Mimar: Remagen-Rolandseck
Kulenin şeffaf duvarları, müzenin tümünün ve asansörlerinin ışık almasınısağlayarak ışıklandırmayı destekliyor. Arp Museum’un tasarımı, muhteşem nitelikteki inşaat alanı ile müzenin misyonunu Dadaist Usta Hans Arp ve ekibinin yapmaya çalıştığı işi çok iyi şekilde harmanlıyor.



Müzenin bulunduğu bölgenin en önemli özelliklerinden biri de, Ren Nehri boyunca uzanan Oraçağ’dan kalma kalelerin bulunması. Arp Müzesi de, ağaçlıklarla çevrili dik kayalıklı bir bölgede, Ren Nehri’ne bakacak şekilde konumlanmış ve tasarımıyla, etrafında bulunan eski eserlere bir gönderme yapıyor.




Müzenin girişi, dağın yamacında bulunan 1960’larda yapılmış, bugünse sergi mekânı olarak kullanılan tren istasyonundan başlıyor. İstasyonun en alt katı, sergi fonksiyonlarına ayrılarak, dikkatlice modellenmiş tüneller ve sütunlar yardımıyla yeni müzeye yönlendirilmiş ve böylelikle müzeye bir tür giriş oluşturulmuş.

İlk alt geçidin başlangıcı, otelin lobilerinden birinden başlıyor ve yaklaşık 40 metre uzunluğundaki bu tünel, boylu boyunca uzanan iki ışık bandı ile aydınlatılıyor. Pek de gösterişli olmayan pavyon ise, parlak zemini ve gizli delikler aracılığı ile gün ışığı almasıyla ön plana çıkıyor.
Müzenin asansörleri, koni şeklindeki kule içerisinde işliyor. Bu noktada ışığı geçiren duvarlar önem kazanıyor ve asansörün gün ışığı ile aydınlanması sağlanmış oluyor.
Oturma alanlarının bulunduğu lobinin dışında, ziyaretçilere dinlenme olanağı sağlayan bir oda, yönetim işlerinin yürütüldüğü bir ofis, servis hizmetleri ve sanat eserlerinin alnabilmesini, taşınabilmesini sağlayan bir de alan bulunuyor. Ayrıca, giriş katında, terasları bulunan 2 büyük galeri salonu ile bir de küçük galerilerin sergilenebileceği oda mevcut. Galeri salonlarının tavanlarındaki camlar sayesinde, sergi her daim gün ışığı ile aydınlanıyor.
Kaynak: Arcspace
Çeviri: mimdap


