İstanbuluşmaları 2009 gerçekleştirildi

16 Dakika Okuma Süresi

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, İTÜ, MSGSÜ ve YTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri’nin ortaklığında İstanbul Buluşmaları, Kriz ve İstanbul temasıyla, 19 ve 20 Ekim 2009 tarihlerinde İTÜ Taşkışla Kampüsü’nde gerçekleştirildi. İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Orhan Hacıhasanoğlu ve İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölüm Başkanı Prof. Dr. Handan Türkoğlu’nun açılış konuşmalarının ardından, TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Demirdizen, Toplu Konut İdaresi Başkanı Erdoğan Bayraktar ve Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Sönmez konuyla ilgili genel çerçeveyi sundu.

i-b-6.jpg

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Erhan Demirdizen:
“Bizim tek isteğimiz, hukuka uygun plan ve projelerin yapılması”

Demirdizen konuşmasında, İstanbul Buluşmaları’nın düzenlenme amaç ve şeklini anlatırken, meslek odası olarak görevlerini yapmaya çalışırken kişi ve kurumlarla yaşadıkları sorunlara da değindi.

“Üç yıldır İstanbul’un çeşitli güncel sorunlarını, İstanbul’un planlanmasını güçleştiren sorunları, İstanbul’un geleceğe taşınması açısından önemli olan kaynaklarını, potansiyellerini, kamu yararına, toplum yararına nasıl geleceğe taşıyabileceğimizi bu salonlarda tartışıyoruz. Bilim insanlarımız kafa yoruyor, meslek insanlarımız, uzmanlarımız katılıyor. Bu sorunların bütün tarafları bu toplantılara katılacak ki, biz de şehir plancıları olarak, meslek insanları, kent planlaması uzmanları ve akademisyenleri olarak planlama mesleğinin doğasından gelen görüşlerimizi, yaklaşımlarımızı taraflarla paylaşabilelim. Bu, adı üzerinde, bir buluşmadır ve burada çok farklı fikirler, yaklaşımlar, tavırlar var. Bunlar doğal. Ancak Şehir Plancıları Odası olarak bizim nerede durduğumuz, bütün bu meselelere, sorun alanlarına nereden baktığımız belli. Ben bizzat kayıtlara geçsin diye Şehir Plancıları Odası’nın duruşunu, tavrını, görüşünü ifade eden birkaç kelime sarf etmek istiyorum.

i-b-1.jpg

Biz, planlamanın temel ilkelerinden, şehirciliğin esaslarından, kamu yararından, toplum yararından bakıyoruz. Böyle bakarken de bazen kurumlarımızla ters düşüyoruz, çeşitli tatsızlıklar yaşıyoruz. Meslek odası olarak böyle bir hedefimiz olamaz. Biz siyasi bir kurum değiliz. Ama zaman zaman siyasetçilerle de karşı karşıya geldiğimiz oluyor. Yasalardan gelen yetki ve görevlerimizi kullanarak bazen kendilerini uyarıyoruz. Yapılan yanlışları söylüyor ve ikna etmeye çalışıyoruz. İkna edemezsek itiraz ediyoruz ve dava açmak durumunda kalıyoruz. Ama şunu hep söylüyoruz ki, aslında olması gereken normalde bu değil. Batı ülkelerinde meslek örgütlerinin toplantılarına katıldığımızda görüyoruz, meslek odaları bu kadar itiraz eden, bu kadar tartışan, bu kadar dava açan, bu yolla kurumları ikna etmeye ve meslek ilkelerini hatırlatmaya çalışan kurumlar değil. Türkiye’nin belirlediği AB ilkelerinde bu öyle değil. Oralarda meslek odalarıyla çalışma mekanizmaları işliyor, kurumların geniş danışma kurullarıyla karar verdiklerini görüyoruz. Zaman zaman sözünü ettiğimiz bu ülkelerde, meslek odaları yetkilileriyle o ülkelerdeki bakanlık yetkilileri ortak konular etrafında konuşabiliyorlar çünkü arkasında o uzun süreli müzakereyi arkasında bırakıyorlar. Bizim de meslek odalarımızın kuruluş yasaları bu yetkileri veriyor.Muhakkak Türkiye’de uygulama yapan, planlama ile ilgili, imarla ilgili kurumların projelerinde varsa yanlışları zamanında uyarıp onların yanlış yapmasını önceden engellemeye çalışıyoruz. Görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Çaresiz kaldığımızda yargıya gitmek zorunda kalıyoruz.

Tabi Türkiye zaman zaman söylemlerin biraz sertleştiği bir ülke. Bu nedenle bazen gerçekten anlamakta zorlandığımız açıklamalarla karşılaşmıyor değiliz. Bu kapsamda geçtiğimiz günlerde meslek odalarımızı ilgilendiren bir tartışmaya dikkat çekmek istiyorum.

Sayın Başbakan bizler için “Sizlere yazıklar olsun” demiş, Galataport’u engellediğimiz için… Ardından da “Galataport nedir diye sorun, bilmezler” demiş.

3 sene önce, Galataport farklı boyutlara geldikten sonra, bizler Galataport’taki farklı yapılaşmaları Kıyı Kanunu’na aykırı bulup yargıya götürdükten sonra, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi olarak, bu konunun tarafları olarak bir araya geldik ve Galataport’un kitabını yazdık… Türkiye’de bir kurvaziyer limanın içerisinde neler olması, neler olmaması gerektiğini, Turizm Bakanlığı bile bilmiyorken, böyle güncel bir tartışmayı açtık. Ben bu nedenle huzurunuzda bunu tekrar söylemek istiyorum: Sayın Başbakan’ı yanlış bilgilendiriyorlar galiba. Galataport’u biz engellemedik, hukuk engelledi. Çünkü Türkiye’de kıyının hukuku çok açık, yazılı bunlar, hiçbir yoruma gerek yok. Anayasamız, “kıyılar toplumun genel kullanımına açık olacak” diyor. “Galataport” adı altında, tarihi Galata Limanı’nın kıyı kesiminde on binlerce metrekarelik alışveriş merkezine karşı çıkıyoruz. On binlerce metrelik otel inşaatına karşı çıkıyoruz. 80 yıllık Türkiye tarihinde kıyıda bunları yapabilmiş hiçbir yatırımcı yok bugüne kadar. Galataport gibi bir konuyu bu ülkenin ilgili meslek odalarının tartışmaya açması kadar doğal bir şey olamaz.

i-b-2.jpg

Ben huzurunuzda yine TOKİ Başkanı Sayın Bayraktar’a katıldığı için teşekkür etmek istiyorum, ancak, geçen hafta basından izlediğimiz kadarıyla kendisi de böyle bir tartışma gündeme getirmiş durumda. Bizim tek isteğimiz, hukuka uygun plan ve projelerin yapılması. O nedenle, ulusal bir gazeteye göre Sayın Bayraktar’ın “meslek odaları olarak rüşvet istediğimiz” gibi sözleri bizi üzmüştür.En genç meslek odalarından biri olarak 50-60 yıldır mesleki faaliyetlerini yerine getirmeye çalışan odalarımız kamu oyuna bu şekilde yansıtılıyor. Ben burada bir hatırlatma ve not olarak aktarmak istiyorum. Maalesef Sayın Başbakan’ın Galataport ile ilgili sözleri ve TOKİ Başkanı Sayın Bayraktar’ın açtığımız davalarla ilgili söylediği bu sözler aynı gün basına yansımış durumda. Buna fazlasıyla tepkiliyiz, bunu fazlasıyla haksızlık olarak görüyoruz.

Bu nedenle İstanbul Buluşmaları konusunda tekrar altını çizmek isterim ki, biz, kurumlar arasındaki tartışmaları bu bahsettim düzeyde yapmamak için toplanıyoruz. Tartışmaların teknik ve bilimsel düzeyini korumak için bu salonları dolduruyoruz. Uzmanlık ve bilim kavramlarını sadece deprem ve sel gibi acı olaylardan sonra hatırlamamak için, ne düşündüğümüzü birbirimizin yüzüne karşı doğruca söyleyebilmek için ve karşılıklı fikirlerimizi, düşüncelerimizi, çözümlerimizi, sorun tespitlerimizi paylaşmakta yarar bulduğumuz için bir araya geliyoruz. Bunun için de ilgili tüm kurumları buraya davet ediyoruz.”

Toplu Konut İdaresi Başkanı Erdoğan Bayraktar:
“Biz Sulukule’deki kentsel dönüşümü yapmasak odalarımız kimi eleştirecekti?”

Bayraktar, TOKİ’nin krizden ortamında düzelmeyi sağlamak için sürekli çalıştığını ve bu sırada çok yanlış yaptıklarını açıkladı.

“Ülkemizin durumu, konumu belli, İstanbul’umuzu da biliyoruz. İstanbul Türkiye’nin önüne geçen bir dünya şehridir. Türkiye’de krizden çıkmak için İstanbul’a çok dikkatli bakmak lazım. Kurtuluş Savaşı’ndan çıktıktan sonra 1929 Büyük Buhranı, Ardından İkinci Cihan Harbi’nin sonrasında genel durum, 2000-2001 yıllarında yaşadığımız ve son dönemde yaşamakta olduğumuz büyük kriz bizi de derinden etkilemektedir.

i-b-3.jpg

İstanbul’u Türkiye’den ayrı düşünmüyoruz. Ama Diyarbakır’ı, Gaziantep’i kalkındırmadan İstanbul’u kurtarmak da mümkün değil. İstanbul’u kendi çevresinde bir çekim merkezi oluşturmadan, Bandırma’yı bir çekim merkezi, Karasu’yu liman kenti, Düzce’yi ve Çanakkale’yi geliştirmeden İstanbul’u kurtarmak mümkün değildir. Tüm bunların yanında İstanbul’un ulaşım gibi altyapı sorunlarını da bir an önce çözmemiz lazım. Ulaşım yapmadan İstanbul’u kurtaramayız. İnsanların eğitimine sağlığına gidebilmek için yer altı ulaşımını kullanabilmeleri lazım.

İstanbul’un kentsel dönüşümü, yaşam ve konut kalitesinin arttırılması, yeni evlerin kurulması yılların birikimleriyle olan bir olgudur. Bugün İstanbul’da 3 milyonu üzerinde konut var ve bu konutların %70’inin yaşama elverişli olmadığını biliyorum. Daha vahimi, mimarlık, inşaat, şehir planlama esaslarını uygulamadan yapılmıştır.

1940’lardan başlayıp bugün her yeri kaplayan bu kaçak, çarpık yapılaşma, İstanbul’un tarihi dokusunu, sit alanlarını, yeşil alanlarını, dere yataklarını tahrip ederek şehrin gelişmesini tıkadı. Bugün asıl sorunlu yapılar bunlardır.

Türkiye’de gerçek manada kentsel dönüşüm yapılarak insanların salaş yapılardan, kaçak yapılardan modern hayatın gerektirdiği donatılarla bezenmiş bölgelere geçilmeden gerçek kalkınmadan söz edemeyiz. Bunu beraberce halletmemiz lazım.

Biz TOKİ olarak işsizliğin azalması, kaliteli konut stokunun artması, ev kiralarının azalması, ev fiyatlarının aşağıya çekilmesi, kayıtsız ekonominin kayıt içine alınması, ev almaya parası olmayan insanlarımızın ev alabilmesi için büyük çaba gösteriyoruz. Bu konuda mütevazı değiliz. Tabi ki biz kendi haddini aşan bir çabayla biraz savrulduk, açıldık. Ama biz Sulukule’deki kentsel dönüşümü yapmasak odalarımız kimi eleştirecekti?

TOKİ kesinlikle sadece konut yapmıyor, iddialı olarak, modern hayatın ihtiyacı olan gerekliliklerle bezenmiş, kent parçaları yapıyor. Çok da yanlış yapıyoruz. Şehircilik ilkeleri, mimari tarz konusunda çok yanlışlık ve eksikliklerimiz var. İşin krizle ekonomik ile bağlantılı görüşme yapıyoruz ama, bizim penceremizden baktığınız zaman Türkiye’de büyük kentlerde ve yeni gelişen kentlerdeki kaçak yapılar büyük sorundur. Bu kaynak israfından kurtulmadan insanlarımızın devlete bakış açısını değiştirmeden, devlete ve millete duyduğu aidiyet duygusunu arttırmadan kalkınmayı yakalayamayız. Ayrıca parası ancak yemeğine, sağlığına, eğitimine, giyimine yeten hatta yetmeyen insanlarımızın barınma sorununu çözmeden kalkınmadan söz edemeyiz. Bu bakımdan sorumlu herkesin başını iki elinin arasına alıp çalışması, düşünmesi lazım.

Mutlaka bilime, yasalara bağlı olmak zorundayız ama bir taraftan da üretimi de sağlamamız lazım.

i-b-4.jpg

İstanbul’a çok görev düşüyor. İstanbul’a göç getirmememiz lazım çünkü altyapının İstanbul’u taşıyamadığını görüyoruz. İstanbul’un tarihini, turizmini, sağlığını, eğitimini öne koyarken sanayisini de desantralize etmesi gerekiyor.

Kriz döneminde TOKİ yatırımlarına, inşaatlarına devam etti. Yatırımlarımızı Doğu ve Güneydoğu başta olmak üzere 81 iline yayıyoruz. Biz şantiyeci gibi, ayağımızda çizme ile inşaatlarda çalışıyoruz.

İnşaat sektörü çok geniş bir yelpazeye yayılmakta. Bakıyoruz 200 bin müteahhidimiz var. Almanya’da bu 4 bin civarında. Bunları da düşünmemiz lazım. Bugün eğer Şehir Plancıları Odası çok ciddi eleştiri yapıyorsa, biz konuşmalarımızda bir takım taş atıyorsak, diğer devlet kademelerindekilerin konuşmalarında sapmalar oluyorsa, bu Türkiye’nin genel durumundan kaynaklanıyordur.

Bizim Sulukule’de yaptığımız dönüşüm hakikaten çok tartışılabilir. Roman vatandaşlarımızın o kültürünü yaşatmamız lazım. Ama inanın orası çok kötü bir yerdi. Altyapı, su, tuvalet yok. Orada neler yapıldığını burada söylemeyeyim… Orada hak sahibi olan herkese yerinde konut verdik, kiracılara Taşoluk’tan peşinatsız evler verdik, 180 ile 220 TL arasında, aidat öder gibi ödenecek şekilde. Çoğu bırakıp Sulukule’de oturmak isteyerek geri döndüler. Türkiye’de dönüşümü gerçekleştirecek beyin var ama bunun için ekonomik güç yok.

Kentsel dönüşümü tabi ki akademisyenlerimizle, mimarlarımızla, şehir plancıları odalarımızla, sivil toplum örgütlerimizle birlikte tartışarak yapmak lazım, çağdaş ülkelerde olduğu gibi imar planlarını halkın katılımıyla yapmak lazım. Fakat o duruma gelebilmemiz için bilimsellik, kültür, eğitim için, maddi açılardan da ulaşmamız gereken yerler var. İnsan para bulduğu zaman karnını doyurmak istiyor.

Çok iş yaptık, çok yanlış yaptık, çok eleştiri alıyoruz, eleştiriye de açık olmamız lazım. Ankara’da ODTÜ ile de yakın bir çalışma içindeyiz, hocalarımız da bize gelip yanlışlarımızı söylüyorlar. Yine geçtiğimiz 6 ay içerisinde dünyadan ve Türkiye’den akademisyenlerin de katıldığı mimari bir fikir yarışması yaptık. 93 katılımcı oldu, bunlardan 12 tanesi ödüle layık görüldü. Tüm bunları da yapıyoruz.

Ancak Türkiye’de işsizlik, gecekondu had safhada olduğu için çok yoğun çalışıyoruz. Türkiye’de kentsel dönüşüme ihtiyaç var.”

i-b-5.jpg

Cumhuriyet Gazetesi Yazarı Mustafa Sönmez:
“Kriz Türkiye’yi asla teğer geçmedi”

Sönmez, krizin Türkiye ve özellikle İstanbul üzerindeki etkilerini sayılarla açıkladı.

“Dünya kapitalizmi son 150 yılda dönem dönem çeşitli krizler yaşamış. Dünya ekonomisinde önemli kriz dönemleri var, örneğin 1870’lerde bir kriz var, 1890’larda bir kriz var. 1929 dünya krizi var ve İkinci Dünya Savaşı var. 1980’lerden sonra krizlerin sıklaştığına tanık oluyoruz. Bu 150 yıllık dönem içerisinde dikkat çeken şey dünya ekonomisi bu süreç içerisinde sürekli büyüyor, sermaye birikimi bir şekilde ilerliyor, krizler oluyor, krizler aşılıyor, hatta bazı dönemler savaşlarla krizler aşılıyor yani savaş düzeltici bir unsur olarak da kullanılıyor dünya krizlerini aşmada. Bu gün içinden geçmek olduğumuz krizde dünya tarihinin önemli krizlerinden birisi.

i-b-7.jpgBugünkü küresel krizin ortaya çıkış nedenine damgasını vuran gelişme finansallaşma ve balonlaşma. 80’li yıllarda gerçek mal ve hizmet üretimiyle bunun senetlere dönmesi birbirine çok yakın. Sonraki yıllarda milli gelir büyüyor, dünya hasılatı büyüyor fakat bu menkul kıymet stoku dediğimiz kağıtlaşma olağanüstü büyüyor, gerçek hayattan çok daha fazla oluyor. Katlanarak bir menkul kıymet stoku ve finansallaşma, bir balonlaşma yaşanıyor, bu krizlere yol açıyor.

Özellikle Şubat ve Mart aylarına kadar çok diplerde seyretmiş dünyada ekonomi. İyileşmenin daha çok görüldüğü coğrafyaların Asya olduğunu, özellikle Çin’in hızlı bir toparlanmayla iyileşmeye geçtiğini ama diğer ülkelerde iyileşmenin daha yavaş seyrettiğini görüyoruz. Türkiye’ye bakarsak Ocak ayından itibaren en kötü geride kalmış ülke, iyileşmeye doğru hep toparlanma gözleniyor.

IMF ve Dünya Bankası tarafından Türkiye, Doğu Avrupa ya da Avrupa’nın yükselen ekonomileri içerisinde gösteriliyor. 2008 yılını % 1 oranında bir büyümeyle kapatan Türkiye’nin, IMF o yıl % 6,5 küçüleceğini öngörüyormuş ama 2010’a dair % 3.7’lik bir büyüme öngörüsü var. Bulgaristan, Macaristan ve Romanya’nın hatırı sayılır küçülmeler yaşadığını görüyoruz ama Türkiye ekonomisinin 100 milyar dolarlık bir ekonomi olduğunu ve % 6,5 büyümenin ve hatta %50’yı bulabilecek bir küçülmenin bu bölgede krizden en ciddi şekilde etkilenen ülke olduğunu söylememize gerek yok.

Avrupa’da küresel krizle beraber talep düştü ve düşünce de Türkiye’nin ihracatı tökezledi. İş talepte ihracattaki azalmayla beraber fabrikalar kapasitelerini düşürdüler.

İşsizlik 2002 – 2007’de bile ciddi bir sorundu. İşsizlik oranı %10’lardaydı ve son durumla beraber %15’lere yükseliyor. Bunun da resmi işsizlik oranı olduğunu belirtelim.

i-b-8.jpg

İstanbul’un küresel krizi ve ülke içinde seyreden krizleri daha derinden hissettiğine tanık oluyoruz. Yani Başbakan’ı birileri yanlış bilgilendirmiş, kriz Türkiye’yi teğet geçmedi.

2009 – 2008 yıllar arasında Türkiye genelinde toplam yatırımlarda % 59 gibi bir düşüş var ama İstanbul’da daha fazla. İstanbul yatırımlarda %65 oranında düşüş görülüyor. 2006 yılında İstanbul toplam yatırımların %26’sını yaparken bugünkü düşüşle beraber payı % 15’e kadar gerilemiş.

İstanbul hala net göç alanı. İstanbul’da nüfus 1980 yılında 5 milyon civarı olan nüfus, 10 yılda 7.3 milyona, arkasından gelen 10 yılda 10 milyona ulaştı ve olağanüstü bir nüfus baskısı altında. Göç Bursa’ya doğru, Antalya’ya ve İzmir’e doğru artmış ama yine İstanbul’a artış daha çok.

Toparlamak gerekirse ihracatta ve sanayide bir daralma görüyoruz. Küresel krizin etkisiyle İstanbul’a gelen çoğu turist çevre ülkelerdeki yoksul insanlardan oluşuyor. En fazla yabancı turistin geldiği ülke Gürcistan, hemen arkasından İran ve Irak geliyor. Buralardan gelen kişiler, bir iş bulmak, kaçak işçi olarak çalışmak ya da alışveriş için geliyorlar.

2010 yılında bildiğiniz gibi İstanbul Avrupa Kültür Başkenti oluyor, bir de İstanbul’u finans merkez yapma iddiaları var. Bakalım bu küresel krizden sonra dünya finans sisteminde nasıl bir nasıl bir düzen olacak ve bütün bunları yaşayarak göreceğiz.”

mimdap

3 Yorum

  1. Ali Osman Gür

    şpo kendisini şehir ve siyaset aktörleri arasında kavşaktaki trafik polisi gibi görürse herkes ondan ben geçeyim ben geçeyim diye yol ister. o da kime yol verse diğeri kızar. bu trafikçilikten vazgeçmesi kendi bildiği kadar, neyi biliyorsa o kadar bağımsız meslek siyasetini yürütmesi daha iyi olur. yoksa büyük lokmalar arasında ham yapanlar çok olur.

  2. Ali Basmacı

    Birinci yanlış: Toplu kiralık konut üretimi olmadan toplu satılık konut üretilmesi -rant kontrolu içeren sosyal politika eksikliği-
    İkinci yanlış:Mimarsız, mühendissiz, planlamacısız, yok denecek kadar az yarışma ile (yasaların gerektirdiği kadar: takiye) üretim yapılması.
    Üçüncü yanlış:Yetkilerin rüşvetin her türlüsüne son derece açık bir ortamda kullanılması: siyasi rüşvet, parasal rüşvet…
    Dördüncü yanlış:Biz yapmadık yasa yaptı denilmesi.
    Beşinci yanlış: Kamu yararından sadece korumanın anlaşılması. Örneğin antrepolar boş ve birer şehir kanseri gibi dururken orası için üretilen projelere alternatifler üretilmeden saldırılması.
    Altıncı yanlış: Kamuya ait arazilerin ticari, satılabilir mallar olarak görülmesi.
    Yedinci yanlış: Kentleşmenin konut yapmak olduğunun zannedilmesi.
    Uff yanlışları saymaktan bıktım.

  3. Yalın Düzkan

    Tamam ŞPO başkanı TOKİ başkanının “rüşvet” iddiasını kürsüden söylemiş ama ondan sonra söz alan Bayraktar bu konuya değinmemiş, kendi kıvraklığı içinde geçiştirmiş açıkçası. Daha okkalı bir soru ve sorgulama olabilirdi. Bir gün önce yazılan protesto metni ile bu konuşmanın havası aynı ağırlıkta değil. Burada fazla nezaket gösterilmiş bence.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir