Bugün, Beyğlu Belediyesi düzenleyiciliğinde Tarlabaşı Yenileme Projesi ile ilgili bir basın açıklaması yapıldı. Yapılan basın açıklamasında konuşan Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, projenin, bölgeyi daha güvenli, daha sağlıklı bir mekâna dönüştürme amacını taşıdığını belirtti. Avan Proje aşamasındaki Tarlabaşı Yenileme Projesi’nin, uzmanlarla, sivil toplum kuruluşları ve ilgili kuruluşlarla görüş paylaşımı yapılabilmeri amacıyla 22 Haziran’a kadar Beyoğlu Belediyesi Hizmet Binası’nda sergileneceği belirtildi.

Açıklama sırasında, yenilemenin yapıldığı bölgedeki konutların %40’lık bir bölümünün boş olduğu, bu sebeple de uygulamayı yapabilmek için oldukça esnek şartlara sahip olunduğu söylendi. Ancak, bu toplantı boyunca projenin yaşayanları olumlu etkileyeceğine ve Tarlabaşı sakinleriyle olan görüşmelerle projelerin bu hali aldığı söylense de, katılım sistematiğine dair somut ve uygulama araçları, örgütlenmesi belli olan bir açılımdan bahsedilmedi.

Bunun üzerine, Ahmet Demircan’a, projenin İstanbul’u çok önemli ölçüde etkileyecek bir niteliğe sahip olduğunu, bu yüzden de uzmanları, sivil toplum kuruluşlarını oldukça yakından ilgilendirdiğini, aynı zamanda bölge halkının da projeye tam katılımının sağlanması gerektiğini belirtip, belediyenin katılım anlayışının hangi noktada olduğunu sorduk. Bu soruya Ahmet Demircan’ın yanıtı şu oldu: “Öncelikle, buradaki yatırımcı firmadan, konunun uzmanlarından, birikim sahibi kişilerden oluşan bir grup oluşturması istendi. Bunun yanında, konunun uzmanı akademisyenler ve profesyonellerden oluşan bir de danışma kurulu belirlendi. Üçüncü olarak ise, Tarlabaşı’nda kurulan ofis, vatandaşın ve konuyla ilgilenen herkesin hizmetine açıldı. Ben şahsen, oradaki vatandaşla onlarca toplantı gerçekleştirdim. Orada yaşayanların hepsinin ihtiyaçları birbirinden farklı ve biz o ihtiyaçları toplamaya, ona göre projeyi şekillendirmeye çalışıyoruz. Örneğin bu sergiyi yapma amacımız, herkesin yapılan projeyi görmesi ve bu konuda fikirlerini belirtmesi.”

Bununla berbar, Belediye Başkanı, kendisine yönelttiğimiz, “Gelecek olan itirazlara göre proje yeniden gözden geçirilecek mi?” sorusuna ise, böyle bir geri besleme sürecinin olması gerektiğini, ancak bu konudaki son sözün projeyi çizen mimarlar tarafından söyleneceğini belirterek cevap verdi.

mimdap

15 Comments

  1. Sayın Deniz Ulugür,
    Size göre Tarlabaşı Projesinin yada başka herhangi bir projenin iyi proje olmasına imkan yoktur. Çünkü her proje zorunlu olarak değer artışı getirecektir. Ve sizde aslında projelere falan değil bu değer artışına karşısınız. Biz sizinle her yerde karşılaşıyoruz. “Habersiz imzalarda”, deprem yıkıklarında, çöküntü bölgelerinde, gece yarısı mesajlarında, dönen tezgahlarda kısaca her yerde sizlerle karşılaşıyoruz ve mücadele ediyoruz. Pervasızlığımız ise haklılığımızdan geliyor.
    Tarlabaşı Projesinin toplumsal faydalarına gelince:
    .Depremde ilk yıkılacak yerler arasında bulunan bir semtin insanlarına can güvenliği sağlanmaktadır.
    .Bir çöküntü bölgesi olan ve halkının yarısı evlerini (sudan ucuz olmalarına rağmen can korkusuyla terk etmiş) bir yer tekrar hayata dönecektir.
    .Her an kaybedilen tescilli tarihi eserler kurtarılacaktır çünkü çağdaş koşullarda insan barındırma niteliğine kavuşacaklardır.
    Yeni toplumsal dinamiklerin oluşmasında öncü rol oynayacaklardır. Ve ümitsiz durumda kalan bir toplum için ufuk açacaklardır. (Siz istemeseniz de)
    Bu projeler bu niteliklere sahip olduğu için sizin sandığınız gibi büyük paralara yapılmamıştır. Bu projelerde çalışan mimarlar son derece öz verili çalışmışlardır, bu konuda spekülasyon üretilmesi çok yakışıksız. Çünkü sonuç olarak bu projeler halkı etkilemektedir, İstanbul ve halk için bir kurtuluş yolu göstermektedir. Dilerseniz bunun da ne olduğunu dünyadan örneklerle açıklayabilirim. Çünkü bu proje dünyada ilk kez yapılan eşi benzeri olmayan bir proje değildir. Avrupa bu tür projelerle ayakta kalmaya çalışmaktadır.
    “Mimari tasarım sadece bizim işimizdir” cümlesini aklı başında hiçbir mimar kullanmaz. Hele nitelikli bir mimar ise onun emin olun sizden çok daha fazla meslektaşlarına saygısı vardır. Sol düşünceler ise çok genel olarak özellikle Türkiye’de ki neredeyse tüm mimarların ortak özelliğidir. Örnek olarak sizin tekelinizde değildir. Zaten bu yüzden sizin takım tam bir Mac Carty’ci gibi “Akparti yalanını uydurmuştur. “ Hatta dikkat ederseniz Antalya’daki seçimlerde insanları aynı derecede aptal yerine koyan yönetimin Akpartili yöneticisi bile bu yalanı karşıtları için söylemiş ve başarılı olmuştur. Akparti çok haklı olarak son seçimlerde bugün yönetimde olan takımı desteklemiştir. İstanbul’da ise Belediye Başkanı Odanın herkes tarafından bilinen seçmen profilini bile bile odaya oy vermeye gelmiştir. Bundan daha fazla da zaten destek olamazdı. Biz ise hiçbir yerde Akpartinin bize oy verdiğini söylemedik, nereden çıkarıyorsunuz, çünkü bunun böyle olmadığını biliyorum. )Kimin bu kesime seçim öncesi telefon ettiğinden de haberimiz var, hiç bunları araştırmayı düşündünüz mü?)
    Üstelik bütün bunların nedeninin ideolojik filan olmadığı da ortaya çıktı. Odanın sevgili yönetiminiz gizli saklı çok yoksek meblağlara, gizli gizemli bir bina satın aldı. Baştan itibaren sorunları sadece DUYGUSALMIŞ. Yoksa onlar bizim Akparti ile ilişkimiz olmadığını sizden çok daha iyi bilirler.
    Bahsettiğiniz başkanın (siz de de hayranlık uyandırmış olan) Başıbüyük’e olan ilgisinin altında çok değişik nedenler olabilir ama en son aklımıza gelecek olanı halkın savunulmasıdır. Okyanustaki çakıl taşları: Evet geceyarısı mesajlarının, habersiz imzaların, zorba SMG’lerin, gizli satın almaların, tasarım kentlerin ve daha da nelerin okyanusunda ama kesinlikle bir çakıl taşı değil…Olsa olsa dev bir dalga…
    İstanbul’un talanını size anlatan insana bir de “habersiz imzaların” ne olduğunu sorsaydınız. Size belki bu arada mimarlığın da nasıl talan edildiğini anlatırdı. Sizin intibalarınız bizim tarihimiz var. Kusura bakmayın.
    Çünkü mimarlık bu memlekette en son gösterilecek kötülük kaynağıdır. Ve maalesef Mimarlar Odasının bugünkü yönetimi bu insanlık suçunu işlemekte, kendisinin toplumu savunduğunu zannedenleri de kandırmaktadır.
    Kavramlarımızın sığ ve kapsamsız olması sizin düşünceniz. Bunlar sizin bilmediğiniz kadar yaşanmış olgulara, yılların birikimine dayanıyor. Akparti bize kesinlikle oy vermedi çünkü bizim demokratik yapımızdan ötürü denetlenemeyeceğimizi çok iyi biliyordu. Onun yerine denetleyebileceği, üstelik kurduğu baskı ve terör sistemiyle Akpartinin bile bir süre sonra iyi gözükeceğini biliyordu ve bunu yaptı. Yoksa açıkça ben Eyüp Beylerin listesini destekliyorum derdi ve biz sadece bu duyumla bile kesinlikle kazanırdık. Yani bizi kazandırmak onlar için çok kolaydı. Çünkü oy vermeye gelenler bir cumhuriyet mitingine gelir gibi gelmişlerdi.
    Sergi açılışına Ertuğrul Günay (köken olarak sizin takımınızdan) gelmesinin nedeni mimarlar değildi o sadece kendi belediyesine destek vermeye geldi. Siz de olsaydınız gelirdi başkası da…
    Bir kar ortaklığından bahsedebilmeniz için hiçbir şeyden haberinizin olmaması gerekir. Ortada ne bir kar nede ortaklığı var. Bütün bunlar sadece sizin uydurmalarınız. Biz mimarlar projelerimizi müşterilerimiz için yapmayız önce kendimiz için yaparız ve en zor da kendimiz ikna oluruz. Onun için müsade edin de “Akpartinin teknik elemanları” gibi abuk bir cümle tıpkı zaman zaman burada sağlanmış özgür ortamdan yararlanarak yer alan abuk küfürler gibi nezaket gereği silinmiş olsun. Düzey de önemli. Sadece bu projede değil ki bir çok projede mimarlar çalışır, siz de çalıştığınız projeleri bir düşünün. (Proje yapıyorsunuz herhalde) Eğer her çalıştığımız projeye göre isim alsaydık en azından çok ilginç olurdu.
    Sol değerler bizim değerlerimiz. Defalarca saldırılara uğradığımız, kendi kişisel tarihlerimizi oluşturan değerler bunlar. Çoğumuzun sol nitelikli kuruluşlarda aktif görevleri var. Bir özelliğimiz daha var o da sizin liberallik olarak suçladığınız mesleğimiz. Halbuki en fazla “proleteri” olduğumuz konu işte tam olarak inanılmaz emekler verdiğimiz mesleğimiz.
    Son olarak bu tür projelerde sosyal projeler toplumsal mutabakatlardan çıkarlar. Ve emin olun burada da çıkmakta ve çıkacaktır. Bizim de tek dileğimiz budur zaten.
    Eğer Sulukule ile ilgili açıkoturumu izlediyseniz yöntemsel hatalardan dolayı bazı şeylerin ayağınızın altından kaydığını da görmüşsünüzdür. Sizin gibi düşünmeyen hak sahipleri… Yani günümüzde aydınların söylemlerinin popülarizme düşmeden yeniden gözden geçirilmesi gerekmekte. Çünkü edebiyat güzeldir ama gerçek değildir. Bizi gerçekler ilgilendiriyor.
    Doğudan gelen insanlar tabi ki insani boyutta sorun değiller. Ama eğer on kişi bir odayı paylaşıyorsa ilk depremde başlarına yıkılacak bir evde yaşıyorlarsa en azından sorunları vardır. Bunu rahatlıkla söyleriz. İdeolojik mimarlığın nasıl bir şey olduğunu söylerseniz çok seviniriz. Hatta ideolojik olmayan mimarlığı da bu arada tarif edebilirsiniz belki iyi olurdu.
    İTÜ burada yıllardır çalışmaktadır ve bölgeye ait projeleri vardır. Evleri bir çok kez çeşitli nedenlerle incelemişler ve yeterli bilgi sahibi olmuşlardır. Ayrıca burada avan proje için ön bilgi söz konusudur. Bunlar yine de tabi ki sondajlı, malzeme analizli, mukavemet testleriyle yapılacak bir çalışmanın düzeyinde olmaz ama yine de fikir vermek için emin olun yeterlidir.
    Mimari çalışma özellikle de çöküntü bölgelerinde doğası gereği değer arttırıcıdır. Sizin orada dolaşmanız bile evlerin değerinin artması için yeterlidir. Ancak cevap verilmesi gereken soru şudur: damı akan, yıkılmak üzere olan bir binanın bir odasında yaşayan on kişi mi daha kabul edilebilir durumdadır. Yoksa onların yeterli düzeyde barındığı bir ortam mı? Bu soruyu kendinize sorun vicdanınızın ve aklınızın vereceği cevap sizi de şaşırtacaktır.
    Saygılarımla.

  2. Tarlabaşı Projesi örnek projedir ama ne yazık ki “kötü örnek” . Neden mi?
    Nedenlerinden kısaca söz edeceğim. Beraberinde MİM grubuna ve MİMDAP çevresine bazı eleştirilerim olacak. Ayrıca bunları karşılıklı konuşup değerlendirmeyi de çok isterdim. Mimdap’ın sokağında bir buluşmada ayarlayabiliriz, tüm okurlarınızın önünde tartışabiliriz. Bu kadar pervasızlık karşısında projenizi alkışlayacak değilim.

    Gelelim Tarlabaşı projesine.
    Bugünün sorunsalı aslında halkı birebir etkileyen bir mimari/kentsel projenin ne kadar sosyal/toplumsal faydaları olabileceği ile ilgili. Bu noktada bir grup tümden gelen bir bakış açısına sahip iken neo-marksist akımdan etkilenen diğer grup ise liberalleşerek (sol liberal değil sadece liberal) parçacıl yaklaşımlarla parçalardan sonuç alacağız güzellemesinin arkasına saklanarak ve mimari tasarım bizim işimiz sadece biz yapabiliriz diyerek farklı çıkar ilişkileri içinde kendiliğinden yer almaktalar. İki grup içinde de doğru ve yanlışlar olabilir ancak burada akılcı olan tüm sürecin bilimsel bir analizini sağlıklı bir şekilde yapabilmekten geçmektedir. Bu analizi yapmadan veya yaptıktan sonra o doğrultuda hareket etmeyenlere MİM ve Mimdap çevresi gösterilebilir. Diğer grup ise sürekli bir şey yapmamakla suçlanacaktır. Eyüp Muhçu, Başıbüyük mahallesini tüm mahalleliler ile beraber konuştuğumuz Dönüşüm panelinde “Başıbüyük koca bir okyanusta bir çakıl taşı” demişti. Biliyorum şimdi hemen işte bunu söylüyoruz, işte onlar bir şey yapmamayı söylüyor diyeceksiniz. Hayır, aksine orada olan/birşeyler yapan ve konuyu her yönüyle halka anlatan, İstanbul’un talanını da anlatan şube başkanınızın kendisi idi. Pazar sabahı o sizler gibi sıcak evinde kahvaltı yapmıyordu, yerine elbette genel sekreterini ya da başkasını pekala gönderebilirdi ama oradaydı. Öncelikle onu tebrik ediyor ve sizleride o panelde göremediğimi, hatta Başıbüyük’te hiç görmediğimi, hatta iş ilişkileri dışında hiçbir yerde göremediğimi (aranızdan 3 kişiyi arada görüyordum ama bir oluşum-platform göremiyorum) belirtmek istiyorum. Görmek istermiydim şimdi o da meçhul, süreci kavrayamadan projecilik önerileri geliştirmeye başlayacak olmanız çeşitli problemlere yol açardı. Keza bu noktada başka bir meslek odası sizin yaklaşımınızla yapacağını yaptı sürece müdahil oldu ve halkı mahallede ikiye böldü. Vatandaş güçsüz kaldı. Yani nerede olunduğu kadar nasıl olunduğu da mühim; bunu da gerçekleştirebilmek ancak tüm genel sürecin ve somut koşulların tahlillerinin sağlıklı tespitleri ile mümkün. Sadece alanda oldum demek de yeterli olamıyor.

    “Nerede olunduğu kadar nasıl olunduğu da mühim” ifadesi zaten içerik olarak açıkça alanda olunması gerektiği anlamını taşıyor. Sayın Eyüp Muhçu’nun çok da güzel söylediği şekliyle süreci ele alırsak “koca denizde bu kadar işin/fenalığın içinde bir çakıltaşıyız” veya “denize bakıp durmaktansa çakıllarla uğraşalım” gibi iki farklı yöntem üretebiliriz. Ama aslında sorun bu iki söylemin ayrı ayrı ifadelerinin bir karşılığının olmadığı, her ikisinin aynı anda pratik ve teorik ele alınmasının toplumu/mesleği ileriye taşiyabileceğinin anlaşılması gerektiğini düşünüyor ve defalarca keredir söylüyorum. Bu doğrultuda yapılan eleştirilere verdiğiniz cevaplar ise bu yüzden çoğu zaman sığ ve kapsamsız oluyor, mesela hemen topu üstünüzden atıp “biz AKP lileri çağırmadık ama onlar gelip bize oy verdi”  diyebiliyorsunuz, eee örgütlü bir şekilde gelip de sizin yerinize ötekilere niye vermediler acaba…….??? Çok doğru analizleriniz? ve ya süper ötesi tasarımlarınız için mi? Elbette hayır. Dün en sert haliyle “AKP’nin teknik elemanı” olmak diye ifade etmiştim yazı silindi, şimdi yukarıdakiler doğrultusunda biraz açarak ifade edeyim. Süreç analizi olmadığından ne yapacağını bilememezlikten kaynaklı liberal eğilimli ve piyasacı bir noktaya ulaşmış olmanız AKP nin sağ ideoloji içinde konumlanışında ürettiği politikalar ile ister istemez örtüşen düşünceler üretmenizi kendi doğallığında sağlıyor. Söylemleriniz arasında ve ürettiğiniz politikalar arasında doğal bir parelellik oluşuyor. Tarlabaşı projesi de bu noktada yukarıda söylediğimin ispatı olarak ele alınabilir. Sergi açılışına Ertuğrul Günay’ın gelmesi ve sizin de bu projede işleriniz olması rastlantısal olsa da traji-komik bir fikir buluşması tablosunu oluşturmaktadır. Sonuç olarak ne verilen oylar rastlantıdır, ne de Tarlabaşı’nda ki kar ortaklığınız.

    Bu ortaklıkla ilgili size bir takım eleştiriler yapılabilir. Sadece bundan ibaret olsa size bir harf yazma gereği duymazdım. Ama tüm bunları yaparken sol değerlere bazen saldırmanız, bazen de tepkileri azaltmak adına sol değerlerden alıntılar yapmanız çok basitçe bir davranış. Proje raporunun daha başında “küresel kent” ve sermaye ağı içinde İstanbul ve Taksim’den söz ederken sonlarında aman sol eleştirmesin diye küçük bir “insanlar için sosyal politikalarda üretilecektir” ifadesi yer alıyor. Hem 50 sayfa neo-liberal kent ve politikaları güzellemesi yapıyorsun, sonunda da “ama insanı da severiz” diyorsun. Doğudan gelen yurttaşlarımızı sorun olarak tespit ediyorsun. Otopark yok diyorsun, depremde yıkılacak diyorsun. 6-7 Eylül olaylarında giden insanları şöyle bir anıp bir de bunlara bakın ne haldeler diyorsun. Doğru, sizin betimlediğiniz küresel kentlere göre biz kentliler çok gerideyiz ve şehir dışında ki konutlara pek görünmeden yer altından metro ile gidip gelsek yeter, hiç gidip gelmesek sizler için daha iyi ama ne yapacaksın ucuz ve kalifiye olmayan iş gücü de lazım size. Oysa size sadece bina cephelerini tartışmak yetiyor, ideolojik mimarlık yapıyorsunuz, sağ ideolojinin önde olduğu ve gizlenmeye çalışıldığı bir mimarlığı sadece cephe ve hacim konuşturarak alttan alta örmeye çalışıyorsunuz. Binaların içine girilmeden hazırlanmış İTÜ bina sağlamlık raporunu kullanarak hepsi yıkılmak üzere söylemini de kullanmanız da cabası. Biliyor musunuz Faruk Göksu da benzeri konuları kullanarak Sulukule için Tsunami olacak hepsi yıkılacak bile demişti. Hep aynı.

    Tarlabaşı projesinde bir diğer saptırma ise alan büyüklüğü konusunda yaşanmaktadır. Proje 7 ada da gerçekleşiyor gibi görünsede rant artışı sağlanarak tüm bölgenin kendiliğinden dönüşümü teşvik edilmekte, sizin projeleriniz ateşleyici olarak kullanılmaktadır. Ama bunu zaten biliyorsunuz çünkü raporda açık açık belirtmişsiniz. Yani bu “basit bir yenileme işi” değil, tüm bölgeye yapılan rant odaklı bir operasyon ve neşter sizin elinizde.

    Üzücü olan o neşteri kullanmayı bu kadar sevmiş olmanız.

    İyi günler dilerim.

  3. aman yanlış anlaşılmasın; sergiyi dağıtmayacağız. Kopyalarının üzerine sulukule’de atılan çarpıları tek tek bozmadan yerleştireceğiz. Sonra onlardan Mimdap’a da göndeririz belki yayınlar.. lüks arabalar, harika giyimli insanlar, tenis kortu.. süper 3d ‘ler hazırlanmış.

  4. Evet serginin görsellerini de Mimdap’da bekliyoruz. Tarlabaşı sergisini ve de özellikle sergilediği mantığı -sunma/tartışma/eleştirme/uzlaşma- çok beğendim bunu paylaşalım. Açıklık şeffaflık yola çıktık gibi gözüküyor arkasını dolduralım.

  5. Basın açiklamasina dair haber hazirlanisinda secilen gorsel malzemeler neye niyet neye kismet cok acik anlatiyor. Proje dair tek bir gorsel kullanmadan -sanirim bu daha mesleki bilgilendirme olurdu – Tarlabaşi Yenileme Projesinde belediye baskanin parmagini ve konusma anının secilmesi haberin agrilik merkezini anlatiyor. Siyasi kariyer-pozisyon-erk icin butun siyasi gecmisini bir çirpida degistirnen insanlarin nasil bir yenileme yapacagi kendi yenilesmis halinden belli. Buda sanirim mahalle baskisinin site olceginde renovasyonu oluyor.

  6. Burada bulunan “mimarlık bölümü” içindeki yazı, o günkü basın toplantısıyla ilgilidir. Başlığında anılmış olduğu gibi. Ayrıca tamamen bir haber niteliğindedir, yorum değil. İçine haberci olarak girilen ve bir durumu, basın açıklamasını anlatan bir konuda editör arkadaşlarımız sadece olanı biteni veriyorlar, ayrıca yorum üretip haberin içine koymuyorlar. Uzun bir tartışma olmasın fakat, haberin içine yorum ‘sıkıştırmak’ haberin kalitesini düşürür diye düşünüyoruz. Zira haberler dışında hem bizim hazırladığımız hem de hazırlanmış olarak aktardığımız, kendi tarafında sonuna kadar görüşlerini ortaya koyan bölümlerimiz, kısımlarımız var.

    Elbette sizlerin olduğu kadar editör arkadaşlarımızın kendi kişisel yorumları vardır ve bunun için herkes gibi onların da buraya girmeleri yeterlidir.

    Yine, Tarlabaşı projesi için bundan sonra projeyi tanıtacak, içindeki tasarım ve proje anlayışlarını, sosyal meseleleri ortaya koyacak yayınlar yapacağız. Bu sırada herkes bu yayınların yorumlarında konuyu tartışacak şüphesiz. Bunda hiç bir sorun yok.

    Mimdap ın klasik tavrı tartışma ortamını genişletmektir. Arkadaşımız hangi kurumdan, hangi sivil toplum kuruluşu ya da meslek örgütüne üye tam bilmiyorum fakat çevremizdeki her kurumun önce kendini koruduğunu, kendisi aleyhinde söz ve yazıları bilhassa kendisine ait hiç bir organında, sitesinde yayınlamadığını, buna ait hiç ama hiç (altını çiziyorum…) tölerans göstermediğini bu ülkede yaşıyorsa biliyordur diye umuyorum.

    Kentsel değişimler, yenilemeler ve dönüşümler bundan sonra yayınlarımızın içinde yer alacak ve izleyenlerin etkileşimine her zaman olduğu gibi sunulacaktır. (klasik olarak…) Bu konudaki tartışmalar bitmemiştir ve sürecektir.

    Benim de içinde olduğum yayın faaliyetinde en azından bu konuyu belirtmeyi bir görev bildim.

    Saygılarımla

    Hasan Kıvırcık

  7. Peki sizin durumu “ihbar” eden yazınız niye duruyor o zaman? “İnsan klasik mimdap yazısı” derken biraz utanır.

  8. Haberin değiştiğine ben de şahidim ama bunun bir açıklaması var. Şöyleki Tarlabaşı Projesinin içerisinde Mimdap’ın patronu olan Hasan Kıvırcık da bulunuyor. Kendi içinde buluduğu proje için ilk yazıda olduğu gibi cesur bir eleştiri yapması beni şaşırtmıştı. Ancak anlamadığım bir şekilde yazı birkaç saat içerisinde değişti ve yine taraflı, yani klasik Mimdap haberi haline geldi..

  9. ben eminim yazının değiştiğine, ilk gün okumuştum ve farklıydı, üstelik bu halinden daha uzundu. sansürlenmiş gibi geldi…

  10. Mimdap’ta lehte olduğu kadar aleyhte de yazılar Tarlabaşı dahil her konuda serbestçe yayınlanıyor. Bunda amaç insanları gütmeye çalışmadan çok değişik hatta zıt görüşleri yanyana getirerek serbestçe değerlendirme yapmalarını desteklemek. Şu ana kadar gördüğüm kadarıyla Mimdap’dan kalkan yazı da olmadı. (Nezaket kurallarından kaynaklanan nedenler dışında) Tarlabaşı başlıklı başka tartışmalarda vardı onların arasında olmalı aradığınız yazı.

  11. ben bi ara mimdapın yazısında projenin eleştirildiğini görmüştüm bu yazıda diil miydi o? şimdi kalktı mı o eleştri? konuyla ilgili başka yazı mıydı o gördüğüm? yoksa mimdapa bilebaskı mı var?

  12. projelerin geliştirilmesini ve koruma kullanma biçiminin yaygınlaşmasını dilerim. yenilemede aklım sadece yenileme bölgesinin kendi potansiyeli ile bütün fiziki ve sosyal dönüşümün yapılabileceğini almıyor. çıkan kanun ve işi sadece yülenici sırtına bırakan yaklaşımla düzenlenmiş, sosyal devlet olmanın destek olma, yaşayanlara ilaveten biraz daha olanak sunmayı kapsamıyor. bu işin külfetini devlet üstüne almalıdır ve konuyu rant tartışmasından kurtarmalıdır.

  13. bence projelendirme ve ondan sonraki süreçler açısından olsun, bu büyüklükte içinde korumayı da amaçlayan yenileme projesi olması açısından örnek. bu çalışmanın daha ileri taşımak için kamuya başta iş düşüyor, yenilemenin sosyal bütçesini oluşturmaları, konuyu yatırımcıya yıkan basiretsiz yöneticiler olmaktan çıkmalıdırlar. kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına görevler düşüyor, çeşitli şekillerde projenin hayata geçmesini desteklemeli, tıkanık noktalar için yollar bulmalılar. sivil topluma ve onların temsilcilerine iş düşmekte ve abartısız, sorunlar üzerinden akılcı bir dille herşeyi birbirine karıştırmadan dönüşüme imkan vermeliler.

    bu tavrın dışındaki davranış biçimleri ülkemizde çokça yaşanan kaos ve mutsuzluktur. işleri tıkayan, geciktiren, zoru daha zor yapan tutumdur.

    kolay gelsin

  14. Serginizi gezdim. Hepinizi bir mimar olarak tebrik ederim. Ve İstanbul adına kendi payıma tebrik ederim. Bunun üç nedeni var:
    1.Bir çöküntü bölgesini ele alıp kurtarma cesaretini göstermişsiniz. (Her proje gibi tartışılacak yönleri olabilir ama ben ilkesel olarak yaptığınızı çok doğru buluyorum)
    2.Profesyonel bilinç ile kolaya kaçıp aynı binaların kopyalarını üst katlara eklemeden çözümler üretmişsiniz ve çağdaş sanata yönelik bir çabanız olmuş.
    3.Hiçkimsenin birşey yapmadığı ama konuştuğu bir ülkede ve ortamda yaptıklarınızı hemde İstanbul’un merkezinde sergilemek cesaretini göstermişsiniz.
    Tüm bunlar için sizleri içten kutlarım.
    Aynı nedenlerle de artık mimarların değil mimarlık düşmanlarının odası olduğunu düşündüğüm meslek odamızı açtığı dava ve saçmasapan dava dilekçesi için şiddetle kınıyorum. Planlama düşmanı olmak bir meslek odasına hiçbirşey kazandırmaz. Yapılması gereken uygarca eleştiri yapmak ve gerekirse de alternatifler üretmektir.
    Saygılarımla

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir