk ki. Üniversite tarafından görevlendirilmiş bir uzman olarak bir semtin çağdaş bir şekilde kurtarmasıyla ilgili projeler ortaya koyuyorduk. İstenseydi çalışmalara aynı şekilde devam ederdik.

Fatih Belediyesi’nde proje ile ilgili geçmişi tararsanız bunun dışında da bir sürü koruma projesinde olunduğunu görürsünüz. Saadettin Tantan yönetici olarak İç İşleri Bakanlığı’nda görev yaptığı yıllarda bu açılımlardan edindiği tecrübelerle Tarihi Eserlerle ilgili olarak bugünkü birçok yasanın zeminini hazırladı ve birçoğunu çıkarttı. O zamanki kayıtlara bakın, mesela Valiler için “eski eser onartırsanız sicilinize olumlu olarak yansıyacaktır” diye bir genelge yayınladı. Bu genelge o zaman geniş yankı buldu. Bu sayede birçok eser onarıldı.

Mimdap: Sizin çalışmalarınızda belirlediğiniz parsellerdeki binalar hala ayakta mı? Tarihi dokularda, korunamayarak yıkılan tarihi yapıların yerlerine otopark yapılması genellikle sıkça rastlanan bir durum. Burada böyle bir sorun yaşandı mı? Bu konuda neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz?

Fikret Evci: Tarihi yapıların yıkılıp otopark yapılması genellikle Süleymaniye’de oluyor. Tabi ki alanda bir sürü işyeri olursa, işyerine gelecek insanların da otoparka ihtiyacı var. Ahşap binalar metruk, hiçbir işe yaramıyor ve yıkıp yerine apartman yapmayı düşünüyorsunuz. Ama kanunlar engel oluyor o zaman binalar tesadüfen gece yanıveriyor ve boş alan da genelde otopark oluyor. Burda sorun şu: bu alana işletim iznini kim veriyor? Tabii ki belediye veriyor bu izni. Binaya para harcayarak onaracak fakir ev sahibi birden bire gelir temin eder duruma geliyor. Bu arada kültür varlıkları kaybolup gitmiş, kimin umurunda?

Bunlar bilinen olaylar, defalarca yazıldı, çizildi. Bölgesel koruma düşüncesiyle çalışılmazsa ki bana göre ahşap eserler açısından İstanbul’da artık çok geç kalındı, şimdi ancak bazı bölgelerde 5366 sayılı kanun sayesinde bir kaç ahşap bina yanında belki rekonstrüksiyon yapılabilir diye düşünüyorum. Zeyrek’e gidin, Zeyrek çalışmaları içinde bulunan binalardan o zaman tesbit edilen 10 tane eski eser bina varsa, bugün belki 1 tane kalmıştır. Zeyrekte 2 – 3 tane bina restore edildiği şekilde bugün mevcut. Bazı binalar var, Kurul’dan geçmiş, eski eser uygulaması diye bakıyorsunuz, bina eski eser statüsünde ama ahşap bina görünümü ile alakası yok, betonarme yapılmış. Kurulda projeler görsel olarak onaylanıyor, daha sonra kurulun kontrol yetkisi olmadığı için Belediyeler o günkü Belediye Başkanı’nın tutumuna göre binayı kontrol ediyor. Ahşap görünümlü bina betonarme yapılabiliyor. Bir şekilde şikayet gelince inşaat mühürleniyor cezalar ödendikten sonra, inşaat devam ediyor, sonra tekrar yıkılıyor, yapılıyor derken anlamsız binalar ortaya çıkıyor.

fe-1.jpg

Defalarca ifade ettiğim üzere bölgesel korumacılık anlayışı olmazsa, bölge ile ilgili etraflı çalışmalar yapılıp da, bu çalışmalar hukuki ve ekonomik yapısı ile fonksiyonları kararlaştırılmadığı sürece, koruma bölgelerinin, Süleymaniye açısından söylüyorum, örneğin tamamen bir turistik bölge haline getirilmesi kararlaştırılmadığı müddet içinde veya başka bir fonksiyon verilmediği şartlarda semtin veya bölgenin başarılı bir şekilde rehabilite edilme şansı yoktur. Köhneleşen semtlerde kiralar ucuzladıkça imalathaneler, atölyeler yerleşiyor, bu işyerlerinin ucuz işçiye ihtiyacı oluyor, ucuz işçi de en güzel 15- 20 kişilik gruplar halinde konaklarda, örneğin Sadrazam Paşa’nın konağında oturuyor ya da başka bir konakta oturuyorlar. Bunlar görülen, bilinen hususlar ama kimse bir önlem alamıyor. Bölgesel korumacılık bizim literatürümüze girmediği için, binalar da tek tek restore edilmeye çalışıldığından, bir yandan da Mülkiyet hakkı karşısında kültür eseri olmalarına rağmen geleneksel mimari üzerinde devletin ya da yerel yönetimin hiçbir hakkı olmaması dolayısı ile projelerde başarı sağlanamamaktadır. Mülkiyet hakkı kutsaldır ama bir de bunun yanında eski eser bir binanın kültürel değeride var. Kişi bakamıyor, yapamıyor, röleve, restorasyon projelerini istiyorsunuz, tek bir bina için belki 40 milyar finasman gerekiyor. Kişi 40 kuruşa muhtaç, nasıl bulsun bu parayı? Dolayısıyla yakıp yerine otopark yapıyor, ailesini de mis gibi geçindiriyor. Biz de “ah, vah bir bina daha gitti” diye üzülüyoruz. Durum bu. 2005 yılında 5366 sayılı kanun çıktı aradan geçen 4 sene içinde bildiğim kadarıyla sadece Fener-Balat’ta çalışılabiliyor. Alt yapı çalışmaları çok uzun sürüyor.

Mimdap: Sizce bir kenti statik olarak korumak mümkün mü?

Fikret Evci: Mümkün değil tabi. Ben, koruma açısından, restorasyon açısından Türkiye’deki uzmanlardan bir tanesiyim. Viyana Teknik Üniversitesin de doktamı bitirdim, Türkiye’ye geldim. Benim orada öğrendiğim korumacılık, mevcut binanın çağdaş koşullar altında, özellikle hijyenik ve çağdaş şartlar sağlanarak korunması idi. Örneğin eski eserlerde daha sonradan alan kazanmak için veya kullanım için sonradan yapılan muhdes yapılar, yani uydurma yapılar yapılıyor ya binalarda, yine örnekleyecek olursak kagir bir binanın çatısını kişi kullanmak istiyor, çatısına briketten bir takım inşaatlar yapıyor. Halbuki bu tür eklemeleri çağdaş konstrüksiyonlarla ve mimari kontrol altında yapılabilmiş olsa, bina hem kendi karakterini hem de zamanımızın karakterini yansıtacak. Vatandaş da bu alanları kullanır hale gelecek. Hem geçmişi hem de zamanı, statik olarak değil akışkan olarak yani zamanın akışını burada göreceğiz ve yaşayacağız.

Bu düşünceyi destekleyen uygulamaları Türkiye’de çok az örnekte görebiliyoruz. Bugünkü şartlar içerisinde muhdes dediğimiz bu ilave yapılar, örneğin briketlerle derme çatma yapılıyor. Bu aslında günümüz mimarisini göstermesi açısından doğru diye düşünüyorum ama bu bir mimar için ancak bir ironi olabilir. Dünyada eski eser korumacılık anlayışı içinde bizde hiç örneği olmayan eski esere kontrast teşkil eden bir görünüm sağlanarak elde edilen bir koruma anlayışı var .Örneğin En ünlü binasının tepesine günümüz mimarisinden bir örnekle ek yapıyı kondurabiliyor. Bunu da mimari olarak çok güzel tasarlıyorlar. Mimarlara şans verilirse bizde de yapılır diye düşünüyorum. Ama böyle bir anlayış için herhalde daha çok senelerin geçmesini bekliyeceğiz

Mimdap: Yine Fener-Balat projesine dönecek olursak sosyal ve fiziki dokunun bozulması semt yaşantısını olumsuz etkilemektedir. Sizce bunun önüne parsel bazında müdahalelerle geçilebilir mi?

Fikret Evci: Parsel bazında müdahalelerle geçilmez tabi ki. Bu sebep ile proje semt bazında düşünüldü ve bu yönde tedbirler alındı. Yani uygulanmayan bir fizibilite projesi var ortada. Sonuç bölgedeki çok az sayıda evin dış cephe ve çatı restorasyonlarının yapılmasıdır. Hala belediye bu projeyi kendi imkanları ile devam ettirebilir. Daha önce söylediğim gibi 2005 yılında çıkan 5366 sayılı kanun çerçevesinde yapılan çalışmalar içinde bölge adalar halinde bir firmaya projelendirmek ve inşa edilmek üzere ihale edilmiştir. Semt bu firma tarafından çeşitli mimarlara ihale edilerek ada bazında projelendirilmekte. Bazı eleştiriler var, -parseller bina içlerinden birleştirilerek semtin karekteristik özellikleri kaybedilmekte- denmektedir. Çok küçük parsellerde inşaa edilmiş olan binalar, dış cepheler değişmemek kaydıyla çağdaş kullanım koşullarına cevap verebilmesi için iç taraflarından birleştirilebilir. Ancak bunun ötesine geçmemek gerekir. Projeler açıklanırsa bunu daha yakından göreceğiz. Burada sorun kanımca bölgenin bir bütün halinde değil bu sefer de ada bazında çeşitli kişilerce avan projelerinin yapılmasıdır.

Mimdap: Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü’nün projede katkısı neydi?

Fikret Evci: Bu projenin parasal finansmanın sağlanması ve dağıtımı bu enstitü üzerinden sağlandı. Söylediğim gibi ambargo olduğu için, hibe paranın Fatih Belediyesi’ne verilmesi söz konusu değildi. Bu da çok güzel bir örnek esasında. İstenirse her şey yapılıyor, bir yol bulunuyor, herkes düşünüyor, bir yan yol bulunuyor. Avrupa Birliği’nin yasaklarına rağmen bu projenin yolu bu şekilde açıldı.
Ankara’da Avrupa Birliği’nin Büyükelçiliği var. Bu tür fonları yöneten ilgili kişi Türk, daha sonra bu projeyi de Avrupa Birliği adına denetleyen kişi aynı kişiydi. Bir keresinde bana dert yandı, “her sene AB’den bilmem kaç milyon dolar geliyor ve aynen geri gidiyor” dedi. Projeler yapılamıyor çünkü bizde projeler eşe dosta veriliyor ve projeler gereğini sağlayamadığı için, yani fizibilite raporu hazırlanamadığı için de reddediliyor. Boşuna para vermiyorlar ki, oturacaksın, çalışacaksın, projelerini yapacaksın, fizibilitesini yapacaksın, her şeyini yapacaksın. Bu tür fizibilite raporları, yapılmadan projenin hibe finansman alması mümkün değil. Ama son zamanlarda bazı konularda bu projelerin yapılıp fonlardan yararlanıldığını gördükçe seviniyorum. Ne de olsa aradan 10 yıl geçti.

Mimdap: Bu sıralarda korumanın, olduğu gibi saklayarak, dokunmadan, değiştirmeden, yeniden günümüz koşullarına uyarlanmadan yapılması görüşleri var. Ayrıca bu yolla mülkiyet ve sosyal dokunun da korunabileceği ileri sürülüyor. Sizce bu mümkün mü?

Fikret Evci: Bu mümkün değil. Ama bizim korumacılık anlayışımızda bu anlayış var. Halen bir hukuki alt yapı boşluğu var. Mülkiyet sorunu var. Ben 5366 sayılı kanun ile ilgili yönetmeliğin getirdiği koşulları bölgesel korumacılık açısından yeterli görmüyorum. İçerisinde binlerce binası olan bir semti siz bu koruma kanunu ile koruyamazsınız, mümkün değil. Avan projeler yapılacak tasdik edilecek bir de bunları hükümet tasdik edecek ama Hükümetin finasmanla ilgili bir katkısı yok. Belediyeler bu tür yatırımları kendi fonlarından karşılayacaklar. Kanımca bütün bu süreçler yapılıp bitene kadar, projeler yapılıp tasdik edilene kadar binalar yine çökecek. Proje duyulur duyulmaz bir sürü spekülatörler semte üşüşüyor. Fiyatlar artıyor halk bu sefer büyük beklentiler içine giriyor. Proje ile ilgili halka zaten bilgi vermeden, halkla birlikte hareket etmeden bu tür projelerin hiç şansı yok. Bazen de korkuyor insanlar, “beni atacaklar buradan” diyor. Şimdi bu korkuya bir de istimlâk korkusu eklendi. Fener ve Balat’ta evlerin sıhhileştirilerek onarılmasından sonra 5 yıl satamama şartını biz bu yüzden getirdik. Sosyal içerikli proje de insanların projeye inanması lazım. Onarımdan sonra bu evde 5 yıl oturacaksın, kiracı da olsan ev sahibi de olsan aynı şartlar geçerli. 5 yıl uzun bir zaman, çağdaş ve güzel bir yerde güvence içinde oturacaksın. Bu süre sonuna kadar da şartlar değişirse, bu değişim oturan kişilerin lehine olacak. Ancak bu şekilde insanların korkularını yenebildik.

Günümüzdeki korumacılık anlayışıyla ilgili olarak başımdan geçen bir anımı anlatayım:

Karaköy’de eski eser restorasyonu yapacaktım. Binanın rölevesi iki sene içinde ancak tasdik edildi. Bu arada eski eser binanın, 2 ayrı parsel üzerinde inşaa edildiği ortaya çıktı. Rekonstrüksiyon ve Restorasyon projeleri yapılırken eski eser bina parsellerinin tevhid edilmesi gerekiyordu. Yan tarafta da aynı kişiye ait bir parsel daha vardı. 3 parselin tevhid işlemleri Belediye, Tapu ve Kadastro’da 1 yıl sürdü. Daha sonra eski eser olmayan parselin tevhidi başıma öyle işler açtı kı. Projenin seneler sürmesine neden oldu. Kurul restorasyon projelerinde, yan parseldeki binayla eski eserin uyumlu bir görünüm içinde olmasını ön gördü. Ancak Kurul’daki her atama değişiklerinde yani bilim adamları değiştikçe görüşler de değişti. Kişilerin görüşüne bağlı olarak bu gibi atama değişikliklerinde yeni bir proje yapılması ihtiyacı doğdu. Bir Kurul yeni bina ile ilgili olarak birden fazla öneri proje istiyor. Önerileri yapıp götürüyorsunuz, sonuç yok. Bir tanesi “şu olabilir”, demiyor. Sonra devam ediyorsunuz. Arkasından 13 ay Kurul’un gündemine girmek için proje sırası bekliyorsunuz. Proje gündeme alınıp tam Kurul’a girecek, “Belediyenin onayı eksik” diyorlar. Belediyenin onayı daha önce alınmış, burada değişen ne? “E, mevzuat böyle”. Bu arada inanılmaz ama 10 seneye yakın bir zaman geçiyor. Bina çöküyor, biz de eski eserlerimizi korumaya çalıştığımızı sanıyoruz. Bu kafayla bir yere varılamaz.

fe-6.jpg

Tek bir proje için 13 ay proje tasdik sırası bekleyen İstanbul gibi tarihi eserleri ve geleneksel binaları bu kadar çok olan bir kentte, bu tür bir organizasyon yapısı ile bir yere varılamaz, varılamadı da zaten. Geleneksel mimari eserler zaten yaşlanıp kullanılamaz hale geldikçe terk edilip, kendiliğinden yıkılıyor, yok oluyor, çöküyor, yanıyor, gidiyor. Apartmanların arasında bir tane, iki tane kalıyor. Onlar da kendilerini şanssız addediyorlar şehir içinde. Anlamsız bir takım yapılar halinde kimi betonarme, kimi proporsiyonlarını kaybetmiş, kiminin cephesi de döşeme tahtaları ile kaplanmış şekilde kimliklerini kaybediyorlar.Bana orijinal haliyle ‘Soğuk Çeşme Sokağı’ gibi bir yeri gösteremezsiniz. O zaman Çelik Gülersoy çok eleştirildi, biz de eleştirdik. Ama yok, kalmadı, öyle bir semt, gerçek bir mahalle korunamadı ki. Niye korunamadı? Korumacılık anlayışımızı çağdaş koşullara uygun bir şekilde değiştiremediğimiz için. Bunun sorumlusu biz ve bizden evvelki kuşaktır. Avrupa’da harpten sonra birçok mahalle sonradan inşa edilmiştir. Soğuk Çeşme Sokağı da sonradan yapıldı, tamam, binalar sahne dekoru gibi vs. Ama soruyorum size: Bu anlamda İstanbul’da toplu halde binaların restore edildiği, geleneksel ahşap mimarisinin izlenebildiği bir semt veya bir sokak var mı? 2005 yılında bir nebze olsun toplu korumacılık anlayışı getiren kanun çıktı, 4 yıl geçti, doğru dürüst uygulamalar yapılabilmesi için bakalım daha kaç yıl geçecek…

Fener Balat’ta da kagir mimariyi korumak kolay. İstenirse halen semt bazında koruma projeleri yapılıp hemen uygulanabilir. Binalar iyi etüd edilip, çağdaş yapım sistemlerinden de faydalanarak özellikle binaların güçlendirilmesi, yenilenmesi, orijinalliğine dikkat edilerek, eğer bir kat ilavesi, muhdes yapısı varsa onu modern bir şekilde yorumlayarak bence binalar günümüze kazandırılabilir. Zaten korunabilirse bölgesel olarak İstanbul’da Fener-Balat, Beyoğlu, Galata gibi semtler korunur. Bu durumda da korkarım ileriki nesiller İstanbul’un sadece kâgir yapılardan oluşan bir kent olduğunu düşünecek. Geleneksel ahşap mimari semt sadece kitaplardan görülebilecek. Belki Zeyrek’te halen mevcut ahşap binalara ek olarak rekontrüksiyon uygulaması yapılırsa, böyle bir mahalle oluşturulabilir. Bizim çalıştığımız alan, bu tür uygulamaya çok müsait, her türlü kayıt ve tesbit çalışmaları yapıldığı için bu uygulamayı yapmak da zor olmaz.

Mimdap: Son zamanlarda KUDEB çalışıyor orası ile ilgili sanırım.

Fikret Evci: Anlattığım gibi 50 yıldır çalışılıyor ama eylem yok ortada. Uzun uzun anlattım. Projelerin hayata geçirilebilmesi için hukuki ve sosyo-ekonomik alt yapının hazırlanması lazım. Son çıkan kanun da kanımca yeterli değil. Örneğin daha önce bahsettim: Bir kişi, iki misli para istiyor, 1/12 hisseye sahip, “vermem” diyor. Ne yapacaksınız? Onun izni olmadan hiç bir şey yapamıyorsunuz. Hukuki alt yapıyı kurarsan dersin ki; “senin hakkın bu kadar, bu kadar parayı bankaya bloke edersin, aldın aldın, almadın burası kültürel mirasımızın bir parçasıdır. Biz bunu Türk Milleti adına restore edeceğiz” dersiniz. Tabii bunun mülkiyet hakları zedelenmeden hukukçular tarafından önerilen yollardan kanun vasıtasıyla yapılması lazım. 5366 sayılı kanun galiba bu anlamda beklentileri karşılayabilecek gibi gözüküyor.

Mimdap: Zeyrek’te sizin çalışmalarınız konusunda daha sonra bir şey yapılabildi mi?

Fikret Evci: Zeyrek’te bizim Yılmaz Kuyumcu ile yaptığımız birkaç bina var. Yabancı bir mimarın restore ettiği bir bina var. Onun dışında Fatih Belediyesi’ndeyken benim organize ettiğim Mimar Halil Onur’un restore ettiği, ortada Zembilli Ali Efendi’nin evi var. Bunun dışında projelerini bizim yaptığımız rekonstrüksiyonu yapılmış Tilloların binası var, görseniz eski eser restorasyonu sanırsınız. İşin ne kadar zor olduğunu göstermek açısından bir örnek vermek istiyorum: Semtte Zembilli Ali Efendi’nin evi vardı. Fatih Belediyesi’nde bu binanın çok güzel resimleri vardır. Hatta o bina Zeyrek projesinin ilk başlangıcında belediyece restore edilmişti. Projenin ana binası olarak lanse edildi. Zembilli Ali Efendi’nin oturduğu, zembilleri sarkıttığı ev, tarihi öneme sahip. Aylarca bu ev böyle anlatıldı. Bir vatandaş evi satın aldı. Ben evin daha iyi restore edip kullanılacağını zannederken, vatandaş evi daha önceden verilmiş Kurul kararına dayanarak bizden sonra yıktırdı, belediye de yıkımına göz yumdu. Sanki bir devrin, bir anlayışın bitmesi gibi.

Bürokrasi hiç bir şeye acımıyor. Kara kaplı kitap ne derse onu yapıyor. Kanun ve yönetmeliklerin toplandığı kara kitabın dediğini yaptığın takdirde –tabi ki yapılacak da- sonuçları da böyle oluyor. O kara kaplı kitabı da günün koşullarına uygun güncellemek gerekiyor. 1983’ten itibaren 2005’e kadar kaç sene geçmiş? Toplu korumacılık anlamında daha yeni bir kanun çıkıyor. Avrupa’da her yer restore edildi, kurtarıldı, kullanıma açıldı. Bakarsın, incelersin, nasıl yapmış, alt yapısını incelersin, ne şekilde krediler verilmiş, neler yapılmış? Sen de onu yaparsın, daha da ileriye götürür kendi şartlarını da ortaya koyarsın, sen de kendi kültürünü kurtarırsın. Bu açıdan ahşap mimari farklı olduğu için, bizim için tamamen farklı tedbirler gerekiyor düşüncesindeyim.

Zeyrek Projesi’nin yanında birçok ek çalışma yapıldı. Fransa’dan, Amerika’dan gelen üniversitelerin Workshop’ları proje alanında yapıldı. Galata Grubu’nun yaptığı çalışmalar da var. O dönem Mimarlar Odası bu tür projelere hiç müdahil olmuyordu. Mimarlar Odası’nın bu tür konularda, bir tek Kayaköy Projesi vardı. Bir de Zeyrek Projesi başlatıldı. Mimarlar Odası daha sonra bu tür çalışmalara daha fazla müdahil olmaya başladı. Bu projenin getirdiği iyi sonuçlardan biri de budur diye düşünüyorum.

Ben “Zeyrek Projesi semt koruma projesi olması açısından tamamen başarısızlıkla sonuçlandı” diye düşünüyorum. Bölgesel korumacılık anlamında başarısızlık oldu, ama tekil bina onarımı açısından büyük başarılar yakaladı. Ön tarafta bir kahve var biliyorsunuz, o eski bir hamam kalıntısı, içinde esrarkeşler barınıyordu, ağıl olarak kullanılıyordu. Mesela o kahve sahibi tarafından yanına Semt Dispanseri yapılmak kaydıyla Belediyeye bağışlandı. Belediye de sponsorluk ön şartıyla bu yeri Koç Vakfı’na tahsis etti. Sahibi bu bina için hiç bir şey yapamıyordu. Belediye restorasyon projelerini yaptırdı ve vakfa verdi. Vakıf da burayı onardı. Şimdi de işletiyor. İstanbul’un en güzel manzaralarından birine sahip bu yer, İstanbul’a yeniden kazandırıldı. Ama yanındaki yapıya bakıyorsunuz pis su boruları vs. aşağı doğru iniyor. Bu binayı ben hep ahşap rekonstrüksiyon uygulaması yapmayı hayal ettim; sonuçta bu bina özünde ahşapken daha sonra kagirleştirilmişti. Bu çalışmaların yapılabilmesi için uzun araştırmalar, çalışmalar ve uzun soluklu görevlendirmeler gerekiyor. 3–4 senede, yani yerel yönetimlerin yaşam süreçleri içinde bu çalışmaların yapılması imkansız. Çalışmalarımıza bu süreç içinde çok erken başlamamıza rağmen, tam uygulamaya başlarken biz ayrıldık. Halbuki Avrupa’nın bir çok yerinde kültür mirasını koruyan veya çalışan kişiler süreklilik içinde, siyasiler değişsede çalışmalarına devam ediyorlar. Yönetimler değişebiliyor. Fakat süreklilik isteyen bu çalışmalar yönetimler değişse de, devam ediyor

KUDEB bu alanda çalışıyorsa tekrar röleve yapıyordur muhakkak, eski rölevelerden faydalanılamıyordur. Nedeni şu: Daha önce de söylediğim gibi Sadettin Tantan milletvekilli olmak için belediyeden istifa edince yerine vekaleten bir başkan atandı. 5 ay süre ile göreve gelen başkanın, başlarken ilk yaptığı iş benim görevime son vermek oldu. Partinin kendi içinden bir başka Belediye Başkanı olsa bile yapabiliyor bunu. Söylenen şey şu: “Bu çalışmalar bir işe yaramaz”. Şu anda Türkiye’deki gerçek de bu. Projeleri yapıyorsunuz, yapıyorsunuz, proje raflarda kalıyor, hatta yok oluyor.

Son olarak şunu söyleyeyim Fener-Balat Projesi bence Türkiye’de gelmiş geçmiş bu tür projeler içinde, Avrupa ile yürütülmüş, onun şartlarına uymuş, sosyal içerikli ilk projeydi. Projenin içinde birçok yerli yabancı katılımcı kuruluş var. Belediye ayağı, Avrupa Birliği ayağı, UNESCO, korumacılık, vs. herşey var.

Projeler hukuki alt yapıları ile Avrupa’nın öngördüğü şartlar içinde yapılmazsa bir yere varılamıyor. Maalesef bunları anlayacak, yönetecek yerel yöneticilerimiz de yok. Çoğu sadece çeşmeleri onarıyor. Çeşmeden su akıtamadığınız takdirde çeşme de bir işe yaramıyor, o zaman çeşme kurnaları çöplük haline geliyor, kullanılamıyor. Aynı işlevi veya başka bir işlev veremezseniz eser yine yok oluyor.

Mesela Zeyrek’te bir çeşme var Zembilli Ali Efendi’nin evinin altında. Orası çukur çeşme, ayazma çeşmesi esasında. Zeyrek’i biliyorsanız bölgede birçok kalıntı var. İlk İstanbul Üniversitesi’nin kurulduğu yer. İlk müderris de Zeyrek Efendi. Bu alanda eskiden bir manastır varmış. Manastır’ın çeşmesi, ayazma, gömülü bir çeşme, merdivenlerle iniyorsunuz. Bu çeşmenin üzerinde Zembilli Ali Efendi’nin evi var. Daha evvel söylediğim gibi burası onarılarak Eğitim Gönüllüleri’nin Okulu haline getirildi. Altta bu çeşme bulundu. Zaman içerisinde yok olmuş, çöplük olmuş, içinden 3 – 4 ton çöpü boşalttık, temizledik orayı. Aşağı inen merdivenleri temizledik, ayazma suyu da hala akıyordu. Anfi tiyatro şekline Eğitim Gönüllüleri Vakfı burayı kullanmaya başladı. Aşağıda ayazma suyu akıyor, etraf çok güzel ışıklandırıldı, çocuklar şarkı söylüyorlar, dans ediyorlar, bütün resitallerini yapıyorlar. Bu alan şimdi yaşıyor, günümüzdeki kullanımlarını ön görmezseniz, restore ettiğiniz yapılar eskiden olduğu gibi zaman içerisinde kaybolup gidiyor.

Mimdap: Çok teşekkür ederiz.

* Bu söyleşi içinde geçen tarafımdan tekrar edilen “Biz” kavramı başta Sayın Tantan olmak üzere, Belediye’nin emeği geçen bütün çalışanları için kullanılmıştır. Kendilerine teşekkür ediyorum. (Fikret Evci notu…)

Bu konuyla ilgili Mimdap’ta yapılmış diğer haberler:
Prof. Dr. Nilüfer Narlı ile “Sosyal Rehabilitasyon”
Ali Emrah Ünlü’yle Fener – Balat projesi üzerine
Fener – Balat Rehabilitasyon Projesi

29 Yorum

  1. Ali

    çamur at izi kalsın bu Ahunbayın Bardakçı ile birlikte inanılmaz bir tezgahıydı bedeli de katılımcı mülkiyete saygılı kentsel yenilemenin bitmesi ve şimdiki kentsel döneşim AKP usulu oldu kısaca tezgah hocaya kuruldu tezgahlanan biz olduk

  2. doğa

    Kendisinin prof.luğu çalıntı tez yüzündendir. yazısında emeğe haksızlık ve bazı görüş hususlarına hizmet kokusu hakimdir.

  3. salih

    selam arkadaşlar bu fener balat için düşünülen ğerçekleri acıklayın kimse kimseyi kandırmasın burda yaşayan insanları nasıl kovarız mantığı var projede ama biz buraları bırakmayacağız herkesde bunu bilsin biliyoruz biz patrikanenin 5000 yer aldığını ve özerk bölğesi oldugunu yalan değil ğerçekleri acıklayın.

  4. Ali Koçarsalan

    Fiket beye yaptığı tefarruatlı açıklamalar için teşekkür borçluyuz. Yenilemenin çok taraflı çok disiplinli bir konu olduğunu ve azimli bir çalışmayla yürütülebileceğini ifadelerinden fark ediyoruz. By süreçte bir çok engellin bulınduğunu da görüyoruz.
    Kendisi bence bu açıdan bir ilki oluşturuyor. Anlattıkları çok ders verici şeyler.
    Bu alan üniversitelerin kürsü münakaşalarına ya da gündelik popülizme terk edilemeyecek içinde profesyonelliğin mutlaka bulunması gereken bir saha. Dışardan bakılıp eleştiri yağmuruna tutmak ve ya bir uygulamayı yapıp da kendi dar pratikleri açısından herşeyi ele alanların formüle etikleri sınırlı ufuklarıyla geçiştirilemez.
    Yenileme bir dönüşüm kavramı aynı zamanda.

  5. ejder

    GÜLTEN ARICI hitaben hanfendi bilgisizlikle suçlayacagına yazıyı dogru okusun yeraltı yerüstü toplamda 14 ila 17 kattan bahsediyom ayrıca şuanki yapılşmadanda bahsetmiyom yapılacak inşaattan bahsediyom siz gülten hanım yazıyı dogru dürüst bi şekilde okusaydınız yazı yazmadan önce google dan tarlabaşı yenileniyora girer yapılacak inşaatın ne kadar oldugunu anlardınız kibir çok kötü bişeydir önce ne dendigini dogru anlamak lazım şimdi tarlabaşında 360 adanın projesi ne biliyormusun yeraltına 4 kat otopark 3 kat işmerkezi 1 kat sıgınak yer üstüne ise sokak tarafına 6 kat cadde tarafına ise 9 katlı işmerkezi projesi var gap inşaatın bunu ben söylemiyom beyoglu belediyesinin resmi internet sayfasından herkes ögrenebilir tabi ögrenmek isteyen ve yazılanı dogru okumasını bilenler için geçerli şimdi ben belediyenin internet sayfasının yalancısıyım bide mevcud tapu sahiplerini yok ediyor iddamda devam ediyor çünkü projeden önce 5 katlı binaya sahip tapu sahiplerine o yaptıkları devasa inşaatlara rahmen sadece 1 kat oda bodrum veya giriş katı olmak kaydıyla teklif ediyorlar dogruları her zaman her platformda söylerim artı mal sahiplerinin tümüyle anlaştıkları haberleri yalan çünkü aralık 15 de beyoglu belediyesi yaklaşık 40 tane tapu sahibiyle kamulaştırma davası var yani her şeyleri noksan

  6. gülten arıcı

    yukarıdaki beyefendinin (ejder beyi kastediyorum) bu sayfanın olur olmaz bütün konularında standart olarak bu yorumu yaptığını görebilirsiniz. bana kalırsa bilgisizliğin geldiği son nokta. nasıl tarlabaşı’nda yer üstünde 14-17 kat yoksa şimdi söylediği oranlar da gerçek değil. burada da girmiş “fener-balat’ta da öyle olduğunu zannediyorum” diyerek yine bildiği nakaratı okuyor.
    işte bu kadar söylentiye bir anlamda şehir efsanesi yaratmaya dönük gerçekle alakası olmayan şeyler bunlar. bu arkadaşımızın böyle anlatmakta bir maksadı, çıkarı olabilir ve bir anlamda o yüzden iddiasını her yerde dile getirmesini anlayabiliriz. ama koca meslekleri olan, bazıları hocalık yapanlarınbu hikayeleri hiç araştırmadan kabul etmeleri hiç anlaşılır değil.

  7. Anonim

    14-17 kat ne kadar doğruysa, Tarlabaşı için çıkartılan söylentiler de o kadar doğrudur.
    Malsahiplerinin neredeyse tümünün anlaştığı söyleniyor…

  8. ejder

    ben beyoglu tarlabaşında yaşayan bi bireyim ben fatihdeki projenin orada mevcud tapulu mülk sahiplerini koruduguna inanmıyorum şimdi günümüzde tutturmuşlar kentsel yenileme ya arkadaş kentin bu kadar çökmesinin sebebi bölgeye sit alanı demeniz ve yaşayan insanlara tek bi çivi dahi çakmalrına izin vermediginiz için oralar viraneye dönüyor örnek olarak beyoglu tarlabaşı semtinde sözde kentsel yenileme diyerek mevcud mülk sahiplerinin tapulu yerlerini 5366 sayılı acele kamulaştırma kanunu tehtit unsuru olarakkullanıp bölgedeki insanları yerinden ediyorlar belediye ve şirketin bi teklifini örnek olarak sizlere sunuyum 5 katlı toplamda 405 metrekarelik bi binaya sahip tapulu mülk shibine proje sonunda 92 metrekare bodrum daire teklif ediyorlar ama şirket ise ada bazında örnek verdigim bu binnın yerine yeraltı yerüstü toplam 1130 metrekare inşaat yapıyor şimdi madem şirkete çok katlı inşaat izni verilebiliniyorda neden tapu sahiplerine çivi dahi çakmalarının 2 ila 5 yıl arsında anıtlar kurulundan izin çıkmazken şirkete bu kadar çok katlı inşaat izni vermek vatan hayinligi deyilmi artı sözde belediye ihaleyi yüzde 42 katkarşılıgı vermişti ama örnek verdigim binanın sahibine sadece yüzde 10 bile gelmeyen bi teklifde bulunuyor beyoglu belediyesi bu düpedüz 5366 sayılı kanunu kendi çıkarlarına göre kulanmak isteyen soykırımcı mahlukatlar hiç demiyceklermi ya agzımızdan tapu sahiplerinin kanı akıyor ama ya birgünde adalet bize lazım olursa diye hiç mi düşünmezler şimdi herkese şunu soruyom kanunla şikayet merciler kısıtlanmış ve şuanda 5 katlı binanız varken sözde kentsel yenilemeden sonra sadece 1 kata sahip olacaksınız ama şirket ve belediye ise yer altı yerüstü 14 ila 17 katlı binalar yapacak inanmayan TARLABAŞI YENİLENİYOR diyerek google girin ne dedigimi anlarsınız

  9. necati uzun

    bu konular daha istanbul’un ve ülkenin tam bilmediği üzerinde yeterli pratiğin bulunmadığı konular. yavaş yavaş öğreniliyor.

  10. Mehmet Fidan

    Sayın F. Evci bence bu açıklıkta konuşulmuş koruma alanına önemli bir değerlendirme imkanı sunan önemli bir söyleşi gerçekleşmiş. Size ve yayıncı kuruluşa teşekkürler.
    Söyleşinizin bir yerinde “‘Soğuk Çeşme Sokağı’ gibi bir yeri gösteremezsiniz. O zaman Çelik Gülersoy çok eleştirildi, biz de eleştirdik. Ama yok, kalmadı, öyle bir semt, gerçek bir mahalle korunamadı ki. Niye korunamadı? Korumacılık anlayışımızı çağdaş koşullara uygun bir şekilde değiştiremediğimiz için. Bunun sorumlusu biz ve bizden evvelki kuşaktır. Avrupa’da harpten sonra birçok mahalle sonradan inşa edilmiştir. Soğuk Çeşme Sokağı da sonradan yapıldı, tamam, binalar sahne dekoru gibi vs. Ama soruyorum size: Bu anlamda İstanbul’da toplu halde binaların restore edildiği, geleneksel ahşap mimarisinin izlenebildiği bir semt veya bir sokak varmı? 2005 yılında bir nebze olsun toplu korumacılık anlayışı getiren kanun çıktı, 4 yıl geçti, doğru dürüst uygulamalar yapılabilmesi için bakalım daha kaç yıl geçecek…” diyorsunuz ya, bu satırların bilgisini ben de biliyordum ama sizin bu söylediğinizi şöyle düşündüm. Hakikaten geriye dönüp baktığımızda baştan aşağıya korunmuş ya da yenilenmiş kaç sokağı var İstanbul’un. Bir kaç tane sayılabilir belki. Onun dışında ise önemli tekil binalardan söz edilebilir. Soğukçeşme Sokağı yapıldığında bugünkü anlamında olmasa bile gerçekten çok eleştiri gelmişti. O zaman öyle suçlamaya matuf değil sadece akademi dünyasında biraz düşük gözle bakmaya yönelik eleştiriler olmuştu. Fakat geriye dönün ve bakın bir, imparatorluk sarayının yanında korunmuş, o günün izlerini taşıyan ele güne karşı gösterilen üstelik ahşap mimarlığı anlatan bir sokak var sonuçta. Şimdi mesela Four Season ek binası için fırtınalar kopuyor unesco gelip rapor tutuyor, eleştiriler devam ediyor. Bu sürece ve duyarlılğa bir diyeceğim yok, izliyoruz ve hepimiz öğreniyoruz. Hemen o otelin sokağını, bitişik sokakları bir bütün Cankurtaran’ı bir gezin bakalım ne göreceksiniz. Hepsi otel pansiyon adı altında tekil çabalarla ne hale gelmiş. Nasıl her biri hormonlu gibi sağından solundan çatısından börtlemiş. Geçmişe benzetmeler, boyamalar, renkler… Üstelik uyum sağlamak adına. İçlerine giren var mı? Ben bir kaçına teklif vermek için (ancak başarılı olamadığım bir girişim oldu) girdim. İçindeki plan değişiklikleri anlatılır gibi değil. Üstelik de bütün fen kuralları hiçe sayılarak. İki bina birleştiriliyor örnek vermek gerekirse, çalışan bir otel yandaki konut olarak kullanılan evi alıyor aradaki duvardan kapılar koridorlar, sonra bir konut evi daha diyelim kira olarak alıyor onu da ekliyor ve bir bina gibi “istediği gibi değiştirerek” kendi kullanımı için dönüştürüyor. Altını da oyuyor bazen, bodrum çıkarıyor bahçenin altına otopark… Aslında örneğini verdiğim koca semt bence kendiliğinden gibi görünen “kentsel dönüşüm” içinde. Orada ucuz konaklama pazarı oluşturmak isteyen gruplar çevreyi, tarihi, fizik mekanı, kullanım ilişkisini, mülkiyeti… ilgili ne varsa dönüştürüyor. Bildiğimiz bir proje, ortaya konan bir araştırma, tanımlanmış bir süreç var mı? Hani şu yenileme alanları için irdelediğimiz soruları soracağımız, duyarlılklarımızı sınayacağımız bir muhattap gereğinde bağırıp çağıracağımız birileri var mı? “Halk” kendi kendine kendi için (kendi için olduğuna göre toplum için de uygundur herhalde) koruma alanını dönüştürüyor. Nerede bu yer, tarihi kentin tam merkezinde, tarihin kalbinde. Başka bir süreç bu ve biz ekonomik-sosyal-kültürel-toplumsal-siyasal “gelişmeler” karşısında aslında izleyiciyiz. Benim gibi kenarda olanlar elbette izleyici ama şu görevleri gereği bu işlerle ilgili olan kurumlar, kurullar onlar da izleyici. Bir de kendilerine vazife çıkarıp kentin korunması için çalışanlar onlar da “izleyici” aslında. Verdiğim örnek semtte yapılan değişimler, yukarıdaki yorumlarda üzerinde konuşulan Fener Balat içinde şu tartışmaya konu 121 parselden de şimdiki yenileme projesi kapsamından da küçük değil. Ama “duyarlı kamu hakları koruyucuları”nın dikkatini celbetmiyor bu tarz gelişme ve “dönüşüm”ler.
    İşte sayın hocamızın söyleşisini okurken bunları farkettim. O sözde kılı kırk yaran ve mükemmelliyetçi bakış açısını zerk ederek yapılanları genellikle olumsuzlayanları hatırladım ve Soğukçeşme Sokağı için bugün geriye dönüp baktığımızda elde ne var diye sordum. Çelik bey bu eleştirilerden bezmiş olsa ve “bırak kardeşim ne uğraşacağım” dese bugün Soğukçeşme olmazdı. Boğazda Turing kurumunun ayağa kaldırdığı eserlerimiz olmazdı.
    Şimdi belki bunları da bir parça düşünmemiz icap eder.
    Tekrar hocamıza teşekkürler ederim.
    Mehmet Fidan

  11. Ahmet Demirci

    Sayın Fikret Evci, söyleşinizden çok önemli notlar aldım kendim için. Bu memlekette birşeyi ortaya koymak yetkililer tarafından desteklenmek için yeterli olmuyor. Hem proje yapıpıp hem onları devlet katında kabul ettirmekle uğraşıyorsun. Bu da yetmiyor önce kabul ettikleri işleri sonra red ediyorlar. Yıllar sonra başka isimlerle tekrar başlıyorlar. Bu denli kadir kıymet bilmeyen bir düzen bu. Böyle bir düzende sebatlı çalışmaları yürütmek çok zor. Niye bilim ve meslek insanları yıllarını versinler. Galiba doğru işlerin yapılamamasının ve kamu alanının yaz boz tahtasına dönmesi bu yüzden.
    Ders verici bir söyleşi, sağolun.

  12. nebahat çöllü

    sayın Evci yaptığınız iş gerçekten inanılmaz. bu ülkede sabit düşünceleri değiştirmek atomu parçalamaktan zordur. bir manada putları kırıyorsunuz. zamanı vaktinden beri kıra kıra yürümüşsünüz. önünüze çıkan şimdiye kadar çok olmuştur. şimdi de olacaktır. bize Zeyrek- Fener-Balat üçgeninden anlattıklarınız mimarlık ve koruma dünyamız için yazılı foto roman gibi. şimdiki genç nesil kaçırmaz ve bu bilgileri okur diye ummak istiyorum. başarılı çalışmalarınızın devamını temenni eder teşekkür ederim.
    nebahat çöllü

  13. Cem Ersevil

    İddianızı ispat için yeni iddialara başvurmak ve bazı slogan sözleri sık sık tekrar etmek sizin ruh halinizi yansıtır sadece. Benim yorum cevabım sizin çalışmanıza bir gönderme yapmıyor, kendime göre ne olursa iyi olur ondan bahsediyorum ve hocamızın emeklerini takdir ediyorum. Onun çalışmasını bilmiyordum ve onun çalışması sayesinde şimdi sizin de üzerinde bu kadar sahiplendiğiniz bir ortama kavuşulduğunu açıklamaya çalıştım.
    Emrah bey, öyle size cevap vermek gerekir diye suçlamanıza gerek olunacak birşey yok ortalıkta. Fikret Hocamızın asıl anlatmaya çalıştıklarından bizi uzaklaştırıp kendi durumunuzu tartışmaya açmanızı anlamış değilim.
    Gelelim şu otuz yıl önce terk edilen yöntemlerle yenileme projeleri yapıldığı savınıza. Bu biçimde “otuz yıl önce terkedilen koruma yöntemleri” klişesini ben bu ülkede her yeni ortaya birşey koyana söyleyenlerden hatırlıyorum, siz de galiba bu sözden çok etkilenmişsiniz. Bir çok mimarlık medyasını -ki son zamanlarda ülkemizde de var bu yayınlar- izlerseniz gözünüze çarpan İtalya kıyıları, İspanya daki dönüşüm alanları, İngiltere’de yıllardır yapılanları ve bugün henüz yapılmakta olanları Barselona’yı nereye koyuyorsunuz? Edinburg mesela, Londara’daki dönüşüm alanları… Dünyada sayısız örnekleri olan şeyleri görmeyelim mi diyorsunuz yani? Size ben onlarca şimdi süren ve son yıl içindeki yenileme dönüşüm alanı-projesi ismi veririm. Bu konuyu bir kör döğüşüne çevirmeyin ve kendi dışınızdakileri kör sağır ve dilsiz zannetmeyin lütfen.
    Sizler bir program doğrultusunda bir çalışma yapmışsınız, kimse size ihanet etmişsiniz falan demiyor ki, başka açılardan daha büyük, daha değişik perspektiflerden başka yenileme-koruma çalışmalarının olabileceğini söylüyor. Bundan doğal birşey de olmaz.
    Saygılar

  14. sevim bener

    Ben sizin yazdıklarınızı mantıklı bulduğumu, konuyu tartışma üslubuna daha olumlu taşıdığınızı vurgulamıştım. Sözlerinizden bir bölümünü de alıntı yapmıştım sayın Burçin Altınsay. Emrah beyin çok kati, maddeler halinde yazdığı metin bu yorumların altında değilse de forum bölümünde var. Dolayısıyla “nasıl korunacağı, nasıl yenileneceği, nasıl yaşatılacağı,…” sorularına biricik yöntemle bu denli kati cevap verilemeyeceğini, koşullarına bağlı ve tasarımcının yönelimlerine göre değişiklikler olabileceğini Fikret hocanın bence önemli açıklamalarının altına eklemiştim. sizin söylediğiniz gibi Emrah beyin yorumlarına ters düşecek şekilde sizin yorumlarınızı yorumlamak değil, sizin metninizin daha açık daha serbest ve korumanın biçimlerin tartışılabileceğini bahsetmenize açıkçası sevinmiştim.
    “Doğru değerlendirme ve doğru bilgilenme” vurguları tartışma ortamında yapılır ama bilgilenme ve kabullerin bir tekeli olamaz. Bu tavır (doğru bilgilenin (!) tavrı) tartışmayı yürütenin kendisinden başkasını bilgisiz adletmesine doğru ilerliyor ki burası biraz garip. İtişme geleneği çoğunlukla bilgi edinememekten, eksik bilgilenmeden olmaz bana kalırsa. Ayrıca eksiklik varsa herzaman tamalanır, düzeltilir. Bugüne kadar mimarlık ailesinde gördüğüm itişmelerin “bilgiyle” pek doğrudan bir ilgisi olmadı. Başka sebepleri vardı.
    Saygılar

  15. Burçin Altınsay

    Benim burada yazdıklarımın Emrah Bey’in yorumlarına karşı düşecek şekilde yeniden (!) yorumlanmasına doğrusu şaşırdım. Ben Emrah’ın yorumlarını okuduğumda “tek doğru çözüm bizim yaptığımızdır başka türlü olmaz” yönünde bir iddia veya agresif bir tutum görmüyorum. Sadece birlikte çalıştığımız Fener ve Balat Rehabilitasyon Programı’nın uygulamaları ve sonuçlarına dair eksik ve yanlış bilgiler verilmesine ve haksız değerlendirmelere itiraz ettiğini görüyorum ki aynı itirazı ben de yapıyorum. Konunun buradan dar bir alana çekilerek “bu yapılar küçük parsellere oturmaktadır, bu parseller birleştirilmeden korunamaz” gibi bir arguman yaratılarak tam aksine tek çözümün parselleri birleştirmek olduğu yönünde ortaya konan iddiaya karşılık konuyu gündemde olan kentsel dönüşüm projelerine bağlayarak eleştirilerini getirdiğini görüyorum.

    “Birleştirilir mi, birleştirilmez mi, başka türlü korunur mu korunmaz mı, nasıl korunur, ne kadar korunur, günümüz yaşam koşullarına(!) nasıl uyarlanır bunlar da her bir parselin durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilecek sorulardır.” Kinaye taşıdığını vurgulamak istediğim bu cümlemle ise yapılmaya çalışılan genellemelere ve toptan yargılara karşı görüş bildirdiğimi düşünüyorum. Burada tarihi değeri olan ve bu değerleri nedeniyle korunması gerekli çevrelerden sözediyoruz, bu durumda elbette korumacı mimarların önemli önceliklerinden biri bizzat o korunmaya değer bulunan ögelerin korunmasıdır.
    Gerçek koruma maddi varlık olarak bize ulaşmış fiziksel unsurların olabildiğince bir bütün olarak korunmasıdır. Bunu yapabilmenin yöntemleri vardır ve bizim çalışmalarmızla en azından böyle bir korumanın olabilirliği örneklenmiştir.
    Bu tür yerlerin haline çözüm olarak üretilen toplu ve tek elden yapılan müdahaleler ise buralardaki özgül oluşum biçimini ve süreç içinde değişerek gelişme potansiyelini ta baştan yok eder. Yerine konulan herhangi bir ürün bu kaybı karşılayamaz. Çünkü kendi öncelikleri ve gerekçeleriyle kurgulanan bütünlükler, bulunduğu yerle etkileşimleri gözardı ederek kendini empoze eder. Bu şekilde üretilenin ancak subjektif bir değeri olabilir.

    Yapılan işlere, olan biteni doğru değerlendirmeden yapılan yanlışlarla dolu yorumlar yapıldığı sürece meslek ortamında itişmeler olacaktır. Sanırım bu itişmeyi yaratan gerçek bilgilerin ortaya konulması değildir.

  16. sevim bener

    Sayın Burçin Altınsay’ın bu değerlendirmesinin daha serin olduğunu ve mantıklı bir tabana dayandığını söylemek lazım. Çünkü Fikret hocanın söyleşi metninde hiç olmayan bazı konuları Emrah bey daha önce yazmış olduğu “korumacı mimarlara çağrı” başlığından alarak buraya aktarmış ve parsellerin birleştirilmesi konusuna mesnetlemiştir. Siz oysa diyorsunuz ki,”Burada daha da vahim bir yanlış gayet kompleks bir konu olan kentsel koruma/rehabilitasyon, “parsel bazında restorasyon” gibi tuhaf bir kavram içine sıkıştırılıp bunun üzerinden bir tartışmanın ortaya çıkmasıdır. Sanki mesele buradaymış gibi” En azından burada Emrah bey gibi formlarda düşünmediğinizi anlıyorum.

    Öte yandan yine yazınızda “Birleştirilir mi, birleştirilmez mi, başka türlü korunur mu korunmaz mı, nasıl korunur, ne kadar korunur, günümüz yaşam koşullarına(!) nasıl uyarlanır bunlar da her bir parselin durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilecek sorulardır.” demişsiniz. Budur efendim işte, tasarımcı tarihsel koşullar içinde mevcut bilgi birikimi ve korumayı da içeren kültür uyarınca bir sentezde bulunur. Ayrıca bu işin kurulu var, tartışma zemini var. Ters olan şey, biz Fener Balat içinde şu yıllarda şu şekilde şunları yaptık (iyi yapmışsınız ellerinize sağlık) olursa bu biçimde olur başka türlüsü olmaz biçimindeki açıklamalardır. Emrah beyin bu yönlü agresif açıklamaları yukarıdaki tartışmalara yol açtığı kanaatindeyim. Her çalışmanın bir sosyolojik zemini, bir tarihsel kesiti, koruma nesnesine yaklaşımı, tasarım fikri, koruma alanının değerlendirilme biçimi bir çok evrensel ilkenin yanında ayrılıklar gösterir. Bunlardan sadece izlenmiş bir yöntemi “tek doğru” halinde kabul edip diğerlerini aforoz etmeye çalışmak akılcı değil. Ayrıca bu tavır da gereksiz, yapana birşey kazandırmıyor. Biz yıllardır sonu gelmeyen kavgalardan, meslek sınırları içindeki itişip kakışmadan usandık. Ne için yani?

  17. Burçin Altınsay

    Burada yayınlanan söyleşi ve üzerine yapılan bazı yorumlarda 2003-2008 yılları arasında yürütülen Fener ve Balar Semtleri Rehabilitasyon Programı uygulamalarına ve sonuçlarına ilişkin yanlış bilgiler vardır. Kesin bir dille ortaya konan bu yanlışlar üzerine bina edilerek programın çalışmaları müphem ifadelerle karalanmakta, düşük gösterilmektedir, okuyanlar yanıltılmaktadır. Bu nedenle tepki gösterilmektedir. Bizzat benim yaptığım sunuşlara da referans verilmektedir ki burada referans verilen sunuşu Mimdap tamamen kendi insiyatifiyle bu sitede yayınlamıştır. O sunuşu bütünüyle okuyanlar bu söyleşide ve yorumlarda varolan yanlışları ve saptırmaları rahatlıkla görebilirler. Orada ve Programla ilgili her türlü sunuşta 1997 yılında yapılan fizibilite çalışması programın başlangıç noktası olarak belirtilmiştir. Zaten uygulama çalışmaları oradaki öneriden yola çıkılarak yapılmıştır. Ancak 1997- 2002 yılları arasında başta belediye yönetimleri olmak üzere pek çok koşul değişmiştir. Uygulama aşamasına geçerken Fizibilite Çalışmas’nda varolan hedefler çeşitli nedenlerle daraltılmıştır. Bu durum da yine bizim yaptığımız bütün konuşma ve sunuşlarda eleştirilerek belirtilmiştir. Fizibilite çalışmasında bulunan kişiler Programın en başından beri Danışma Kurullarına çağrılmışlar, eleştirilerini belirtmişler ve süreç içinde desteklerini de vermişlerdir. Bütünü gözardı ederek ortaya çıkan sonuçları dar bir çerçevede ele alıp kötü gösterme tavrı haksız bir tavırdır ve biz Program çalışanları tarafından anlaşılamamakta, tepki gösterilmektedir.
    Burada daha da vahim bir yanlış gayet kompleks bir konu olan kentsel koruma/rehabilitasyon, “parsel bazında restorasyon” gibi tuhaf bir kavram içine sıkıştırılıp bunun üzerinden bir tartışmanın ortaya çıkmasıdır. Sanki mesele buradaymış gibi. Kentsel koruma bu sığ tartışma seviyesinde ele alınamaz. Bir kentsel çevreyi bütün değerleriyle korumak üzere yola çıkan her proje bütün içinde tek tek her bir parseli ve o parselin mülk sahiplerini ve üzerinde bina varsa içinde ve etrafında yaşayanları ele almak, doğru analiz etmek ve bütüne ilişkin çözümleri içinde değerlendirmek zorundadır. Birleştirilir mi, birleştirilmez mi, başka türlü korunur mu korunmaz mı, nasıl korunur, ne kadar korunur, günümüz yaşam koşullarına(!) nasıl uyarlanır bunlar da her bir parselin durumu gözönünde bulundurularak değerlendirilecek sorulardır.
    Fener ve Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı tamamlanmıştır, sonuçlarını ise biz çalışanları olarak her zaman olumlu ve olumsuz yanlarıyla çekinmeden ifade ettik. Şimdi, aynı yerde yürütülen “kentsel dönüşüm” projesinin olası etkilerini ve sonuçlarını tartışmak zorundayız çünkü bu proje ile yapılması öngörülen müdahalelerin İstanbul’un önemli tarihi yerleri olan Fener ve Balat Semtleri ve benzeri başka “yer”lerde, “parsel bazı” her neyse bu ölçeğin çok ötesinde köklü ve sarsıcı etkileri olacaktır. Şu sırada konu asıl budur.

  18. coşkun atabay

    Sayın Fikret Evci. Bu ülkede öncelikle bir koruma bilincini semt ve bölge ölçeğinde geliştirip bunun için anlattığınız serüvenli zorluklara katlandığınız için sizi kutlarım. Sonra bu kadar tecrübeden damıtıp bölge ölçeğinde korumaya dair yürekli söyleminizden, şimdiye kadar ağır aksak düzende sürdürülen dostlar ‘koruma’ da görsün tavrına getirdiğiniz çözümlemeden dolayı iki kere kutlarım.
    Bazen toplumsal bilinç etraftaki şartlandırıcılar tarafından hapsedilir ve bir tarafa sıkışır kalır. Onun bulunduğu yerden kurtulması gerekir. Sizinki böyle bir şey olmuş.

  19. Emine Merdem

    Fikret bey haklı. Parsel bazında restorasyon Türkiye korumacılığının en büyük fiyaskolarından birisidir. Sayın Evci’nin Fener Balat semtlerini tanımadığını; “elli küsür cümlesinin yüzyirmibir” olması gerektiğine dayanarak söylemek ise en azından insafsızlıktır. Sayın Evci’nin projenin kurucusu olarak söylediği en önemli söz bu tür projelerin “inşaattan başka yönlerinin de olması gerektiğidir”. Bu yönlerden ise karşı görüşleri olanlar söz etmemektedirler. Halbuki projenin özü anladığım kadarıyla geniş kapsamlı olmasındadır.
    Yazıdan anladığım kadarıyla Sayın Evci parsel bazında restorasyonu çok iyi tanımaktadır. Bunun semt ölçeğinde bir çıkış yolu olmadığını çok da iyi göstermektedir. Tıpkı sosyal yönü olan bir projenin ne olması gerektiğini geçmişte bizzat uygulamasıyla gösterdiği gibi.
    Şimdi sorum şu, birileri suç üstü mü yakalandı ki, bu denli insafsız, bu denli dar görüşlü bir saldırıya gerek duydular? Sorun nedir? Neler oluyor?

  20. Özlem İNAN

    Sn. Fikret Evci gibi bir hocamınzın; kendi deyimiyle projeden uzaklaştırıldığı günden beri bilgilerini güncellemeyerek orada yapılan işleri, verilen emekleri hiçe sayan, yanlış ve de en önemlisi eksik bilgilerle örülü bu söyleşisini hayretle ve şaşkınlıkla okudum. Projenin hayata geçirildiği 2003 yılından 2008 yılına kadar proje ile ilgili hiç bir aşamayı takip etmeden yapılan işleri görmeden ve de kesin bilgilere sahip olmadan yazısında kullandığı “50 küsur evin restorasyonu” tabirinin bile kaç ev olduğunu öğrenmeye gerek görmeden yapılan bu konuşmalar hem çok üzücü hemde karalayıcı nitelikte olup bir akademisyene yakışmamıştır. projenin başlangıcına yaptığı katkılar ortadadır.kendisinin de katkılarıyla oluşturulan fizibilite çalışması geliştirilip arada geçen senelerdeki boşluklar doldurularak kullanılmıştır. konuşma içerisinde, hem yapılan işlerle hemde harcanan paralar ile ilgili sık sık emin olamadığının altını çizerek bahsettiği konular bu işe emek vermiş bir çok farklı disiplinlerden insanın çalışmalarını karalamaya yöneliktir, çok üzücüdür. keşke önce araştırılıp emin olunduktan sonra ortaya konulsaydı. en azından kendisi gibi bir hocadan beklenen budur.
    son olarak; sürekli üzerinde durulan “parsel bazında restorasyonun yetersizliği” konusunun sık sık dile getirilmesi neyi hedeflemektedir, kimlere hizmet etmektedir. bugün karşı karşıya olduğumuz kentsel yenileme şarlatanlığı adı altında yapılacak olan işleri desteklemekte ve laf altından bu kavramlar insanlara bundan başka çözüm olmadığı belletilmeyemi çalışılmaktadır.
    öyle ise daha vahimdir ki Fikret Bey’in baştan beri savunduğu ve açıklamaya çalıştığı konuları bir kalemde silmeye yetecektir.

  21. Mimdap

    Mimdap.org tarafsız yayın yapmayı ve konuları tüm yönleriyle tartışmaya açmayı ilke olarak benimsemektedir.

    Bunun sayısız örneklerinden biri de sizinle, ilgilendiğiniz konu ve işlerle ilgili olarak söyleşi yapılması, sözünü ettiğiniz Fener Balat Projesinin bitimiyle konuyla ilgili olarak bütün anlattıklarınızın olduğu gibi yansıtılmasıdır.

    Mimdap.org’da Sayın Ali Emrah Ünlü’nün de belirttiği gibi, proje bitiminde kendisiyle söyleşi yapılmış ve proje ile ilgili bir dosya hazırlanmıştır. İlgili bağlantılar aşağıda ilginize sunulmaktadır.

    “http://www.mimdap.org/w/?p=11835″ rel=”nofollow”>Ali Emrah Ünlü’yle Fener – Balat projesi üzerine
    “http://www.mimdap.org/w/?p=9114″ rel=”nofollow”>Fener – Balat Rehabilitasyon Projesi

    Ancak, sayfamızda sayın Evci ile yapılmış söyleşide, ne etik kuralları zorlayıcı, ne bir kişi ve gruba kastedici hiç bir beyan bulunmamasına rağmen yukarıda sarfettiğiniz ve “Mimdap’a da bir sözüm var” diyerek ortaya koyduğunuz alıngan, kırılgan ve akabinde kırıcı tavır çok anlaşılır gibi değildir. Bir kere sayın Evci daha geniş bir perspektiften içinde 1700 birimin olduğu bir projeden, onun oluşumundan, ilk olarak var edilmesinden bahsetmektedir. Sayı elli kusur mu 121 mi meselesini burada öne çıkarmak ve buradan üretilen “yapılanları bilmemek” üzerine kırıcı bir üslup seçmenize gerek yok. “Sayı 121 dir” dersiniz ve geçersiniz.

    Diğer yandan siz sadece her konunun sizin anladığınız gibi savunulmasını, salt anlattığınız gibi anlaşılmasını kişisel olarak isteyebilirsiniz ama bunu bizden sağlanmasını bekleyemezsiniz. Gördüğünüz gibi hayatın içinde başka ve farklı görüşler de var. Demokratik ortamlarda ne iyi ki farklılıklar var demek durumundayız. Mimdap size ve görüşlerinize kapı açtığı gibi farklı görüşlere de kapısını açmış ve mimarlık ortamına yansıtmıştır. Bakın bunları konuşmak için bile Mimdap’ın açık platformunu kullanıyorsunuz. Siz görüşlerinizi ifade edin herkes bilgisi çerçevesinde bundan alacağını alır. İnandığı şekilde yorumlar. Biz sizin görüşlerinizi özellikle başkalarına dayatacak değiliz. Dolayısıyla bu konuda “Mimdap’a bir söz”ünüz olamaz.

    Camdan evi olanlar başkasının bahçesine taş atarken daha fazla düşünmeleri gerekir diye bir söz vardır. Yaptığınız ve sürdürdüğünüz çalışmaya duyduğunuz hassasiyeti, üzerinde oluşabilecek yanlış anlamaları kaldırmaya yönelik çabanızı anlamamak mümkün değil. Herkes işine sahip çıkar ve mesleki faliyetini savunur. Kimse kamusal alanda sürdürdüğü mesleki faliyetini; bilgisi, mesleki becerisi ve özgür düşüncesi ile yerine getirirken ulu orta hakaretvari saldırılara uğramak istemez. Tıpkı sizin, Fener Balat çalışmasında yapılan işlemlerin “basit onarım” diye adlandırılmasına tahammül edemediğiniz gibi. Bu bakımdan sizlerin de başka insanların görüşleri ve çalışmaları üzerine birşey söylerken aynı türden bir hassasiyeti taşımanızı dileriz. Bu da tartışma usulünün asgari düzeyini oluşturur.
    Saygılarımızla

  22. Y. Mimar Seda Çelikzincir

    Fener ve Balat Semtleri Rehabilitasyon Programı olarak bilinen proje 2003 yılında başlayıp 2008 yılında bitirilmiş ve toplamda 121 adet tarihi bina restore edilmiştir. Sayın Evci’nin fizibilite çalışmaları ne yazık ki güncelliğini 2003 e kadar yitirdiğinden tarafımızdan güncellenerek hayata geçirilmiştir. Ekibimizi oluşturan 10 restorasyon uzmanı yüksek mimar tarafından hazırlanmış olan rölöve-restitüsyon ve restorasyon projeleri, ilgili koruma kurulu tarafından onaylanarak kapsamlı ve basit onarımlar yapılmıştır. Kendisi ve bu konu ile ilgilenmek isteyen her kim olursa kendilerine yaptığımız uygulamaları büyük bir gurur ve memnuniyetle göstermekten çekinmeyeceğimizi söylemek isterim. Yapılan her uygulama koruma kurulu, Fatih Belediyesi ve diğer ilgili kurumlar tarafından denetlenmiştir. Muhdes yıkmamak ya da koruma kurallarına ters düşen bir uygulama söz konusu bile değildir. Yaşayanların izinleri alınarak inşaatlar gerçekleştirilmiş, yaşayanları yerlerinden etmeden doku korunarak, yaşam standartları yükseltilerek sağlıklılaştırmalar yapılmıştır. Projenin söz konusu sosyal alt yapısı da şu an hizmette olan Fener Balat Sosyal Merkezi adı altında kadınlara ve çocuklara hizmet veren merkez ile en iyi şekilde kendini kanıtlamaktadır. Dimitri Kantemir evi de restore edilerek müzeye dönüştürülmüştür. Görülüyor ki kendisi ne yazık ki 2003 sonrası bölgeye hiç gitmeyerek orada 5 yıl boyunca çalışmış biz mimarların emeğine ve özverisine saygısızlık etmektedir.
    Burada amaç eğer şimdiki yenileme projelerine değinmekse o zaman Fener-Balat sahili ve Tarlabaşında Gap İnşaatın yapmak istediği yıkımlar, ada bazında birleştirmeler ve insanların kamulaştırma yoluyla evlerinden edilecekleri problemi tartışılsın ama bu konu için başarı ile bitirilmiş bir projenin harcanmasına biz izin vermeyeceğiz.

  23. Ali Emrah ÜNLÜ

    Sayın Cem Bey size de kısaca bir cevap yazmak gereği var.
    Devam eden projeden kastettiği Yenileme alanı projeleri ise eğer, kendisini bu projelerin neler içerdiğini iyice anlamaya ve koruma kavramının ne olduğunu tekrar düşünmeye davet ediyorum. Bize inanmıyorsa sahaya gelip oradaki insanların ne istediğini sorsun. Tekrar söylüyorum 50 kadar binada dış cephe makyajı yapmış diyenler yalan söylüyorlar, yanlış biliyorlar veya gerçeği kasıtlı olarak saptırıyorlar. 121 adet yapı için koruma kurulundan izin almanın ne demek olduğunu biliyor musunuz? Muhdeslerin kaldırılmadığını söyleyenler yalan söylüyor tüm fotoğrafları ile ve yerinde bunu ispat ederiz, gösteririz. Bunlarları yaparken zorlayarak değil, mal sahiplerini ikna ederek o muhdes kısımlar kaldırılmıştır. Lütfen Fener-Balat Rehabilitasyon Programı kapsamında YIKILMADAN İNSANLARI VE YAPILARI KORUYARAK yapılan restorasyonları eleştirmeden önce biraz daha bilgi sahibi olunuz ve YENİLEME ALANLARI projeleri kapsamında neler yapılmak istendiğini iyice anlayınız. Dünya üzerinde 30 yıl önce yanlış olduğu kabul edilerek artık yapılmayan SOYLULAŞTIRMAYA ve YIKIMA dayalı bu tür projeler Tarlabaşı ve Fener-Balat ta yapılmak isteniyor. Oradaki insanların ne istediğini soran yok, hazırlanan projeler henüz mal sahiplerine anlatılmış, muaffakatları alınmış değil. Buna bir de kamulaştırma tehdidi eklenerek neler yapılmak istendiği ortada. Lütfen birilerini eleştirecekseniz, onların neler yaptığını iyice öğrenin ve bu durumlara düşmeyin. MIMDAP a da bir sözüm var. Kendileri bundan 1.5 yıl önce benimle de bir röportaj yaptılar ve bunların hepsini ben belirttim. Kendi arşivlerine bakarlarsa Fener-Balat Rehabilitasyon programında 2003-2008 yılları arası yapılanları açıkça görebilirler. Yenileme alanlarında halka dayatılan projeleri eleştirmenin karşılığı bu olmamalı. Kayıtlar orada, insanlar orada, kapsamlı restorasyonu tamamlanan yapılar orada, sosyal merkez binası orada, Balat Çarşısı DÜkkanları orada. Lütfen gidiniz, bakınız.

  24. Ali Emrah ÜNLÜ

    Sayın Fikret Evci Fener BAlat Rehabilitasyon Programında yapılanlar ile ilgili ne yazık ki yanlış ve eksik bilgilenme içinde. Fener Balat Semtleri Rehabilitasyon Programının gerçekleştirilmesinde ve AB tarafından 7 M Euro hibe desteği verilmesinde kendisinin de içinde bulunduğu uzmanların hazırladığı 1997 fizibilite raporu ve kapsamlı çalışmasının etkisi tartışılmaz. Ancak Fener Balat Rehabilitasyon Programı 2003-2008 yılları arasında toplam 121 yapının restorasyonunu gerçekleştirmiştir. 2 adet sosyal merkez binası restore ederek hizmete açmıştır. Bu merkezler Fatih Belediyesi tarafından işletilmektedir. Yapılan restorasyonlar içinde dış cephe ve çatı onarımları olduğu gibi kapsamlı olarak iç-dış restorasyonu yapılan tarihi evler vardır. Sadece basit onarım yapılmamıştır. Depreme karşı güçlendirme de içeren kapsamlı onarımlar ile ilgili tüm dökümanlar mevcuttur. Binalar oradadır. İsterde gidip gözleri ile görebilir. Kendisine bu tarz eksik bilgi ile demeç vermek yakışmamıştır. Doğruları ortaya koymamıştır. Bizim kendisine teslim ettiğmiz gibi o da fener balat rehabilitasyon programında yapılanları bizlere teslim etmesi gerekir. Para son kuruşuna kadar oradaki halk için kullanılmıştır. Fener balat yenileme alanı olarak ilan edilen alanda GAP inşaat tarafından yapılan yeni projeleri ve çalışmaları, insanların bu alandan nasıl çıkartılmak istendiğini ve tarihi binaların nasıl yıkılarak ada bazında parsel birleştirmeleri yapıldığını biliyor mu? Bu konuda da lütfen bu platformda görüş bildirmesini rica ediyor ve saygılar sunuyorum.

  25. perran su

    herşeyin birbiriyle çok karıştırıldığı bir gündemde yaşıyoruz. bir yandan bütün kentleşme sorunlarını, bir yandan tarihi değerlerimizi koruma sorunlarını bir yandan siyasal sistemimizi ve siyasi iktidarı tartışıyoruz. bazen herşey iç içe giriyor neyin doğru neyin yanlış olduğu anlaşılmıyor. söz gelimi bu tarihi dokunun nasıl köhneleştiği, nasıl kendi populasyonunu yitirdiğini, orijininden uzaklaşıp nasıl başkalaştığını farkedemiyor son resimde önümüzde duran bazı semtlerin bugünkü halini görüyoruz. ve üstelik onların şu anda içinde ikamet edenlerle karşı karşıya geliyoruz.
    önemli söyleşinizde korumanın biçimine, koruma tavrının özüne dair bir çok çıkarım sunmuşsunuz. dünyadaki örneklerinin incelenerek semt bazında bir korumanın yapılabileceğini vurgulamışsınız. bunun bir yasa işi olduğunu sizin döneminizde böyle bir yasanın bulunmadığını söylüyorsunuz. sosyal bir proje olması için bazı önemli kıstaslar var, söyleşinizde daha önceki proje çalışmanızda bu yapıyı kurduğunuzu anlıyoruz. o zaman hazırladığınız yeşil kitap bugün yenileme alanlarına bakan kurullar başta olmak üzere diğer ilgililer tarafından referans ediliyordur diye umuyorum. fener-balat üzerine yakınma, ilenme, çaresizlik tadından başka, doğru dürüst birşeyler okuduğum için mutluyum. demek ki diyorum bir yol bulunabilir.
    elinize sağlık

  26. Cem Ersevil

    Sayın Evci’ni çok öncelere dayanan geniş çalışmasını, bizzat AB fonlarını o günün şartlarında Fener Balat ve Zeyrek bölgesine aktararak kapsamlı bir İstanbul’un tarihi yerlerini koruma-kurtarma yaklaşımı içinde olduğunu, projeler hazırlayıp olabildiğince bürokrasiyi yine o günün şartları dahilinde ikna ettiğini doğrusu kendi payıma ben de bilmiyordum. Yine o dönemde bu yaklaşımlara, projelere karşı çıkanlar olduğunu, bir kısmının o günün AKP partisinin ana gövdesi Saadet Partisi olduğunu sonra iktidara gelince onların AB yolunda bu projeye sarıldıklarını inanın bu detayda kimse bilmiyordur. Hele AB desteği ile yapılan 50 kadar binadaki bütün eklentilerini muhafaza ederek o projeyi yürütenlerin gururla “restorasyon başarısı” biçiminde sundukları oysa dış cephe makyajı ağırlıklı naif bir çalışma olduğunu bu bilgiler olmadan anlamak imkansız. Sayın M. Şenocak’ın söylediği “hiç bir iyilik cezasız kalmaz” sözünün sayın Evci için de işletilmiş olması çok üzücü. Ama tarih bir yerden yeniden okunuyor ve bir dönem kendisini meşrulaştıranlar aslında İstanbul’un tarihi mirası açısından nelere yol açmış bulundukları anlaşılıyor.
    Söyleşinizi zevkle okudum ve bugün devam eden “Fener Balat Projesi” üzerinde yapılmak istenen kavganın bir anlamda nelere dayanmış olduğunu, kimlere nasıl dokunduğunu sezdim.
    Uğraşılarınızda başarılar dilerim.
    Saygılar
    Cem Ersevil

  27. Yılmaz Kuyumcu

    Bu röpörtajdan çıkartılacak bir kaç ders var. Bunlardan en önemlisi günümüzde bir tartışma konusuna dönüşen parsel bazında müdahale konusu: sayın Evci yılların verdiği deneyimle bunun sonuç vermediğini söylüyor ki bence de son derece doğru bir tesbit. Yapıların günümüz mimarisini de taşıyan çalışmalarla ve yeterli büyüklükleri sağlayacak şekilde çağdaş kullanım açısından talep edilebilir şekle getirilmeleri tarihi dokularımız için tek çıkış yolu.
    Ayrıca açıkladığı sosyal proje, eğitim projesi altyapı projesi yönleri de bu tür projeler için kapsamlı bir öneri getiriyor. Ancak günümüz koşullarında, yetersiz yerel olanaklar, isteksiz merkezi yapı, sürekli olamayan uluslararası kredilerle de bunun gerçekleşmesi pek mümkün değil.
    Röpörtajdaki “sosyal yönü olan kentsel dönüşüm projesi” kavramı ülkemizin tarihi dokusu açısından son derece önemli bir kavram. Bu fakir edebiyatıyla değil gerçekçi ve uzun vadeli programlar gerektiren bir alan ancak bu alanın gerçekleşmesi de oldukça zor.
    Geçmişteki örneğe bakınca sürekli eksikler çıkıyor: finans bulsanız siyasi irade bulamıyorsunuz, onu bulsanız bu sefer de sürekli olmuyor, halkımız ise çoğu zaman olayı geniş açıdan değil çok dar açılardan görüyorlar. Umarım bu durumun değiştiğini de görürüz.

  28. Mustafa Şenocak

    Türkiye’de hiçbir iyilik cezasız kalmaz. Sayın Evci’ye tüm bu çalışmalardan sonra yapılan teşekkür, entrikacı bir profesörün, güdümündeki bir gazeteci ile bir ortaklaşa kurdukları komplo oldu. Çok çocukca, çok saçma sapan bir iddia ile Sayın Evci’nin profesörlüğüne engel oldular. Biz de toplum olarak bunun bedelini, bu kadar çok yönlü, kapsamlı, sosyal içeriği olan bir sosyal yönü olan ikinci bir Fener Balat Projesinin yapılamamasıyla ödedik.
    Sayın Evci’ye o dönemi Balat’ta bizzat yaşamış birisi olarak yaptıkları için teşekkür ederim. Yapamadıkları için ise sorumlu kesinlikle kendisi değil.
    O tarihçi gazeteci bozuntusu ile entrikacı profösörün en azından bizlere ve semtlerimize; (çok yönlü özellikle de sosyal yönü olan yenilenme projesi kavramını unutturarak ve dekorasyon yenilemesinin bir kavram olarak yerleşmesine neden olarak) çok büyük zarar verdiklerini, bir kez daha hatırlatmak isterim.
    Sizi bir kez daha görmek çok güzel Fikret bey.

  29. mustafa aslandağ

    fener tarihi bölgesiyle alakalı bundan yıllar önce sayın evci’nin anlattığı derinlikte bir çalışma yapılmış olduğunu bilmiyordum. geçen yıl törenlerle 53 evin onarım ve restorasyonundan sonraki konuşmalarda bu çalışmalara hiç değinilmedi. ibrenin fener bölgesine dönmesinde büyük çaba harcamış olan evci’nin bunca serüvenden sonraki deneylerinden koruma ile alakalı fikirleri çok açıklayıcı geldi bana.
    teşekkürler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir