Son elli yıldır batı dünyasında çok az yeni kilise inşa edildi. Az sayıda da olsa bazı yerlerde de mevcut kiliselere farklı fonksiyonlar bile verildi ve verilmeye devam edilmekte.
Hem batı toplumlarına artık iyice yerleşmiş olan ve sürekli yükselen laik değerler, etik alanın din dışında kendisini yeniden oluşturması, modern hukukun bu toplumlarda kesin hakimiyeti gibi nedenler, eğitimin yükselerek yaygınlaşması, refah seviyesinin artması, bilimsel gelişmeler, bu durum üzerinde etkili oldu.
Ancak farklı coğrafyalarda yeni inşa edilen kiliselerde mimarlar birer mimari eser ortaya koymaya çalıştılar.
Ahmet Turan Köksal’ın sitesinde sunduğu modern camileri tartıştığımız Şu günlerde, biz de “Google amcaya” modern kilise mimarisi, modern kilise, çağdaş kilise, jean d’Arc Rouan, notredameduhaut gibi şeyler yazdık ve çıkan sonuçlardan yayınlayabileceklerimizden bir seçki oluşturduk ve bu fotoğraflardan bir kaç sonuç çıkarttık, bunları da sizlerle tartışmaya açmak istiyoruz:
1. Ahmet Turan Köksal haklı. Konunun acilen ve mutlaka özellikle mimarlar tarafından tartışılması ve bir sonuca ulaştırılması lazım. “Reformunu yapamazsa taklitten kurtulamaz” gibi kolaylıklara da sapmamak lazım.
2.Bunlar özgün örnekler, yani hiçbir zaman bir prototipi kopya etmeye çalışmamışlar. Zaten kopya çekmiş olsa, muhtemelen, yapının mimarı hemen meslekten atılırdı.
3.Bunlar çoğu defa özgürce düşünülmüş birer mimar çalışması, geçmişi yeniden canlandırmayı düşünmemişler. En önemlisi bunlar mimarlar tarafından yapılmış çalışmalar. Korkmamışlar, çekinmemişler, kendilerini kısıtlamamışlar.
4.İddialı projeler, en iyisini elde etmeye çalışmışlar. Kolaycılığa kaçmamışlar.
5.Çevre koşullarını çoğu örnekte programın özelliklerine rağmen göz önüne almışlar. Çoğu örnekte çevreye el koymaya çalışmamışlar. Sözgelimi, büro binalarının ortasına yapıyorlarsa kiliseyi hiç çekinmeden büro binalarında kullanılan tipolojiyi ve malzemeyi yeniden yorumlayabilmişler.
6.Yapıların büyüklüklerini işlevlerle sınırlandırmışlar, abartmamışlar örneğin çoğu örnekte ortaçağın devasal çan kuleleri yerine çok daha fonksiyonel ve orantılı ebatlarda kalmışlar. Kompleks yapmamışlar. Ancak tersine örneğin çan kulesini vurgulamak istedikleri zaman neredeyse bina büyüklüğünde çan kulesi yapabilmişler.
7.Duruma göre çok sade olabilecekleri gibi çok iddialı ya da dışavurumcu yollara başvurmuşlar. Dışa vurumcu oldukları zaman sonuna kadar gitmişler çekinmemişler.
8. Kiliseyi finanse edenler öküz altında buzağı aramak yerine çoğu örnekte hoşgörü göstermişler mesela Le Corbusier gibi bir dini inancı olmayan mimara kilise yaptırabilmişler.
Listeyi uzatmak mümkün…
Akapulko
Arizona,

Avusturya,
Almanya
ABD

Brezilya,
Danimarka
Danimarka
İtalya Roma



Filipinler
Fransa,
Guatemala
Hollanda
İtalya Torino
Kaliforniya ABD
Kolombiya
Liverpool,
Los Angeles ABD,
Metodist Kilisesi,
(Wright) Milwaukee
Pekin,
Phonix ABD
Portekiz,
Rusya,
San Fransisko,
(Steven Holl) Seatle
Strazburg
Toronto,
Güney Amerika,
Uruguay,
Washington,
İç mekanlardan örnekler:
Montaj: Mimdap





































































11 Yorum
cemile ilkkurşun
çok güzel örnekler bulmuşsunuz.çok beğendim.ellerinize sağlık gerçekten ciddi çalışma yapıp bu örnekleri toplamışsınız.teşekkür ederim
nesrin gültekin
herkes gider mersine biz gideriz tersine sözleri gibi sanki bizdeki durum. kilise mimarlığında herhangi bir tutucu unsur kalmayınca tasarım özgürleşiyor. yaratıcılık artıyor.
Bu ne haldir?
İslam dünyasından gelecek bilimsel başarı, kalkınma, sosyal ve kültürel gelişme, tarımın gelişmesi, sanayinin, ticaretin gelişmesi haberlerine hasret kaldık. Televizyonlarda son zamanlarda çıkan bilimsel buluşlarda islam dünyasının katkısı haberleri en erken yüzyıllar öncesine dayanıyor. Sanki islamiyet durmanın, gerilemenin, cehaletin, şiddetin diniymiş gibi bir görünüm ortaya çıkıyor. Buna karşı yapılan propagandalar ise kendi çelişkileriyle inandırıcılıklarını daha baştan yitiriyorlar. Hala daha ekranlara çıkan seyrek dişli, seyrek bıyıklı adamlar terleyerek kendilerinden daha fazla terleyen başörtülü mantolu hanımefendilere meziyetler döktürüyorlar.
Yazık.
Semih
Mimar sinan mı. Ne kadar salakca.
Lalehan
Bu denli yenilikçi yaklaşımların kabulünün önünün kesilmesi, cami mimarisinde yeni bir yol bulunanmamasında birinci etken İslamiyetin kapalı oluşu ve onun yorulayıcılarının da fazla kapalı ve tutucu oluşları. Fakat diğer yandan da bu ülkede yeterince kültür alt yapısı gelişmesi sağlanamadığı için ve buna paralel olarak mimari pratiği sürdürenlerin bu meseleyi toplumun önüne koymaktan çekinmeleri, sadece camileri talep edenlerin istekleri doğrultusunda davranmış olmaları, çoğumuzun eleştirdiği cami binalarıyla karşılaşmamıza neden oluyor.
Almanyalı Muharrem Balcı
Günümüzde islamiyete karşı çok yoğun bir olumsuzlama propogandası yürütülmekte. Kabenin putlarından, camilere kadar islamiyetin yüzyıllar boyunca biriktirdiği tüm uygarlık değerleri batı toplumlarında ve basınında sorgulanmakta. Mevlana’nın, Şeyh Galib’in, Yunus Emre’nin, İbn Sina, Rüşt gibi devlerin binlerce yıllık birikimleri bir kenarda tutuluyor, Suudi Arabistandan bizdeki Fetullah hocaya onlardan Ladinlere İslamiyet insanların nasıl yaşayacaklarını dikte eden bir takım cemaat liderlerinin, şeyhlerin, şıhların dini olarak gösteriliyor.
Bence İslamda camiler artık mimari düzeyleriyle bu propagandaları tersine çevirecek, İslamiyetin bir hacılar hocalar şeyhler şıhlar cemaatler müritler tarafından yönetilen akıl dışı bir din olmadığını gösterecek, kanıtlayacak düzeyde olmalı. Yoksa önümüzdeki yüzyıla çıkamıyabiliriz.
Yakup
Katedralin kalıntısının yanına yaptıkları modern kilise beni çok etkiledi.
İnsan gerçekten bu manzara karşısında hem savaşa lanet yağdırıyor hem barışın anlamını görüyor, müthiş bir deneyim.
Gürkan Dercim
İnanılmaz değişik öneriler görüyorum burada. Çok iyi bir derleme ve toparlama çalışması yapmışsınız elinize sağlık. Gerçekten belli kalıplara takılanlar için zihin açıcı bir belgesel olmuş.
Azmi İzmirli
Bu resimlerden bir kaç türlü ortam grubu çıkartmak mümkün. Bence örneğin en baştaki iki kilise gökten düşmüş gibi duruyorlar. Onları takip eden Etyopya kilisesi ise tam da toprağı yarmış da içine girmiş ya da içinden çıkıyor gibi. Bunlar çok güçlü anlatımlar. Onu takip eden Almanya’da bizim de Köln camisini yapan mimarın yaptığı kilise ise kayalara dönüşen evler gibi. Ancak altlarda yer alan iç mekanları müthiş kuvvetli, insanları başka dünyalara taşıyor.
Daha alt kısımlarda yer alan birkaç örnekte ise tam tersine asgari ifade için yapılmış yapılar.
Bunlardan benim çıkarttığım sonuç şu: İslamiyetin 2000’li yıllarının camisi ne olmalıdır sorusunun sorulma vaktinin geldiği. Bu bir geçmiş kopyası olmayacağı bence kesin. Bir Osmanlı camisi gibi, yani en üstteki örneklerdeki gibi ifade ağırlıklı mı olmalı? yoksa daha sade mi. Ya da acaba bu soru yanlış mı? Her topluluk her cemaat kendi bağlamına göre kendi camisini mi yorumlamalı? Benim şahsi kanaatim Sami Beyin düşüncesindeki gibi konunun mimarların yorumuna bırakılması şeklinde ama kesinlikle hoparlör çağında abartılı minarelerden hele hele birden fazla minarelerden sakınılması gerektiği yönünde.
Sami Sarıoğlu
Buradaki kiliselerin yapıldığı ortamla bizim ülkemizin ortamı çok farklı. Burada insanlar inançlarıyla başbaşalar, bizde ise cemaatler, fetullahlar neyin iyi neyin kötü olduğunu sürekli insanlara pompalıyorlar. Binlerce camide kendini bilmez bazı imamlar cemaatlerini yönlendiriyorlar. Burada her şey den önce özgürlük var. Dolaysıyla bir İranlı arkadaşın dediği gibi “Şahın diktatörlüğü ile İslamcıların diktatörlüğü arasında seçim yapmak zorunda kalsam” demişti “şahı seçerim çünkü hiç olmazsa kurtulma ümidimiz var, bunlar ise kene gibi ancak ölünce kurturabiliyorsunuz”
Kene zihniyetinin ancak tek bir tipolojiyi kabul etmesi de doğal tıpkı bazı AKP’lilerin ülkemizde zaten kimse çok sesli müzik dinlemiyor diyerek TRT3 e karşı çıkmalarındaki gibi.
Yukarıdaki örneklerde ben çok sesliği gördüm. Sadece bu nedenle bile bize göre daha çağdaşlar.
Ahmet
Ben bu kiliseleri beğenmedim, bence Mimar Sinan’ın eserleri bunlara on basar. Keşke bilseler de onlarda kiliselerini bizim camiler gibi yapsalar.