Yoksulların mimarı söylemiyle anılan Hasan Fethi hayatı boyunca öze dönme, özü özendirme amaçları doğrultusunda mimarlığıyla uluslararası bir figür haline gelmiştir. Tanyeli, Fethi’nin düşüncesini; “…’yeni’ yoktan var edilebilecek ve o güne dek geliştirilen inançlar ve bilgiler sistemini yıkabilecek güçte bir devrimci etki değildir. Fethi için ‘yeni’ icat edilemez niteliktedir; o, ‘eski’nin içinde varolduğundan ötürü, ‘yeni’nin ona göre bir çekiciliği de yoktur. ” ile açıklar.

Hayatı ve Mimari Kimliğinin Şekillenme Süreci 

Hasan Fethi, 23 Mart 1900’de İskenderiye’de soylu bir ailede doğmuştur. 8 yaşındayken ailesiyle Kahire, Helvan’a taşınır. Babası Fas’tan göçmüş olan varlıklı bir aileden gelmiş olup, annesi Türkiye’den göçmüş bir Kafkas’tır. Annesinin sanat ve müziğe olan merakı, çocuklarına yansımıştır. 3 kız 3 erkek olmak üzere 6 kardeşi olan Fethi’nin diğer kardeşleri de kendi mesleklerinin yanında sanat ve spor alanlarıyla ilgilenmişlerdir. Babası polisken, dönemin şartlarından ötürü yoksulları tutuklamak zorunda kaldığı için mesleğini bırakmış, Fransızca öğretmenliği yaparak hukuk okumuştur.

Yakın ilişkilere sahip olduğu elit çevre, aile bağlarının yanı sıra kişisel özellikleri sayesinde de genişlemiştir. Hasan Fethi’nin çocukluğunun Kahire’de olumlu şartlarda geçmiş olmasıyla birlikte, annesinin sanata ve kırsala olan ilgisi, babasının ise yoksullara yardım etme düşkünlüğü, Fethi’nin karakteriyle birlikte düşüncelerini biçimlendirmiştir. Özellikle annesinin payı büyüktür. Ve bugün tanıdığımız Fethi mimarlığının temel taşlarını oluşturmuştur.

Hasan Fethi Portre Fotoğrafı

Gençliğine kadar bir köy görmemiştir. Mezun olduğunda, dâhil olduğu bir proje sırasında Mısır’ın köyleriyle ilk kez tanışmış olup, kendi ifadesiyle bu korkunç bir deneyim olmuştur. Babasına ait olan çiftlikte, çöplerin arasında sefalet içinde yaşayan köylüleri gördükten sonra kafasındaki cennet kır imgesi silinmiştir. Fethi’ye göre bu alt katmanda kalan yerde, her şey para kazanılma amacına göre ayarlanmıştır. Bu çiftliğin kendilerine ait olması sebebiyle bu görünümden kendisini sorumlu hissedip suçluluk duygusuna kapılmıştır.

Annesinin köy sevgisi sebebiyle tasvir ettiği kırsal hayatın gerçekte farklı olduğunu görmesi Fethi’nin Mısır köylerine eski masalsı mutluluğu getirmek bir hedef haline gelmiştir. Bu arzusu sebebiyle Ziraat Fakültesine girmek isteyen Fethi, sınavları geçememiş ve Mimarlık Fakültesine girmiştir. Fakültede döneminin benimsenen, Beaux Arts geleneğinde Avrupa Klasik Mimarlığı üzerine bir eğitim almıştır. Konuşmalarından birinde, üniversitede Klasik Mısır İslam Mimarlığına dair bir okuma yapmadıklarını, konunun ancak mimarlık tarihi kitabının egzotik mimarlıklar bölümünde sadece birkaç sayfayla geçtiklerinden bahsetmiştir.

Eserlerinde ve konuşmalarında Kuran ayetlerinden örnekler vermesi, Fethi’nin iyi bir eğitimden geçtiğini ve güçlü bir İslami kimliğinin olduğunu göstermektedir. Eski ve yeniyi ayırt etmemesinin ispatında bile yine bu bilgisini kullanmıştır. Tanyeli, Fethi’nin mimarlığını şöyle ifade etmektedir;

“Fethi’ye  göre, “yeni” yoktan var edilebilecek ve o güne dek geliştirilen inançlar ve bilgiler sistemini yıkabilecek güçte bir devrimci etki değildir. Fethi için “yeni” icat edilemez niteliktedir; o, “eski”nin içinde varolduğundan ötürü, “yeni”nin ona göre bir çekiciliği de yoktur. Fethi bir konuşmasında, aslında çağdaş İslam ve özellikle de çağdaş Arap dünyasında yaygın sayılabilecek bu düşünsel yaklaşımını dolaylı biçimde şöyle açıklar: Ünlü mimar, Kur’an’ın Bakara Suresi’nde Tanrı’nın dünyayı yaratıp yedi kat gökle çevrelediğini okumuş ve bunun bilimsel açıklamasını merak etmiştir; aradığı açıklamayı modern bir bilimsel yayında bulur. Bu yedi kat gök, atmosferin farklı kimyasal bileşime sahip çeşitli katlardır. Görüldüğü gibi, bu özel durumda “yeni”, yani bilimsel ifade, “eski”nin, yani dinsel ifadenin içinde gizili olarak varolanın açıklanmasından başka bir şey değildir Fethi için.”

1926 yılında Mimarlık Fakültesinden mezun olan Hasan Fethi, 1930’a kadar Belediye İşleri İdaresinde çalışmıştır. 1930 yılında Kahire Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine eğitmen olarak atanmış ve 1946 yılına kadar eğitmenlik görevine devam etmiştir. 1945-1948 yılları arasında mimari kariyerinin en bilinen yapıtı Yeni Gurna Köyünü inşa etmiştir. Köylülerin sosyoekonomik durumlarının sentezi olan bu proje tasarımı, Mart 1947’de popüler bir İngiliz haftalık dergisine, 6 ay kadar sonra ise ulusal bir İngiliz gazetesine haber olmuştur. Bir yıl içinde İspanyol mimarlar camiası tarafından tanınmış, övgü almıştır. 1949 yılında bir Fransız ve bir Hollanda süreli yayınına konu olmuştur. 1949-1952 arasında Eğitim Bakanlığı’nın Eğitim Yapıları Bölümü’nde müdür olarak görevlendirilmiştir. 1953 yılında Kahire Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mimarlık Bölümü Başkanı olmuştur. Mimarlık eğitiminde modernist eğilimlerin giderek arttığı bir dönemde devlet ödülleri ile desteklenmiştir.

1959 yılında uluslararası projeler yapan Doxiadis ile çalışmak üzere Yunanistan’a gitmiştir. 2 yıl sonra Mısır’a dönmüş ve meslek hayatına burada devam etmiştir. Zevkle icra ettiği mesleğinde yapmak istedikleri konusundaki dik duruşluluğu meslektaşları tarafından yalnızlaştırılmasına yol açmıştır. Kitabı tüm dünyada mimarlık öğrencileri tarafından ilgi görmüş, ülkesinde eleştirilmesine rağmen uluslarca tanınan ve sahiplenilen bir mimar olmuştur.

1972 yılında Türkiye’de bir ay kadar kalmış olup, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’ne konuk olarak çağrılmıştır. Türkiye’de bulunduğu süre içerisinde Kapadokya, İç ve Kuzey Anadolu’ya geziler yapma fırsatı bulmuştur. Danışmanlık yaptığı, Birleşmiş Milletler ve Ağa Han Vakfı’nda tanınmakla birlikte çeşitli ülkelerde ve Arap Dünyasında konferanslar vermiş ve güçlü bir dinleyici kitlesine sahip olmuştur. 1980 yılında Ağa Han Mimarlık ödülü yönetim komisyonunda olmasına rağmen onun için oluşturulan özel başkanlık ödülünü, aynı yıl “Doğru Geçim Ödülü”nü ve 1984 yılında ‘Uluslararası Mimarlar Birliği’ Altın Madalya ödülünün sahibi olmuştur. Tüm bunların yanında, Avrupa ve Amerika dışındaki bir ülkeden ‘Uluslararası Mimarlar Birliği’ (UIA) Altın Madalyasını kazanan ilk mimar olmuştur. 30 Kasım 1989’da 89 yaşında vefat etmiştir.

Darulislam’da Fethi’nin tonozları ve kubbe

Hasan Fethi Mimarlığı

Fethi, mimari yaklaşımıyla, mimarlığın yaşamın diğer alanları gibi gelenekten kopmaması ve gelecek nesillere aktarılabilir olması özelliklerini taşıması gerektiğini savunmuştur. Ama yöreselcilik de tek başına Fethi’nin mimarlığını tanımlamaz. Serageldin’e göre; yalınlık, sadelik ve bu çerçevedeki tekrarlar Fethi mimarlığını gösterebilir.  Bu sade tasarımın, hem planda hem cephe düzeninde okunabiliyor olması ve yine tasarımın tamamlayıcısı olarak yalınlıktan doğan ‘tekrarlamalar’ da mimari dili olarak ortaya çıkar. Cephede yakalanan etki de, malzemenin etkisi olarak, renk ve yüzey tezahüründen daha çok hacim ve pencere sisteminden yani doluluk boşluk oranının uyumundan kaynaklanır.  Fethi’nin simetri üzerine “Mekanik olan tıpkı simetri gibi ölümdür” , ifadesi de bu konudaki görüşünü belirtmektedir. Bunun devamında güzellik anlayışını da şöyle açıklamaktadır:

“Bir binanın görünümünün, içinde yaşayanlar üzerinde derin etki yaptığına inanıyorum, ama kimse insanları Parthenon’da ikamet ettiremez. Yapılan güzel tasarım, insanların günlük mütevazı gereksinimlerine cevap vermek zorundadır: hatta, eğer tasarımlar, malzemelerine, çevrelerine ve günlük işlevlerine uygunsalar ister istemez güzel olmak durumundadırlar.”

Yeni Gurna Köyü’nden bir perspektif

Hasan Fethi, soylu bir kökenden gelmiş olup, ülkesinin entelektüel ve sosyal elitinin bir üyesidir. İçinde yer aldığı sosyal statünü sebebiyle mimarlığını daha çok Mısır’ın önde gelen kesimlerine yöneltmesi “Yoksullar için Mimarlık” düşüncesi ve söylemine sahip bir mimarla çelişiyor görünmektedir.  Ancak, o, bu çelişkiyi aslında “yoksullar için mimarlık” adı altında bir mimari anlayış kategorisinin olabileceğine inanmadığını söyleyerek asıl amacının “eğer varlıklı ve etkin kesim onun mimarisini beğenip benimserse yoksulların da özenip onun mimarisini beğenmesini sağlayabileceği olduğunu”  söyleyerek yanıtlamıştır.

Fethi mimarlığı için ifade edilen bir başka eleştiri de “acayip, yabansı, rustik manzaralar, kubbeler, tonoz ve kemerler, avlular, kerpiç” kullanmasından ötürü “romantik” olarak nitelendirilmesidir. Bu eleştiri, onun tarihine olan bağlılığından kaynaklanmaktadır. Fethi, bu eleştiriye şu şekilde cevap vermiştir: “İnsanlara estetik ve kültürü hatırlatınca romantik olduğumuzu söylüyorlar, bu, toplumumuzun bugünkü durumunu göstermektedir.”

Mimari Eserleri 

Hasan Fethi, mimari ürünlerinden daha çok mimari duruşu ile öne çıkmaktadır. Ama bu getirdiği akımın bu denli önemli bir değer arz etmesi, ürünlerini geride bırakacağı anlamına gelmez. Fethi mimarlığına dair ilk 15 yıl hakkındaki bilgiler oldukça az bulunuyor olmasının sebebi, 1930’ların sonlarında Mısır kaynaklarına dönerek tasarım felsefesini oluşturmuş olmasıdır. En büyük eseri sorulduğunda “Hiç büyük bir eserim yok.”demiş olması, mimarlığa bakışındaki mütevaziliğini açıkça göstermektedir. Uluslararası bir figür haline gelmiş mimarın, mimarlık tarihi açısından dikkate değer ürünlerine baktığımızda aşağıdaki eserlerini sıralayabiliriz:

Kallini Evi (1937), Hamid Said Evi (1942), Sidi Krier’de Ev (1971), Fuad Riad Evi (1967), Ezbet Al Basry (1942), Yeni Gurna Köyü (1948), Lu’luat Al-Sahra (1950) (Şekil 6), Ministerli Evi (1950), Stopplare Evi (1950), Seramik Fabrikası (1950), Harraniya Köyü Projesi (1957), Fares’te Okul (1957), Yeni Bariz Köyü (1967) (Şekil 7), Dareyya Prototip Köyü (1975), Dar-ul İslam (1980), Sakar Yolu Evleri (1967-80) [

Hasan Fethi’ye göre;

“Mimarlık bir toplum sanatıdır, çünkü binaları {mimarlar} kent içerisine herkesin görebilmesi için koyarlar. Bir resim, eğer kötü yapılmış ise ressamın kendi stüdyo duvarında asılı kalır. Kötü müzik de bir konser salonunun duvarlarında hiç bir zaman aksettirilemez. Fakat mimar, bir diktatör gibi davranabilir, çünkü insanlar, onun tasarladığı kapıdan geçmek mecburiyetindedirler. Ve eğer o binasına bazı çirkinlikler katmış ise bu çok üzücü olur çünkü bu toplumun üzerine empoze edilmiştir. Çirkin ve gereksiz bir bina, önünden geçen her insana bir hakarettir; ona der ki işte sen buna layıksın bayım!..’ Fakat güzel mimari, o binaya gelen her insana bir saygı ifadesidir. Güya bir minüet* gibi, insana reverans** yapar… ” 

Yeni Gurna Köyü

Yeni Gurna Köyü, Hasan Fethi’nin uluslararası bilinen en gözde projesi

 

Yoksulların mimarı söylemiyle anılan Hasan Fethi, Yeni Gurna köyündeki her evin tasarımını, köy halkının her hanesinin temsilcileriyle istişare edip tasarlamıştır. Yerel malzeme ve geleneksel tekniklerle inşa edilen bu köy, zamanında değeri bilinmediği için tamamlanamamış olup 2010 yılında UNESCO’nun müdahelesiyle koruma altına alınmıştır.

Akil Sami Evi

Bu ev ve aynı bölgede yer alan diğer başka evler, yüksek barajın inşasından sonra hükümet tarafından kerpiç kullanımının yasaklanması ve ayrıca yapının sağlamlığına ilişkin yetersiz test sonuçları nedeniyle yine yerel malzeme olan kireç taşından inşa edilmiştir.

Darül İslam Medresesi

Hasan Fethi’nin üstlendiği son kamu projesi, Abiquiu, New Mexico’da kurulan kâr amacı gütmeyen bir eğitim kuruluşu olan Dar Al-Islam’dı. İnşaa için New Mexico’da bu bölgeyi seçmelerinin sebebi; kerpiç kullanılıyor olması ve yapı silüetinin birçok Müslüman ülkeninkine benzer olacak olmasıydı. Bu bölgede nitelikli duvar ustası olmadığından dolayı Fathy, ustalarını beraberinde getirdi.  Yapıya cami tasarımıyla başlanırken, sonrasında kalan plan değiştirilmiş ve bölgedeki inşaat kurallarına  uygun olması önemsenerek bugünkü halini almıştır.

Kaynak: www.mimaridusunce.com

Hasan Fethi ve Katılımcı Mimarlık

1900 yılında İskenderiye’de doğan Fethi eski tasarım yöntemleri ve malzeme çeşitleri ile Mısır mimarlığı ve kentsel tasarım teknikleriyle beraber tasarımı içselleştirdi. Hasan Fethi yapılarını tasarlarken iklimlendirici ve verimli yapılar olmasını önemsedi. Tasarımlarında taş, kerpiç, tuğla gibi yerel malzemeler kullanmıştır. Ayrıca avlu, kubbe ve maydan gibi yapılara yer vermiştir. Bunu yaparken yerel sakinlere kendi malzemelerini kullanarak kendi binalarını inşa etmek için eğitimler vermiştir. Bu sayede kullanıcının bu sürecin içinde yer almasını sağlamıştır. Mimarın benimseyip uyguladığı katılımcı mimarlık tanım olarak, halkın kendi iradesiyle ihtiyaçlarını karşılama gücünün dönüştürücülüğünü esas alan akımdır.

Fethi’nin amacı Mısır’da yüzyıllardır kullanılmakta olan kerpici yine kullanarak, geleneksel inşaat yöntemleri ve zanaatları canlandırarak az maaliyetle çok güzel çevreler oluşturmaktır.

Hasan Fethi toplumsal yapı ile mimarlık eylemi arasında birebir bir ilişkiyi öngören felsefeyi benimsemiştir. Bu toplumun süreçleri içinde var olan yapı üretme hareketinin korunması ve sağlamlaştırılmasına yönelik bir düşünce sistemidir. Ayrıca bu süreçte kadınların rolünün değerli olduğu düşüncesini ‘’ Belki de erkeklerin evlerine karşı olan bu ilgisizliği, evin erkeğin değil, kadının yetki alanına girmesindendir.’’ sözünden çıkarabiliriz.

Fethi’nin mimari yaklaşımında modern mimarlığı tercih etmeme sebebi modern mimarlığın köylerin ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kalması ve aynı zamanda ekonomik olduğunu düşünmediği için uygun bulmuyordu. Bu yüzden onlara özgü yerel malzeme ve inşaat usullerini kullanmayı uygun görmüştür.

Gazi Üniv. Müh. Mim.Fak. Der. Cilt 19 No 4,365-374, 2004

 

Fotoğraf © Hassan Fathy Mimarlığında Tasarım İlkeleri Üzerine Eleştirel Bir İnceleme

 

Yeni Gurna Projesi

1946-1953 yılları arasında bir arkeolojik sit alanı üzerinde konumlanan Gurna Köyü’nün taşınması amacıyla, merkezi yönetimin isteğiyle gerçekleştirilen ‘Yeni Gurna’  Projesi’ni tasarlayıp inşa etmiştir. Gurna Köyü’nde tarihi mezarlar ve arkeolojik değeri olan yerler vardı. Gurna’da bu mezarların üstüne ve çevresine inşa edilmiş beş gözlü evlerde yedi bin kişi yaşıyordu. Bu insanlar bundan 70 yıl önce, ataları buraya geldiğinden beri mezar soygunculuğu yaparak geçimlerini sağlıyorlardı. Tarım arazileri kendilerine ait olmadığı ve zaten yedi bin kişiye yetersiz olduğu için, köyün tüm ekonomisi neredeyse buna dayalıydı. Mısır tarihi açısından büyük bir kayıptı. Bu nedenle insanlara bu bölgeden uzak bir yerde konut yapmak ve bu bölgeyi de halkın istek ve ihtiyaçlarına yönelik kamusal bir mekan haline dönüştürülmesi planlanmıştır. Yeni tasarlanan konutlar için ise istatistiksel çalışmalar yapmışlar fakat tümüyle bunlara göre ilerlememişlerdir. Çünkü aynı topluluktaki bireyler birbirlerinden öngörülemeyecek şekilde farklılıklar gösterir düşüncesiyle her yapı kullanıcının özelliklerine, alışkanlıklarına tercihlerine ve eğilimlerine göre bireyselleştirilmiştir. Fakat bölge halkı bu duruma çok sıcak bakmamıştır. Yeni Gurna düşüncesi beklenildiği başarıyı sağlayamamıştır.

Projenin ana yapı malzemesi olarak kerpiç kullanılmıştır. Peki kerpiç kullanarak katılımcı mimarlık ile sürdürülebilir mimarlığı birlikte değerlendirmiş oluyor muyuz? Çevresel sürdürülebilirlik açısından irdelediğimizde kerpiç toprakla karıştığı için sürdürülebilirliğe katkısı vardır. Fakat sosyal açıdan baktığımızda Yeni Gurna sürdürülebilirlik açısından değerlendirilememiştir.

Toparlayacak olursak Fethi halk mimarisi ile mimarların mimarisini birbirine yaklaştırmak, Mısır’ın doğal çevresiyle mimarlığı bağdaştırmak istemiştir. İnsan yaşadığı çevrenin oluşumuna katkıda bulunursa, yaşadığı çevreyi sever ve aidiyetlik hissi kuvvetli olur düşüncesiyle hareket etmiştir. Ayrıca sıfırdan başlamak yerine yerel mimari ve kültürel birikimi kendi tasarım yaklaşımıyla yeniden canlandırmıştır.

 

Kaynak: www.structpedia.com

2 Comments

  1. Ne sakin ne arıtılmış ne kültüre odaklı bir çizgi Hasan Fethi nin ki. Mirası ve onun bakış açısını ne iyi ki taşıyanlar var bugün.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir