İstanbul estetiği

7 Dakika Okuma Süresi

İstanbul’un binlerce yıllık tarihinde oluşmuş bir estetiği var mı? Günümüz yapıları bu estetiğe ne kadar saygılı? Mülkiyet sınırlaması ile sınırlı imar hukukumuz ve uygulamalarımız kimlikli, kişilikli, evrensel düzeyde değerli bir mimari üretimi için ne kadar elverişli? Çok değil yarım yüzyıldan biraz aşan bir zaman öncesi çekilmiş bir filmden sahnelere göre tüm bunlar son derece tartışmalı. Osman Seden’in 1960 yılında çekilmiş “Mahalleye Gelen Gelin” filminden Kazlıçeşme, Yedikule, Samatya, Aksaray, Langa, Akbıyık semtlerini dekor olarak kullanan, Banliyö hattı filminden sahneler.

 

Banliyö treni evleri teftiş ediyor. Bitişik nizam evlerin arkalarında bahçelerinden yükselen ağaçlar gözüküyor. Saçak seviyeleri bir miktar korunmuş gibi ancak ranta değil ihtiyaca göre yapı yapılan dönemlerin izleri henüz kaybolmamış, yükseklikler farklarını koruyor.

 

Konutların yaşanan kısımları zeminden kopartılmış. Sokağa hem mesafeli hem de iç içe. İmar sınırlaması sadece ihtiyac ve inşaat için ayrılabilecek bütçelerle yapılmış. Bütün binalar aynı yükseklikte, bütün katlar aynı olacak diye bir şey yok. Cumbalar ev sokak ilişkisinin belirleyicileri. Bahçe duvarlarının arkasından ağaçlar sokağa sarkıyor. Kaldırım yok. Motorlu araçlar çok az olduğu için gerek de yok. Sucunun atı, eşşeği insanlardan kaldırımlarda yürümelerini istemiyor. Çocuklar serbetçe dolaşabiliyorlar çünkü sokakta her şey sokağın kontrolu altında. Aslında sokağın kendisi de bir ipe göre dizilmemiş, yola yeterli mesafe bırakmışlar evleri yerleştirmişler. Köşelerde hep sürprizler var. Evler farklılıklarıyla gizemlerini koruyor.

 

Eskiyen ahşapların yerine geçen tenekeler kararmış çatılar eğilmiş, demiryolu ile komşuluklar devam ediyor. Arada korumak için demir teller, yol boyu giden beton duvarlar yok. Bahçeler, demiryolu, evler iyi komşular. Demiryolu ile evler arasındaki mesafeyi traverslerin üzerine yerleştikleri demiryolu taşları ve onların akmaması için konulmuş büyük taşlar sağlıyor. Can derdi koruma iç güdüsü henüz yok. Yeni başlamış beton tuğla evler sokağın geleneksel yapısına henüz ayak uydurmuşlar.

 

Evler toprağın kazılmasıyla kazanılan alanlara henüz tenezzül etmemiş. Sur duvarlarının, bahçe duvarlarının üzerine yerleşmişler. Güneş ve rüzgar onlar için daha önemli. Sokakla ilişkiler hep öncelikli ama mesafeli. Cumbalar denetimlerini henüz sürdürmeye devam ediyorlar. Sokaklar eğim fazla ise basamaklı. Çünkü kimsenin sokağı özel aracı ile kullanma hatta işgal etme diye bir düşüncesi yok. Zaten özel araçlar da yok.

 

 

 

Kent sürprizlerle dolu. Kıyı ile bağlantı kuran demiryolu köprüsünün tek güvenlik önlemi elektrik tellerine çubuklarla dokunmasınlar, çarpılmasınlar diye konulmuş alçak tel örgüler. Yol kenarlarında demiryolunu semtlerden ayıran eğimli alanlarda otlar çıkmış. Tuğla evler var ancak onlar da imar yönetmeliklerine değil ihtiyaçlara ve mali olanaklara göre şekillenmiş.

 

 

 

Yoğurtçu geliyor. iki yanında yoğurt tepsileri. Beyaz önlüklü. Kasketli. Evlerin aşırı eğimli yerlerde bulunanları set duvarlarının üzerine inşa edilmiş. Kottan kazanmak diye bir şey kimsenin aklında yok, zaten gerek de yok. Tüm kent çocukların güvenli oyun alanı.

 

 

Evlerin sokak ilişkisi meydanlarda farklılaşmakta. Zemin kat kullanımları artmakta. Cumbaların sokak hakimiyeti devam ediyor. Bahçeler alçak yapıların üzerinden bu sefer sokağa taşmakta. Konutların ranta değil ihtiyaca göre şekillenmiş olmaları onların belirli standartlar dahilinde farklı olmalarını bu da sokağın estetik zenginliğini sağlamış. Evlerin her birisi kendi hikayesini hem gizliyor hem de anlatıyor. Sokaklar henüz kentlerin birlik ruhu olan kutsal alanları.

 

 

Camiler henüz işgalciliğe soyunmamış. Minareleri ihtiyaç kadar. Evlerin arasında yerlerini almış. Hoparlörler yok. İnsanlar gerektiği kadar duyuyorlar. Sokak cumbalar sergisi. Cumba sarktığı zaman yapılacak şey altlarına iki tane direk dikmek.

 

 

Kentin buluşma yerleri erkekler için kahveler kadınlar için evleri. Ahşap sandalyeler, masalar kentin ana donatı elemanları. Çoluk çocuk kadın erkek her kesim birbirini izlemekte. Zeminin iyisi arnavut kaldırımı kötüsü toprak. Cami çeşme kahve ağaçlar kentin vazgeçilmezleri.

 

 

Semt pazarları, sokak çeşmeleri, Kapıdağ yarımadasının granit parke taşları oldukça lüks kaçıyor. Sokakta kurulan pazar evlere saygılı arada mesafeler bırakıyor. Pazarcılar arkalarından geçen ev sakinlerinden tedirgin olsalar da bir şey söylemiyorlar.

 

 

 

Mahallenin tüm boş arsaları çocukların mülkiyetinde top sahası. Ağsız kale direkleri, sokak girişlerinde, bahçe duvarları evleri toplardan koruyor. Ağaçlar bahçelerin vazgeçilmezi. Elektrikli trenin getirdiği uygarlık semtleri değiştirmemiş semtler trenlerini de kendilerine uydurmuşlar. Gidip geliyor. Her sokak perspektifi biryerlerden çıkan ağaçlarla kesiliyor. Evlerin ağaçlar yüksekliğinde.

 

 

 

 

Arsa yoksa mahalle araları var. Şehir çocukların doğal oyun ve keşif alanı. Mahalle maçları heyecan konusu. Erkekler ile kadınların ve çocukların ayrışmış dünyaları birbirinden sıkı sıkıya haberdar kendi içlerinde sürüyor.

 

 

Kot farkı varsa küçük bir duvar yeterli. Arada bir sokak lambası sokağın lüksü. Çamaşırlar mahallenin renkleri. Cumbalar bu sefer trenleri seyrediyor. Trendekiler de cumbalardakileri.

 

 

 

Şehrin içine kadar sızan sanayiler de semtlere ayak uydurmuş. Evlerle iç içe. İnsanlar yaşayıp gidiyorlar. Güneş ana faktör. Istanbul’un tarihi yarımadasının  güney sahilinin ışığı ve güneşi müthiş.

 

 

 

Sokak darmış ne gam? Arabalar olmadıktan sonra. Taş örgünün özeni, üzerindeki beton harpuştası, derzleri, evlerin oranları mekanın ana belirleyicileri. Yine bahçeler yamaçlara yerleşmiş evler kenti seyrediyor.

 

 

Şehir ve insanı. Arkada Topkapı sarayı ve şimdi yıkılmış ek yapılar.

 

 

 

Şehrin her köşesi çocukların oyun alanı. Kot farkları sorun değil en fazla bir kaç taş yolu düzlemeye yetiyor. Ağaçlar olduktan sonra. Evler yaşamlarıyla neredeyse bütünleşmiş organik hale gelmişler.

 

 

 

Yığma yapılar da manzaraya ayak uydurmuş. Demiryolu ana birleştirici. Sahil yolu yapılmış fakat kimse henüz sahil yolunu semtinden daha çekici bulmuyor.

 

 

 

 

Sur duvarları fabrikalar, demiryolu ve güneş.

 

 

 

Haliçten Süleymaniye boş arsalar, yollar, çitler, arkada endüstri yapıları. Küçük atölyeler. Halicin 80 öncesi.

 

 

 

Evlerin konutları uzaktan göstermenin mümkün olduğu dönemler. Evler ile yeşilin dengesi. Farklı malzemeler, renkler, ışıklar, yansımalar.

 

 

 

Arkada Bulgur Palas. Aksaray Yenikapı sahili, henüz sur duvarlarının izleri duruyor. Kimsenin aklına denizi doldurmak, devasal bir alan oluşturmanın gelmediği zamanlar.

 

 

Ev, bahçesi. ağaçları, Fatma Girik. Taş duvar.

 

 

 

 

Sokak çeşmesi kentin vazgeçilmez donatısı. Yerler arnavut kaldırımı, kadınların kentsel mekanlarından bir diğeri.

 

 

 

Açıklıklardan kentin görünümü.

 

 

Sokak, saksılar, Fatma Girik sokağa sesleniyor. İğreti elektrik tesisatı, kışın kullanılan baca çıkıntısı yamalar yapılmış pencere kenarları yerli yerinde.

 

1 Yorum

  1. Anonim

    Fakir fakat gururlu mahalle delikanlısı gibi bir estetik.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir