İller Bankası, Atatürk’ün isteği üzerine 11 Haziran 1933 tarihinde 2301 sayılı yasaya dayanarak 15 Milyon Türk Lirası sermaye ile ” Belediyeler Bankası” adı altında kuruldu. Sadece belediyelere yönelik etkinlik gösteren banka, tüzüğü gereği İl Özel İdareleri’ne ve köylere dair çalışma yapamaması, kurumun hızlı gelişmesi gibi gerekçelerle, 1944 yılında Mahalli İdareler İmar Bankasına dönüştürülmek üzere TBMM Bütçe komisyonunda bugünkü adına; İller Bankası haline getirildi.
Seyfi Arkan’ın İller Bankası yapıldığı yıllarda
1935 yılında açılan uluslararası yarışmayı Seyfi Arkan’ın projesi kazanmış ve 1937 yılında uygulanmıştı. Yapıldığı dönemde jansen Planı’nda meydanda öngörülen opera binasının önüne geçmemesi amacıyla sade bir dille inşa edilmişti.
Kasım 2014 de gazetelerde, “Ulus’taki Cumhuriyet dönemi yapılarından biri olan İller Bankası binasının tescili kaldırıldı. Büyükşehir Belediye Meclisi, binanın yıkılarak, boşalan alanın Hergelen Meydanı’na inşa edilen cami projesine dahil edilmesini görüşecek.” diye haberler yer almaya başladı.
İller Bankası arkasına son zamanlarda yapılan cami…
Tescili kaldırılıyor…
Aynı haber şu şekilde devam ediyordu: “Ankara 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, İller Bankası’na ait 1937 yılında mimar Seyfi Arkan tarafından tasarlanan Ulus’taki binanın tescilini kaldırdı. Büyükşehir Belediye Meclisi’nin alacağı karar ile binanın yıkılıp, Hergelen Meydanı’nda inşası süren cami projesine eklenmesi öngörülüyor. Bina ile ilgili konu, önceki gün Büyükşehir Belediye Meclisi toplantısında gündeme geldi. Toplantıda, Ankara 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 28 Ekim 2014’te İller Bankası’na ait binanın tescilini kaldırdığı belirtildi. Öte yandan İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanlığı tarafından Belediye Meclisi’ne gönderilen ‘Başkanlık Yazısı’nda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hergelen Meydanı Çevre Düzenlemesi ve Camii Projesi’nin ‘Hergelen Meydan Projesi’ kısmının hayata geçmesi için İller Bankası binasının tescilinin kaldırılarak yıkılması gerektiği belirtildi.”
Bu haber içeriği ile görülmektedir ki, Hergele Meydanına yapılan caminin önündeki Cumhuriyet dönemi önemli eseri, caminin önünden çekilmesi gerekiyordu.
Yıkmaya çalıştıkları Seyfi Arkan binası mı?
Yıkmaya çalıştıkları sadece bir banka yapısı mı?
Türlü bahanelerle ortadan kaldırmaya çalıştıkları bunun gibi kültür varlıklarıyla toplumun hafızasını budamak, geçmiş birikimlerini sıfırlamak, kültürel değerleri yok etmek, başka bir istikamette yeni bir “tarih ” oluşturmaktır. Bunu yaparken, daha önceyi; bir evvelkini görmeye tahammül yok.
Tamamen silmek, adını unutturmak, hafızalardan kazımak ve yok saymak. Bu fiili gaddar; acımasız, saygısız ve sevgisiz bir şekilde yaptıkları artık üzeri örtülemeyecek bir gerçektir. Hoş; hiç bir şeyin üzerini örttükleri ya da kendi değimleriyle “taktıkları” da yok artık. Ülkede sürdürülen baskı yöntemlerinin bir devamı olarak, kentsel alanda da temizlik yapmayı sürdürüyorlar.
İller Bankası Binasıyla alakalı 5 Şubat 2010’da Mimdap’ta yayınlanmış, Oktay Ekinci’nin Cumhuriyet’te yayınlamış yazısını bir kez daha paylaşıyoruz.
“El atsa, bir lahzada çölleri abad eder,
Her işinde münkesirdir, bin kalbi birden şad eder,
Öyle bir insan ki, işlerken düşünmez kârını,
Arkan adında buldu memleket imarını.”
Şiir Yahya Kemal Beyatlı’nın… çölleri “abad” eden, “kâr”ını değil, memleketin imarını düşünen “Arkan” ise arkadaşları arasında “Şık Seyfi” olarak anılan Seyfi Arkan… İstanbul’daki “Florya Deniz Köşkü”nden Ankara’daki “İller Bankası”na, Tahran’daki “Büyükelçilik binamız”dan Zonguldak’taki “Emekçi Evleri”ne kadar, Cumhuriyetin kuruluş dönemine ait önemli kamu projelerine imza atan Arkan, neden fazla tanınmaz? Dahası, neden “Atatürk’ün mimarı” olduğu bile merak edilmez?..
Mimarlar Odası, çağdaş mimarlığımızın önderlerini anma programına Seyfi Arkan’ı almasaydı, bu sorular akla bile gelmeyecekti. 22-23 Ocak’ta İstanbul’da düzenlenen “Modernist Açılımda Bir Öncü” sempozyum ve “sergi”siyle Arkan, sadece “anımsanmış” olmadı; vaktiyle “çekişti”ği okuluyla da yeniden buluşması sağlandı. Etkinliğin ev sahibi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ydi (MSGSÜ), sempozyum da hakkında “olumsuz” raporlar yazmış “Sedat Hakkı Eldem”in adını taşıyan salonda yapıldı…
‘Yarışmalar’ın yıldızı
Seyfi Arkan birçok “Cumhuriyet Yapısı”nın mimarı olmasını hangi özelliğine borçluydu?
Soyadını, “Senin kanında ar var” diyerek belirleyen, hatta kızı “Sur”un da isim babası olan Atatürk’le yakınlığından ötürü devletçe “kayrıldı”ğını sananlar vardı. Sempozyumun “çerçeve konuşma”sını yapan İlhan Tekeli bunun “gerçekçi” olmadığını belirterek onca önemli binayı tasarlayabilmesinin “sadece kendi yetenekleri ve başarıları”nın sonucu olduğunu anlattı, çünkü Arkan, yapıtlarının çoğuna “resmi sipariş”le değil, “mimarlık yarışmalarını kazanarak” imza atmıştı…
Bu gerçeğin, Akademi’deki hocalığında bile yadsındığını anlatan Prof. Ataman Demir, okulun arşivinden belgelere dayanarak, “aslında bastırılmış bir mimardı” diyor ve ekliyordu: “Mimarlık eğitimindeki etkisini azaltmak için şehircilik hocası yaptılar. Onca önemli binasındaki sanatsal birikimini mimarlık öğrencilerine aktarmasını engellediler.”
Cumhuriyet gazetesinin 6 Ağustos 1928 tarihli baskısındaki “18 Efendi Sanayi-i Nefise Mektebi’nden Mezun Oldu” başlıklı haberin fotoğrafında Seyfi Bey’le Sedat Hakkı Bey “birlikte”ler… Sınıf arkadaşı Sedat Hakkı, 1940’larda Mimarlık Bölümü “şef”iyken Akademi Başkanı’na yazdığı “özel” mektubunda Arkan için diyor ki, “istidatlı (yetenekli) değil, muallim olamaz”!..
Bu “çekince”ler daha önce de olmalı ki Arkan 1935’te mimarlık değil, “Urbanizm Muallimi” (şehircilik öğretmeni) unvanıyla göreve başlatılmıştı. Yardımcısı olduğu Prof. Ernst Egli, Almanya’daki Hitler faşizminden kaçarak Atatürk Türkiyesi’ne sığınan mimar-şehirci akademisyenlerdendi. Arkan’ın şehircilik öğretmenliğinin “ölümüne dek” sürdürdüğünü anlatan Ataman Demir, yaşamının son dönemlerini ekonomik zorluklar içinde geçirdiğini, yine arşivdeki “icra” yazışmalarıyla belgeledi…
Konuşmacılardan Prof. Dr. Şengül Öymen Gür ise mesleğinin ilk yıllarını Avrupa’da geçiren Arkan’ın mimarlık anlayışı için “klasik bir modern” tanımını yaparak şunu vurguladı: “Avrupa’yı yakından tanıyarak mimarlığa başladı ama gördüklerini asla taklit etmedi; öğrendiklerini, kendi duyguları ve yorumlarıyla kimlik kazandırarak uyguladı”…
Osmanlı döneminin ünlü “matematikçi”lerini yetiştiren “Gelenbevi” ailesinden olan Arkan, 1904’te Üsküdar’da doğdu. Fransız Mektebi’ni ve Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Devlet Güzel Sanatlar Akademisi) girdi. Dönemin ünlü mimarları Vedat Tek’in ve G. Mongeri’nin öğrencisiydi.
Mesleğe adım atar atmaz ‘Çanakkale Abidesi yarışması’nın birincisi olunca, dönemin diğer başarılı mezunları Sedad Hakkı, Zeki Sayar, Şevki Balmumcu, Burhan Arif ve Emin Hakkı Onat’la birlikte Almanya’ya gönderildi. 1933’te yurda dönünce Mısır Krallığı hanedanından Prenses Nermin Hanım’la evlendi. 1934’te açılan ‘Çankaya Hariciye Köşkü Yarışması’nın da birincisiydi…
Sempozyumun yürütücüsü Ali Cengizkan Arkan’ın, özellikle Adana ve İzmit’teki “halkevi” binalarını tanıtırken her iki yapının da “tek parti” vurgulamasıyla adeta “küçümsenen” o dönemde, mimarlık sanatına verilen önemi belgelediğini şöyle anlattı: “Her vilayete, her kasabaya, her köye, halkevleri ve halkodaları yoluyla ‘aydınlanma’ hizmetinin götürülmeye çalışıldığı bir dönemde ortaya çıkan bu yapılar, gerek düşünce olarak belirlenişleri ve programlarının elde edilişleriyle, gerekse üretim süreçlerinin planlanması ve yürütülmesiyle, modern bir düşünce ve örgütlenme sürecine ışık tutmaktadır.”
İller Bankası iç mekan ve giriş holü
(Zafer Akay paylaşımlarından alınmıştır)
İller Bankası’nın giriş holü şaşırtır insanı. Türkiye gibi değildir. Çok özenlidir. Türkiye’yi kentleştirecek kuruma değer v…erilmiştir. Kolay kolay bir mimara böyle şans verilmemiştir Türkiye’de. Atatürk döneminde verilmişti. İller Bankası bunun başlıca kanıtlarındandır. İller Bankası yönetimi de farkındaydı aslında binasının bu özelliğinin. Yönetim buna önem vermiş, binayı korumaya çalışmış görünüyordu. Ama bu Cumhuriyet kurumlarında süreklilik çok şüpheli artık. Son zamanlarda yapılan niteliksiz değişikliklerden söz ediliyor.
Pirinç kapılar ve detayları

Bugüne geldiğimizde sözde KORUMA altındaki bu çok önemli CUMHURİYET DÖNEMİ yapısı yanına yapılan CAMİ inşaatının yanındaki durumu ile tehdit altında.
Şu anda tahta perdelerle çevrilen bu önemli yapı için yıkım kararı verilmiş durumda. Bu yok edici zihniyetin elinde ülkenin kültürüne, tarihine yazık gerçekten…








4 Yorum
Nazire Aydın
Yıkım çağını yaşıyoruz galiba, cilalı tunç devrine geri dönüş tornistan.
Süheyl İşleyen
Öncelikle zaten kurul tarafından derecesinin düşürülmesi herşeyi gösteriyor. Niye derece düşürülüyor, kafaya yıkmayı koymuşlar.
Şeref Ünlüoğlu
Bina çürük olduğu için yıkılmıyor bence. Bu sebeplerin en masumu olur eğer sebep olsaydı. Arkada yapılan çakma tarihsel caminin önü açılısın diye Seyfi Arkan gibi bir mimarın halen çok güzel, üzerinde yazılar yazılan önemli eseri ortadan kaldırılmak isteniyor.
Anonim
tas gibi bina yazik o tarihte bugünki imkanlar olmadigi halde muhtesem ve cok saglam bir bina yapilmis. csmiye hic engel olmuyor.lutfen gidin bir bakin.hic engel degil.camiye.yazik olur bu guzrl bina yıkilirsa.