japonya’da, Tokyo’da Mori Sanatlar Müzesinde<!–more–> 21 Aralık 2004-13 Mart 2005 tarihlerinde bir sergi düzenlendi.
Claude Perrault, Modern mimarinin doğumunu, ilk olarak Vitruvius’un oranların evrensel geçerliliğini ortaya koymasıyla başladığını söylemekte. O zamandan beri, modern mimari, teknolojik, bölgesel ve toplumsal dönüşümler yaratma özellikleri olan bir sürekli kültürel çaba olarak gelişmiştir. Bu kapsadaki binalar hakkında yapılan tartışmalar, modern mimarinin tarih bilinci ve polemikleriniz ortaya koymuştur. Bu kapsamdaki projelerden inşa edilenler olduğu gibi, çok sayıda bina da inşa edilmemiş ancak projeleriyle ilham kaynağı olmuşlardır.
Mori Sanat Müzesi, Tokyo ve Fonds Régional d’Art Contemporain du Centre (Orléans FRAC Merkezi) tarafından düzenlenen ‘Archilab: Yeni Deneyler Mimarlık, Sanat ve Kent, 1950-2005 dönemini ele almakta ve bu radikal ve vizyoner yaklaşımları incelerken, mimari tasarımları düşünme; İkinci Dünya Savaşı’ndan beri kentlerin kullanma şekillerindeki değişiklikleri ve kentsel planlama alanındaki gelişmeleri ortaya koymuştu. Sergi FRAC Merkezi ve Centre Pompidou, Paris koleksiyonlarından ödünç alınan 90 mimar ve sanatçı tarafından gerçekleştirilmiş 220 projeyi kapsamaktaydı. Dört bölümde düzenlenen model ve çizimler: ‘Ritmik atışlı kent’, ‘Sonsuz kent’, ‘Bozulmuş kent’ ve ‘kavramsallaştırılmış kent’ bölümlerinden oluşmaktaydı. Farklı yıllarda, aralıklarla ve kaygılara karşılık her bölüm, tarihsel bir metin gibi düzenlenmişti. Sergi 1950’lerden itibaren kentsel ütopyaları bize getirmekteydi ve 1980’lerden itibaren Dekonstrüktivist eserleri analiz etmekte, 1990’larda ise yeni teknolojilerin etkisini ele almakta, ayrıca mevcut avant-garde akımların gelecekteki yönünü göstermekteydi.
Birinci bölümde, ‘Pulsating Şehir – Vücut Laboratuarı olarak’ 1950 ve 1960’larda deneysel mimarinin erken rönesansını araştırmaktaydı. Bu dönem mimarlık mesleğinin şehre nasıl tepki vermesi gerektiği konusundaki çoğu kez saçma fikirlerin, pek çok düşünceye duyulan tepkilerin doğumları görülmekteydi. Bunlar arasında kentin kendisinin yeniden yapılanması için ‘mobil mimarlık’ fikrini öneren uygulamalı “İngiliz kültürlü” grup Archigram tarafından üretilen “armatür” eserler bulunmaktaydı. Mimarlık öğrencilerinin bir çok nesiller boyu hayallerini şekillendiren kavramlar sergilenmekteydi. Bir diğer “yürüyen şehir” ve “anlık şehir” yapıların fantastik görünümlerinin kuramsal temelini vermekteydi. Bu vizyoner projeler, sosyal ve siyasal hırsların yönlendirdiği vücudun kurtuluşu için metafor halinde sürekli gelişen, hareketli bir mimari önermekte ve bunu vücudun kurtuluşu metaforuna bağlamaktaydı. Bunlar medya ağlarının ve olayların kendi karakterlerinin somutlaşan ifadeleriydi.
“Sonsuz Şehir – Çevrenin Yaygınlaştırılması” bütün bir çevre üzerinde tam kontrol sağlamak üzere bir sistem içinde fiziksel bir nesneden dönüşerek ortaya konan ve kendi mimari ideolojisini keşfetmeyi gerektiren özellikleri olan projeleri sunuyordu. ‘Mega Yapılar’, japon Metabolist grup tarafından, endüstriyel bileşenleri kullanarak ölçülemez uzatma ve çoğaltma olasılığını araştırmaktaydı. Bunu yaparken, mimarlık artık tek bir nesneyi ya da binayı değil, bir sistemli ortamı ya da başı veya sonu olmadan geniş bir mekansal alanı kapsamaktaydı.
‘Mekansal şehirleri’, Macar mimar Yona Friedman tarafından, mevcuttaki şehirler üzerinde yüzen ve içerideki özgürce mesken ve taşınma seçenekleri sunan, hayali bir metropolü görselleştiriyordu. Bir barınak, aynı anda, kendi bireysel bölümünü getirerek Şangay, Tokyo ya da New York’ta var olabilir. Bunlar, yani ‘mekânsal şehirler’ acımasız deneyler için imkanlar sunan açık bir labirent oluşturmaktaydı.
‘Deconstructed Şehir – Yeni Sözdizimi oluşturma’ mimari ve diğer sanat alanları arasında, disiplinler arası işbirliklerini çoğaltmalarla gelişti. Bu dönem boyunca yapılan çalışmalardan örnekler, 1960’ların sonlarından ve 1980’lerin başlarından gelmekteydi. Mimarinin, mevcut dilinin, özellikle ifade biçimlerini ve çalışma yollarını, zorlu çeşitli deneyleri bağlayan temel tema olduğu önerilmekteydi. Bu diğer gelenekler ile çatışmalardan ziyade binaların gerçek fiziksel yapılarına dayalı diğer sanat alanları ile Superstudio ve Archizoom gibi kombine mimariler üreten iş gruplarını sunmaktaydı.
1980’lerin sonlarında, temel tanım ve mimarlık koşullarının yeniden ele alınmaları daha çok Fransız filozof jacques Derrida’nın edebi eserlerin etrafında dönüyordu. Dekonstrüktivist mimariye görünümünü açısından itiraz edildi. Böylece Peter Eisenman, Bernard Tschumi, Daniel Libeskind, Zaha Hadid ve Frank Gehry gibi mimarlar yeni bir mimari dilin peşinde giderken, onların yeniden yorumlanmasına, çözülmüş geleneksel formların (sadece birkaç isim tarafından) yeniden yorumlanmasına olanaklar sağlanmaktaydı. Zaman zaman, onların eserleri, görünüşte görsel formların çarpıcı ve özellikle mimarlık öğrencileri için ilham kaynağı olabilecek yerçekimi yasalarına meydan okuyan formlar ortaya çıktı.
Modern toplum her yönüyle, teknoloji ve mimarlık alanlarındaki gelişmelerden etkilenen bir istisna değildir. ‘Bağlamsal Şehir – Bir Bilgisayarlı Simbiyoz’ malzeme mühendisliği ve bilgisayar teknolojisinin evriminin mimariyi yeni dönemlerde nasıl etkilediğini araştırmaktaydı. Bu sergide yer alan en heyecan verici bazı mimarlar Diller + Scofidio, Asymptote (Hani Rashid ve Lise Anne Couture), R & Sie (François Roche & Stéphanie Lavaux), Shigeru Ban ve NOX (Lars Spuybroek) dahil olmak üzere çalışmalarını sunmaktaydı. Dijital çağın ‘standart dışı’ mimarisi, sanayi çağının ‘standart’ içi mimarisinin yerini aldı. Bu emici ve yeni etkileri kucaklayan ve böylece yeni ilişkiler ve bağlamlar yaratarak, çevresi ile bir diyalog kurmayı amaçlayan mimarlık yeteneği örneği olarak otay çıkmıştı.
Bu sergi sadece ne olduğunu, neyin inşa edildiğini belirten bir sergi değildir. Aynı zamanda, mimarinin zengin yaratıcılık olanaklarını göstermekte ve onu kavramsal bir yörünge olarak sunmaktaydı. Heterojen disiplin alanlarından gelen kavramlarla ilgili olarak, bir bütün resmi organizasyonla mimariyi rahatlatmak, daha fazla sosyal ve siyasi çevreler arası gelişimi açmanın mümkün olduğu ortamlar sunmaktadır. Acımasızca yol alan yaşam yeni olanakların hokkabazlarını beklemektedir. İşte belki avangart mimarinin gerçek anlamı burada yatmaktadır. Cesurca ve yeni bir dünya için.
Sergiye katılan mimar ve sanatçılar:
Abe Hitosh
Vito Acconci / Robert Mangurian

Actar Arquitectura

Ando Tadao

Paul Andreu

Aoki jun

Architecture Principe (Claude Parent & Paul Virilio)

Archizoom Associati

Asymptote (Hani Rashid and Lise Anne Couture)

Ban Shigeru

André Bloc

Daniel Buren

Chanéac

C.j.LIM + Studio 8 Architects

Peter Cook (Archigram)

Coop Himmelb(l)au

François Dallegret

Guy Ernest Debord
dECOi
Décosterd-Rahm
Neil Denari
Diller + Scofi dio
Pierre Du Besset & Dominique Lyon
DzO
Peter Eisenman
David Georges Emmerich
Endo Shuhei
EZCT
Didier Fiuza Faustino
Yona Friedman
Vittorio Giorgini
David Greene (Archigram)
Zaha Hadid
Hasegawa Itsuko
Pascal Häusermann
Haus-Rucker-Co
Hans Hollein
Eilfried Huth & Günther Domenig
IaN+
Isozaki Arata
Ito Toyo
jakob & MacFarlane
jones Partners Architecture
(Wes jones)
Kikutake Kiyonori
KOL/MAC Studio (Sulan Kolatan & William Mac Donald)
Rem Koolhaas
Tom Kovac
Kuma Kengo
Kurokawa Kisho
Daniel Libeskind
Antti Lovag
Maki Fumihiko
Gordon Matta-Clark
Morphosis (Thom Mayne, Michaël Rotondi)
Eric Owen Moss
Taeg Nishimoto + Allied Architects
Constant Nieuwenhuys
NOX (Lars Spuybroek)
Objectile (Bernard Cache, Patrick Beaucé)
ONL [Oosterhuis_Lénárd]
ONYX
Claude Parent
Périphériques
Dominique Perrault
Gianni Pettena
Walter Pichler


