Moda Müzesi yarışması, Tokyo’nun siluetine yeni bir simge yaratmayı hedefliyor.

Le Mannequin, Tokyo Moda Müzesi 2010 yarışmasına katılan projelerden biri. Yarışmada, içinde 20. yy moda tarihinin sergileneceği mekanların bulunacağı ve Tokyo siluetine yeni bir simge olarak yerleşecek bir yapı tasarlanması istendi.

Le Mannequin, küresel modaya evsahipliği yapan ikonik bir yürüyüş yolu olan Omotesando Street üzerinde tasarlandı. 100 metre yüksekliğindeki gökdelenin kaymak taşından yapılan cephesi, siyah betonla sarılarak geniş giriş avlusu, alttan ışıklandırılmış bir podyumu andıracak şekilde düzenlenmiş.

20’ler-60’lar sergi mekanları (her bir sergi için bir kat üzerinde 150 metrekare) birbirlerinin üzerinde dönerek kesişen türlere içeriden ve dışarıdan görüntüler sunuyor. Podyum alanı, 60 ve 70’ler arasındaki bina formunu ortaya koyuyor (her bir sergi için iki kat üzerinde 300 metrekare) ve caddenin manzarasından dramatik öğeler içeriyor. İki tane 100 metrekarelik kentsel balkon, formun çekirdeğini bölerek çok katlı fuayenin canlılığını ve binanın merkezindeki moda gösterisi alanını tamamlıyor.

Sergi mekanları, diğer kamusal mekanların tersine, dinamik minimalizmin bir örneği iken, moda dönemlerinin hiçbirine de ayrıcalık tanımıyor. Beyaz detaylar koyu renk zeminle kontrast oluşturup merdiven tırabzanlarında kırmızıyla bölünüyor. Kırmızı tırabzan, binanın dokusunu birleştirerek ziyaretçileri mekanlar arasında üç boyutlu dinamik asansörler gibi japon bahçesinden teras bara kadar yüksek hızla taşıyabiliyor.


Yazı ve Görseller: World Architecture News
Çeviri: Mimdap



4 Yorum
Anonim
Eğer müze diye bir ahır yapılsaydı, yine işlevini yerine getirirdi. Objeleri, eserleri yerleştirir ziyaretçiler de sakin sakın huzur içinde gezer mutlu olurlardı.
Eğer evler, okullar, kütüphaneler, tiyatrolar, hanlar… diye ahırlar yapılıp işlerine işlev konulsaydı yine işler tıkırında giderdi. Çünkü robotların estetik, duygusal talepleri yoktur.
Ne kadar kolay olurdu. Tek bir proje koyardık, şu bakanlıkların tip projeleri gibi, dağa taşa kondururduk onlarda gelene geçene söverlerdi.
Kontrol edilebilen, “ben bu mesleği biliyorum” denilebilen bir dünyada mutlu olunurdu.
Haydar Uslu
Çıkarın at gözlüklerini, ileriye bakınız lütfen. hayal ediniz. mimarlığın “barınma” fonksiyonundan öte hizmetlerinden de bahsediniz.
İhsan Duygulu
537 proje arasında,kendinisini sergilemeye gayret eden bir katılımın P.R. girişimi mi? Akşam yemeğinde arta kalan çiftlik levreği iskeletlerini bir araya getirsem nasıl görünürdü.
500 m2 taban alanında 3000 m2 sergi alanının usandırtmadan ve yormadan gezdirmenin , çığlık çığlığa bağrıp tepinmeden dikkatı çekmenin , beğeni toplayabilmenin başka yolu olmalı
kamil anar
Bina formunun herşeyin önüne geçmesi ilkesi gibi bir çalışma. Zamanı vaktinde klasik dönemlerde de fasat önemli olmuştu ama o günün mimarlık anlayışları ve teknolojilerinin bir sınırı vardı. Şimdi sınırlar ortadan kalktı.