Ahmet Oran sergisi Rampa’da 6 Kasım – 18 Aralık 2010 tarihleri arasında gezilebilir.
Baudelaire, ‘Kötülük Çiçekleri’nde (Le Fleur de Mal), “Renkler, sesler ve kokular çağırışırlar orada” der. Rampa galerisinden içeri girdiğimizde renkler, kokular ve sesler çağrışıyorlardı adeta. Tuvallerin katmanlar halinde yağlı boya tüplerine doyduğu büyük tablolar Rampa’nın duvarlarından renklere hapsolmuş boya kokuları ve izlemeye gelenlerin sesleri ile birlikte sunuluyordu. Galerinin ferahlığı ve bu sergiye uygunluğu müthiş uyumlu bir ikili olmuşlardı. Sergi için belirleyici özellik nedir denilse: Boyanın müthiş kullanımı, yoğunluğu ve elbette kokusu denilebilirdi.

Mimar Heval Zeliha Yüksel
Sergi Metni:
“Ahmet Oran, sanatını yalnızca resmetmeyle ilgili eylemlere indirgemeyi öngören tutumuyla süreçsel resim sanatının başlıca temsilcilerinin arasında kendisine özgü bir konuma sahiptir.” Günther Oberhollenzer, Küratör, Essl Müzesi, Viyana
1957 yılında Çanakkale’de doğan Oran, 1980’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun oldu. Sonrasında çalışmalarına Viyana Tatbiki Sanatlar Yüksek Okulu’nda devam eden Oran, Prof. Unger ve Prof. Frohner’in atölyelerinde öğrenim gördü. Viyana ve İstanbul’da yaşayan sanatçı 1980’lerin ortasından itibaren ağırlıklı olarak Avusturya’da olmak üzere 30’u aşkın kişisel sergi açtı; 25 karma sergide eserleri yer aldı.

Ahmet Oran, monokrom renk tabakalarını siyah zeminin üzerine birbirinin peşi sıra taşıyor, tuvali katman katman maviyle, kırmızıyla, sarıyla veya griyle kaplıyor. Kimi zaman monokrom kalan, kimi zaman da yüzeyde çok renkli bir örgü meydana getiren son katman da tuvale taşınıp işlendikten sonra sanatçı, kendisinin de ifade ettiği gibi, “resmi açmaya” başlıyor. Aynı anda birden fazla tuval üzerinde resim yapan Oran, farklı spatüllerle ve çeşitli büyüklükteki ahşap parçalarıyla çalışan bir sanatçı. Bu ahşap parçalarıyla tuvalin kabuğunu soymak suretiyle resimde geniş bantlar meydana getiriyor. Açığa çıkan renkler farklı yoğunluklarda, karışımlarda ve yapılarda görünür hale geliyor.

Oran, nesnel olana gönderme yapmayan soyut resimler üretiyor. Resmi en temel unsurlarına, yani renge ve biçime indirgiyor. Sanatçı, renk katmanlarının tek tek açığa çıkartılması sırasında rölyefi andıran kompozisyonlar meydana getiriyor. Yakından, özellikle de yandan incelediğinde tabloların üçboyutlu, son derece plastik bir etkisi olan yüzeylere sahip olmasını sağlıyor.
Bilgisayarda tasarımlar hazırlayan sanatçı resimlerinin ön çizimlerini yapıyor. Oran, resimlerinin temel konsepti için bilgisayar tasarımları kullandığı ve her bir resmin üretim sürecini önceden enine boyuna düşündüğü halde sanatçının eserleri katı bir kompozisyon ya da donuk bir uygulama izlenimi uyandırmıyor.

Renk; çalışmalarını son yıllarda İstanbul’da sürdüren Oran’ın yapıtlarında giderek daha belirleyici bir rol oynuyor. Istanbul’un sesi, melodisi ve gürültüsü sanki resimlerine yansıyor. Oran’ın önceki dönem eserlerindeki sükunet ve uysallık, bu sergide yerini renkli bir şenliğe bırakıyor. 20’yi aşkın tuvale yer veren bu sergi, aynı zamanda sanatçının 5 yıl aradan sonra İstanbul’da açacağı ilk kişisel sergisi olma özelliğini de taşıyor.


