5-9 Mayıs 2004 İzmir İktisat Kongresi’nde, Devlet Planlama Teşkilatı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Organization for Economic Cooperation and Development Yetkilileri, İstanbul Metropoliten Alan çalışması yapılması konusunda işbirliği kararı almışlardı. Bu karar çerçevesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nce yürütülen İstanbul Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’nce metropoliten alan incelemeleri süreci başlatılmıştı.
Uzmanlar ve akademisyenlerden oluşan genel temas grubunun hazırladığı ön raporun ardından, 16 Haziran 2005 günü Donald johnson ve Kadir Topbaş ortak bir basın toplantısı gerçekleştirmişlerdi. 2006’da OECD’ye teslim edilen ön rapor, kurumun incelemesinden sonra, Ekim 2006’da tekrar Türk tarafına sunulmuş, Kasım 2007’de Territorial Development Policy Comitee tarafından kabul edilmişti.
31 Mart 2008 Pazartesi günü, The Marmara Oteli’nde, bu raporun tanıtıldığı bir “Lansman Toplantısı” düzenlendi. Toplantıda, Kentsel Dönüşüm Müdürü Lütfi Altun, Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Ekonomik İşler Daire Başkanı Serap Özcoşkun, DPT Müsteşarı Ahmet Tıktık, OECD Kamu Yönetimi ve Bölgesel Kalkınma Direktörü Odile Sallard ve son olarak da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mesut Pektaş konuşma yaptılar.
Serap Özcoşkun, bu raporun, İstanbul’un gerçek rekabet gücünü ortaya koymak, istikrarlı ve sürekli büyüme hedefini gerçekleştirebilmek, iyi yönetişimi sağlamak konusunda bir yol haritası olacağını belirtti. Küresel ve bölgesel anlamda, önemli bir güce sahip olan İstanbul’un bu rapordaki değerlendirmelerle birlikte, Türkiye’deki diğer metropollerede öncülük edeceğinin altını çizdi.
OECD adına konuşma yapan Odile Sallard ise, İstanbul’un engin tarihine ve bu tarihselliğin yarattığı melankoliden bahsetti. Bunun ardından, İstanbul’daki sorunlara değinen Sallard, İstanbul’un almış olduğu aşırı göç, trafik karmaşası, kayıtdışı ekonomi gibi konuların önüne geçilmesi gerektiğini vurguladı. İstanbul’un oldukça önemli bir küresel potansiyel taşıdığını belirten Sallard, bu potansiyeli kullanabilmek için çeşitli ekonomik kaynaklar yaratılması gerektiğine ve bu kaynakların en başında ise, İstanbul’un turistik-kültürel potansiyelinin geldiğine değindi.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mesut Pektaş, toplantı boyunca yapılan konuşmaların ardından, kendi hazırlamış olduğu konuşmayı okumayacağını ve yeni belediyecilik anlayışından bahsedeceğini belirterek konuşmasına başladı.
Pektaş konuşmasına, “Belediye denince sizlerin aklına ne geliyor bilmiyorum ama, benim ilk hatırladığım, çöpleri toplamak, sokakları süpürmek, ölüleri gömmek. Bugün ise, yeni yüzyılla beraber çok fazla yeniliklerle karşıkarşıyayız. Örneğin, biz şu an İstanbul Metropoliten Alan İncelemesi çalışmasını gerçekleştiriyoruz. 1970’lerdeki belediyelerden, böyle bir çalışmayı yapan belediyeye geliyoruz.” diyerek başladı.
Belediyelerin, artık, kentteki ekonomik aktiviteleri teşvik edici bir niteliğe sahip olduklarını vurgulayan Pektaş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yapmakta olduğu çeşitli çalışmaları aktardı. Odile Sallard’ın altını çizdiği trafik karmaşası meselesine değinen Pektaş, şu an ihalesi yapılmış pek çok raylı sistem projesinin hazırlanmakta olduğunu, aynı zamanda ihalesi henüz yapılmamış projelerin de olduğunu, bu anlamda bir sonraki döneme kalmadan İstanbul trafiğinin rahatlatılacağını sözlerine ekledi.
Bunların ardından, İstanbul’daki arsa değerlerinin arttırılması ve çeşitli şirketlere satılmak suretiyle kaynak elde edilmesinin, oldukça iyi bir yöntem olacağını belirten Pektaş, Dubai Towers için satılan arsanın, İstanbul’daki arsa fiyatlarını yukarı çektiğini, böylelikle tüm kentin kârlı çıktığını belirtti. Pektaş, sözlerine şu şekilde devam etti; “Atatürk Havalimanı’ndan Haliç’e kadar bir yay çizdiğinizde, yaklaşık 90 milyon metrekarelik bir alan elde edersiniz. Bu alanın metrekaresini 10000 dolar gibi bir rakama çıkarttığınızda elde edeceğiniz değeri bir düşünün. Örneğin, biz Dubai Towers arsasının metrekaresini 18500’e sattık. Mimarlar Odası hala ayak diriyor ama bu şehri kurtarmanın tek yolu var: bu şehri kıymetli hale getirmek. Satmak da yolların bir tanesidir.”
Bu konuşmanın ardından düzenlenen kokteyl ve boğaz gezisiyle toplantı sona erdi.
OECD Raporu Özeti
İşbirliğiyle üretilen rapor üç bölümden oluşmakta olup, ilk bölümü, “iki kıtaya ayrılmış megakent” başlığı altında düşünülen İstanbul analizini, ikinci bölüm, İstanbul’un rekabetçiliğine yönelik değerlendirmeleri, üçüncü bölüm ise, İstanbul için iyi yönetişimin nasıl oluşturulabileceğini içeriyor.
Rapor, genel anlamda İstanbul’un karşı karşıya olduğu bazı zorlukları gözden geçirmekte, ardından bunlara yönelik değerlendirmeleri sunmaktadır.
Yapılan değerlendirmeler ve öneriler şu konular üzerine yoğunlaşmaktadır:
1) Büyük bir nüfus çekim merkezi ve öne çıkan metropoliten bir ekonomi…
2) Diğer öne çıkan ekonomilerin meydan okuduğu bir bölge
3) Ülkede ve Avrasya Bölgesinde stratejik bir rol üstlenme vizyonu
4) Ekonomik yeniden yapılanmanın hızlanmasını gerektirmektedir.
5) Kamusal politikalarla uyum sürecinin eş zamanlı olması gerekir…
6) Spesifik nişlerin potansiyelini geliştirmek
7) Kayıt dışı ekonominin boyutu, kapsamlı bir stratejiyi gerektirir
8) Çevreci bir şehir için, “Akıllı” lojistik merkez stratejisi
9) İstanbul’un turizm ve kültürel merkez olma potansiyelini geliştirmek için akıllı ve inisiyatif kullanan (pro-active) bir politika
10) Rekabetçi bir finans merkezi için daha çok sayıda düzenleyici reform
11) Çevresel ve sosyal riskler rekabetçilik için engel teşkil etmektedir
12) Trafik sıkışıklığını azaltmaya yönelik daha iyi bir karar-alma süreci…
13) Kaçak yapılaşmayla mücadele etmek
14) Risk altındaki metropoliten bölgede çevrenin öneminin vurgulanması
15) Olumlu bir büyüme stratejisinin temel öğeleri olan sosyal boyutlara önem vermek
16) İstanbul gibi bir mega kent’in yönetişimi düzenli bir gelişmeyi gerektirmektedir…
17) Yönetimlerarası ilişkilerin ve kurumsal çerçevenin daha etkin kılınması
18) İstikrarlı ve uzun vadeli bir stratejik plan oluşturmak…
19) Yerel yönetimi geliştirmek…
20) Türkiye’de desantralizasyon yerel kapasitenin düzenlenmesi anlamına gelmelidir
21) İstanbul: ulusal bir mesele
mimdap



2 Yorum
Cem Ersevil
Sayın Pektaş’ın “satmak” fiilini çok sevdiği anlaşılıyor. Bu konuda tutucu olmayanları bile biaz irite eden bir tavırla “herşeyi satmayı” sunması bence iticiydi. Sonra birçok proje için gerekli kaynak sadece satmak ve arazi fiyatlarının yükseltilmesiyle kazanılmaz. Bunun başka birçok yolu da olmalıdır.
Hasan Kıvırcık
Benim bildiğim İzmir İktisat kongresine özellikle kentsel riskler konusunda bir çalışma da götürülmüş, o zamanlarda başta İstanbul depremi olmak üzere diğer kentsel riskler sıralanarak bunların dışlanacağı ve azaltılacağı bir planlama önerilmişti. Bu çalışmayla kentleşme açısından yeni bir yönelim kabul edilirken ama diğer taraftan risklerin azaltılması politikasının sosyal-siyasal bir politika olduğu kadar ekonomik bir politika olduğu vurgulanmıştı. Dolayısıyla, kentlerin ve özellikle İstanbul’un risklerinin azaltılmasının ulusal ekonominin ve kalkınmanın da önemli bir faktörü olduğu belirtilmişti.
Şimdi bu özetteki sadece 14. maddede “Risk altındaki metropoliten bölgede çevrenin öneminin vurgulanması” gibi bir ibare görüyoruz.
Bunlar elbetteki özetler, açıkçası genel raporu okumadım fakat sonuçta toplumu yönlendirecek ve yönetimlere görev verecek bu alanda açık bir belirleme bulunmuyor.
Aradan bu hususa değinmek istedim.
Saygılarımla.