ULTRALİBERAL MODELİN ÇÖKÜŞÜ

6 Dakika Okuma Süresi

ANNE-CECILE ROBERT

Le Monde diplomatique

Birkaç ay önce, devlet hastanelerindeki hemşire ve personel, mesleklerini daha iyi koşullarda yapabilmek için daha fazla kaynak talebiyle Fransa’nın tüm kentlerinde protesto eylemleri düzenledi.

Polis güçlerinin göz yaşartıcı gazı ve Sağlık Bakanlığı’nın bir sonuca bağlanmayan güzel sözleriyle meydanlardan geri döndürülmüşlerdi. Bugün, ülkenin Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yeni tip koronavirüsle (Covid-19) mücadeleleri nedeniyle onları “kahraman” olarak nitelendirdi. Ancak devlet hastaneleri için hiçbir insani ya da finansal kaynak artışından bahsetmedi. Sadece stokları hızla eriyen koruyucu maskelerin tedariki konusunda söz verildi.

Son 20 yılda, kamu hastanelerinin kaynakları düzenli olarak tırpanlandı: Acil servisi çalışanlarının sendikasından sözcü Christophe Prudhomme’a göre, 20 yılda yatak kapasitesinde yaklaşık 100 binlik düşüş oldu (Le Parisien, 29 Nisan 2019). Oysa, şu an yaşanan serbest dolaşımı sınırlandırma uygulaması, koronavirüsün ciddiyetinden daha çok Fransız hastanelerinin yoğun bakım ünitelerindeki yatılı kapasite eksikliğinin sonucu. Kasım 2019’da, Fransız hükümeti kamu hastanelerine yönelik acil bir plan duyurdu ancak bunu, mücadelede ortaklaşamayan sendikal örgütlerin uzlaşısı olmadan yaptı. Sonuç olarak alınan önlemler, işe alma, maaşlar ve açık servisler konusundaki krize çare bulmaktan çok uzak kaldı. Bu nedenle geçen şubatta ülkenin dört bir yanında meydanlara çıkılmasına yönelik destek ve çağrılar filizlendi: Bölüm başkanları, kaçınılmaz “sağlık krizi” konusunda uyarılarda bulunarak kitlesel bir biçimde görevlerinden istifa etti (Libération, 14 Şubat 2020). Martine Bulard’ın Le Monde diplomatique’in Ocak 2020 sayısında da belirttiği gibi, Fransız hükümetlerinin (siyasi tandansı ne olursa olsun) on yıllardır kamu hizmetlerine yönelik, ideolojik nedenlere dayanan bu inançsızlığı, savaşılacak “ortak” düşmanın ta kendisi. Onlara göre, özel klinikler ve sigortalar, toplumumuzda büyük bir rol oynamalı; kâr mantığı, kamu yararının önüne koyulmalı.

Koronavirüsle karşı karşıya kalan Fransa ayrıca sanayi politikasındaki eksikliklerin de bedelini ödüyor: İlaçlar Çin’de veya Hindistan’da üretiliyor; hiçbir fabrika, gerekli olan maskeyi hızlıca üretme kapasitesine sahip değil. Quotidien gazetesinin 16 Mart’taki baskısında görüşlerine yer verilen Pompidou Hastanesi Acil Servisi Başkanı Philippe juvin şöyle demişti: “Fransa, sağlık açısından azgelişmiş bir ülke. Vatandaşlarına maske temin etme kapasitesinden yoksun bir ülkeye başka ne denebilir ki?”

AVRUPA’NIN YANILGISI

Avrupalılar, yaşamlarını hizmet ekonomisinin kalkınma için yeterli olduğu gibi bir yanılgı üzerine kurdu. Ancak bu, dış dünyaya doğrudan bağımlılık yaratıyor ve ülke içinde sürdürülebilir iş alanları yaratan endüstriyel altyapının yoksunluğuna sebep oluyor. Avrupa Birliği, sanayi sektörüne yönelik uyumlu eylem ve yatırım planları öngörmüyor. Ekonomi vizyonunu serbest piyasaya dayandırırken her türlü devlet müdahalesini de yasaklıyor. Son günlerde ise borsaların çökmesi üzerine Avrupalı bazı yöneticiler, koronavirüs krizinin başlangıcından bu yana zorluklar yaşayan şirketleri desteklemek için “geçici kamulaştırma” ya da “ordu bütçesine başvurma” gibi söylemlerle ceplerini yeniden yokluyormuş gibi görünüyor. Macron, yüz milyarlarca Avro yardım duyurusu yaptı. Avrupa Merkez Bankası (AMB) Başkanı Christine Lagarde, likidite kolaylığı sağlanmasına izin verdi. Şirketlere, özellikle küçük ve orta büyüklükteki işletmelere (KOBİ) kredi veren bankalara yüzde 0.75 faiz oranıyla finansman sağlandı. AMB, ayrıca yıl sonuna kadar 120 milyar Avro’luk fon alımıyla piyasalara daha fazla müdahil olacak. Kısacası, 2008 finansal krizinde olduğu gibi, bugüne kadar uygulanması mümkün sayılmayan sosyal harcamalar, piyasa ekonomisini kurtarmak için bir kez daha geçerli oluyor. (Bknz: “Liberalizmin çöküşü”, s.102, Ocak 2009)

YÖNETME, GÜNÜ KURTAR

Piyasa ekonomisi, doğası gereği öngörülemezdir. Bugün Batı dünyasını yönetenlerin eğilimi ise şu mottonun yansıması: Yönetme, günü kurtar! Covid-19 ortaya çıktığında, hükümet öngörü kabiliyetinden yoksundu ve Cumhurbaşkanı, tam da bahsettiğimiz mottoda olduğu gibi kararlarını günden güne değiştirmek zorunda kaldı. Elbette bu, bir salgının zorunlu kıldığı kurallardan ancak ne kadar sürdürülebilir? Eski Sağlık Bakanı ve yarışı kaybeden Paris Belediye başkanı adayı Agnes Buzyn, 17 Mart Salı günü Le Monde’la yaptığı söyleşide bunu kabul ediyor: “Bakanlıktan ayrıldığımda çok üzgündüm çünkü tsunami dalgasının gelmekte olduğunu biliyordum. Seçimlerin yapılamayacağını bilerek ayrıldım. (…) Salgının başlangıcından bu yana başka bir şey düşünemiyorum. Her şeyi durdurmalıydık, bir maskeli balonun içindeydik. Son hafta bir kâbus gibiydi. Her toplantıda korkuya kapılıyordum. Bu kampanya dönemi benim için kâbus gibiydi.”

FIRSAT OLABİLİR

Koronavirüsün tetiklediği küresel sağlık krizi, ekonomik liberalizmin sebep olduğu zararların bilincine varmak için bir fırsat olabilir mi? Her halükârda, günümüzde pek az kişi ekonomist, kanıtlanmış gerçekler tarafından sürekli olarak yalanlanan ancak buna rağmen medya tarafından sürekli kurtarılan, sağ ve sol hükümetlere danışmanlık yapmış Alain Minc’in ilk olarak dile getirdiği “mutlu küreselleşme” nakaratını tekrarlamaya cesaret ediyor. Cumhurbaşkanı Macron, 12 Mart’ta yaptığı açıklamada, salgının öğrettiği derslerden birinin de sağlık gibi bazı temel hizmetleri serbest piyasanın dışında tutma gerekliliği olduğunu kabul etti. Bu, gerçeklerin farkına varılması mı yoksa geçici demagoji mi?

Kaynak: Cumhuriyet

3 Yorum

  1. Aysun Gezer

    Görece zengin ülke liderleri mesela Kanada, Almanya, Fransa, halkına “siz parayı düşünmeyin, sağlığınızı düşünün” diyebiliyor. Bizde ise paketten konut kredisi, 65 yaş yasağı, büyüklere kolonya ve herkese dua çıkıyor. Sistem çökmüş de halkın bunu öğrenmesi için büyük bir fırsat çıktı bir yandan. Daha da görmez se insanlar neyin ne olduğunu, çekiverin gitsin, yapacak bir şey yok demektir.

  2. nergis aydın

    Aslında halk için hiç bir şey vaad etmeyen sistemleri çöktü. Kar maksatlı sağlık sistemleri, sosyal devletin unutulması insanları daha korunmasız duruma sürükledi. Hıfzısıayı kapattılar. Kendine yetecek hiç bir sektör bırakmadılar. Zor zamanların değil, her şeyin alınıp satıldığı zamanların yönetimi oldular. Bütün dünyada olduğu gibi bizde de sistemin felaketini yaşıyoruz.

  3. Alişan Ortaç

    Söylenecek çok şey var tabi. Fransa için bile, toplumun sağlık hakkı bu kadar örselenmişken, bizim gibi ülkelerde kriz tedbirleri arasına konut kredisi girebilir maalesef. Evde kalın denirken, günlük yevmiye ile çalışanların ne olacağı, ne yeyip ne içeceğine çare aranmaz. Kriz hem de bu kere en temel hak olan sağlıklı yaşam hakkını vururken kolonya dua tarzı saçmalıklar gündemimize gelir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir