Şarap:batıl inanç ve servet arasında kalmak…
Türkiye dünyanın beşinci üzüm üreticisi, dünyanın en kaliteli şarap üzümleri bu topraklarda üretiliyor. Üzümün değerini kazandıran şarap üretiminde ise dünya sıralamasında 25 sıradaydı bir zamanlar. Fransa bile 1900’lerde ülkenin tüm üzüm bağlarını yok eden bir hastalıktan sonra tüm bağlarını Türkiye’den ithal ettiği fidelerle (kütüklerle) kurmuş. (İstanbul’da eski adıyla Exasteron’da bugünkü adıyla Celaliye’de o dönemde satılan üzüm fidelerinin parasıyla yapılan ilkokulu hala daha görebilir, köylülerden eski dönemlerde kıyıya şarap akıtmak için döşedikleri boruyu öğrenebilirsiniz.)
Yukarıda Fransa’ya satılan üzüm fideleri paralarıyla geçen yüzyıl başında inşa edilen Celaliye ilkokulu.
Türkiye bu zenginliğinden bağnazlık ve geri kafalılıkla faydalanamazken batı toplumları büyük servetler kazanıyorlar. Kendi imajlarını oluşturmak üzere dünyaca ünlü mimarlara şaraphaneler sipariş ediyorlar. Şişesi 600 Euro’dan, 2000 Euro’ satılan şaraplarla kazandıkları paraların tadını çıkartıyorlar. Bizim, Elazığ gibi, Gaziantep gibi, Marmara ve Ege bölgesinin tümü gibi geçmişte şarap üretimi yapan bölgelerimizde yaşayan köylülerin neredeyse yıllık kazançları karşılığı olan bu paralar, bağnazlığın ülkemize çıkarttığı faturalardan sadece bir tanesi.
Bu yazı ülkemizin şarap bölgelerinde bir altın madeninin üzerinde oturdukları halde sırf batıl inançları yüzünden bundan yararlanamayan, işsiz, fakir, sefalet içinde yaşayan halkımıza ithaf edilmiştir.
Mimdap

Gelişme ve baloncuk arasında Bordo…
Haziran 2011 tarihinde açılan Saint Emilion yeni Cheval Blanc markasının imaj yapısı Christian de Portzamparc tarafından tasarlandı. Bu amaçla hem iç mekandan hem de dış mekandan imaj oluşturan yapı bir “dönüşüm ve insanlar arasında iletişim mekanı” olarak tanımlanmakta. Yapının üst örtüsünde yer alan beton bir “tepe altı imgesi”ni yapıya kazandırmakta. Yapı Bordo üzerine projektörleri çevirtirken, sağda solda “yüksek kültürün zaferi” üzerine hazırlanmış grafittiler görülmeye başladı.
Saint Emilion’da Pierre Lurton tarafından finanse edilen yapı kimileri için bir başyapıt kimileri için ise bir felaket. Ancak hiç kimse bunun yani Bordo şarabının gelişmesinin ne kadar önemli olduğu konusunu tartışmıyor. Sadece burada değil bölgenin bir çok yerinde üreticiler kendi markalarını güçlendirecek şaraphanelerin yapımının ne kadar önemli olduğunu fark etmekte. Bu binlerce yıllık tarihinde son derece önemli bir aşama.

“Buraya yirmi yıl önce geldiğim zaman bir şişe Bordo şarabı şişesi 40 Euro’dan satılıyordu. Bir şişe şarap 200 Euro’ya çıktığı zaman bunun pahallı olduğunu düşündüm ama 300 Euro’ya gelindiğinde bunun süremiyeceğini düşünüyordum. Le millesime markası 2009 yılında 600 Euro’ya çıktı ve bu fiyattan müşteri bulmaya devam etti. Çin pazarının açılmasıyla bu durum devam etmekte. Şarap meraklılarının fiyat artışlarının devam etmesi halinde şaraptan vazgeçebilecekleri ihtimali de var. Şu ana kadar böyle bir durumla ilgili hiçbir işaret görülmedi. Ve büyük şarapevleri, para makinesi olmaya devam ediyor. Mesela Cheval Blanc, geçen yıl 14 milyon Euro net kar elde etti –ki Nouvel Observateur dergisi bunun en az 22 milyon Euro olduğunu yazdı- Şato Lafite Rothschild’in karı ise 70,2 milyon Euro’ya ulaştı. Bunu toplam 80,8 milyon Euroluk bir satışla gerçekleştirdi. Lutron hanedanı böyle bir durumla hiç karşılaşmadıklarını söylemekte, arazilerde artık kasklı mühendisler ellerinde imaj projeleri dolaşmaya başladı.
jean Nouvel, Mario Botta, Fabien Pedelaborde bu yıldız mimarlar arasında, geçmişin yapıdan çok üzümle ilgilenen üreticileri tarafından inşa edilmiş modest yapılar arasında yaşayanlar bir anda imaj yapıların önemini gördüler. Bu değişim o denli hızlı ki, Cheval Blanc markasının sahibi Bernard Amault ve Albert Frere, milyarder mal sahipleri, Christian de Portzamparc’a çağrı yaparak yapılarını sipariş verdiler.

Eleştirmenlere göre eğrisel beyaz duvarlar, bitkilendirilmiş çatı 19 yüzyıl kilisesi ile uyuşmamakta. Ancak malsahipleri bu fikre katılmıyorlar. Onlara göre yapıları “güzel ve mütevazi tıpkı şarap gibi. Sadece teknik değil aynı zamanda hareketin koreografisi de önemli”
Yeni yapı yeni bir güvenlik sağlamakta. Şişeler kabartmalı olacak ve kasalara ayrıca işaret konulacak böylelikle satın alanlar, bir asya taklidini değil gerçekten markayı aldıklarını bilecekler.

Öte yandan, başarının şarap üreticilerini sarhoş etmesinden korkuluyor. Robert Parker, dünyanın en önemli şarap eleştirmeni bunun geçici bir moda olması durumunu söylemekte. Fiyatların gerçek olmayacak kadar yüksek olduklarına dikkat çekmekte. Pierre Lutron bu fikirde değil, şarabının sadece Fransa’da ve Avrupa’da satılırken artık tüm dünyada satılmasına dikkat çekmekte. Yılda sadece 80000 şişe ürettiklerini ve bunun dünya ölçeğinde hiçbir şey olduğuna dikkatleri çekmekte. Chateau Latour 2009 yılında şişesi 600 Euro dan satılırken bu gün 2000 Euro’dan satılmasına dikkat çekmekte. Bu fiyatın bu şişenin beş yıl ya da daha sonra içilmesi halinde fiyatının daha da yüksek olacağını anlatmakta.
Adam Sage | The Australian | Australie
Uyarlama : Mimdap
Fotoğraflar:Euroconcorci












21 Yorum
Avni
Kuran’da beş yerde içki konusu geçiyor. Saadettin beyden anladığım kadarıyla bunlardan ilk üçüne göre şarap haram değil, dördüncüsüne göre sadece sarhoş kafayla namaz kılmayın diyor, sadece beşinci ayette şaraptan kaçınılmasını öneriyor ama o kadar. Yani şarap 4-1 kazanıyor. Zaten Osmanlı’da da çok nadir dönemlerde yasak olması, ayrıca bazı dönemlerde Halifelerin bile şarap içmesi şarap konusunun islamda sanıldığı gibi yasak olmadığının kanıtlarıdır. Alevileri saymıyorum bile. Ayrıca gerçekten cennette serbest olan bir içki dünyada niye yasak olsun.
Anonim
Ben yukarıdaki plan ve projelerde kaldım bence bu dini tartışmalara girmeye hiç gerek yok. Herkesin dini kendisine, eğer herkes birbirine saygı gösterirse, şu kara günlerde bile gül gibi geçinip gidebiliriz. Her kes kendi hesabını verir. Kimseye sen niye buna mani olmadın denmez. O zaman gerçekten günah mı değil mi öğrenilir. Unutmayın terör zorbalık insanların başkalarının yaşantısını dizayn etmeye kalkışmasıyla başlar. Bence bu tartışmalı şarap içmekten bile daha büyük bir günahtır. Başkalarının yaşantısını değil projelerimizi dizayn edelim. Yoksa birileri bizi dizayn eder.
Saadettin Kocalı
Şarap konusunda İslamiyetin tavrı aslında oldukça karışıktır. Bu nedenle de bazı İslami tarikatlarda, gruplarda şarap haram değildir. İçenlerden namaz kılmamaları istenmektedir. Yani bir taraftan Nahl suresinde olduğu gibi şarap yapımını olumlu yönde bir işaret olarak gösterirken daha sonra yaşanan bir olaydan sonra inen bir ayette bunun bırakılması tavsiye edilmektedir. Ama bu kesin olarak yasaktır içenler cehenneme giderler diyen bir ayet yoktur.
Baskın Oran, Ergun Sav’ın çevirisinden şarabın içilmemesinin tavsiye edilmesinin aşamalarını anlatmakta : (Kaynak:ensonhaber)
1) Muhammed suresi (47), Ayet 15 (Kronolojik Sıra 62): “İyileri Cennet’e koyacağız. Cennet’te dört ırmak vardır. Temiz su, hiç ekşimeyen süt, leziz şarap ve saf bal ırmakları akar.” (Bu Mekke’de inmiş suredir. Hemen belirteyim, Hicret’e kadar, yani Peygamberimiz Medine’ye göç edinceye kadar içki yasak edilmemiştir.)
2) Nahl (Balarısı) Suresi (16), Ayet 67 (Kronolojik Sıra 102): “Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerden içkiler yapıyor, güzel rızk ediniyorsunuz. Bundan aklı erenler için ibret vardır.”
3) Bakara (İnek) Suresi (2), Ayetler 219-220 (Kronolojik Sıra 105): “Sana şarap ve kumarı sorarlar. De ki: ‘İkisinde de faydalar vardır. Ama büyük de günah vardır'”. (Medine suresidir. Faydadan söz edilmiştir. Ama günahın büyük olduğu eklenmiştir. Ancak, henüz kesin yasaklama yok.)
4) En ‘Nisa (Kadınlar) Suresi (4), Ayet 43 (Kronolojik Sıra 106): “Ey inananlar. Sarhoşken namaz kılmayın.” (Bir ziyafette yiyip içmişler. Akşam namazı kılmak, için safa durmuşlar. İmamlık eden sureyi yanlış okumuş. Namaz bozulmuş. Bu ayetten sonra, yatsı namazına kadar içmiyorlar. Ancak, son namaz bitince içiyorlar. Sonra yatıp uyuyorlar. Dikkat edilirse, hâlâ tam yasaklanmış değil.)
5) Maide (Sofra) Suresi (5), Ayetler 90-91 (Kronolojik Sıra 108): Ayet 90: “Ey inananlar. Şarap, kumar, putlar ve fal okları Şeytan işidir. Bunlar pistir. Bunlardan kaçının ki, mutluluğa eresiniz.”
Ayet 91: “Şeytan hileyle, şarap ve kumar yoluyla aranıza nifak ve düşmanlık sokmak ister. Sizi Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan vazgeçirmeye çalışır. Artık, bunları bırakıyorsunuz değil mi?” (Urban bin Malik bir ziyafet vermiş. İçmişler. Bu arada deve yenmiş. Konuklar arasında Sad bin Ebi Vakkas övünüyor. Asalet iddiasında bulunuyor. Ensar’ı hicveden bir şiir okuyor. Ensar’dan biri kızıyor. Önünde bulunan deve kellesini Sad’ın kafasına geçiriyor. Kanlar içinde yere. Hazreti Ömer gidip Hazreti Muhammed’e şikayet ediyor. İçki konusunda açıklama yapmasını istiyor. İşte, bu sure iniyor. Artık, şarap yasaklanmıştır.)
Ali İnce
Bu ne yaman çelişki böyle… (Ahmet Kaya)
Bence bektaşi’nin imanı en güzel iman. Arnavut gençlerle tanışmıştık bana “biz bektaşiyiz” dediler kendi telaffuzlarıyla, bizi dediler hiçbir konuda engellemiyor, hayatımızı yasaklarla günahlarla, cehennem tehditleriyle zehir etmiyor, zorlamıyor özgür bırakıyor. Onların zıtlıkları yoktu. Mutluydular.
İmam
Cennette kevser şarabı nehirleri olacak ama içenler sarhoş olmayacaklar (alkolsüz kevser), küçük yaşta huriler ve yakışıklı gılmanlar olacak ama onlarla ilişki kurulmayacak. Yiyecekler olacak ama açlık ya da susuzluk olmayacak. Yani dünyevi zıtlıklar olmayacak.
Ali İhsan Yurttaş
Çadırlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır. Rahman 72 Bu da yeni bir kölecilik türü mü?
Ali İhsan Yurttaş
Bu ne biçim metin. Şarap var sarhoş etmiyor, yemekler bol ancak acıkma ve susama yok. E acıkla ve susama yoksa yemeklere, içkilere ne gerek var?
“Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kız” ben bunun doğru olabileceğine inanmıyorum. Kuran-ı Kerim’de böyle bir şey olamaz. Çünkü tarif edilen kız çocukları 10-14 yaş arası çocuklardır ve bu yasalarımızda sübyancılık suçuna girer.
Her tarafı imamhatiplerin sardığı bu günlerde bu büyük bir çöküş demektir. Eğer bu doğruysa şimdi çocuklarımıza bu mu öğretilecek?
Anonim
Cennetteki içkiler sarhoş etmeyen içkilerdir. Yani şarap nehirleri vardır ama sarhoş etmez.
Konuyla ilgili bilgi almak isterseniz KURAN-I KERİMde cennet kavramı şöyle anlatılır:
Cennette hurilerden eşler vardır. O huriler ki yeni bir yaratılışla yaratılmış, bakire, göğüsleri tomurcuklaşmış, yalnızca kocalarına bakan ve onlara âşık, saklı inciler gibi iri gözlü, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyaz, otağlar içinde ve tertemiz, yaşıt sevgililer halinde olcaktır. Vakıa 22, 23, 35, 37, Nebe 33, Saffat 48, 49, Rahman 72, Nisa 57
Berrak, içene lezzet veren, sersemletmeyen ve sarhoş etmeyen içkileri vardır. Saffat 46, 47 Çeşitli meyveler vardır. Yasin 57, Zuhruf 73
Bozulmayan sudan, sütten, şaraptan ve baldan ırmaklar vardır. Muhammed 15 Yiyecek ve içecekler altın tepsi ve kadehlerle sunulur. Zuhruf 71
Gerçekten biz hurileri apayrı bir biçimde yeniden yarattık. Onları eşlerine düşkün ve yaşıt bakireler kıldık. Vakıa 35, 37
Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar vardır. Nebe 33
Çadırlar içinde sahiplerine tahsis edilmiş huriler vardır. Rahman 72
Saklı inciler gibi, iri gözlü huriler yaptıklarına karşılık olarak verilir. Vakıa 22, 24
Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş iri gözlü eşler vardır. Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdırlar. Saffat 48, 49
Çevrelerinde, Main çeşmelerinden doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle hizmet için ölümsüz gençler dolaşır. Vakıa 17, 18
insanların etrafında öyle ölümsüz genç nedimler dolaşır ki, onları gördüğünde etrafa saçılıp dağılmış inciler sanırsın. İnsan 19, Tur 24 Cennet ehlinin canlarının istediği kuş etleri vardır. Vakıa 21
BÜTÜN BUNLARDAN SONRA :
Cennette acıkmak ve susamak yoktur. Ta-Ha 118, 119
Saygılarımla.
Anonim
Benim bir sorum var. Tanrı niye dünyada yasak ettiği bir şeyi öbür dünyada fisebil ihsan etsin. Bence burada bir çelişki var. Eğer açıklarsanız sevinirim. Ben bana soranlara cevap veremedim. Geçmiş bayramınız mubarek olsun.
Ali İhsan Yurttaş
Yani Türkiye’mizde de çok güzel şaraplık üzümler yetişmektedir ancak özellikle yoksul bölgelerde aslında bir zenginlik kaynağı olan şarapçılığın gelişmiş yörelerimize göre çok geride kaldığını söylemek yanlış olmaz. Yoksa Türkiye’de de ağır vergilere ve idari zorluklara rağmen şaraptan büyük paralar kazanmak mümkündür.
Ali İhsan Yurttaş
Vinotolia isimli bir siteden aşağıdaki açıklamaları buldum. Müsadenizle paylaşmak istiyorum. Çünkü dört bin yılı aşkın bir geçmişi bulunmaktadır.
“Anadolu’nun yazılı tarihe girmesi m.ö 1900 yıllarına denk gelir. Bu dönemde Kapadokya yakınlarındaki Kaneş Karumu’na taa Mezopotamya’dan gelen Asur Ticaret Kolonileri yalnızca Anadolu’yu manevi yönden zenginleştirmekle kalmaz, aynı zamanda da yazı yı başlatır. Elimizdeki bulgulara göre şarabın Anadolu’da bilinmesi ve tanrılara içki olarak sunulması yukarıda sözünü ettiğimiz dönemden yaklaşık 500-600 yıl öncedir. Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bu durumu kanıtlayan çok sayıda obje, müzenin Tunç çağı eserleri bölümünde sergilenmektedir ki bu da günümüzden yaklaşık 4500 yıl öncesine tarihlenmektedir.
DOĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ
Bölge başlıca iki değişik iklim kuşağından oluşur. Biri Malatya , Elazığ ve Erzincan’da hakim olan biraz daha karasal ve yüksek rakımın etkisiyle sert, diğeri de Güneydoğu bölgesinin Akdeniz iklimine yakın sıcak ama kurak iklimidir.Türkiye’nin iki çok önemli siyah üzümü bu bölgede yetiştirilir.
Malatya ve Elazığ yörelerinde yetiştirilen Öküzgözü Türkiye’nin en sevilen şaraplık üzüm türlerindendir.Fırat Nehri ve onun kolları olan Karasu ve Murat ırmaklarının havzalarında yetiştirilir.
Diyarbakır Dicle Nehri havzasında Boğazkere üzümü yetiştirilir.Öküzgözü ile kupaja girip çok güzel şaraplar üreten bir üzümdür.
Gaziantep-Kilis yörelerinde çok önemli türler olmayan Rumi ve Dökülgen adlı beyaz çeşitler ve Horozkarası adlı orta kalite şaraplar üreten üzüm türleri yetiştirilir.”
Azmi İzmirli
Osmanlı şarap konusunda bir kaç içici olarak bilinen padişah dönemi dışında hiçbir zaman tutucu olmamıştı. Osmanlıda bağlar da şarap da vardı. Hatta o kadar vardı ki, bugünün Fransasının üzüm bağları Osmanlıdan giden üzüm çubuklarıyla yeniden kurulmuştu.
Bugün Elazığ, Diyarbakır, Urfa, Mardin, Bingöl, Erzincan işsizlik nedeniyle göç veren ya da işsizliğin çok yüksek olduğu illerimizdir. Aynı zamanda da Osmanlı döneminde şarap üreten kentlerdir. Bunlar arasında örneğin Elazığ’da dünyanın en iyi şaraplık üzümleri olan Öküzgözü üretilmekteydi. Bu gün bu üretim çok sınırlı kalmıştır. Yani bu kentler birer altın madeni üzerinde yaşamakta ama bağnazlık yüzünden işsizlikten kırılmaktadır. Fransa gibi ülkeler de teşekkür ederek kasalarını doldurmaktadır.
Mimarlık hayatla ilgilidir. Hayatla ilgili her şeye duyarlıdır. Yukarıda görülen mimari açıdan nitelikli iki farklı yapı da (şarap üzümlerinin parası ile yapılan Celaliye İlkokulu ve Fransa’daki şarap evi) mimari açıdan önemil yapılardır.
Bence şu bizden giden asmalarla başkalarının kazandığı ve bizim kazanamadığımız 15 milyar dolar bağnazlığın ülkemize çıkarttığı faturanın çok küçük bir bölümüdür ve bu fatura gün geçtikçe terörle de artmaktadır.
Bence Mimdap’da çıkan yazı bir kesimi rahatsız edici olabilir ama aynı zamanda yol gösterici ve uyarıcı olduğunu da kabul etmemiz gerekir. Saygılarımla.
Durmus Gogus
Sarap uretimi olmadigindan dolayi guzel vatanimiz Turkiyenin geri kaldigini dusunmek cok cahilce bir dusunce ve kafa yapisi olmasi gerek. Osmanli sarap urettigi icnmi 7 denizi 3 kitaya hakim olmustu? Tam aksine dini degerlerine bagli olarak Allaha ve peygamberine tam anlamiyla iman ettigi icin. Turkiye son asir sefalet icindeyse, bunun en buyuk sebebi kendi ozunu ve hakkin hakikatina hakkiyla sahip cikmadigi icindir. Boyle bir yazi Mimdap tarafindan yayinlandiginida ayrica saskinlik icerisinde karsiladim. Boylece Mimdap Mimarlik Hizmetlerinin sevyesi belirlenmis olmustur.
Saygilarimla
Ayşe Nur Esenli
En üstte şarap üzümü parasıyla yapılmış ilkokulun güzelliğine bakın birde şimdi yapılanlara. Şarap insanı gerçekten güzelleştiriyormuş. Bektaşinin dediği gibi.
Ayşe Nur Esenli
Sayın Ayyıldız’a cevap verip vermemeyi düşünürken Afganistan’dan haber geldi. Dans edip müzik dinledikleri için 17 kişi başları kesilerek öldürülmüş. Türkiye’de çocuklar “daha geç yaşta inanmıyorlar, tepki gösteriyorlar” diyerek, masalla gerçeği birbirinden ayıramayan beş yaşındaki çocukları okullara yollamaya çalışan bir hükümet var. Şu an sabahın beşi ve camiden sonuna kadar açılmış bir hoparlörden ezan okunuyor.
Yakınlarımdan başlarını örtmeleri için kendilerine nasıl bir baskı yapıldığının haberleri geliyor.
Türkiye’de nüfusun bu durumu gerçekten inanarak kabullenen Sünni nüfus taş çatlasa yüzde elliyi geçmez. Osmanlı döneminde bile çeşitli nedenlerle dini bağnazlığın toplumları nasıl geri bıraktığının bilincine varan yöneticiler kendilerini bundan uzak tutmaya Halife dahil çaba gösterdiler.
Günümüzde yoksul ve göç eden bir toplumun kendini dinle savunmaya kalkışmasını anlayabilirim. “Seçkinler=kültürel açıdan çağdaşlığı yaşayanlar””entellektüeller=iyi eğitim almışlar”la alay etmenin, kökeninde de bu vardır. Ama bunların diğerlerine herhangibir şekilde baskı yapması kabul edilemez çünkü kabul edilirse Türkiye kendisini dünyanın en fakir, en geri, en sağlıksız, en cahil toplumları arasında bulur. Görüldüğü kadarıyla sadece dincilerin değil, Batı toplumlarının da bizi layık gördükleri yer budur. Atatürk bu duruma karşı çıkmış, “tek bir uygarlık vardır o da batı uygarlığıdır, ya buna uyarsınız ya da cayır cayır yanarsınız” derken bu yeryüzü cehenneminin tehlikesine dikkat çekmiştir.
Kendisini çoğunluk gibi gören irticanın Türkiye’ye hakim olması kabul edilemez.
Mimarlık hayatla ilgilidir. Mimdap’da gördüğüm kadarıyla bu hayatı güzelleştirmek için yayın yapmaktadır.
Kendisine Türkiye’de şarap kültürünün ne kadar önemli olduğunun bir tarihi gerçek olarak bize sunduğu bu yazı için teşekkür ederim.
mehmetali ardıç
Ben sadece mekanın güzelliğine, insana yarayışlı oluşuna ve kullanıcılarının hoşuna gitmesine bakarım.
Mustafa Özcan
Sayın Ayyıldız’la hemfikir değilim. Çünkü burada sadece şarap ve alkol değil, mimari de ön plana çıkıyor. Mimarlar için mesleklerini en üst düzeylerde uygulayabilecekleri bir ortam oluşuyor. Diğer taraftan Türkiye’den giden üzüm çubuklarıyla bağlarını yeniden kuran Fransa’nın geçen yılki ihracatı, krizden çok etkilenmiş olmasına rağmen 10 milyar Euro’yu aştı, yani Türkiye’nin toplam ihracatının yedide birini tek bir üründen sağladı. Geçmişte şarap üreten bu bölgeler bu gün işsizliğin pencesinde. Bir çok bölgede de terör bu işsizlikten besleniyor.
Eğer Türkiye yukarıdaki resimlerde görüldüğü gibi bağlarını yeniden kurarsa yukarıdaki gibi yapılara sahip olma şansını da bulabilir. Refah ve huzur ortamına kavuşur. Kimse de bu altın madenini terkedip büyük kentlere göç etmek, ya da daha kötüsü terör örgütünün pencesinde dağlara çıkmak zorunda kalmaz.
Ayyıldız
Mimdap olarak %95’i müslüman olan bir ülkede Dinen Haram sayılan bir içecekten kazanılacak paradan;ülkenin sefalet vs.gibi sorunlardan kurtulacağını yazmanız açıkçası pek de mimarlıkla bağdaşmıyor.Dini sorgulamak ve dini inancı hiçe sayıp buna ‘geri kafalılık’ demek ve eleştirmek yerine hiç olmazsa ‘MİMDAP’ olarak ‘MİMARLIK’ adına daha spesifik yazılar ve dosyalar hazırlayarak ‘TÜRKİYE’de MİMARLIK’ adına hiç olmazsa destek olabilirsiniz.
Mustafa Özcan
İnsanların sefalet içinde yaşadığı, sadece şarap konusunda değil, kadınların çalışmasından kızların okumasına, sosyal hayata her şeyin geri ilkel kabile toplumlarına göre şekillendirilmeye çalışılan bir yer Türkiye. Geçen ramazanda Sultanahmet’ten geçtim dehşet içinde kaldım. Korkunç ötesi bir sefalet manzarası vardı. Fakirliğin sefaleti değil, eğitimsizliğin, yaşamayı bilmemenin daha kötüsü reddetmenin sefaleti.
Atatürk’ün yaptığı bu kaderi tersine çevirmekti. Ama halk bu sefaletten cennete gideceğine inanıyor.
Anonim
Beşbini boşver bin euro’ya imam da saki olur, meclise gelir.
Ali
Şarap her türlü alkol gibi haramdır. Şişesi 1000 Euro’da olsa haramdır, 5000 Euro olsa ………hımmm düşünürüz.