Çevreci binalardan oluşan bir yaşam düşünüldüğünde akla Harlem gelmez, ancak, Carleton Brown bu durumu değiştirmeyi hedefliyor.

Brown, “Bazıları ekolojik binaları, yalnızca bir tür teknoloji tartışması olarak görüyor. “Projemize çok güzel güneş pilleri koyduk, bu harika” gözüyle bakılıyor. Ancak biz, sürdürülebilir gelişmeye dair daha bütünsel bir yaklaşım benimsemeye çalıştık.” şeklinde konuşuyor.

Brown için sürdürülebilirlik, enerji tasarrufu yaparken, herhangi bir atık da çıkarmamak. 1986 yılından beri New York’ta çalışan girişimci, ne aradığını ise “sürdürülebilir insan” şeklinde kavramsallaştırıyor. İnsanları, doğaya zarar vermeden yeniden nasıl şarj ederiz?

Bu bağlamdan yola çıkarak, Full Spectrum grubu, Harlem’in merkezinde ekolojik, lüks iki konut alanı inşa etmeyi düşünüyor.

Bina, enerjinin optimum kullanımını sağlayan, ısıtma sistemini jeotermal kaynaklarla kuran, %70 oranda yenilenebilir malzemeden inşa edilmiş, son teknolojiyi kullanan bir yapıya sahip. Binada kullanılan teknoloji, dünyada henüz sınırlı sayıda mevcut. Aynı sistemin, Kalahari’de Full Spectrum tarafından yapılacak kulede de kullanılması düşünülüyor.

Brown, bölgenin, çeşitli gelir gruplarının yan yana yaşayabileceği bir mekân haline glemesi gerektiğini belirtiyor. Harlem’in daha çok ilgi gören bir komşuluk birimi olmasını amaçlayan projedeki açık olmayan en önemli nokta ise, bölgenin projeden sonra da alt gelirlilere hitap edip etmeyeceği.

Mary Petillo, Chicago’nun Güney kesimindeki çeşitli gelir gruplarının yan yana gelmek suretiyle oluşturduğu kentsel gelişme dikkat çekiyor. Diğer bir deyişle, yeni projeden kazanılacak para, komşuluk birimine yeni kaynaklar eklemeye, böylece yoksul ailelerin kökleşmiş problemlerine çözüm getirmeye yarayacak.

Brown, konuyla ilgili hükümetten de destek alabilirlerse, her kişiye bir ev verebilecek seviyeye gelebileceklerini, ancak şu an ellerinde bulunan fonun buna yetmeyeceğini belirtti.

New York’lular, ekolojik binalara birer lüks olarak bakıyorlar, ancak, bu proje sonlandığında, ekolojik olmayan bir binayla ekolojik olanın arasında pek bir fiyat farkı olmadığını görecekler.

Brown, okul yıllarında da en az maliyetli, en güçlü köprüyü nasıl yapabileceği hakkında çalışmış ve ekolojik bina yapmanın da bu düşünce tarzından çok farklı olmadığını belirtiyor. Ayrıca Brown, “Çok fazla kaynak ve para kullanmadan da iyi bir bina yapmak mümkün. Ekonomik maliyeti biraz daha fazla ise bile, onun gerekliliği ve yararının çok daha büyük olduğu açık.” şeklinde konuştu.

Sürdürülebilir olmasına karşılık, oldukça ucuz maliyetli binalar yapmak, düşük gelirli kesimin de bu tür binalarda oturabilmesine olanak sağlayacak bir çözüm gibi duruyor.

Kaynak: metropolismag
Çeviri: mimdap

5 Comments

  1. Sayın Yeşilırmak yorumunda “Ucuz” kavramı gerçekten göreli. “Ucuz” yoksul için ne kadar ucuz? “Ucuz” ne kadar dayanıklı, ne kadar estetik. Farklı gelir grupları birarda yaşayabilir mi? Bunların hepsi tartışılır, ama önemli olan kent plancısının ve mimarın tasarımını yaparken sosyal adalet ve ekosisteme ilişkin bir endişesinin ve bir felsefesinin olması.” demiş. Galiba konunun burası can alıcı noktası ve asıl tartışılması gereken yeri. Bu nokta kaçırıldığı vakit konu sadece ekeonomik parametrelere dayalı olarak düşünülmüş oluyor ve doğal olarak sapıyor.
    Saygılarımla

  2. Konut ile sosyal seviyenin=sosyal kalkınmışlığın=ortalama gelir seviyesinin çok ilgisi var. Bende yukarıdaki katılımcılar gibi ucuz tanımının “neye göre” olduğunun karşılığının yukarıdaki tanımlara bağlı olduğunu düşünüyorum. Ancak bir toplumda üst gelir grubu dışındakilerin, bunlara eğer orta gelir grubu dersek; bu kesimin alabildiğine geniş olması ve onlardan sonra gelen alt gelir grubunun da “yaşanabilir sınır” altında bulunmaması sosyal-ekonomik reçeteyi sunuyor. Şimdi eğer alt ve orta gelir grubunda olanlara, bir pazarlama tekniği ve tuzağı kurulmaksızın daha ucuz konut sunulacaksa buna da bravo demek lazım. Az gelirlilerin daha fazla sosyal imkanlara sahip olması ve daha iyi standartlarda yaşayabiliyor olması bana göre esas gelişmişlik göstergesidir. Fakat azalan karlılık eğilimi, artan rekabet, daha fazla kar güdüsü gibi piyasa engelleri varken bu iş nasıl başarılır, açıkçası merk konusudur.

  3. Mimarlıkla kent planlamanın kesişme ya da örtüşme noktası burada işte. Mimarın bina tasarımında, kentsel alanın adaletli paylaşımına ilişkin sosyal politikalarının ve ekolojik sürdürülebilirliğe ilişkin bir iddiasının olması.
    Nüfus artışı sonucu aşırı yaygınlaşan dünyanın birçok büyük kentinde artık yoğunluk artırıcı bir dönüşüm yaşanıyor. İstanbul bu dönüşümü 70’lerden buyana yaşıyor. Özellikle E-5 kuzeyindeki yerleşimlerde 5-8 katlı, bitişik, nefes alacak hiçbir boşluk bırakmayan bir yapılaşma düzeni hakim. Hem yüksek katlı hem de ekolojik olma iddiası bir çelişki ve zor ama giderek zorunlu bir arayış haline geliyor. Zaten az yoğun bahçeli yerleşim alanlarında fazlaca bir ekolojik endişe taşınması da gerekmiyor.
    Kentsel yoğunluğun artması bir yandan ekosistemi tehdit ederken, bir yandan da kentsel alanın adaletli paylaşımını giderek daha da zorlaştırıyor ve sosyal ayrışmayı keskinleştiriyor.
    “Ucuz” kavramı gerçekten göreli. “Ucuz” yoksul için ne kadar ucuz? “Ucuz” ne kadar dayanıklı, ne kadar estetik. Farklı gelir grupları birarda yaşayabilir mi? Bunların hepsi tartışılır, ama önemli olan kent plancısının ve mimarın tasarımını yaparken sosyal adalet ve ekosisteme ilişkin bir endişesinin ve bir felsefesinin olması.

  4. Ekolojik bina bir tılsım gibi konuşuluyor. O emisyon, atıksız bina, kendi enerjisini sağlayan bina, enerji tasarufu yapan bina. Çağcıl yaklaşımlar kentlerde özellikle bu tutumu zorunlu kılıyor. Benim itirazım yine de şu hem çok katlı hem de ekolojik olabilme becerisi??? Bir de bizim Ataşehir dizilişinde devasa bitiştirilmiş blok duvarları olunca o bölgeye tabiat nasıl giriyor da ekoloji temin ediliyor inanamak zor doğrusu.

  5. Ucuz kavramı çok geniş ve çekiştirilebilir bir kavram. Dayanıklı ile karşıt örneğin. Toplumsal olarak ucuz diye başlayan birçok şeyin gerçekte maliyetinin çok fazla bittiğini bilen bir kuşaktayız. İş konut olduğunda bile gereksinimlerin ucunun bu kadar açık ve yaşam standartlarına ilişkin pompalanan tüketim eğrisinin bu kadar yüksek olduğu bir dünyada ucuz konutun mutluluğu kısa süreli olur.
    Ucuzdan çok optimum maliyet veya fiyattan bahsedilmeli. Eğer finans kurumları para haraketlerinden aşırı kar etmeyi bırakıp sosyal politikaları destekelyen bir yola sokulursa, özellikle yapıların ilk maliyeti sırasında yaşanan sıkıntı yıllara dayalı olarak çözülebilir duruma getirilirse lüks olmayan ama ucuz da olmayan fakat gerçekte toplumun süreç içinde karlı olacağı durum oluşturulur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir