1920’li yıllarda, Berlin, modern mimarînin başkentiydi. Bugün, eşi bulunmayan altı sosyal konut projesi, UNESCO Dünya Mirası listesine girmek için bekliyor. Binalar, Walter Gropius ve Bruno Taut gibi star mimarların sıradan insanların hayat standartlarını iyileştirmeye kendilerini adadıkları dönemleri simgeliyor.

Carl Legien arsası, Berlin’in popüler bölgelerinden Prenzlauer Berg’in kuzey tarafındaki iki yolun arasında bulunuyor. Apartmanlar, yeşil alanların içinde bulunuyor ve tüm dairelerin balkonları, bahçeleri görecek şekilde yerleştirilmiş. Şık görünümlü, kıvrımlı balkonlar ve büyük pencereler, binalara modern Bauhaus tipi görünümü veriyor.

60’lı yaşlarındaki Doris Kirscht, iki odalı dairesinin incelikle düşünülmüş tasarımını takdirle karşılıyor. “Her şey çok konforlu, basit ve iyi düşünülmüş. Balkonlarımız çok güzel. Burada yaşamak gerçekten de harika.” Tıpkı buralarda oturan diğerleri gibi, Kirscht de binaların yenilenmesi sırasında birkaç yıllığına başka bir sosyal konutta yaşamak zorunda kalmış.

Dairesine olan sevgisini yadırgamamak gerekiyor. Krischt, 1926 yılında Almanya’nın önde gelen modern mimarlarından Bruno Taut’un inşa ettiği sosyal konutlarda yaşıyor. Bu alan, şu sıra Dünya Mirası adayı olan 6 sosyal konut projesinden bir tanesi.

Walter Gropius ve Hans Scharoun gibi star mimarlar tarafından inşa edilen altı konut alanında, at nalı biçiminde bir yapı oluşturulmuş. UNESCO’dan değerlendirmeyi yapacak olanlar, şu sıra Berlin’deler. Sonuçlar ise önümüzdeki yıl açıklanacak. Peki ya Berlin’in bu konudaki umudu ne?

Berlin’in Bauhaus Arşiv Müzesi müdürü Annemarie Jaeggi, şanslarının olduğunu düşünüyor: “Bu konutlar sadece Almanya ya da Avrupa için değil, tüm dünya mimarîsi için önemli yapılar. İnşaatın kalitesi çok yüksek ve mimarî biçimi evrensel. Bunu, Almanya’nın 20. yüzyıla olan katkısı olarak görebiliriz.”

Konut hakkı

Bu projelerin yapımı, sadece Weimar Cumhuriyeti’nin hüküm sürdüğü Berlin’de gerçekleşebilirdi, öyle de oldu. Birinci Dünya Savaşı’nın küllerinin temizlendiği 1919 yılında, yeni Alman demokrasisinin anayasasında, konut hakkına önemli vurgular yapılıyordu. Ülkenin her köşesinde büyük konut projelerinin finansmanının sağlanması amacıyla özel vergiler getirilmişti.

Standartlar, özellikle yeni inşaat kurallarının getirildiği Berlin’de yüksek tutulmuştu. “Tüm dairelerde, içinde küvet, tuvalet ve lavabonun olduğu ayrı bir banyonun olması zorunluydu. Mutfağın yatak odası ya da oturma odası olarak kullanılmaması için ufak tutulması gerekiyordu. Her dairenin bir de balkonu olacaktı.” diyor Jaeggi.

Temiz hava, sıcak su, merkezî ısıtma, toplu taşımaya ulaşım… Her şey düşünülmüştü. Tüm bunlar, dağınık, karanlık ve pis konutlarda yaşamaya alışmış bir işçi sınıfı için devrim niteliğinde yeniliklerdi.

Sosyal sorunlara mimarîyle cevap bulmak

Berlin’in sol görüşlü belediye başkanı Martin Wagner, 1930’lardaki ekonomik buhran dönemine kadar 150.000 konut inşa etmeyi başarmıştı. Avrupa’nın yaratıcı elitinin çekim merkezi olan bu şehirde, modern mimarların yeteneğinden yararlanarak sosyal konut projelerine imza attı.

Avant-garde modern mimarînin en devrimci ve vizyon sahibi mimarları, Walter Gropius, Mies van der Rohe, Hugo Häring, Hans Scharoun ve özellikle Bruno Taut, sıradan insanlar için ufak konutlar üretmek amacıyla tüm yeteneklerini ortaya sermişti. Jaeggi bu noktayı vurguluyor: “Modern mimarî, sosyal sorunlara çok sıkı bir şekilde bağlanmıştı.”

Bu altı konut alanını tam olarak Bauhaus akımına dâhil etmek mümkün değil, “Uluslararası Stil” ya da “Yeni Bina Biçimi” demek daha doğru olur, ancak Berlin’in Bauhaus Arşiv Müzesi de UNESCO’nun bu kararını desteklediğini belirtiyor.

Yaşama adanmış renkli oyuncaklar

Konutlar, bugün 80 yaşını aşmış olsa da, iyi bir şekilde korunmuş oldukları göze çarpıyor. Bunda, kullanılan materyalin yüksek kalitede olması ve doğru inşaat metotlarının kullanılmış olmasının da büyük rolü var.

Ve en önemlisi, pek çoklarının modern mimarî hakkında yaptıkları “tek renkte” ve “asık suratlı” olma eleştirisine karşı, bu binalarda hiç de beklenmedik bir şey var: Renk. “Rengin efendisi” olarak anılan Bruno Taut’un kullandığı açık mavi, pembe, sarı ve kahverengi renklerde bu durum özellikle belirgin oluyor. Biçimleri ve renkleri özenle seçerek, tek tipte binalar yapma hatasının önüne geçebilmiş ünlü mimar. Jaeggi şöyle diyor: “Taut, burada yaşayacak insanların mutluluğu pahasına mimarî deneyler yapmaktan kaçınmak gerektiğini düşünmüştü.”

Daha sonra iktidara gelen Naziler, Taut’u “kültürel Bolşevik” olarak ilan edince, mimar önce Japonya’ya, ardından Türkiye’ye kaçmak zorunda kalmıştı. Daha ünlü isimler olan Walter Gropius ve Mies van der Rohe ise Amerika Birleşik Devletleri’ne giderek Bauhaus akımını yaymış, kendi ünlerini de arttırmıştı.

Modernizmin yeri müzeler midir?

İroniktir, modernist estetiğini tüm dünyaya ihraç eden Berlin’de, 20. yüzyıla ait hiçbir Dünya Mirası alanı bulunmuyor. Berlin’in Dünya Mirası olarak ilan edilen iki eserinden biri merkezdeki Müze Adası ve Potsdam’daki sarayları ve bahçeleri.

Bir de tabiî UNESCO’nun bu kararına muhalefet edenler var. Muhafazakâr Die Welt’ten bir yazar, “Bu binalarda bu kadar büyütülecek ne var?” diye soruyor. Bunun yanı sıra, kolektif toplum ideallerinin “modası geçmiş” ve “anakronik” olduğunu; “modern”in yerinin sadece müzeler olduğunu belirtiyor.

Thomson ise bu görüşe karşı çıkıyor. Ona göre, bu konutlar, zamansız bir mimarî anlayışın ürünü. “Burada yaşayanlar, fikirlerin nasıl gerçek hayata aktarılabildiğini gündelik yaşamlarında keşfediyorlar. Almanya’da benzer konut alanları da bulunuyor olabilir, ancak özellikle bu altı konut alanında, avant-garde mimarînin Avrupa’daki kalbi olan 1920’ler Berlin’inin izleri saklı.”

Jaeggi, modern mimarînin korunmayı ve “eşsiz” olarak nitelenmeyi hak ettiğini söylüyor. “Sadece bir ütopyayı temsil ettiği için mi bu alanları korumaya değer bulmayacağız yani? Neden bu binaları bir Gotik katedral kadar önemseyip, mimarî başyapıtlar olarak selâmlamıyoruz?”

Kaynak: Spiegel
Çeviri: mimdap

4 Comments

  1. korumanın modern dönem binalarını da içermesi bizim ülke olarak çok bildiğimiz ve alışık olduğumuz birşey değil. eski ve yüz yılı aşkın olanları bile nasıl koruyacağına karar veremeyen, koruma kurullarında korumayı teşvik etmek yerine konuyu kilitlemeyi marifet sayan bir ortamda gerçekçi korumanın yapılmadığını yaşadıklarımızla görüyoruz. ama berlinde sosyal konut örnekleri bile korunup toplumsal hafızaya ekleniyor. fark çok belirgin

  2. Sosyal konut olgusunun Avrupa için bizde olduğu gibi geçiştirilen ve devlet politikasızlığı sonucunda toplumu gecekondu çıkmazına sürüklemeden çözülmesi “sosyal devlet-refah devleti” iddiasının içindeki bir konudur. Bu düşünce elbetteki altında bir sosyal politikayı, yaşanabilir alanlar ve mekanlar tasarlamayı gerektirir. Dolayısıyla bu konutların koruma altına alınması gerçekten de bir sosyal-siyasal dönemin tarihe mal edilmesi, izlerinin saklanması manasındadır. Belki de küresel değerlerin öne çıktığı dünyamızda bir daha rastlayamayacağımız değerler.

  3. Sanatın özünde politik olmasına rağmen en az bir o kadar da politika dışı olduğu kesin. Yukarıdaki resimlere bakınca insanın aklına Atatürk’ün “ulusal mimari” yerine yeni bir dünyanın anahtarı olarak gördüğü modern mimariye yönelmesi geliyor. Ve onun karşısında i.melihlerin Atatürk Kültür Merkezini çevirmek istedikleri garabet…kuşkusuz onlar da başka bir kapıyı açmaya çalışıyorlar: ortaçağ karanlıklarının kapısını.

  4. Modern mimarı, sosyal sorunlara sahip çıkan, “konut hakkı”nı önemseyen, herkesin ev sahibi olabilmesi gerekliliğine dem vuran, “asil” bir mimari tarzdı. Daha sonra zaman değişti, kapitalist ilişkiler nedeniyle sosyal konutlar “komünist işi” olarak görüldü, mimarlar yurt dışına kaçmak zorunda kaldı.

    Bugün gelinen noktada, bu mükemmel mimari yapıları, daha doğrusu sosyal meselelere “kafa yoran” bu mimari anlayışı özlemle anmaktan başka bir yol görünmüyor bizlere.

    Taut, Rohe, Gropius… Bunlar da tıpkı günümüzün yaratıcı star mimarları gibi yenilik peşindeydiler. Ancak bu yenilikler kapitalist ideolojiye değil, belirgin bir toplumsallığı dönüktü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir