Dünya Mimarlık Kongresi’nin 2005 yılında İstanbul’da yapılacak olması nedeniyle, Kongre Vadisi için Mimarlar Odası tarafından bir yarışma açılmış ve 26 Ağustos 2004’te sonuçlanan yarışmayı Fatih Erduman kazanmıştı.
Ancak birinci gelen projeyi yaptırmak zorunluluğunda olan Mimarlar Odası, Erduman’ın projesini yaptırmaktan vazgeçmişti. Bunun üzerine sözleşme gereğince altı ay içinde Erduman’a tazminat ödenmesi gerekiyordu, o da yapılmadı. Tüm bu sebeplerden dolayı Mimarlar Odası’na karşı hukukî süreci başlatan Erduman, açtığı davayı kazandı. Mimarlar Odası temyize gitti, fakat bu da kabul edilmedi. Erduman, yaşadığı süreci Mimdap’a anlattı:
Türkiye Mimarlık camiası, oldum olası yeterince yarışma açılmamasından, Mimarlar Odası’nın bu işe önayak olmamasından şikâyetçi olmuşken, siz başınıza gelenleri nasıl açıklıyorsunuz?
Bir şeylere önayak olabilmek için en başta sizin onu tümüyle sahiplenmiş olmanız, ona sözde değil özde bağlı olmanız gerekir. Kongre Vadisi yarışmasında Mimarlar Odası’nın göstermiş olduğu tutumdan yola çıkarak, Oda’nın mevcut haliyle böyle bir rol üstlenebileceğini söylemek -bu onun asli görevlerinden biri olmasına rağmen- oldukça zor. Öte yandan yarışmaları sahiplenmek sadece çokça yarışma açılmasını sağlamakla da değil, öncesi ve sonrasıyla yarışmaları en başta emeğini ortaya koyan yarışmacılar açısından ideal mekanizmalar haline getirmekle olur. Böylelikle rekabet ve ilgi artacak ama her şeyden önce yarışmacılarda güven duygusu oluşacaktır.
Örneğin Kongre Vadisi yarışmasıyla Mimarlar Odası bu güveni derinden sarstı. Hâlbuki yarışma, Mimarlar Odası’nın yarışma yönetmeliğine göre çıkarılmıştı ki, bu yönetmelik kamu ihale kurumununkine göre yarışmacılara idare karşında daha fazla hak tanıyan, onları daha fazla koruyan hükümler içermektedir. Ama meğerse Mimarlar Odası kendine ait bu yönetmeliği benimsemiyormuş ki, hükümlerini çiğnemekten rahatsızlık duymadığı gibi, hukuki süreç boyunca da biz mimarların yönetmelikte zaten var olan haklarımızı budayan hukuki bir bakış açısı sergilemiş oldu.

Biz genelde yarışma düzenleyip de, birinci gelen projeyi şöyle ya da böyle sebeplerle beğenmeyerek kendi bildiğini okuyan kurumun belediyeler olduğunu sanırdık. Bizzat Mimarlar Odası’nın bunu yapması, sizin projenizi beğenmeyip, özel bir şirkete tasarım yaptırması, üstüne üstlük sizin kazandığınız davaya temyiz yoluna gitmesi, bir mimar olarak size ne düşündürüyor?
Gerçekten de bunu genellikle belediyeler yapar ve Mimarlar Odası da bunun karşısında mimarın yanında dururdu. Fakat Konre Vadisi yarışmasında dünya tersine döndü. Duruşma salonunda benim yanımda durması gereken Mimarlar Odası avukatı, karşımda duruyordu.
O mimarların haklarını tırpanlarcasına, yarışma kurumunu dinamitlercesine savlarını ortaya koyuyorken, Mimarlar Odası’nın 50 yıllık tarihi boyunca oluşturduğu ilkeleri, mimarlar olarak elde ettiğimiz hukuki kazanımları mahkemeye hatırlatmak bana kalıyordu. Öte yandan, yarışmalardan sonra kendi bildiğini okuyan kurumların bu tutumlarının temelinde projeye olan beğeni düzeylerinin asıl faktör olduğunu düşünmüyorum ki, bu bence Kongre Vadisi yarışması için de geçerli. Burada belirleyici olan asıl faktör, kurumların çıkar ilişkilerinin ve iş yapma mekanizmalarının, bileğinin hakkıyla karşısındaki masaya oturmuş mimarı hazmedemiyor olması.

Sizin projenizin beğenilmemesinde oda yönetiminin toplu konsensüsüyle oluşmuş bir “beğenmeme” durumu değil de, sanki tek bir adamın projeyi beğenmeyip, yarışmayı es geçmesi gibi bir durum var. Yani sizin projeniz yeterince tartışılmamışken, birden bile aforoz edilmiş gibi bir durum oluştu. Bu sizce Oda içindeki demokrasiye zarar vermiyor mu? Sizce projeniz neden beğenilmedi?
Kongre bağlamında oluşan çıkar ilişkileri ve iş yapma mekanizmalarıyla benim mimarca duruşum çakışmadığından bu proje aforoz edilmiştir. Dünya Mimarlık Kongresi’nin düzenleyicileri mimara, mimar olma hakkı vermek istememişlerdir.
Sn. Oktay Ekinci, projenin uygulanmamasına yönelik arkasına bir rüzgâr alabilme umuduyla proje hakkındaki düşüncelerini kamuoyuna paylaştı, ama bu girişimi onu neredeyse alabora ediyordu. Çünkü bir proje hakkında eleştirel bir bakış açısına sahip olmakla, hukuki sorumluluklarından ve etik değerlerden kaçış yolu olarak kişisel beğenilerini sinsice ortaya koymak arasındaki ayrımı mimarlık kamuoyu çok iyi yaptı.
Mimarlar Odası Genel Merkezi ve İstanbul Şubesi, mimarlık kamuoyuna ve Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin sınırlı olarak da kalsa son derece samimi muhalefetine kulaklarını tıkamış, yoluna kongre organizasyon firması ve kongrenin idari ve mali yöneticisi rehberliğinde devam etmiştir.

Sonuçta Mimarlar Odası, size 40 bin YTL’yi bulan tazminatı, üye gelirlerinden sağladığı parayla ödemiş oldu. Bunun da az buz para olduğu söylenemez. Süreç hiç böyle gelişmeseydi de, en azından bir ara yol bulsaydık dediğiniz oluyor mu?
Kesinlikle hiç azımsanmaması gereken bir rakam. Fakat Mimarlar Odası’nın zincirleme yaptığı ve her bir halkasında bir çığ gibi büyüyen hataları süreçte belirleyici olan faktördü. Ben bu hatalar zincirinin bir halkası olmamaktan ve bu işte onlara bulaşmamış olmaktan memnuniyet duyuyorum.
Dava sürecinde yarışma jürisiyle görüştüğünüz, fikir alış-verişinde bulunduğunuz oldu mu? jüri üyelerinin bu olaya tepkileri nasıl oldu?
Mahkeme tarafından her an kendilerinin görüşlerine ve tanıklıklarına bilirkişi olarak başvurulabileceği ihtimali var olduğundan, jürilerle dava sürecince herhangi bir nedenle görüşmüş olmayı tercih etmedim. Fakat jüri zaten dava öncesinde gerekli tepkileri vermiş, Mimarlar Odası tarafından kendilerine uygulanan şiddetli baskıya rağmen, yaptığı yanlışlıklar dolayısıyla Oda’yı uyarmıştır.
Gösterdikleri mimarca tutum ve hakkaniyet ilkesine bağlılıklarıyla sayın jüri üyeleri Ersen Gürsel, Haydar Karabey, Aydan Balamir, Emre Arolat, Bünyamin Derman, Selim Velioğlu ve Ahmet Özgüner; Kongre Vadisi Mimari Tasarım Yarışması’nın yüz akları arasında yer almışlardır.
[İlgili haber: Mimar(lar) kazandı, Oda kaybetti]
mimdap



1 Yorum
Can Özel
Güncel bir konuyu, bu günlerde gündemimizde olan bir meseleyi ele almanız ve sayın Fatih Erduman’la bu söyleşiyi yapmanızdan dolayı sizi kutlarım.
O günlerde bu işin oda tarafından ne hal getirildiğini anlamıştık. Şimdi birinci ağızdan tam mansıyla öğrenmiş olduk.