Siyam Kuleleri / Alejandro Aravena

4 Dakika Okuma Süresi

Mimarlar: Alejandro Aravena, Charles Murray, Alfonso Montero, Ricardo Torrejon
Yer: Şili San joaquin Katolik Üniversitesi Kampüsü
Yardımcı: Emilio de la Cerda
Yapılandırılmış Alan: 5000 m²
Yapı: Betonarme
Kaplama: Cam, Fibrecement ve yerli ağaçlar
Proje Yılı: 2003
Yapım Yılı: 2005
Bütçe: US $ 700 x m²
Fotoğraf: Cristobal Palma, Victor Oddo

Bilgisayar, cam ve kule, üniversitenin bilgisayar ile yapmak zorunda olduğu şeyleri gerçekleştirmesi için gereken bu üç unsur aynı zamanda üç sorun demek.

Üniversitenin artık her şeyin dijital teknolojiye bağlı olduğunu öğretmesi için gerekli olan mimari türü sorgulamaya yöneldik. Bilgisayarın olması mimari değişlikleri gerektirir mi? Oda kavramı mesela (bir sınıf çalışması için bir görevli ile yürüten) hala mantıklı mı? Cevap olasılığı iki tane evet veya hayır.

Evet çalışma alanları için geçmişin paradigmaları artık tersine dönmüştür. İyi bir oda kadar doğal bir ışık da öne çıkmaktadır. Kütüphene, sınıf… vb. insanların artık ekranlarda çalıştıkları, iyi bir yer iyi bir ışık gerektirmekte (rahatsız edici yansımaları olmayan) paradigma tersine dönmüştür çünkü; Şimdi iyi bir oda kadar, iyi bir doğal ışık da önem kazanmaktadır. Bu durum dışarıya doğru çok kontrollu, delikli, nisbeten hermetik bir hacmi gerektirmektedir.

 

Diğer taraftan da bilgisayarlarla eğitim ya da bilgi aktarımında etkiler konusunda iyimser olmamak için de haklı nedenler bulunmaktadır. İki kişilik bir konuşma ortamı, güzel bir fincan kahve içerek ya da bir koridorda rahat bir ortamda konuşma yapabilmek iyi bir gölge altında (bir profesör ya da öğrenciler arasında olsun) bir bakıma örgün eğitim kodları kurarak gerçekleşebilir. Bir bakıma örgün eğitimin kodları da ışık, akustik, havalandırma… gerektirmektedir. Bunlar da birer tasarım fırsatı sunucularıdır. Yani, ilerleyen eğitimde bir sonraki adımı düşünmenin gerekliliği, bize olmanın yollarını, mümkün olduğunca daha arkaik ve ilkel geri dönüşleri zorunlu kılmaktadır.

 

Camın temel sorununa gelince, Santiago’da bir cam kule inşa etmek, sera etkisini göz önüne almak demektir. Elimizdeki mali imkanlar ancak tek bir katman cam (çift etkili ve renkli) koymaya yetiyordu. Kaldı ki elimizde para olsaydı bile sonradan cam cepheli bir binanın gerektireceği enerjinin maliyeti çok yüksekti. Bunun yerine 120 $/m2 maliyeti olan ve (toz, yağmur, sis, hava koşulları ve sera etkisine karşı korumalı) bir örtü düşünmemiz gerekti. Yani tüm gereksinimleri karşılayabilecek çok katmanlı ancak her katmanı bir tek işlevi görecek bir kabuk gerekmekteydi.

 

 

 

Sonuç olarak cam bir cilt tasarladık. Bu eneji açısından çok kötü bir seçimdi. Buna karşılık hava koşullarını hissetme bakımından mükemmeldi. İç mekanlar fiber cimento olarak tasarlandı. Bu malzeme de hava açısından kötü fakat enerji açısından iyiydi. Bunların arasında hava bulunacaktı. Bu durumda yapmamız gereken sera etkisinin ortaya çıkmasından sonra (güneş ışıklarının camdan geçmesiyle) iç kısımda yer alan ikinci yapıya ulaşmasını sağlamak ve iki yapının arasındaki boşluğun bir şömine bacası gibi çalışmasını sağlamaktı. Böylece yukarıda ısınan havanın emdiği sürekli, düşey bir hava akışı sağlanacak, hava yukarıya yükselecek ve binayı terkedecekti. Bunun gerçekleşmesi ise %30 daha ucuza mal olacaktı. Aynı zamanda kullanım süresince de çok daha az enerjiye ihtiyaç duyulacaktı. Sonuç olarak bir kule yapmak sadece 5000 m2 arsası olan bir alanda sorunlar da getirmekteydi. Her bir katın büyüklüğünü ne kadar azaltabileceğimizin dışında, güzel bir figüre sahip olmamızı sağlamalıydı. Yüksek bir bina olmalı ama bir kule gibi görülmemeliydi.

 

 

 

 

 

 

 

Bunun çözümü ise 7. kattan sonra binayı ikiye kesmek oldu. Sonuçta ortaya çıkan her parça, farklı alüminyum renklerinden kaplanacak, yapı ikili hacmi ile dünyadaki tek örnek olacaktı. Bu da Siamese kültürünün yaratıklarına gönderme yapmaktaydı.

Kaynak:Arcdaily
Özetle çeviri: Yılmaz Kuyumcu

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir