İstanbul Kent Sempozyumu’nda Konut

10 Dakika Okuma Süresi

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu tarafından düzenlenen “Kent Sempozyumu II”de 23 Mayıs 2010’da, TMMOB Mimarlar Odası Genel Başkanı Eyüp Muhcu’nun yönettiği, iki oturumluk bir “Konut” bölümü gerçekleştirildi.

kent-semp-1

Bu bölümde Prof. Dr. Betül Şengezer, Prof. Dr. Ayşenur Öktem, Ar. Gör. Sinem Som’un Yaşam Mekanı ve Ekonomik Mekan Mücadelesi: Tokyo ve İstanbul Örneği ile Doç. Dr. Asuman Türkün’ün Düşük ve Orta Gelirliler için Konut Çözümleri ve Dönüşüm Girişimleri başlıklı sunumlarına dikkat çekmek ve özetle bu sunumlara yer vermek istiyoruz.

Yaşam Mekanı ve Ekonomik Mekan Mücadelesi: Tokyo ve İstanbul Örneği
Prof. Dr. Betül Şengezer, Prof. Dr. Ayşenur Öktem, Ar. Gör. Sinem Som

kent-semp-2

Ar. Gör. Sinem Som

Friedmann, “kentsel mekanın metalaştırılması” eğilimini Yaşam Mekanı/Ekonomik Mekan çelişkisi olarak ifade etmektedir.Yaşam Mekanı, toplumun bireysel ve kolektif ihtiyaçlarını karşılama amacı güden mekanlar, sosyal yaşam alanları, günlük aktivitelerin gerçekleştiği yerel sınırlı alanlar iken; Ekonomik Mekan ise, soyut ve sürekliliği olmayan mekanlar, soyut bir mekan olarak sürekli değişim ve dönüşüm halinde olan bilgi, sermaye, işgücü akışının yaratmış olduğu bağlantılar ve konumlara bağlı olarak gelişen mekandır.

kent-semp-27

Bildirinin Amacı,
Serbest piyasanın dalgalanmalarına (neoliberal akımlar) terkedilmiş bir kentsel gelişme politikası kenti bir tüketim metasına dönüştürmektedir.
Kentin “herkesin yaşam alanı” olma niteliği, “kent pazarlaması” söylemi içinde –ve bunun ekonomik getirileri uğruna- yok edilmektedir.
Nüfusun alım gücü yüksek küçük bir yüzdesi için daha kaliteli yaşam çevreleri sunulurken, kentsel topraklar üzerindeki bu pazarlanabilir nitelik artışının bedeli diğerleri –nüfusun, alım gücü düşük olan çoğunluğu- ödemektedir.
Kentin metalaşması sürecinde, İstanbul’un kültürel, toplumsal, ekonomik ve doğal sürdürülebilirliği karşısındaki tehditlere değinilmektedir.
İstanbul’daki bu sürecin değerlendirilmesinde, benzer kentsel gelişme yaklaşımlarının sonuçlarını yaşamakta olan kentlerin deneyimlerinden yararlanılabilir. O nedenle Tokyo’nun yaşadığı sürece ve bugün geldiği noktaya ilişkin bazı gözlemlere yer verilmiştir.

kent-semp-36

1980’lerde Tokyo’nun dünya kenti olarak gelişiminin ilk nedenleri,
Dünya piyasasında ana paydaş olmayı yakalayan esnek üretim süreçleri,
Büyük miktarda artan ticaretin yaratılması,
Finansal hizmet sanayinin büyümesinin teşvik edilmesi olarak görülmektedir.

Tokyo’nun küresel kentler arasına bir komuta ve kontrol merkezi olarak katılması finans, sigorta ve gayrimenkul sektörlerinin önemini arttırıyor. Kent merkezindeki mekan ekonomisinin ana etmeni artan ofis mekanı talebidir.

kent-semp-41

1990’lar ve sonrası kentsel toprak fiyatında dalgalanmalar yaşanmıştır. 1990’larda gayrimenkul sektöründe kriz başlamış, finans sisteminin çöküşün eşiğine gelmesinden dolayı arazi değerlerinde düşüşler olmuştur.

kent-semp-42

Aynı dönemde taşınmaz sektöründe yaşanan krizlere karşı önlemler alınmaya başlanmıştır.

kent-semp-45

İstanbul’da da bu süreçte yaşanan kaygılar, davaların açılmasına neden olmuştur. Meslek odalarının İstanbul’da 2000 yılından bu yana açmış olduğu plan tadilatları, revizyonu, değişikliğini içeren kararlara karşı 40 dava bulunmaktadır. Bu davaların açılmış olması bir görüş, anlayış ya da çıkar çatışmasını ifade eder.

kent-semp-47

Ayrıca kent politikalarına toplum katılım derecesi konusunda,

Yerel ilgi ve gereksinimler daha iyi karşılanabilir,
Mülklerin koruması ve ıslahında, zaman ve maliyetler de pozitif etkilidir,
Mevcut koşulları iyileştirme, yıkma ve yeniden inşa etmekten daha düşüktür,
Köhneyen binaların düzenli iyileştirilmesi ve tamiri, mahallenin mülk fiyatlarını arttırdığı kadar piyasa değerini arttırır.

Bütünleştirilmiş tasarım ve imaj yapısına da ihtiyaç vardır. Kamu ve özel mekanların bütünleştirilmesi; binaların konumlandırılmaları, görüntüleri ve mahalle mülkün değeri ve mülkün değişim değeri üzerinden etkiler; açık alanlar ve caddeler ile kombine edilmiş, iyi tasarlanmış binaların kira ve satış değeri daha yüksektir.

Düşük ve Orta Gelirliler için Konut Çözümleri ve Dönüşüm Girişimleri
Doç. Dr. Asuman Türkün

kent-semp-3

Yapılan araştırmada yöntem olarak üç öğe kullanılmıştır:

Türkiye’de farklı dönemlerde değişen konut politikalarını değerlendirmek üzere gazete ve dergi taramaları yapılmış ve bu konuda literatür taranmıştır.
Mahallelerde yaşayan nüfusun %8-10’una anket uygulanmıştır. Toplam 1362 hane ve 6100 hanehalkı bireyinin bilgisine ulaşılmıştır.
Mahallelerin kuruluş ve gelişim öykülerini çıkarmak için mahalle dernekleriyle, eski ve yeni muhtarlarla, mahallenin en eski sakinleriyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır.

Ve araştırmanın sonuçlarıyla;
Kentlerde barınma biçimlerini ve mekanda sınıfsal ayrışmaları Türkiye kentleşmesinin tarihsel koşulları içinde değerlendirmek,
Kentin bütünüyle ve araştırma yapılan altı mahalleyle ilgili gerçekliği yansıtan somut bilgileri ortaya koyabilmek ve tartışabilmek,
Bu alanlardaki toplumsal yaşama ait birikimlerin ve mevcut sorunların bu projeler ile nasıl ele alındığını ortaya koymak,
Yeni kentsel politikalar çerçevesinde ortaya konan kentsel dönüşüm projelerinin meşrulaştırıcı söyleminin yaşanan gerçeklikle ne kadar örtüştüğü, mevcut konut sorunlarına bir çözüm getirip getiremeyeceği ve ne tür yeni toplumsal sorun ve gerilimlere neden olacağının ortaya konması hedeflenmektedir.

Bu araştırmayı yönlendiren bazı saptamalar olmuştur:

Konut politikaları;
Türkiye’de konut politikalarının sosyal boyutu hep eksik kalmış ve dar gelirli kesimlerin konut gereksinimi çok sınırlı olarak karşılanabilmiştir
Türkiye’deki “sosyal konut” politikalarının “mülk sahipliği” odaklı olmasının bugüne taşınan önemli sonuçları olmuştur
“Ucuz kiralık konut” üretiminin sağlanması yapısal olarak piyasa koşullarında gerçekleşememektir.

Sosyal güvenlik ve konut;
Toplumun çok büyük bir kesimi devletin sosyal güvenlik korumasının dışındadır
Kente göç edenler çalışma alanında elde edemedikleri güvenceyi konut sahipliğinde ve bunun sağladığı güvencede aramaktadırlar
Çalışanlar tüm birikimlerini, kent mekanında tutunmalarını sağlayacakları konutun yapılmasına ve zaman içinde iyileştirilmesine aktarmaktadırlar.

1923-50: Konut Politikaları

kent-semp-75

Gecekondu zaman içinde çözülecek bir “mesken sorunu” olarak algılanıyor
1930’lu yıllarda, özellikle Ankara’da kentin çeperlerinde görülen “amele mahalleleri” resmi söylemde yerini almaya başlıyor.
Bu sorunu çözmek için çok sayıda yasa çıkarılıyor: aflardan yararlandırılması ve kendi evini yapana arsa sağlanarak kredi olanaklarının sunulması önemli politikalardır.

5228 sayılı yasa Bina Yapımını Teşvik Kanunu (1948):
Hazineye ait arazilerin belediyelere devredilmesi,
Belediyelerin altyapıyı tamamlaması ve konut yapacaklara devretmesi,
Emlak Kredi Banaksı tarafından inşaat bedelinin %75’i oranında kredi verilmesi (Ankara’da Yenimahalle, Etlik örnekleri)

Konut politikalarında çözümcü ve affedici bir dil kullanılıyor.

1950-80: İstanbul’un artan önemi ve yeni sorunlar – en fazla nüfus ve sermaye çeken kent
Farklı büyüklükteki sanayi işletmelerinin artan arazi talepleri,
Kentin ulaşım ve altyapı ihtiyaçları,
Artan motorlu taşıt trafiğinin yarattığı yeni sorunlar,
Kente arttırılan imar hakları,
Farklı toplumsal kesimler için konut ihtiyacı,
Gecekondu yapımının sürekliliği,
Belediye sınırları dışındaki arazilerin parsellenerek satılması

6188 sayılı Bina Yapımını Teşvik ve İzinsiz Yapılar Hakkında Kanun’da (1953) da aynı eğilim netleşmektedir. Altyapı ve konut yapacaklar için kredi kaynakları sınırlı olduğu için uygulamalar süreklilik kazanamamıştır.

kent-semp-85

kent-semp-87

1970’li yıllarda Boğaziçi Köprüsü’nün yapılması ile,
Ulaşılabilirliğin sınırlarının genişlemesi
Karayolu ağırlıklı ulaşım olanaklarının ve özel oto sahipliğinin artmasıyla birlikte, yeni planlı ya da plansız konut alanlarının saçaklanarak kentin makroformunda ciddi değişikliklerin ortaya çıkması
Gecekondu gelişimi açısından “hisseli mülkiyet” olgusunun yeni bir sorun olarak gündeme gelmesi,
1970’li yılların ikinci yarısında kentin çeşitli bölgelerinde politik nitelikli kentsel hareketlerin sonucu olarak gecekondu mahallelerinin kurulmaya başlanması ve bazı belediyelerin sertlikle karşılık vermesi ve yıkımlar
Bazı belediyelerin arazilerini sosyal konut yapmak için ayırması, arsaların vadeli ve düşük fiyatlarla satılma girişimleri

1980-94 döneminde ise resmi söylemde “affedici bir dil ve kentsel rantın yeniden bölüşümü söz konusudur.

1995’ten bugüne ise neoliberal kentsel politikalar, söylem ve uygulamalar
Bu dönemde belirleyici olan, karşı konulması zorlaşan hegemonik bir kentsel ittifakın ortaya çıkması ve bu ittifakı oluşturan aktörlerin giderek aynılaşan söylem ve uygulamalarla kentsel dönüşümün yönünü belirlemeleri
Bu söylem ve uygulamalar, özel sektörün içinde yer alan yatırımcı, arazi sahibi, danışman ya da meslek insanları tarafından da sonuna kadar desteklenmekte
Bu aktörlerin kentsel dönüşümle ilgili argümanlarının hakim medyada da benzer bir biçimde sunulduğu ve ideolojik bir dezenformasyon sürecinin hakim olduğu görülmektedir.

Bu dönemde değişen yasalarla da uygulayıcı kurumların gücü artmıştır.

kent-semp-103

Bütün yazında adı neredeyse hiç geçmeyen tek aktör ise kentsel dönüşüme uğrayan mahallelerde yaşayanlardır; bu süreçte yer almadıkları gibi gazetelerde de haber değeri taşımayan nesnelere dönüşmektedirler. Dönüşüm alanlarında yaşayanların ekonomik ve toplumsal koşulları, talepleri ve dönüşüm konusunda düşünceleri hiç söz konusu edilmezken, TOKİ konutlarının inşaat kalitesi, burada yaşayanların şikayetleri ya da kaç kişinin ödemelere devam ederek bu alanlarda kalabildiği haber konusu olmamaktadır. Katılım kavramı jenerik olarak kullanılmakta ancak, katılım olarak ifade edilen durum, kararlar alındıktan sonra, bunların etkilenen gruplara dikte edilmesi ve sunulan seçeneklerden birini tercih etmelerinin beklenmesidir.

Kentsel dönüşümün gözlenen sonuçları:

Hem Bezirganbahçe hem de Sulukule deneyimi bu dönüşüm girişimlerinin başarısızlığına işaret etmektedir.
Sulukule’den ayrılanların yerleştirildiği Taşoluk’ta sadece üç beş ailenin kalabildiği; Bezirganbahçe’de ise TOKİ konutlarına taşınan ailelerin yarısından fazlasının evlerini elden çıkararak kente kiracı olarak geri döndükleri, kimisinin ise memleketlerine dönüş yaptıkları söylenmektedir.

TOKİ konutlarında artan yaşam maliyetleri ve yer değiştirmeler sonucunda ortaya çıkan iş kayıpları ödeme güçlüklerine neden olmaktadır.

Hayatın pek çok alanının enformel mekanizmalarla sürdürülüyor olması konut edinme sürecinde de kendini göstermektedir; bu gerçekliği görmeksizin adil ve gerçekçi bir konut politikası önermenin de olanaklı olmadığını belirtmek gerekir.

Mimdap

1 Yorum

  1. gülseren saçık

    kentlerde konut üzerindeki son ekonomik küresel gelişmelerle yaşanan değişimleri “Yaşam Mekanı ve Ekonomik Mekan Mücadelesi: Tokyo ve İstanbul Örneği” bildirisinde
    Prof. Dr. Betül Şengezer, Prof. Dr. Ayşenur Öktem, Ar. Gör. Sinem Som’un sunumlarında detayıyla yakalıyoruz.
    tebrik ederim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir