Mimarlık mesleğinde kesintisiz biçimde faaliyette bulunulan, verimli bir 30 yıl…
Antalya Makine Teknisyen Okulu’ndan Makine Fakültesi’ne devam etmeyi planlarken, gözüne zarar veren bir iş kazası nedeniyle meslek seçiminde değişiklik yapma zorunluluğu ve bir bakıma rastlantısal olarak mimarlığa yönelme… Kendini bildiğinden beri tasarımcı olma isteği veya iddiası taşımayan, ancak orta öğrenimden sonra teknik resim, tesviye, torna gibi üretim alanlarında ciddi beceriler kazanılan uygulamalı bir öğrenim dönemi ve ardından İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık Akademisi Mimarlık Bölümü’ne giriş… Geçmişteki, oymacılık ve sedefkârlık gibi işleri öğrendikten sonra mimarlığa başlayan ustaların eğitimini anımsatır bir süreç…

Kendisi gibi mimar ve akademisyen olan eşinin de katkısıyla yaratılmış, özel yaşamın içlerine dek sinmiş bir mimarlık ortamı… Bu ortamın farklı ürünleri sayılabilecek ve halen mimarlık eğitimi görmekte olan iki çocuk; stajyer öğrenciler, genç mimarlar ve deneyimli meslek adamları ile oluşturulan, yarı akademik – profesyonel atölye düzeni: TURES – Turizm, Planlama ve Restorasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.
Bugünlerde meslek yaşamının 30. yılını geride bırakan ve 1988 yılı şubat ayında kurduğu Tures’in müdürü olarak koruma, tasarım ve uygulama faaliyetlerini sürdüren Y.Mimar-Restoratör Dr. Mehmet Alper’in geçmişte ve günümüzde yaptıklarına bakıldığında, mimarlık adına sürekli bir gelişmenin yanında bazı ilginç kesişmelerin de var olduğu görülmektedir. Aslında, 30 yıl önce mesleğe başlayan genç bir mimarın, değişik alanlarda ve ülkenin zaman zaman olumsuzlaşan yapı üretim ortamında, hazırladığı özgün proje ve uygulamalarla daima gündemde kalmayı başarması, gerçekten de üzerinde durulması gereken bir olaydır.
Mehmet Alper, 1976 yılında İ.D.M.M.A. (bugünkü Yıldız Teknik Üniversitesi) Mimarlık Bölümü’ndeki lisans eğitimini, 1979’da ise Rölöve – Restorasyon dalındaki lisansüstü eğitimini bitirir. Öğrenciliği sırasında mimarlık bürolarında çalışmaya başlar ve mezuniyetinin hemen ardından Ankara’da Turizm ve Tanıtma Bakanlığı – Turizm Yatırımları Grup Başkanlığı bünyesinde “Uzman Mimar” olarak görev alır. 1970’li yılların sonlarına rastlayan bu süreçte, Bakanlık’ta mimarlık mesleği için oldukça verimli bir ortam vardır. Çünkü Türkiye turizminin şimdilere ulaşmasını sağlayan “Turizmde Öncü ve Örnek Tesisler”in büyük bölümünün planlaması, o tarihlerde gündeme gelir. Alper’in tarih-doğa-insan ekseninde şekillenen mimari üretim sürecinin ilk uygulaması olan ve Bakanlığın çalışmaları arasında yer alan Ürgüp – Turban Tatil Köyü de, bu yıllara ait bir tasarımdır.

Ürgüp – Turban Tatil Köyü

Ürgüp – Turban Tatil Köyü

Ürgüp – Turban Tatil Köyü
1982’de sona eren Turban projesi, mimarın kendi kendisiyle didiştiği, yenilenen tasarım mantığına gelenekselden kaynaklanan özgüveni de katmaya çalıştığı bir ilktir. Ancak ilk olmanın tüm sorunlarına karşın, bir turizm kompleksi olarak müellifine, erken dönemde ulaşılmış bir ustalığın yolunu açar. Mehmet Alper, bu yapıtın “bulunduğu çevreye uyumu, tarihsel dokuyla bütünleşmesi ve ekonomik olması nedeniyle beğeni kazandığını” ve Cumhuriyet’in 60.yılındaki Türk mimarlığını yansıtan örneklerden biri olarak literatüre girmesinin1, kendisine mesleki açıdan güç verdiğini ifade etmektedir.
1980 yılı başlarında özel yüksek okul statüsünden çıkarılarak fakülte adıyla devlet üniversitelerine katılan okullardan birisi de, Yıldız Üniversitesi’ne (o günlerdeki İ.D.M.M.A.) bağlanan Kadıköy Mühendislik – Mimarlık Fakültesi’dir. Fakülte’nin kurucu dekanı merhum Prof. Orhan Şiper, okulu için, mimarlık alanında tasarım, uygulama ve eğitimci olarak uzun süre hizmet verecek genç öğretim elemanları aramaktadır. Bu bağlamda, Mehmet Alper de oluşturulan kadroya katılır. 1982 yılında çıkarılan YÖK yasası ile Kadıköy’deki birim, Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi ile birleştirilir ve Alper de buranın Restorasyon Anabilim Dalı’nda akademik yaşamına devam eder. Diğer yandan İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde Prof.Dr. İbrahim Şanlı yönetiminde başlamış olduğu Doktora çalışmasını sürdürmektedir. Ancak Prof.Dr. İbrahim Şanlı’nın uzun süreli yurt dışı görevi nedeniyle Urfa’nın Mekansal Yapısı, Türk-İslâm Mimarisindeki Yeri ve Önemi başlıklı çalışmasına Prof.Dr. Metin Sözen’in yönetiminde devam eder ve 1986 yılında tamamlayarak restorasyon alanında “Doktor” unvanını alır. Aynı yıl Yıldız Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Anabilim Dalı’ndaki statüsü “Öğretim Görevlisi Dr.” olur.
Ancak akademik yaşamın -ağırlığı kuramsal araştırma ve eğitime dayalı, diğer yandan pratikten oldukça kopuk bir yasal çerçeveye oturtulmuş- özel ortamı, o yıllarda Alper’de bazı endişelerin doğmasına neden olmuştur; baştan beri içine sinmiş olan, çeşitli alanlarda serbest proje üretme ve uygulama zeminini giderek yitirmekte olduğunu hissetmektedir. Çok sevmesine ve yürekten bağlanmasına karşın, 1988 yılında Üniversite’yi ve kadrolu eğitimciliği bırakarak, serbest meslek büro düzenine / proje-uygulama alanına yönelir.
Yeni yaşamının başlangıcında kurduğu “TURES – Turizm, Planlama ve Restorasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.” bünyesinde, artık yapı üretim ortamının uzun soluklu, yoğun ve heyecan dolu günleri başlamıştır.
İlk olarak Kapadokya’da, sit alanı dışında kalan kimi yerleşmelerin turizm amaçlı yatırımlarla yenilenmesi çalışmalarını üstlenir. Bu bölgede başladığı ve “dededen toruna uzanan beraberlik içinde” halen de devam ettirdiği faaliyetleri, meslek yaşamında önemli yer tutar. Mus-Tur Turizm Yatırım İşletmesi için inşa edilen Ürgüp’teki Otel Mustafa, Avanos’daki Otel Altınyazı ve çevredeki geleneksel evleri turizme kazandırma çalışmaları, o döneme özgü koşul ve uygulamaların öncü örnekleri olarak kabul edilmelidir. Kapadokya’daki kaya oyma mekanların koruma-kullanma dengesi içinde, çeşitli turistik işlevler için değerlendirilmesine yönelik çalışmalarından Ürgüp’teki Alfina Otel, Ortahisar’daki Burcu Otel, Avanos’taki Chez Galip Restaurant, Uçhisar’daki Öztürk Restoran gibi uygulamalar, özellikle yabancılar tarafından ilgi gören bu kapsamdaki örnekler arasında sayılabilir.

Chez Galip Restaurant

Chez Galip Restaurant

Chez Galip Restaurant
1983 yılı, konuyla ilgili çevrelerce, ülkemizde turizmin miladı kabul edilir. Yeni çıkarılan Turizm Teşvik Yasası, bu alandaki yatırımları ateşleyen gelişmeleri beraberinde getirmiş; Alper de turistik üniteler konusunda yoğunlaşmaya başlamıştır. Turizm Bakanlığı’ndaki deneyimi ile desteklenen konaklama yatırımı çalışmaları Marmaris’te Otel Oylum, Otel 47, Otel Yeni Yavuz, Otel Uysal, Alanya’da Arde Turistik Tesisleri, Eski Foça’da Club Hotel Leon, Bodrum’da Atrium Otel, Disco – Halikarnas Otel gibi, küçük ve orta ölçekli otellerle devam eder. Yine o yıllara özgü bir eğilim olan yüksek yatak kapasiteli turistik tesislerin ilk mimarlarından biri olmuş; Marmaris’te Hotel Martı La Perla ve Antalya – Tekirova’da Un Saphire Otel uygulamalarını gerçekleştirmiştir. Bu yapılar, dönemin talep ettiği boyutsal özelliklerine karşın -geleneksel mimarlık ögelerinden çağdaş esinler taşımalarının da etkisiyle- bulunduğu doğal çevreyle iyi uzlaşmış tasarımlardır.

Hotel Martı La Perla

Hotel Martı La Perla

Hotel Martı La Perla

Hotel Martı La Perla

Hotel Martı La Perla

Hotel Martı La Perla
Yine aynı yıllarda ve gerekçeyle, Türkiye’nin güneyinde ve batısında hızlanan turizm yatırımlarına duyulan ilginin yanında, giderek kent otelleri ihtiyacı da ortaya çıkmaktadır. Kayseri’de Başyazıcı Ailesi için tasarlanan ve inşa edilen Otel Almer, ölçeği ve ayrıntılarıyla hâla kentin dikkat çekici yapılarından biri olma özelliğini koruyor. Diğer kentlerde belli başlı örnekler olarak Giresun’da Osman Feridunoğlu Oteli, Edirne’de Otel Acar, Mudanya’daki eski tren istasyonundan dönüştürülen Montania Oteli, Bursa’da Uludağ – Beceren Oteli Yenilemesi ve Yazıcı Hotel Regency’yi saymak mümkündür.

Beceren Restoran

Beceren Restoran

Beceren Restoran

Beceren Restoran

Beceren Restoran

Beceren Restoran

Beceren Restoran

Beceren Restoran
Alper’in Bursa’da yaptığı çalışmalar ilginç bir rastlantıyla yine 1983 yılında, Mudanya eski kent merkezinde mülkiyeti Fahri Esgin’e ait olan 19.Yüzyıldan kalma bir evin restorasyonu ile başlamıştır. Mimarının işveren yatırımlarını değerlendirme konusundaki duyarlılığından kaynaklanan tahrik ve teşvikleri ile, Fahri Bey turizmci olmaya ve Mudanya’daki kullanılmayan eski tren istasyonunu kiralayarak otel yapmaya karar verir. Mehmet Alper de, şimdi Montania Oteli adını taşıyan yapıda çok başarılı bir restorasyon proje ve uygulaması gerçekleştirir. Bu sonuçlar, Mudanya ve Bursa’da zaman içinde gelişen koruma bilincinin ve restorasyon çalışmalarının öncüsü, adeta lokomotifi olur.
Alper, Bursa ve çevresindeki etkinlikleri için “proje ve uygulamalarım sırasında, üzerinde en rahat çalıştığım ve karşılıklı hoşnutluğun eserlerime yansıdığı konular, Beceren Otel Yenilemesi ile Bursa – Soğanlı Park’taki Beceren Restoran oldu” ifadesini kullanıyor. Özellikle, 1998 yılında kaba inşaattan devraldığı ve gelenekselci-modern bir yapı görünümü kazandırdığı Beceren Restoran çalışmalarına biraz ümitsiz bir ruh haliyle başlamış; ancak mal sahibi Neşe-Haluk Beceren çiftinin destek ve özverileriyle mimarın çabaları bir araya gelince, zengin detaylardan beslenen estetiğiyle, ilginç bir yapı ortaya çıkartılmıştır. Soğanlı Park konsepti içinde / kendi özgün kimliğini vurgulamayı beceren restoranla elde edilen bu görüntü, kısa zamanda yalnız Bursalıların değil, yakın yerleşimlerden İstanbul’a dek uzanan geniş bir çevrenin de ilgi odağı haline gelir.

Grand Yazıcı Tatil Köyü
Mehmet Alper, 1988 yılında başlayıp 1993 yılında tamamladığı Marmaris – İçmeler’deki Grand Yazıcı Tatil Köyü’nde, daha önce Martı La Perla’da denediği rustik stilin, geleneksel Türk mimarisinden beslenen farklı bir yorumunu gündeme getirir. Kısıtlı bütçe, malzeme ve işçilik olanaklarıyla gerçekleştirilen, başka bir deyişle “yokluklarla dolu ve meslek yaşamımdaki en zorlu şantiyelerden biri” olarak tanımladığı bu inşaat sırasındaki tek yardımcısı tuğla, taş ve ahşap gibi nimetlerini cömertçe sunan “doğa” olmuştur. Özellikle -çoğu Orta Avrupalı turistlerin oluşturduğu- yabancı konuklar, otelin kütlesi ve dekorasyonunu çok beğendiklerini, oluşturulan mimarinin çevreyle bütünleşmesi ve doğallığından etkilendiklerini ifade etmektedirler.
Aynı yıllarda İstanbul – Taksim’de, şimdi Grand Marbel adını taşıyan otel ile Madison Otel’in inşaatları da devam ediyordu. Kütle ve detaylarının tasarımın sunduğu titizlikle uygulanması için Mahmut ve Doğan Erseven’in büyük destek verdikleri Madison Otel, Taksim-Tarlabaşı oteller grubu içinde hâla özgün bir yere sahiptir.
Alper’in meslek yaşamında 1990’lı yılların başından itibaren önemli bir yer de, birlikte çalıştığı “ÇEKÜL, Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı”na ayrılmıştır. Ülkemizde koruma bilincinin gelişmesinde önemli görevler üstlenen bu vakıfla yaptığı koruma proje ve uygulamaları, kimsenin o tarihe kadar gitmediği, ulaşamadığı yöreleri kapsamaktadır. Çekül – yerel yönetim – kamu işbirliği ile geliştirilen, Midyat’taki Hanna Kuyumcuoğlu Evi’nin “Kültür Evi”ne dönüştürüldüğü restorasyon uygulaması, Güneydoğu Anadolu’daki zor koşullara rağmen gerçekleştirilen bu gruptaki çalışmalar arasında, önemli bir örnek olarak gösterilebilir.

Hanna Kuyumcuoğlu Evi

Hanna Kuyumcuoğlu Evi

Hanna Kuyumcuoğlu Evi

Hanna Kuyumcuoğlu Evi

Hanna Kuyumcuoğlu Evi

Hanna Kuyumcuoğlu Evi

Hanna Kuyumcuoğlu Evi
Midyat’taki restorasyona benzer şekilde, Edirne’de de bazı etkinliklerde bulunulmuş; kentte en erken sonuç alınan ürün Hafız Ağa Konağı olmuştur. Daha sonra Belediye Binası, Sarayiçi Kültür ve Sanat Parkı, Elektrik Santralı, Köprübaşı Karakol Binası ve İstasyon Kahvesi, Dr.Bahattin Öğütmen Konağı gibi uygulamalar gerçekleştirilen Edirne’ye ek olarak, Rum Okulu Rölöve ve Restorasyon Projesi hazırlanan Kastamonu ile Kültür Turizmi Gelişim Projesi hazırlanan Safranbolu kentleri gündeme alınır. İki cephesindeki 17 evin rölövesi çıkartılarak ayrıntılı bir Sokak Ölçeğinde Koruma çalışmasına konu olan Mescit Sokak örneği ile, Safranbolu projesi hayata geçmeye yönlendirilir.

Mescit Sokak
Koruma Projesi ile Diyarbakır – İçkale Yapıları Restorasyon Projesi’ni ise, hiç kuşkusuz, ülkemizde bu alanda gerçekleştirilmeye çalışılan etkinliklerin başında saymak gerekir. Organizasyon aşamasından bugüne kadar “devletin, yerel yönetimin ve kentlinin” benimseyeceği bir sivil hareket olarak kesintisiz sürdürülen çalışmalarda, 1930 yılı başlarından beri ilk kez, Albert Gabriel’in bütüncül yaklaşımı ile koşut bir belgeleme yapılarak surların “şimdiki durumu” ortaya konmuştur. Gabriel, uzunluğu 5,5 km’yi bulan beden duvarları ve 100 adet burç-kapı yapısı olan böyle bir kaleyi tek başına burç-burç rölöve etmenin olanaksızlığı nedeniyle, çalışmasını “seçilen” burç ve kapılarla sınırlamak zorunda kalmıştı. Bu projede ise seçime gidilmemiş; burçların tümü / sırayla / tek tek ele alınarak tarihsel, boyutsal, tipolojik özellikleri, ayrıntıları ve hasarları belirlenmiştir.







Ardından, saptanan özellikler ve uluslar arası ilkeler bağlamında, koruma yaklaşım ve yöntemleri ortaya konur. Gabriel’in değinmediği İçkale çevresi burçları ile kale içindeki 19.Yüzyıl yapılarının analitik rölöveleri çıkartılır. İçkale’deki askeri kullanımın sona ermesiyle burası yeniden işlevlendirilir ve 19.Yüzyıl yapılarının restorasyon projelerine ek olarak, bölgenin -üstün prestijli bir kimlikle- çağdaş yaşama katılımını sağlamak üzere, bir “kentsel tasarım / yenileme /çevre düzenleme projesi” hazırlanır. Ancak zaman içindeki gelişmelerle, buranın hem yerli halk hem de yabancılar için “kent tarihi ve kültürünü yansıtan bir alana dönüştürülmesi” amacı ile mevcut Diyarbakır Müzesi’nin fiziksel sorunlarını giderme ve geliştirme amacının çakıştığı görülmüş; İçkale yapılarının “Arkeoloji Müzesi” işleviyle kullanıma uygun olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Devlet yönetimi ve sivil toplum örgütleri ile temsil edilen tüm kent halkının da benimsediği bu görüş doğrultusunda; İçkale’deki Eski Kolordu, Adliyeler, Jandarma İstihbarat, Cephanelik ve Atatürk Müzesi binalarının restorasyonu için tadilat projeleri hazırlanır. Ancak bu projeler 1/50 ölçekli olup bir müze kompleksi için yapılması gereken tüm çalışmaları (sergilenecek, restore edilecek, depolanacak objelerin -malzeme, boyut, hasar, saklanma / sergilenme koşulları gibi- nitelikleriyle belirlendiği bir envanter ile bu verilerden hareketle hazırlanacak sergileme düzeni, elemanları ve teknik donanım tasarımını) içermemektedir. 2005 yılında başlatılan uygulama süreci içinde, mevcut müzede bulunan çok zengin arkeolojik malzemenin de dikkatlice elden geçirilmesi ve iç mekan tasarımının, oluşturulacak ihtiyaç programına göre geliştirilmesi zorunludur.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki kültürel değerlerin korunması için gösterilen özverili çabalar kapsamında, sınırlı çalışma olanaklarına rağmen birçok mimari eser analitik rölövelerle belgelenmiş, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmış, bazı koruma uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Maltaya’daki Karakaş Konağı Restorasyonu, ülkemizde pek yaygın olmayan kerpiç yapı koruma uygulamaları arasında, malzemeye özgü detayların verdiği heyecanla gerçekleştirilmiş, öncelikli bir örnektir.
Mardin – Kasımiye Medresesi, Nusaybin – Mar Yakup Kilisesi, Diyarbakır – Surp Giragos Kilisesi ve Cemil Paşa Konağı, Şanlıurfa – Harran Üniversitesi Konuk Evi, Gaziantep – Naip Hamamı, Kır Kahvesi, Kale’ye Bitişik Taş Ev, Cizre – Abdaliye Medresesi (Mem-u Zin Türbesi) ve Kırmızı Medrese gibi yapılar için hazırlanan rölöve ve koruma projelerinden bazıları (Gaziantep ve Cizre’dekiler), “GAP Bölgesi Kültürel Miras Geliştirme Programı” tarafından, uygulama sürecinde Avrupa Birliği fonları ile desteklenmek üzere önerilen projelerden olmuşlardır. Edirne’deki Ekmekçioğlu Kervansarayı Rölöve, Restitüsyon ve Restorasyon Projesi de, Avrupa Birliği fonlarından yararlanacak standartta ele alınmış ve uygulama süreci için aynı programa kabul edilmiş bulunmaktadır.

Surp Giragos Kilisesi

Surp Giragos Kilisesi

Surp Giragos Kilisesi
Alper, 1990’lı yılların ortalarına kadar, İstanbul ve Anadolu’nun her köşesinde, tasarımı Tures bünyesinde gerçekleştirilerek hizmete açılmış veya uygulama aşamasında bulunan turistik tesisler, konutlar, mağaza – çarşı – büro kompleksleri, ilk-orta ve yüksek öğrenim için eğitim yapıları, camiler, sinema – tiyatro ve kültür merkezi gibi sosyal yapılardan -ülkemizin son derece zengin mimarlık mirası için geliştirilen- koruma projelerine2, değişik işlevli yapılar için hazırlanan dekorasyon önerilerinden, büyük alanların planlandığı kentsel tasarımlara dek uzanan geniş bir skalada ve konunun gerektirdiği uzmanlık katkısını sağlayarak, mimarlığın her alanında hizmet vermeye devam eder.

Magic Life der Club Bodrum

Magic Life der Club Bodrum
1996 yıllarında ise, Antalya – Tekirova’da Queen’s Park Resort ve Bodrum – Bağla Koyu’ndaki Magic Life der Club Bodrum tesisleri ile çabalarken, bir anda iki önemli yapı hayatına girer: Kız Kulesi3 ile Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası4.

Queen’s Park Resort

Queen’s Park Resort

Queen’s Park Resort
Tarihi değeri yanında İstanbul’un simgesel değeri en yüksek yapılarından biri olan Kız Kulesi için derlenen görsel malzeme ve bilgilerin tümü, buranın, geçmişin her döneminde farklı bir işlev ve mimari biçimle kent siluetine katıldığını göstermektedir. Ancak 1943 yılında gerçekleştirilen bir restorasyonda bu süreci yansıtan izler örtülmüş; betonarme ekler yapılmış ve en önemlisi halkın belleğindeki “beyaz kuğu” tanımını yaratan sıvalarla duvar dokusu kapatılmıştır. Hazırlanan analitik rölöve, 3 restitüsyon önerisinden biri ve restorasyon projesi İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını tarafından onaylanarak uygulama süreci başlatılınca; öncelikle sıvaların sökülmesi ve 1943 yılına ait niteliksiz eklerin kaldırılması yoluna gidilir. Ne var ki bu süreçte bir taraftan yapının sunduğu veriler çoğalırken, diğer taraftan bazı olumsuzluklar ortaya çıkmış; mimarın uyarılarına rağmen onaylı projedeki ahşap iskeleden farklı / betonarme kazıklı iskele inşaatı ve adanın büyütülmesi gibi tepki alan uygulamalara ek olarak, 17 Ağustos 1999 depremiyle kulenin beden duvarlarında çatlaklar oluşmuştur. Yeni durumda, başka bir deyişle “yapının projeyi yönlendirmesi” sonucu, depreme karşı gövdeyi kuşaklama ve kale bölümündeki dendanların üzerine betonarme hatıl yapma zorunluluğu gibi, kamuoyunda ikinci tartışma konusu olan uygulamalar gerçekleştirilir. Ayrıca sökülen sıvaların altındaki taş duvar örgüsü çok sayıda Antik taş parçaları içerdiğinden yeniden sıvanmayıp “Kız Kulesi’nin sarardığı” şeklindeki eleştirilere hedef olan özgün görünümünde bırakılır. Çağdaş bir restorasyona yakışır anlayışla, Kız Kulesi’nin özgün okunabilirliğini ortaya koymayı hedefleyen bu müdahaleler ne yazık ki Mimarlar Odası ile konuya uzmanlık alanı dışından biraz romantik biçimde yaklaşan çevrelerce beğenilmemiş5; buna karşılık aynı yaklaşımla gerçekleştirilen Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası’nın restore edilerek Kadir Has Üniversitesi’ne dönüştürülmesi ise “özenli ve kapsamlı restorasyonu ile içinde yer aldığı çevrenin gelişimine katkısı” nedeniyle EUROPA NOSTRA 2003 DİPLOMA ÖDÜLÜ kazanmıştır6 .






Mehmet Alper 2002 yılında, meslek yaşamının en önemli işi olan Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi’ne başlar. Yapının kendisinden dekorasyon ayrıntılarına, mevcut fiziksel durumdan geçmişteki onarım ve yenilemelere, arşivlerden mülakatlara dek, köşke ve dönemin mimarisine ilişkin her tür bilgi derlenmeye çalışılır; en kısa sürede yayınlanmasını dilediği kapsamlı raporlar haline getirilerek teslim edilir. Bu çalışmaların sonuçları Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun “… Türk ve Dünya tarihi açısından önemli bir belge değeri taşıyan “Atatürk Müze Köşkü”nün restorasyonu için hazırlanan projelerde gösterdikleri duyarlık ve özenli çalışma için proje grubuna, bu çalışmayı başlatan ve destekleyen Cumhurbaşkanlığı yetkililerine teşekkür edilmesine, …” ifadesiyle onaylanarak, restorasyon aşaması yürürlüğe girmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi

Cumhurbaşkanlığı Atatürk Müze Köşkü Koruma Projesi
2000 yılı başlarından şimdilere uzanan süreçte, bu çalışmalardan başka, çoğu Çağdaş İnşaat’ın “Bodrum-1000 Ev” konsepti içinde olmak üzere Ballıkaya Evleri, Zeytindalı Evleri, Bitez Evleri, Kumbahçe Evleri, Konacık Evleri, Yalıkavak Evleri, Bodrum Villaları ile Ali Şen Çiftliği ve Evi.. gibi konutlar, yine Bodrum’da Zeytinada Oteli, Çağlar İş Merkezi, Birleşik Arap Emirlikleri – Fujairah kentinde Ain Al Qumoor Thermal Resort Hotel, Makedonya – Üsküp’te Otel, Antalya – Manavgat’da İber Otel Serra Palace, Çeşme’de Çeşme Termal Oteli, Irak’ın Süleymaniye kentinde Süleymaniye Plaza, İstanbul – Beylikdüzü’nde (avan proje döneminde Beykent Plaza diye anılan) ve sonradan Beykent Çarşı adı verilen sağlık-ticaret-alışveriş kompleksi ile Beykent Üniversitesi Kampusu, yine İstanbul’da Kadir Has Üniversitesi Selimpaşa Kampusu, Fatih Kültür Merkezi, Fatih Şehir Tiyatrosu ve Fatih Belediyesi Hizmet Binası, Şanlıurfa’da Halepli Bahçe – Dinler ve Kültürler Parkı Kentsel Tasarım Projesi, Siirt’te Veysel Karani Ziyaret Beldesi İnanç Turizmi Merkezi Kentsel Tasarım Projesi gibi -birçoğu halen uygulama aşamasında olan- tasarımlar gerçekleştirilir. İstanbul – Kadırga’da Küçük Ayasofya Camisi / Sergios-Bachus Kilisesi7, Çengelköy’de Vahdettin Köşkleri, Kırım – Yalta’da Anton Çehov Tiyatrosu, Gaziantep’te Nakiboğlu Evi, Çorum’da Ali Paşa Hamamı için hazırlanan koruma projeleri de, yine bu son dönemin ürünleridir.

Fatih Kültür Merkezi

Fatih Kültür Merkezi

Fatih Kültür Merkezi
Yapı türleri ve bulunduğu coğrafi özellikler açısından bu denli geniş bir yelpazede çalışmak, başka bir deyişle birbirinden farklı sosyal çevrelere ait bir işveren profiline sahip olmak yoluyla, gerçekte mimarlık adına sağlanan bu zenginlik; Alper’in iş hayatında diğer yandan da -birçok meslektaşının pek yaşamadığı- bazı sıkıntılara neden olur. Örneğin yalnız yüksek bütçeli yatırımlar değil, kısıtlı bütçeler için de, daima olabilecek en üst nitelikli üretimi gerçekleştirmeye uğraşmış; büyük yatırımcılarla elde ettiği görkemli ürünler kadar, sınırlı olanaklarla da optimum ve üzeri çözümler üretmenin güçlüklerini üstlenmiştir. İmar ve yapılaşma sorunları olmayan alanlarda rahatça çalıştığı konular vardır; ancak bunun yanında sit alanları ve tarihi çevrede tasarım yapmanın, tarihi yapılarla çalışmanın bilimsel ve bürokratik zorlukları ile de, hep “ilk” uğraşmak zorunda kalan mimarlardan biri olmuştur. Ancak tüm güçlüklere karşın, mimarlığın TASARIM ve KORUMA gibi temel alanlarının her ikisinde de, olabildiğince UYGULAMA denetimini üstlenmek koşuluyla, etkinliklerini kesintisiz sürdürmeye devam eder. Bu sürecin verimliliği, koruma konulu çalışmalarında bilimsel araştırmaya dayanma titizliğine, geleneksel yapım sistemleri ile biçimsel özelliklerin özümsenmesine ve en uygun final detaylarıyla sonuçlandırma becerisi gözlenen tüm yapılarında, modern teknoloji ile geleneksel verilerin çağdaş yorumunu kullanarak gerçekleştirdiği senteze bağlı görünüyor.

Beykent Çarşı

Beykent Çarşı

Beykent Çarşı
1884 yılında Osmanlı tütün tekelinin “Reji İdaresi” adıyla tanınan şirkete devredilmesiyle hizmete giren ve önceleri yalnızca tütün işlenmesinde kullanılan fabrika, 1900’den sonra sigara üretimine de başlamış; 1925’te “Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası” adıyla Türk Tekel İdaresi’ne bağlanarak 20.yüzyıl sonlarına dek işlevini devam ettirmiştir. Bu süreçte, gereksinimler doğrultusunda gerçekleştirilen çeşitli bakım, onarım ve eklerle özgün mekan düzenini bir ölçüde yitirmiş, ardından Tekel Genel Müdürlüğü’ne bağlı bazı fabrikaların özelleştirme ve tasfiyesi kapsamında üretimine son verilerek boşaltılmıştır. Haliç silüeti içindeki etkinliğine ek olarak hem 19.yüzyıl sonlarındaki kentsel dönüşümü simgeleyen boyutsal heybeti, hem de işçilerin yaşadığı yakın çevresinin sosyo-ekonomik odağı olma özellikleriyle “Sanayi Arkeolojisi” başlığı altında değerlendirilmesi gerektiğinden, yeni bir işlev kazandırılarak restorasyonu gündeme gelir. Bu bağlamda İstanbul’un genel koruma planlaması, kamu yararı ve tek yapı ölçeğinde koruma yönlerinden uygun görülen bir yaklaşımla, komplekse üniversite işlevi kazandırılmasına karar verilir.

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi

Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası- Kadir Has Üniversitesi
Halen Kadir Has Üniversitesi’nin merkez kampüsü olarak kullanılan Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası’nın restorasyonu kapsamında, Güzel Sanatlar Fakültesi binası altındaki 16.Yüzyıla ait bir hamam kalıntısı ile otoparkın altındaki Bizans sarnıcı da koruma kapsamına alınmış ve bu mekanların “Rezan Has Haliç Kültürleri Müzesi”ne dönüşüm süreci başlatılmıştır.
1-M. Sözen, Cumhuriyet Dönemi Türk Mimarlığı (1923-1983), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Genel Yayın No: 246, Cumhuriyet Dizisi: 9, Ankara 1984, s.284, 318
2 – İstanbul – Büyükada Rum Yetimhanesi’nin rölöve ve restorasyon projesi, bu yıllarda hazırlanan koruma projelerine bir örnek olarak gösterilebilir (bkz: “İstanbul’da Ahşap – Panel”, İstanbul, Sayı 25, Nisan 1998, s. 98-108).
3-M. Alper, “Bir Restorasyon Öyküsü – Kentin Yalnızlık ve Gizem Simgesi: Kız Kulesi”, İstanbul, Sayı 33, Nisan 2000, s. 22-31; “Kızkulesi Restorasyon Süreci / The Restoration Process of Kızkulesi”, Tasarım, Sayı 108, Ocak-Şubat 2001, s. 86-104.
4- F. Alioğlu – B. Alper, “Cibali Tütün ve Sigara Fabrikası – Sanayi Yapısından Üniversiteye”, İstanbul, Sayı 27, Ekim 1998, s. 40-48
5- K. Gümüş, “Kız Kulesi İçin Gecikmiş Bir Yazı”, İstanbul, Sayı 33, Nisan 2000, s. 32-34; T. Oral, “Kız Kulesi’nde Kafa Çekmek”, İstanbul, Sayı 33, Nisan 2000, s. 35; S. Akın, “Kız Kulesi – Çiğnenip Denize Atılan Sakız”, İstanbul, Sayı 33, Nisan 2000, s. 37-40; Z. Ahunbay, “İstanbul III Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Başkanlığı’na Kız Kulesi’nin Restorasyonu Konusunda ICOMOS Tarafından Sunulan Rapor”, İstanbul, Sayı 33, Nisan 2000, s. 41.
6-“Former Cibali Tobacco and Cigarette Factory, Istanbul (Turkey)”, European Cultural Heritage Review / Revue du Patrimoine Culturel Eurropéen, Special Issue / Awards 2003, p. 21.
7-Alper, Küçük Ayasofya Camisi için hazırlanan Rölöve – Restitüsyon – Restorasyon projelerinin onaylanmasından sonra Mart 2005’e kadar mesleki uygulama sorumluluğunu üstlenmiş, ancak söküm sonrası rölöve aşamasında bu görevi devretmiştir








