Yılmaz Güney Sineması Üzerine Tezler / Süleyman Boz

29 Dakika Okuma Süresi

Sinema ile ilk kez 9 yaşında ilkokul 3. sınıfta karşılaştığımı anımsıyorum Öğretmenimiz yedek subay öğretmen Malatyalı Erol Ünsal’dı. Köyümüzde hem kahvecilik, hem sinemacılık yapan bir amca vardı. “Kara Bekir” lakaplı kahveci haftada iki, üç kez sinema oynatırdı. O yıllar köyde elektrik yok. Kara Bekir, gündüzden, o akşam kahvede sinema oynatılacağını bağırarak duyurur, kahve camlarına içerden filmin afişini yapıştırır, akşama doğru da jeneratörü kahveden uzak bir yere kurar, elektrik kablolarını kahveye çeker, hazırlıklara başlardı. Kahvenin içinde de bir masa üzerine koyduğu sehpa üzerine sinema makinesini yerleştirir, hoparlörleri iki köşeye koyar, kablolarını takar, makinenin karşısındaki be-yaz duvarda deneme gösterimini yapardı. Uzakta
20 j GÜNEY 99 / 2022 da olsa jeneratörün sesi kahveden duyulurdu.

 

 

 

 

 

 

 

Öğretmenimiz sınıfta, o akşam “Bu Vatanın Çocukları adlı filmin gösterileceğini, babalarımız dan 25 kuruş getirerek akşam sekizde kahvenin önünde olmamızı söylemişti. Neredeyse sınıfın tamamı kahvenin önünde idik. Film afişine bakıyor, oyuncuları inceliyorduk. Vakit geldiğinde 25 kuruşları öğretmenimize verdik, içeri girdik Kahvede çay, kahve, gazoz servisi durmuş, pencerelerin siyah perdeleri kapatılmış, Kara Bekir sigaraların söndürülmesi talimatını veriyordu. Son uyarıların ardından film başladı.

 

 

 

Siyah beyaz bir filmdi: Kurtuluş Savaşı sırasında, Gaziantep’teki ulusal cephenin kuruluşuyla ilgili savunma belgelerini içeren mektubun, Ankara’ya ulaşması, Mustafa Kemal Paşa’nın eli’ ne geçmesi gerekmektedir. Bu belgeleri Paşa’y3 ulaştırma görevini üstlenen genç adam(Ali Ekdal) gizlice yola çıkar. Ancak durumu öğrenen iki padişah yanlısı, genç adamın peşine takılıp onu izlerler. Genç adam, peşindekilerden kurtulamaz ve yolda öldürülür. Bu kez ölen adamın on bir yaşlarındaki oğlu (Atilla Engin) görevi teslim alır Kız kardeşiyle (Nesrin Gökkaya) birlikte, belgeleri Paşa’ya götürmek üzere yola devam ederler. Filmde ince uzun, kara kuru, kıvırcık saçlı bir köy deli­kanlısı (Yılmaz Güney) ekibe katılır ve maceralı bir yolculuk sonu mektup paşaya ulaştırılır. Kah­vede büyük bir alkışla film biter.

 

 

Yılmaz Güney adını, kendisini ilk kez bu film de. bizim köy kahvesinde gördüm. Ondan sonraki tüm filmlerini kaçırmaz oldum ”Hudutların Ka­nunu”, ”ince Cumali”, “Balatlı Arif”, “Beyaz Atlı” ikinizi De Mıhlarım”, “Çirkin Kral”. “Zeyno” Daha sonra ortaokul ve lise yıllarımda ilçe sinema­sında devam etti Yılmaz Güney’i takibim “Ağıt” , ”Acı” , “Umut” , “Seyit Han” İstanbul’da üniversite yıllarımda da Çemberlitaş Şafak Sinemasında ”Arkadaş ” filmim 3 kez izlemiştim “Boynu Bükük Öldüler” romanını da okudum. Çok çarpıcı, yalın gerçekler okurun suratına çarpan bir romandı Yaşadığı hareketli trajik, indili-çıktılı. hapislerde geçen yaşamı ile de halkın yakından izlediği bir sinemacı idi Yılmaz Güney. Bizim gönlümüze “Çir­kin Kral’ olarak yer eden, garibanların hakkını savunan, bunun için filmlerinde kavga eden, ama filmin sonunda da hep ölen bir kahramandı o.

 

 

 

 

 

 

Yılmaz Güney, halkının sorunlarıyla ilgilendi, egemenlere karşı mücadele etti. Bunun karşılı­ğında da baskılar, sansürler, cezaevleri gördü. Adı gibi hiç yılmadı. Cezaevinden kaçmak, başka bir ülkede (Fransa) yaşamak zorunda bırakıldı. De­mokratik bir ülkede yaşasaydı, özgürce filmlerini Yılmaz Güney, halkının sorunlarıyla ilgilendi, egemenlere karşı mücadele etti. Bunun karşılığında da baskılar, sansürler, cezaevleri gördü. Adı gibi hiç yılmadı. Cezaevinden kaçmak, başka bir ülkede (Fransa) yaşamak zorunda bırakıldı. Demokratik bir ülkede yaşasaydı, özgürce filmlerini, romanlarını yaratıyor olurdu. Maalesef bu büyük sanatçıyı 47 yaşında 1984 yılı 9 Eylül günü Paris te kaybettik. Onu on binler uğurladı. 1 Nisan 1937 onun doğum günü. Yaşasaydı 84 yaşında olacaktı. Onsuz geçen 37 yılda kim bilir ne şaheserler yaratacaktı. Ne romanlar yazacak, siyasal yaşamımız da nasıl rol alacaktı kim bilir!

 

Yılmaz Güney’i 84. yaş gününde saygı ve özlemle anıyoruz. O Türkiye halklarının gönlünde, anılarında silinmez izleriyle hep yaşayacak. Onun sineması, edebiyatı, sanatı, sınıfsal mücadeleye katkısı gündemden hiç düşmedi. Her ne kadar adı, eserleri üzerindeki baskılar, sansürler sürse de egemenler yine de onun adını silemediler. Türkiye Üniversitelerinde onun sineması, edebiyatı, sanatı üzerine birçok akademik yüksek lisans ve doktora tez çalışmaları yapıldı. Araştırma kitapları yayınlandı. Biz bu yazımızda o tezlerin birkaçından söz edeceğiz.

 

 

DOKTORA TEZİ

 

 

Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan ve Yılmaz Güney film­lerinde gerçek ve gerçekçilik ilişkilerinin üsluplaştır­ması / Stylization of real and realism relations in the films by Lütfi Ö. Akad, Metin Erksan and Yılmaz Güney

Yazar SADIK BATTAL

Danışman DOÇ. DR ERTAN YIIMAZ

Yer Bilgisi: Dokuz Eylül Üniversitesi / Güzel Sanatlar Enstitüsü / Sinema Televizyon Ana Sanat Dalı

Konu: Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts

Yıl: 2003

Sayfa 181

Dil: Türkçe

 

 

ÖZET:

 

 

Sinemanın tarihi, sanatın tarihi gibi tam da, gerçek­çiliğin tarihidir aynı zamanda Sanatın aldığı yol , son tahlilde ve en genel anlamıyla gerçekçiliğin yoludur: Sanat, gerçekçilik ile aynı yolu paylaşmakla birlikte, gerçekliğin ve gerçekçiliğin biçimlendirdiği ve mül­kiyet haklarını elinde bulundurduğu yolda yol almaktadır hem de. Genelde sanatın, özelde de sinemanın sanat olarak var olması, sanatçının sanat duygusu, yaratıcı seçiciliği ve yaratışın bizzat kendisine öykün­mesi ile başlar.

 

 

 

Tam da bu noktada sanat, gerçekliğin/gerçek hayatın/gerçekçiliğin mülkiyet haklarını elinde bulundur­duğu yolda, sanatçının kılavuzluğunda kendi yolunu ve kendi gerçekliğini yaratır. Sanat artık, gerçekliğin yolunda kendi yolunu yürüyen başka ve özgün bir ger­çekliktir Türkiye sinemasında gerçek ve gerçekçilik ilişkilerinin üsluplaştırılması sorunsalının evrimi ve gelişimi, genelde sinemanın üslup arayışlarının yarım asır gerisinden aynı yolda gerçekleşmiştir. Türkiye sinemasının Batı sinemasından farklılaşmaya başladığı özgün süreç, Batı sinemasının tamamladığı ger­çekçilik yürüyüşünü Türkiye sinemasının da tamam­lamasından sonra başlar: Sinemasının kendi yolunu, özgün gerçekliğini yaratabilmesi süreci: yola girmiş olması, yolda yürümesi, yolu ve yürümeyi öğrenmiş olması, sinema adamlarının İzlemeye çalıştıkları dünya sinemasının örneklerinden hareketle önce el yordamı ve bilinçdışı bir düzeyde sahip oldukları si­nema duygusuyla sinema dilini konuşmaları ve daha sonra Batılı kuramcıların izinden giderek bir Türkiye sineması kuramı oluşturmaya çalışan, sinema yazar ve kuramcılarının bilinç düzeyine çıkararak kuramsal bir çerçeveye oturtmaya çalıştıkları sinema sanatının dilinin içselleştirilmesi ve kameranın bir kalem gibi iş­lev göreceğinin anlaşılması sürecinin tamamlandığı noktada başlar.

 

 

Yönetmen Lütfi Ö. Akad

 

 

 

Tam da bu noktada, dış dünyanın gözlemcisi Lütfi Akad , iç dünyanın gözlemcisi Metin Erksan  nihayet sinemada insanı bütün gerçekliği  içinde yaratmayı başararak sinemayı da değiştiren devrimci Yılmaz Güney durmaktadır.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Türk sinemasında toplumsal gerçekçilik ve Yılmaz Güney sineması / Social realism in Turkish Cinema and Yılmaz Güney movies.

Yazar: BERRİN ŞAHİN

Danışman: DOÇ. BURAK BUYAN

Üniversite: Beykent Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sinema Televizyon Ana Bilim Dalı

Konu: Güzel Sanatlar = Fine Arts

Dil: Türkçe

Yıl: 2006

Sayfa: 84

 

 

ÖZET:

 

 

Bu çalışma Türk sinemasında toplumsal gerçek­çiliğin ve bu gerçekçiliğin tam ortasında yer alan bir yönetmenin. Yılmaz Güney’in sinemasını anlatan bir çalışmadır. Bu çalışmadaki ana amaç hem Türk sine­masının çok iyi geçen ancak karanlıkta kalmış top­lumsal gerçekçilik dönemini (1960-65) anlatabilmek, hem de Türkiye’de 1960 darbesi sonrasında ortaya çıkan toplumcu-ilerici atmosferin toplumsal gerçekçi bir sinema akımının ortaya çıkmasındaki etkisine ışık tutabilmektir. Burada vermek istenilen ana fikir savaş sonrası, darbe sonrası gibi toplumsal kriz dönemle­rinde , dağılan ama tam olarak parçalanmayan top­lumu ‘yeniden canlandırma”, “yeniden yapılandırma­” amaçların öne çıktığı zamanlarda sanat alanında gerçekçi’ bir eğilimin ortaya çıktığıdır.

 

 

Bunun yanında bu akımdan etkilenen Türk yönetmenlerin (Hali, Refiğ. Metin Erksan, Ertem Göreç , Duygu Sağıroğlu) ortaya çıkardıkları filmler ve bu akımdan fazlasıyla etkilenen ki Türkiye’de ve dünyada  filmleriyle büyük tanışmalara neden olan Güney’in biyografisi ve filmleri incelenmiştir. Gerçekçilik akımının tarafsız ve ”gerçekçi” bir biçimde irdelendiği, akımın önde gelen yönetmenlerinin ve filmlerinin incelendiği bu çalışmanın sosyal bilimlere yardımcı kaynak olması umulmaktadır.

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

Yılmaz Güney sinemasında devlet temsili / The state presenting at the cinema Yılmaz Güney

Yazar BURAK DURSUN

Danışman: DOÇ DR LEVENT YAYLAGÜL

Yer Bilgisi: Erciyes Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalı

Konu Radyo – Televizyon = Radıo and Television

Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts;

İletişim Bilimleri = Commumcation Sciences

Dil: Türkçe

Yıl: 2009

Sayfa: 96

ÖZET:

 

Yılmaz Güney sinemasında “devlet* önemli bir kavramdır ve eleştirilerin odağındaki temel kurum olarak sunulmaktadır. Bu yüzden de bu çalışmada Yılmaz Güney sinemasında “devlet temsili” incelenmiştir. Güney’in “devlet’e eleştirel yaklaşmasındaki temel sebep ideolojik görüşünden kaynaklanmaktadır Güney, bilindiği üzere sol görüşlü, marksist ideolojiyi savunan bir sanatçıdır. Bunun doğrultusunda devleti, sınıfsal çatışmaların odağında görmektedir. Marksist İdeolojiye göre “devlet” bir egemen sınıfın İktidar aracıdır. Bu araç sayesinde bir egemen sınıf, topluma hâkimdir. Egemenler bu yapının devamını sağlamak için baskı yolunu kullanırlar. Bu doğrultuda polis, mahkeme, ordu gibi kurumlar onlar için önemlidir. Çünkü bu kurumlar yapının devamını sağlar. Fakat egemenler sadece baskı yoluyla iktidarlarını sağlamazlar. İdeoloji kavramı da egemenler için çok önemlidir. Bu sayede toplumda bir yanlış bilinç oluşturarak, egemenliklerini meşrulaştırırlar.

 

 

Sinemanın da içinde yer aldığı ideolojik aygıtlar, egemen güçlerin iktidarını sağlamasında kullandığı bir araç olarak görülmektedir. Fakat sinema yalnız03 egemen düşüncelerin üretildiği ve dağıtıldığı bir araç değil, eleştirel düşüncelerin kısmen de olsa topluma yayıldığı bir araçtır. Bu bağlamda Yılmaz Güney’in sineması egemen düşünceden bağımsız ve eleştirel bir sinema örneğidir. Yılmaz Güney sinemasının eleştirelliği sansürün İzin verdiği ölçüdedir. Güney’in film çektiği yıllardaki katı ve yasakçı sansür anlayışı muhalif sinema yapanların önünde bir set gibi durmuş­tur.

 

Bunun yanında dönemin çalkantılı siyasal yaşamı da (12 Mart 1971 Muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi) özgür düşünceyi kısıtlayıcı nitelikte olmuştur. Fakat tüm bu olaylara rağmen Güney sinemasının eleştirel devlet anlayışında, herhangi bir değişme olmamıştır. Bu doğrultuda incelenen filmlerdeki “devlet” temsili­ne, hem nicel hem de nitel olarak bakıldığında da bu sonuç gözükmektedir.

 

 

Ele alınan filmlerin farklı dönemlerde seçilmiş ol­masına rağmen aynı sonucu vermesi, Güney’in sine­masındaki ideolojik bütünlüğün bir göstergesidir

 

 

Anahtar Kelimeler: Yılmaz Güney, Devlet, Temsil, ideoloji

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Yılmaz Güney sinemasının ideolojik ve gerçeklik sinema dilinin çözümlenmesi / Analysis of the ideological and reality cinema language of Yılmaz Güney cinema

Yazar: FAHRETTİN VAROL

Danışman: DOÇ. DR. SERKAN İLDEN

Yer Bilgisi: Ordu Üniversitesi / Sosyal Bilimler Ensti­tüsü / Sinema Televizyon Ana Bilim Dalı

Konu: Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts

Dil: Türkçe Sayfa: 181 Yıl: 2016

 

 

ÖZET:

 

 

Yılmaz Güney sinemasının ideolojik gerçekçi sine­ma dilinin çözümlenmesi ile birlikte, İtalyan sinema­sının ‘Yeni Gerçekçilik’ akımının önde gelen yönet­menleri ve filmlerin genel değerlendirilmesi analiz edilmektedir.

 

Yılmaz Güney sineması ile ‘Yeni Gerçekçilik” akımı bileşenin de bu çalışmanın Türk sineması ve dünya sinemasında tarihsel ve kültürel yaklaşımlarının yanı sıra toplumsal gerçekçi yaklaşımla birlikte değerlen­dirilmektedir. Bu çalışmada öncelikle sinemada ideolojik yaklaşımlar ve sinema kuramcıları ele alınmıştır.

 

 

İlk dönem kuramcılarından Hugo Münsterberg, Rudolf Arnheim işlenmiştir. Biçimci kuramcılardan Sergei Eisenstein ile Vsevolod Pudovkin, Gerçekçi kuramcılardan Andre Bazin ve Siegfried Kracauer si­nemaya olan yaklaşımları ve kuramları analiz edilmiş­tir. İtalyan sinemasında ortaya çıkan ‘Yeni Gerçekçi­lik” akımı yönetmenlerinden Roberto Rossellini’nin ”Roma Açık Şehir” filmi, Luchino Visconti’nin “Tutku” filmi, Vittorio De Sica’nın ”Bisiklet Hırsızları” filmi bu çalışmada geniş özeti ve genel değerlendirilmeyle analiz edilmiştir. Türkiye’de “Toplumsal gerçekçi” akımdan etkilenen ve filmlerini bu yönde çeken yönetmen Yılmaz Güney’in dört filmi; “Umut”, “Arkadaş” “Sürü” ve “Yol” geniş özeti ve genel değerlendirilmeyle analiz edilmiştir. Filmlerden sahnelerin resimleri alınarak görüntüsel anlatıma destekleyici çözümleme yapılmıştır.

 

 

Mekân ve karakter analizleri tablolar ile açıklanmış ve Yılmaz Güney sinemasının filmlerinde kadın ile erkek kimliğine nasıl değindiğini ele alınmıştır. “Toplumsal gerçekçilik” akımının temel savunucu yönetmenler, köyden kente göçü, kentlerin nüfusunun artmasının sıkıntıları, gecekondulaşmanın artması, sanayileşme, alt yapı ve üst yapısının arasındaki açıklığın daha fazla artması, işçi sınıfının grev hakları kısaca toplumu yansıtacak konulara değinmişlerdir.

 

Yılmaz Güney toplumsal konulara değinmiş ve filmleriyle gerçekçi bir yol çizmiştir.

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

Yönetmen olarak Yılmaz Güney filmlerine uygulanan sansür olgusu / From a directors point of view, phenomenon on cencorship exerted on Yilmaz Guney’s movies

Yazar: EBRU FURAT

Danışman: DOÇ. DR. BATTAL ODABAŞ

Yer Bilgisi: Maltepe Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalı / Radyo-Televizyon ve Sinema Bilim Dalı

Konu: Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts

Dil: Türkçe

Yıl: 2014

Sayfa: 121

 

 

ÖZET:

 

 

Bu çalışmada Türkiye sinemasında sansür olgusu kapsamında, Yılmaz Güney’in filmlerindeki sansür ol­gusu ele alınmıştır. Sansür olgusu genellikle sanatı, özel de ise sinema sanatını etkileyen en önemli un­surlardan birisidir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz­de de özellikle darbe gibi anti-demokratik uygulama­larda sansürün sıklıkla uygulandığı bilinen bir gerçek­liktir. Bu açıdan bakıldığında sansürün genel anlamda sanatı dolayısıyla da film sektörünü körelten bir unsur olması kaçınılmazdır.

 

 

Sansür olgusu aynı zamanda özverili çalışmalar sonucu yoksunluklarla meydana getirilen filmlerin geniş halk kitlelerine objektif bir şekilde ulaştırılması­nın önünde bir engel olduğundan başta senaristlerin, oyuncuların ve sinema emekçilerinin hayal kırıklığına neden olur. Bu çalışmada Yılmaz Güney’in yönetmen olarak yer aldığı filmlerinde uygulanan sansür olgusu ele alınmış olup bu yönü ile sinema literatürüne katkı sağlanması amaçlanır.

 

 

Umut filminin bir sahnesi…

 

Çalışmanın birinci bölümünde Türkiye sineması ve sansür, sinemanın Türkiye’ye girişi, Türkiye sinemasında sansür olgusunun kronolojik olarak incelenmesi; çalışmanın ikinci bölümünde Türkiye sinemasında Yılmaz Güney, sinemacı Yılmaz Güney, Yılmaz Güney sinemasının özellikleri; çalışmanın üçüncü bölümünde ise çalışmamızın esas konusu olan yönetmenliğini yaptığı, sansüre uğramış filmleri kronolojik sırayla ele alınıp; “Seyit Han” (1968), “Umut” (1970) ve “Duvar” (1984) filmleri sansürlenme nedenlerine yer verilmiştir.

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

Popüler sinema, sanat sineması ve üçüncü sinema ekseninde Yılmaz Güney sineması / Yilmaz Güney’s cinema in the popular cinema, art cinema and third cinema

Yazar: ENGİN YILDIZ

Danışman: DOÇ. DR. SIRRI SERHAT SERTER

Yer Bilgisi: Anadolu Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sinema Televizyon Ana Bilim Dalı

Konu: İletişim Bilimleri = Communication Sciences

Dil: İngilizce

Yıl: 2019

Sayfa: 144

ÖZET:

 

Türkiye sinema tarihinde Yılmaz Güney ve onun filmleri önemli bir yere sahiptir. Yılmaz Güney, sinema hayatında birbirinden çok farklı sinema akımlarında filmler

çekmiştir. Güney’in sineması incelendiğinde, filmlerini üç başlıkta toplamak mümkündür. Bu başlıklar Populer Sinema, Sanat Sineması ve Üçüncü Sinemadır.

Çalışmada “Aç Kurtlar” (1969) filmi Popüler Sinema kapsamda değerlendirilmektedir.

Sanat Sineması örneklemi olarak “Umut” (1970) fil­mi İncelenmektedir.

“Duvar” (1983) filmi ise Üçüncü Sinema örneklemi çözümlenmektedir. Bu çalışmada, “Popüler Sinema, Sanat Sineması ve Üçüncü Sinema Ekseninde Yılmaz Güney Sineması” Güneyin hayatı ile birlikte bulundu­ğu dönemin koşullarıyla, kronolojik olarak ele alınıp İncelenmektedir.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Yılmaz Güney sinemasında kadın imgesi / Women image in Yılmaz Güney films

Yazar: EREN YÜKSEL

Danışman: DOÇ. DR. RUKEN ÖZTÜRK

Yer Bilgisi: Ankara Üniversitesi / Sosyal Bilimler Ens­titüsü / Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalı

Konu: Radyo-Televizyon = Radio and Television

Dil: Türkçe

Yıl: 2006

Sayfa: 185

 

 

ÖZET

 

 

Bu çalışmada Yılmaz Güney filmlerindeki kadın imgesi, feminist bir perspektif çerçevesinde çözümlenmiştir. Çalışma film metnine odaklanmakla birlikte, filmlerin üretildiği dönemdeki toplumsal ilişkileri de göz önünde bulundurmuş ve psikanalizin temel kavlarından yararlanarak kadına atfedilen değerlerin kadın imgesindeki güçsüzlük, ötekileştirme ve şahitliklerin hangi anlamlandırma sistemlerine karşılık geldiğini ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu bağlamda Güney filmlerinin kadın imgesinin sunumu açısından cinsiyetçi bir kapanma yarattığı varsayımı Güney’in Yönetmenliğini üstlendiği 17 film çerçevesinde araştırılmış ve şu tür sonuçlara ulaşılmıştır:

Güney bazı avantürler dışında filmlerinde ele aldığı olayları ve karakterleri gerek metaforik düzeyde gerekirse betimleyici bir çerçevede siyasi ve toplumsal bağlamla ilişkilendirerek sunmakta ve toplumsal iktidara başkaldırıyı cisimleştiren filmler ortaya koymaktadır. Ancak muhalif okumalara olanak sağlayan bu filmler, kadın imgesi söz konusu olduğunda gerek cezalandırma, şiddet uygulama, fetişleştirme, düşmana dönüştürme yalnızlaştırma aracılığıyla gerekse yüceltme, değer verme, sembolik bir işlev yükleme gibi taktiklerle kadını araçsallaştırarak muhafazakâr bir söyleme eklemlenmekte ve bazı kırılmalar görülmekle birlikte -‘Umut’, “Ağıt’, “Zavallılar” filmlerinde üstün erkek kahraman anti-kahramanla yer değiştirdiği için hegemonik erkeklik parçalanmıştır- erkek kimliğindeki yarılmanın gizlenmesine olanak sağlamaktadır.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Bir Yol’un Hikâyesi / A Story of Yol

Yazar: ESİN YILMAZ

Danışman: PROF. DR. OĞUZ MAKAL

Yer Bilgisi: Beykent Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sinema Televizyon Ana Sanat Dalı / Sine­ma Televizyon Sanat Dalı

Konu: Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts

Dil: Türkçe

Tarih: 2009

Sayfa: 29

 

 

ÖZET:

 

 

Bir Yolun Öyküsü adlı Yüksek Lisans Bitirme Tezi; Yıl­maz Güney’in senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in ise yönetmenliğini yaptığı 1980 yapımı “Yol” filminin bel­gesel film çalışmasıdır. Bu tez çalışmasının bir ürünü olan “Bir Yol’un Öyküsü” adlı belgesel film, “Yol” filminin bilinen ve bilinmeyen gerçek yönlerini ele almaktadır.

 

Demir parmaklıklar ardında var olan bir senaryo­nun hayata geçirilme çabaları bu uğurda yaşanılanlar, Çekilen zorluklar filme tanıklık edenlerin ağzından anlatılmaktadır. Ve zorlu yolculuğun tamamlanma- sının ardından filmin anavatanından ayrılıp, Cannes Film Festivali’ne uzanan yolculuğunu anlatmaktadır.1981’de “Bayram” adıyla başlayıp ardından yeni bir ekiple yola devam ve “Yol” ismini alan filmin gelişim ve değişim sürecini dönemin getirdiği siyasi baskılar çerçevesinde ele almaktadır.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Sinemasal Anlatıda Kürt Yönetmenlerin Üslup So­runsalı / Kurdish directors’ approaches in cinema

Yazar: SONER SERT

Danışman: DOÇ. DR. RAGIP TARANÇ

Yer Bilgisi: Dokuz Eylül Üniversitesi / Güzel Sanatlar Enstitüsü / Film Tasarımı Ana Sanat Dalı

Konu: Güzel Sanatlar = Fine Arts

Dil: Türkçe

Yıl: 2019

Sayfa: 146

 

 

ÖZET:

 

 

Sinema, gerek estetik gerekse de finansal olarak, şüp­hesiz ki içinde pek çok bileşeni barındırır. Bugün sine­ma, 125 yıl öncesinin biçimsel yaklaşımına ve finansal örüntüsünün dışına çıkmış, günün gerçekliğini ve kapi­talizmin aldığı biçimi özümsemek zorunda kalmıştır.

 

20.yüzyılın başında ulus-devlet sürecinin dışında kalan ve yurttaşlık hukukuyla bağlı bulunduğu devletle­re entegre edilmeye çalışılan Kürtlerin sinema ile ilişki kurmaları, diğer uluslara nazaran, daha geç olmuştur.

 

 

 

Yol filminin Afişi…

 

 

 

Sinema salonlarının 20. yüzyılın başında Kürtlerin yo­ğun olarak yaşadığı bölgelerde açılması ancak Kürtlerin kendi kimlikleriyle sinema yapabilmeleri sureci arasında neredeyse yarım asırdan fazla süre vardır. Birkaç münferit örneği saymazsak Kürtlerin, Kürt olarak temsil edilmesi Yılmaz Güney in ortaya çıkışı­na kadar mümkün olmamıştır. Güney, tıpkı döneminin “Üçüncü Dünya’ sinemacıları gibi belgesel gerçekçi bir biçimle, kurmaca hikâyeler anlatırken, finansal olarak Yeşilçam’ın basmakalıp ilişkilerinin içinde kalmıştır. 2000’ler ile birlikte Kürt yönetmenler, Güney’in estetik anlayışından da hareketle, vatandaşı oldukları ülke terde çekimler yaparak, film fonlarının da desteğiyle, kendi biçimsel anlayışlarını yaratmaya girişmişlerdir. “Sinemasal Anlatıda Kürt Yönetmenlerin Üslup Sorun salı” başlıklı tez, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı, Türkiye’den Hüseyin Karabey ve Kazım Öz, Iran dan Bahman Ghobadi ve Irak’tan Hiner Saleem ile Şevket Emin Korkî’nin birer filmini, estetik ve finansal bağlamda açıklamaya, göstergeler üzerinden açıklamaya ve ara­larındaki ilişkiliyi ya da ilişkisizliği gözler önüne serme­ye ve bu sayede bir tartışma yaratmaya çalışmaktadır.

 

 

Bu amaçtan yola çıkarak, Kürt yönetmenlerin için­de bulundukları siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik bağlamın bunda son derece etkili olduğunu belirt­mekte fayda var. Bugünün koşulları bu yönetmenle­rin tıpkı diğer yönetmenler gibi, sinema anlayışını doğrudan etkilemiş ve onun üzerinden biçimlemiştir. Ancak Kürt yönetmenlerin parçalı bir bölgede bulun­ması başka tanımlamaları da doğurabilir. Dolayısıyla değişkenliği, dönüşkenliği ve başka bir düzlemde ele alınabilmesi ve tartışabilmesi de mümkündür.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

1960’tan günümüze Türkiye’deki politik düşüncenin sinematografik sunumu / Cinematografic presentati- on of political thinking in Turkey from 1960 to present

Yazar: ONUR KEŞAPLI

Danışman: PROF. DR. OĞUZ ADANIR

Yer Bilgisi: Dokuz Eylül Üniversitesi / Güzel Sanatlar Enstitüsü / Film Tasarımı Ana Sanat Dalı

Konu: Güzel Sanatlar = Fine Arts; Siyasal Bilimler = Political Science

Dil. Türkçe

Yıl: 2012

Sayfa. 140

 

 

ÖZET:

 

 

Türkiye Cumhuriyeti, politik çatışmanın çalkantılı ve sancılı bir süreçte ilerlediği 20. yüzyılda savaş ve devrimlerle birlikte çağdaş bir ulus-devlet inşasına başlamıştır. Kurucu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün ve cumhuriyetin önde gelen isimlerinden Kazım Karabekir’in sinemaya olan ilgileri ve sinemaya verdikleri öneme karşın yedinci sanat cumhuriyetin başlangıç döneminde ülkedeki diğer gelişmeler göz önün alındığında oldukça geri planda kalmıştır. Yine de girişimler olmuş ve devlet aygıtı dışında özel yapımcılarla sinema filmleri üretilmiştir. Bu yıllarda politikanı nemaya yaklaşımı tek parti siyasetinin benzerliğiyle birlikte sosyalist blokta görüldüğü gibi “öğretici bilgilendirici” şekilde olmuş, belge filmlerle birlikte sinemanın propaganda gücünün altı çizilmiştir.

 

Hatta bu dönem “dost” olarak görülen SSCB’yle propaganda niteliğindeki filmlerin takası üzerine anlaşmalar da yapılmıştır. Ancak 1946 yılıyla birlikte Soğuk Savaş’ta Batı bloğunda yer alan Türkiye, hem çok rejime geçmiş hem de sinemasal olarak Amerikan üs­lubuna yönelmeye başlamıştır. Sinemada çoksesliliğin olması ve tek parti zamanında egemen olan tiyatrocu anlayışın sinemacılarla değişmesi, 1950’li  yıllarda dikkat çeken gelişmelerdir. Türkiye’de sinemanın evrensel değerler üretme düzeyine ulaşma çabaları ve politikanın filmlerde yüksek sesle dillendirilmesi 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi ve sonrasında gelen 1961 Anayasasının getirdiği görece özgürlük ortamında olmuştur.

 

Anayasanın getirdiği yeni toplumsal atmosferle beraber ve ideolojik olarak kızışan dünya ile paralel olarak Türk halkı da politikleşmiş, bu durumun sinemasal karşılığı ise sinemacıların ‘anayasayı halka aktarma’ amacıyla ‘Karanlıkta Uyananlar” ve Bitmeyen Yol’ gibi filmleriyle birlikte Toplumsal Gerçekçilik, Bir Türk’e Gönül Verdim gibi filmlerle ulusal solda yer aldığı iddiasındaki milliyetçi Ulusal Sinema, dana radikal bir muhalefetle hem siyasal hem sinemasal düzeni değiştirme amacındaki Devrimci Sinema ve toplumda dinsel bir dönüşümü amaçlayanların ortaya koyduğu Milli Sinema olmak üzere politize olmuş sinemasal akımlar biçiminde olmuştur. Ancak bu dönem siyaseti sinemaya hem politik hem de güncel açıdan yansıtmayı başaran en önemli isim “Umut” ‘Arkadaş, “Sürü’ gibi filmleriyle Yılmaz Güney olmuştur.

 

 

 

Arkadaş Filminin Afişi…

 

 

Toplumun her kesiminin siyasallaştığı bu dönem, 12 Eylül 1980’de ordunun müdahalesiyle kesilmiş ve Cumhuriyetin Atatürk’le gelen kuruluş ideolojisi olan Kemalizm, yerini ekonomik olarak serbest piyasacı, kültürel-toplumsal olarak da Türk İslamcı politik dü­şünceye bırakmıştır. Kitleleri topyekûn olarak apolitikleştiren bu müdahalenin toplumda yarattığı sarsıcı dönüşümler Türk sinemasına siyasi olarak da yansı­mış ancak 1960-1980 arasında olduğu gibi ideolojik temelli akımların dönemi kapanmış, 1980’den günü­müze toplumsala karşı bireyin pompalanması sonu­cunda -Yor, “Güneşe Yolculuk”, “Yazı Tura” gibi az sa­yıda film siyasal sinema anlamında öne çıkabilmiştir.

 

 

Cumhuriyetin ilk döneminden itibaren Türkiye’de­ki politik düşüncelerin, sinemada yeterince temsil edilmediği görülmektedir. Cumhuriyetin başlangıç döneminde Kemalizm, sinemada kendini pek hissettirmezken egemen siyasetin Kemalizm’den uzak (aşmasıyla birlikte bu politik düşünce siyasi konulu filmlerde kendine yer bulmaya başlamıştır. Benzer şekilde cumhuriyet ideolojisinin her daim muhalifi olan siyasal İslam ve sineması, 2000 li yıllarda bu si­yasetin mutlak hâkimiyetine kadar sinemada sayısız örnekle yer alarak politik düşüncesini kitlelere aktarır­ken egemen güç olduktan sonra sinemada pek nadir temsil edilir olmuştur. Sonuç olarak Türkiye’de poli­tik düşüncenin sinematografik sunumunun ağırlıklı olarak muhalefetteki siyasi görüşler doğrultusunda şekillendiği, ancak bu amaçla tercih edilen sinema­tografik sunumların, sinemayı çoğunlukla “eğlence” olarak gören Türk halkından amaçlanan ilgiyi görme­dikleri ve dolayısıyla toplumsal bir değişime öncülük edemedikleri görülmektedir.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Yılmaz Güney sinemasında hegemonik erkeklik/ Hegemonic masculinity in Yılmaz Güney’s cinema Yazar: NURULLAH ÇİĞDEM Danışman: DOÇ. DR. NİLAY ULUSOY Yer Bilgisi: Bahçeşehir Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sinema Televizyon Ana Bilim Dalı / Sine­ma Bilim Dalı

 

 

Konu: Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts

 

Dil: İngilizce

Sayfa: 88

Yıl: 2018

 

 

ÖZET:

 

 

Bu çalışma Türk sinemasının kovboyu, kabadayısı, eşkıyası, soyguncusu, pamuk işçisi, faytoncusu, ırga­tı, çobanı; kısaca Yılmaz Güney’i esas almaktadır Yılmaz Güney sinemasını “hegemonik erkeklik” penceresinden değerlendirmektedir. Bunun için ön­celikle hegemonik erkeklik kavramı toplumsal cinsi­yet bağlamında değerlendirilmiştir. Ardından kavra­mın Türkiye’de nasıl algılandığı ve kültürel anlamda nasıl inşa edildiği üzerinde durulmuştur. Çalışma psikoanalitik görüş ve feminist perspektifin sinema­da erkekliğe yaptığı vurgu çerçevesinde sinemada erkeklik imgesini somutlaştırmıştır.

 

 

Yılmaz Güney filmlerinde hegemonik erkeklik imgesi ise onun sinemasını 2 parçaya ayırarak sorgulanmıştır. Çirkin Kral dönemi filmlerinde erkek kahraman üzerin­den ilerleyen, erkek seyirciyi hedef alan bir erkek mi­tosu oluşturulmuştur Toplumsal cinsiyete yapılan vur­gunun onun politik düşüncesi ile şekillenen filmlerinde boyut değiştirmektedir. Bu çalışma Güney sineması­nın öne sürdüğü erkeklik modellerini toplumsal ger­çekçilik, erkek egemen film türleri ile analiz etmektedir.

 

 

Anahtar Kelimeler: Cinsiyet. Toplumsal Cinsiyet. Erkeklik, Sinemada Erkeklik, Yılmaz Güney, Anadolu Erkeği.

 

 

YÜKSEK LİSANS TEZİ

 

 

Türk sinemasında trajik öykü anlayışı örnek Yılmaz Güney / Conception of tragic narratives in Turkish cinema Example: Yılmaz Güney

Yazar: YÜKSEL AKSU

Danışman: PROF. DR. OĞUZ ADANIR

Yer Bilgisi: Dokuz Eylül Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Sinema Televizyon Ana Bilim Dalı

Konu: Sahne ve Görüntü Sanatları = Performing and Visual Arts

Dil: Türkçe

Tarih:1997

Sayfa: 141

 

 

ÖZET:

 

 

Türk Sineması’nda Trajik öykü Anlayışı, Örnek Yıl­maz Güney adlı çalışmada; öncelikle Aristoteles’in Poetika’sındaki tragedya kuramından yola çıkarak “tragedya, trajik, trajik öykü’ kavramlarını ve bunların önemini açımlayarak başladım. Daha sonra, özel ola­rak trajik kavramını sanatsal, felsefik, sorunsal olarak inceledim. Anadolu kültüründeki “trajik kahraman”, “trajik öykü” duyarlılığının tarihsel ve güncel arka pla­nını açıklayarak, geleneksel anlatı türlerindeki karşı­lıklarını bulgulamaya çalıştım.

 

 

Geleneksel anlatı türleri olan hikâye, destan, şiir, türkü, meddahlık, dramatik köylü oyunları gibi sanat­larda mevcut olan “trajik öykü’ ve “trajik kahraman” kavramlarının Yılmaz Güney Sinemasına yansımasını inceledim. Son bölümde Yılmaz Güney Sineması’nda var olan “trajik öykü’ anlayışının geleneksel zemini ile birlikte evrensel yönünü açıklamaya çalıştım.

 

 

 

 

Süleyman Boz

1 Yorum

  1. Hasan Kıvırcık

    Süleyman hocam eline sağlık, çok iyi bir yazı. Yılmaz Güney ile çok iyi bir köprü kurmuşsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir