Salih Şencan’ın Genel Kurul’daki Konuşması

6 Dakika Okuma Süresi

Geçtiğimi cumartesi günü, Mimarlar Odası Genel kurulu gerçekleşmişti. Genel Kurulda, seçime katılacak olan iki gruptan da çeşitli kişiler konuşmalarını gerçekleştirdi, yeni seçilecek olan yönetime dair temenniler dile getirildi. Genel kurul sürecindeki en çarpıcı konuşmalardan birini ise Salih Şencan gerçekleştirdi.

 

 



salih_sencan.jpg Salih Şencan’ın konuşmasının tam metnini yayınlıyoruz.

 

 

“Ne mevcut yönetim kadar toplumcu, ne de yönetime yeni aday olan taraf kadar yaratıcıyım. Yönetim kurulunun çalışmalarına teşekkür edeceğim, ancak belli konularda da onları yereceğim. Sorun, “Mimarlığa Yol Açın!” diyenlerle “Karanlığa Karşı Dayanışma” isteyenler arasında değil aslında.

 

 

2006 genel kurulunda herhangi bir ayrışma yaşanmamıştı, öncüllerini 2008 danışma kuruluna bıraktı. Bu ayrışma bilerek ve isteyerek yapıldı. Bu toplantılara kendisi gibi düşünecekleri garanti olan kişiler çağrıldı. Danışma kurulunda tanıdığımız, sevdiğimiz arkadaşlarımız vardı, ancak “Tehlike o kadar büyüktü” ki, bir dönem daha 92’den beri gelen yönetimle gitmeyi kabul ettiler. Başka hiç kimse aday olmadı.

 

 

Şubeye teşekkür etmediğim en önemli yan, çalışma anlayışıdır. Ben bu çalışma anlayışını Katolik Kilisesi’ne benzetiyorum. Bu arkadaşlarımız aforoz etme yetkisini kullanıyorlar. Hatta cennetten yer satıyorlar. Benzetme ürkütücü, ama gerçek.

 

 

 

Mimarlar Odası’na muhalefet eden bir grup olsa, bir bildiri yayınladıktan hemen sonra, odaya gidip kendisini anlatmak durumunda kalıyor ki aforoz edilmesin. Bunu çok üzücü buluyorum. Hani bazı üyeler vardır, Anıtlar Kurulu’yla yüzgöz olmak istemezler. Bazı üyelerimiz de 92’den beri süregelen yönetimin kronikleşen, kemikleşen, bürokratik ve oligarşik yapısıyla uğraşmak istemiyor.

 

 

 

Bu yönetim kurulu, 8 dönemlik yönetimi boyunca aynı anlayışı sürdürmüştür. Şimdi de Mimarlık İçin Mimarlar grubuna “Siz nasıl olur da 84 imzayla yönetime aday olursunuz?” diye hesap soruluyor. Karanlığa Karşı Dayanışma çağrısı yaparak, hiçbir mimarla tartışmadan, projeleri gündeme getirmeden, görüşünüzü nasıl kamuyla paylaşabiliyorsunuz? Ben bunu bir kopuş olarak görüyorum.

 

 

 

Mevcut yönetimin yönetme anlayışını bir “örgüt fetişizmi” olarak tanımlıyorum. Burada hiçbir grup adına konuşmuyorum. 16 yıl boyunca hiçbir yönetimde bulunmamayı tercih ettim. “Ben varsam kent kurtulur” “Ben olmazsam karanlık gelir”: Bizans’ı geçmiş, Osmanlı’yı geçmiş, Kurtuluş Savaşı’nı geçmiş, bir toplum bunu mu geçemeyecek? Sanki Mimarlar Odası’nın “çağdaş, toplumcu” yönetimi olmazsa bu olacakmış gibi…

 

 

 

Kendisine her “toplumcu” diyen toplumcu oluyor mu? Şu anki zihniyet, 10. Yıl Marşı’yla toplumu ileri taşımaya çalışan bir zihniyettir. Bunun adı da ilericilik olamaz. “Kaç kişiyiz?” diyerek 8 ayda 1 milyon kişiye gelenler, diğer 69 milyona ne diyecekler? Bu insanlar, toplumda bir tehlike olduğunu kendince sezerek, toplumdaki her türlü dinamiği kendilerine ve demokratik düzene karşı bir tehlike olarak görmeyi çok iyi başardılar. 92’den bu yana sadece davalar açıldı, ne oldu?

 

 

 

Mimarlar Odası’nın gücü, tüm mimarların örgütlü gücüdür. Mimarlar Odası hiçbir zaman ve hiçbir dönemde toplumsal muhalefetin öncü gücü olmamıştır. 65 ve sonrasında 61 Anayasasının getirdiği rahatlıkla, sol gruplar Mimarlar Odası’nda etkin olmuş, 80’den sonra 90’lara kadar demokratik yönetimler oluşturmaya çalışılmış, ancak bu devrin de sonu gelmiştir.

 

 

 

Demokratik, katılımcı, kentle ilgili meselelere bizzat sahaya çıkarak, daha dinamik bir şekilde, çalışma önerileriyle birlikte gelen insanlara açık olmalıdır Mimarlar Odası. Yoksa ayrışma olur.

 

 

 

Mimarlar Odası yönetim kurulu “dar grupçu”dur. Yönetim, çalışma tarzı olarak kötü bir yöntem sergilemektedir. “Kötü ev sahibi, adamı ev sahibi yapar, kötü yönetim de insanları yönetime talip yapar” derler ya, bu da aynı durumdur.

 

 

 

Sürekli Meslekî Gelişim

 

 

 

Mimarlar Odası’nın bir uygulaması var, bunu geçmeden de olmaz: SMG. Müfredatı, düzeni, çalışma biçimi konusunda net ve mutabakata varılmış örgütlü bir güç olmadığından, SMG projesinin uygulanmasını, sadece ve sadece o sene odadan tescil almak zorunda olan büroların uygulamak zorunda oldukları bir müfredat programı olarak algılarım. Hem paralı olmasını, hem zorunlu olmasını, hem de müfredatın yetersizliğini anlayamam.

 

 

 

SMG projesinin durdurulması önergesi, yeni yönetim tarafından verilmelidir diye düşünüyorum.

 

 

 

Şunu da öğrenmek istiyorum: “Karanlığa Karşı Dayanışma” çağrısı yapan yönetim kurulu, bu projeleri yapanlar listesinde yer alan meslektaşlarımdan hangilerini Onur Kurulu’na sevk etmiştir? Eğer, hiç kimse Onur Kurulu’na sevk edilmemişse, bu meslektaşlarımız, nasıl olup da, kamuoyunda “karanlık taraf” olarak gösterilmiştir? Olduysa bilgi almak isterim, olmadıysa da böyle şeyler yapan arkadaşlarımızın onur kuruluna verilmesini isterim. Aksi takdirde bulanık suda balık avlamış olacağız.

 

 

 

Son olarak şunu söylemek isterim: Türkiye yeniden yapılanıyor, dolayısıyla Mimarlar Odası da yeniden yapılanmalıdır. Marksist anlamda değişim, yönetenlerin eskisi gibi yönetememesi, yönetilenlerin de eskisi gibi yönetilmeyi istememesi durumunda gerçekleşir. Örgütlülüğünüz ne kadarsa, dönüşüm ihtiyacına o kadar cevap verebilirsiniz.

 

 

 

370 bin üyeli TMMOB dönüşüme ihtiyaç duymaktadır. 80 öncesi değerlendirmeleri 2000’li yıllara taşıyabilecek, yurtsever, demokratik ve toplumcu yönetimlere ihtiyaç vardır.

 

 

 

Lütfen beni alkışlamayın, teşekkür ederim.”

 

 

 

mimdap

15 Yorum

  1. samim Yilaz

    Salih beyin konusmasini dikkatlice okudum, konusmalarindan oldukca birikimli, olaylara cok boyutlu yaklasimis, avustralyadan tebriklerimi iletiyorum

    samim yilaz

  2. Mustafa ALP

    Salih Bey çok güzel bir konuşma yapmışsınız .Tebrikler

  3. Hasan Kıvırcık

    Seçimlerden hemen sonraki gün “AKP kazandırdı” diye bir değerlendirme yapmıştım. Tartışmalar çeşitli boyutlarıyla sürüyor. Arkitera forum da “mimarlığa yol açın” başlığı altında da devam eden tartışmalara, Sayın Bülent Batuman’ın gönderdiği bir yazıya bazı yönlerden cevaplarla ben de dahil oldum. Sizlerle paylaşmak isterim. Önünü sonunu görmek isteyenler aşağıdaki linkten ulaşabilirler.

    http://forum.arkitera.com/mimarlar-odasi/17794-mimarliga-yol-acin-new-post.html

    Sayın Batuman’ın değerlendirme yazısını okudum ve bir kaç noktaya değinme gereği duydum.

    Sayın Batuman, MİM grubu programını açıkladığında iki mimarlık sitesi (arkitera ve mimdap) programı üstlendi diyor. Arkitera’dan arkadaşlarımız kendi yayınlarının özelliklerini ve forumlarını burada ifade ettiler. Biz mimdap olarak, MİM grubu programını açıkladığımız yazının altına, mevcut yönetimin programını da bekliyoruz, aynı yerden yayınlayacağız diye bildirdik ve odadan talep ettik. Ayrıca MİM grubu program açıkladığında mevcut yönetimin (en azından yayınlayacakları…) bir programı yoktu. Diğer taraftan bütün seçim süreci ve onun öncesi-sonrasında odanın hertürlü açıklaması, basın bildirisi, duyurusu bizde hep haber olarak yer almıştır. Saat 17 mesela odanın internete giren bir duyurusu bile bizde haber olarak yerini bulur. Bu konuda hiç kompleks taşımadık. Nitekim seçimden bir gün sonra İstanbul şubeden görüş istenmiş, sayın Karabey için yanıt hazırlayan sayın Muhçu’nun yazısı “yazı-yorum” bölümünden verilmiştir.

    Diğer taraftan bu süreçte özellikle forumda sizin söylediğiniz gibi “karşı eleştiriler geldiğinde tedirginlik ve tahammülsüzlük başlamıştır” gibi bir ifadelenme yaşadığımız gerçeğe aykırıdır. Mimdap forum da nerdeyse küfüre varan bir karşı eleştiri hiç ama hiç kesilmemiştir. Hatta sayın Batuman, kimi zaman kod ismiyle girilen bu eleştirileri yapanların Nuray hanımın bahsettiği genel kurul ya da odanın herhangi bir platformunu bile kullanmayan, bu sözleri açık ve net olarak yüzyüze söylemeyenler tarafından bile bu dönemde yoğun olarak forum kullanılarak yapıldığına şahit olduk.

    Size belirtmek isterim ki, “çağdaş-toplumcu” yönetimlerin hiç bir platformunda bu kadar konuşma, bu denli eleştiri onlar adına, onlar için belki de yapılmamıştır. Bir anlamda sizin uzun tahliller yaptığınız o forumlar aslında “çağdaş-toplumcu” düşüncede olanları da özgürleştirmiştir.

    Bizim forumumuza bırakın mimarları, şehir plancıları ve aslında mimarlık yapmayan değişik kişiler bile girmiş, MİM grubuna eleştiriler, suçlamalar yöneltilmiştir. Hiç de tedirginlik duymadık ve hiç de bunları kesmedik. Forum da biraz böyle birşeydir ve yazanı bağlayan bir iletişim şekli olduğundan sonuçlarına herkesin katlanması gerekir.

    Fakat sayın Batuman,forumlardaki dili, küçük görmeleri eleştirmenize rağmen meslek odası çıkışlı resmi ve gayrı resmi yayınlar (bunların neler olduğuna girelim isterseniz) konusuna hiç değinmiyorsunuz. Odanın “mimarlara mektup” denilen yayınında ima dolu ifadelere, suçlamalara, yine bir sayfalık “karanlığa karşı dayanışma” gazete ilanına, burada herkesi ötekileştiren kaba kavramcılığa hiç değinmemişsiniz. Daha seçim atmosferine girmeden yapıldı bu yayınlar.

    Yine bir gazete çizerinin çarpıtma karikatürünün elden ele dolaştırılması,oda tarafından sivil toplum internet ağlarına servis edilmesi, bilinen gazetenin sürekli yazarının haftalarca bu konuyu ele köşesinden ya da habermiş gibi başlıklılarıyla sürekli karalamalarına, internet ağlarına bazı büyük mimarlarımızdan alınan aslında içinde MİM grubuna eleştiri bile bulunmayan yazılı ifadeleri maksatlı ve karşı beyanlarmış gibi yorumlanarak yollanmasına, suni bir karşıtlık yaratılmasına hiç takılmamışsınız.

    Mesela son gece İngiltere’den yollanan ve bütün mimarların telefonuna gönderilen mesaj sizce nasıl bir yayındır? AKP nin MİM grubunu desteklediğinin herhangi bir yayını, haberi, kanıtı hiç var mıdır sanıyorsunuz? Forumdaki sözlerin neredeyse psikolojik tahliline giriyorsunuz fakat onurlu insanlar açısından bir travma sayılacak bu iftira haberin oda olanaklarıyla yapılmasına ne gibi bir açıklamanız olabiliyor, merak ediyorum. Yine “çağdaş-toplumcuların” kendi propagandalarının oda server i üzerinden yapıldığı ispatlandı mesela, bu konuda da bir yorumunuz olabilir mi?

    Ortalama bir vicdan; ezeni, baskı altına alanı değil haksızlığa uğrayanı farkeder ve onun yanında durur. Bırakın yanında durmayı birazcık o taraftan bakabilmeyi ahlaki sayar.

    Karalamaların seçimle de bitmediğini yaşayanlardanım. Doldurma bilgileri mimarlık ortamı ağlarına, sivil topluma, partilere sirküle edenlerin hangi imkanları kullandıklarını düşünüyorsunuz? Bunlardan birine, “Sen beni şahıs olarak tanır mısın kardeşim, beni kimle kolkola gördün, hangi AKP li ile onlara seçim kazandırmak için omuz omuza çalıştım….” cevap hayır veya cevap yok. Bu ne biçim bir ahlaksızlıktır, ne biçim toplumculuk, çağdaşlıktır, bu şahısla bizzat yaptığım telefon konuşmasıyla tespit ettim.(kayıt da aldım) Ama gözlemlerini anlatır gibi başlayan, kalıplanmış bilgileri (öğretilmiş de diyebilirsiniz…) ismi üzerinden sirküle edenlere, sizlere bizlere herkese ulaşan bu yayılmaya niye bir cümleyle bile değinmiyorsunuz?

    Bu seçim süreci birçok şeyi daha bilgi hazinemize kattı şüphesiz. Toplumsal zeminlerde çoğu zaman muhalefet kalan, haksız duruma düşürülen meslek insanlarımız konu oda olunca bu kadar “iktidarcılaşmaları”, bu kadar hakim siyasetin ötekileştirme aracına sarılmaları, bu kadar “kendilerini” yönetime taşımak için başkalarını kırıp dökmeleri, hakaretlere varan iftiralar üretmeleri şahsen en görmek istemediğim manzaralardı.

    Hayatımın hiç bir döneminde birşeyi kazanmak için başkalarını küçültücü birşey söylemeden yürüyen, kendi mütavazi yapabildiklerini kendi referansı sayan biriyim. Bu ortamda görüşleri eleştirme hakkım olduğunu ama kişileri yargılama hakkım olmadığını hep bildim ve böyle davrandım. Ben kişi olarak forum ortamını sık kullanan biri de değilim. Diyalogların gerçekten seviyeli ve medeni ölçülerde olması gerektiğine inanıyorum. Bu konudaki genel bazı uyarılarınıza da tabiki katılıyorum.

    Ama burada birşey yaşandı, görmediğiniz, farketmediğiniz yahut sizin ifade etmediğiniz olumsuzluklar yaşandı.

    En azından yazınızdaki konuya bir başka açıdan pencere açmak için size yanıt verdim.

    Saygılarımla.

    Hasan Kıvırcık

  4. ayça süren

    Salih beyin farklı ve olgun seslenişinden cesaret alarak düşündüklerimi yazıyorum. Keşke bu seçim döneminde muhalif olarak çıkan MİM grubu, biz kazansak da ertesi günü topluca istifa edip yönetimi size bırakacağız. Yani bu yöneticilik sizden hiç başka bir yere gitmeyecek. Biz sorunları konuşalım, mimarlığı konuşalım. Böyle hınçlanmayın sağa sola, insanlara olmadık şeyler söylemeyin, aforoz mekanizması yürütmeyin yeterki.

    Bence bu eksik kaldı. Bu özveriyi MİM göterseydi şimdi mevcut yönetimin üstünde duracağı bir zemin bile olamazdı.

    Saygılarımla

  5. didem özgür

    Salih Şencan’ın genel kuruldaki “farklı” sesi, üztelik hiç bir gruba liste bağı ile ilişkilendirilmemiş olması onu daha güçlü kılmış.

    Şencan, durduğu yer, tarihsel tanıklıkları ile sözlerini ölçerek, uzatmadan hedefe varacak şekilde söylüyor.

    Genel kurul günü, hiç alışık olmadığımız ve hiç bir teammüle sığmayan şekilde Ankara Şube’nin açılış konuşmaları bölümünde KORSAN bildiri okumaları, orada bulunanlara “karanlığa karşı” uyarı yapmaları demokratik gelenek açısından tam bir felaketti. Şubedeki bu “doğruyu gösterme” meraklısı arkadaşlara küçücük bir sorum var: Eğer mevcut yönetime ve onun yöntemlerine karşı bir bildiriniz olsaydı, size orada bu ‘fırsatı’ sağlayan olur muydu? O bildiriyi yazanlar ve orada okuyanlar öncelikle bunu bir düşünseler derim.

    Ardından ilk konuşmalardan diğeri sayın Duranay tarafından yine bir “bildiri” okunmasıyla devam etti. Şimdi bazı forumlarda bazı arkadaşlar soruyor niye MİM grubu kürsü kullanmadı diye? aslında birkaç kişi kullandı ve herkes oradaydı. Ortam nasıl terörize edildi, bunu bilen var mı?

    Bu ortamda Şencan’ın vurucu konuşması, yönetimi kafadan eleştirmesi elbette çok önemli.

    Bu konuşmanın değerli olmasını sağlamak, şimdi yaptığımız gibi içeriğini yorumlamak, daha sonra unutmamak ve bir arkadaşımızın söylediği gibi Şencan’ın bu fikirleri tartışmalara taşımasıyla mümkün. Yoksa yönetimin bunu bir eleştiri gibi görerek faydalanmaını ne yazık ki beklemiyorum. O durumda değiller çünkü. Şencan’ın söylediği gibi onuncu yıl marşıyla coşacak hale geldiler.

    Çökmüş bir tasallutu bir köşesinden kaldıran, kavram dünyamıza fikirler ve ışık sokan bu konuşmayı yapan Şencan’a ve bunu yayınlayan mimdap a teşekkürler.

    Saygılarımla

  6. mimdap

    Sayın Şencan, eleştirinizi anlıyoruz fakat “Yorum” bölümünde izleyicimiz kendini rumuzla ifade etme özgürlüğüne sahip.

    Bizim seçim ortamında bile içinde hakaret, kişisel küfür…vs olmadıkça yorumları kesmeme, tartışmaların özgür bir şekilde sürmesi görüşümüz devam ediyor.

    Ancak sizin yerinde eleştiriniz, muhatabınız tarafından algılanmış olabilir ve bundan sonra sizin de uyarınızla belki de kendi ismiyle tartışmalara devam edebilir.

    Mimarlık ortamının farklı görüşlerinin düzeyli bir şekilde tartışarak bilgilenme seviyesinin çoğalacağı umudunu bütün izleyicilerimizle paylaştığımızı umuyoruz.

    Sevgi ve saygılarımızla.

  7. salih şencan

    ”yayınlamamalarını” olacak..sinirlenince böyle yapıyorum özür dilerim…

  8. salih şencan

    mimdap tan bir şey istemek hakkı her düşünen kadar benim de vardır diye düşünerek;ismini saklayan düşünür(!)lerin yorumlarını yayınlamalarını diliyorum.Şimdi ben mecbur muyum ihtiyar ”Ali” mi diye kendimi düşünmeye zorlamaya..umarım herkes adı ve kimliği ile yer alacağı açık ortamlarda yazar ve tartışır,yoksa pek şık olmuyor,en azından ben artık muhatap almayacağım bu anonim masalları…….

  9. salih şencan

    ben sorumluluklarımı genel kurullarda katılan tüm delegelerle düşüncelerimi paylaşarak yerine getiriyorum,ve tabii ki benim de sorumluluklarım var..Ama 2006 Şube danışma kurulları ve genel kurulu,mimarlara mektup haziran 2006daki yazım,mimdap mart 2007 deki mimarlar-mimarlık ve oda örgütlenmesine ilişkin yazım,5-12 ocak 2008 Şube danışma kurulu konuşmalarım ve en son 2008 genel kurul konuşmam referans noktalarım..Görüşlerimi iletebildiğim herkese ilettim ve iletmeye de çalışacağım..ve ben her zaman düşünerek konuşurum,seslendirdiğim düşüncelerin arkasındayım ve beni AFOROZ edecek bir kurul da tanımam…Lütfen seviyeyi dibe vurdurmadan teorik platformda kalalım derim…

  10. ihtiyar

    salih gene “düşünmeden konuşma” yeteneği ile ortaya çıkmış… senin hiç mi sorumluluğun yok bu süreçte diye soruyorum salih…
    oktayın yazdıklarına değilde ” yaptıklarına” bakalım biraz da.. bu sürecin “başmimarı” o değilmi?

  11. Cemal Kozlu

    Bugün bakıyorum Cumhuriyet gazetesi ÇED köşei yine seçimleri gündeminden indirmiyor. 2010 için oda temsilcisinin tam seçim günü çağrılmış olmasını eleştiriyor. Ekinci ve “en meşgul olunan gün” de olmasından dolayı odanın katılamadığını söylüyor. Yani koskoca oda, seçimlerde sadece oy verip sonra yine odanın verdiği göreve gidecek bir yönetim kurulu üyesi bulunduramıyor. Yahut şöyle anlayalım, seçim sathında o kadar herkes meşgul ki, o gün başka iş olmaz. Neyle meşgul bu seçkin yönetim kadrosu?

    Sonra diyor ki eski oda başkanı, medyada ve internette işin peşini bırakmadılar. Peki sayın başkan siz işin peşini bırakıyor musunuz? Köşenizi ve mimarlık haberi gibi yazılan “haberci” logolu yazılar. Siz abanıyorsunuz sayın Ekinci, haksızlığı, ithamı, eleştiri boyutunun çok ötesine taşıyorsunuz. Muhtemelen bugünkü gazetelerde verilen “mimarlık için mimarlar” kamuoyu duyurusunu da daha önceden görmüş ve etkisini azaltmak için önlem almaya çalışmışsınız.

    Bence mimarlığa bir yol açıldı aslında. Sizler bir son koz daha oynadınız ve etkinliğinizi bir saptırmaya alet edip kullandınız. Gazeteniz ve burada çalışan bazı ‘mimar’ dostlarınız sizi dinleyerek görev yaptı. Bu medya etkinliği değil mi peki? Siz meşru medyasınız başka gazete ve televizyonlarda çıkanlar mı hakim medya?

    Güvenilirlilik zor kazanılır bir markadır aslında. Oda çok kırık bir notla sınavı sonuçlandırmıştır.

    Mimarlığa ve mimarlığı sevenlere saygılarımla.

  12. meralyılmaz

    Salih beyin konuşması, kapağını kaldırmadığımız bir kutunun, sorunlarımızla dolu bir geçmişin giriş kapısı gibi. Ertelenen, ötelenen, anlamlandırılamayan bir geçmişten belirsiz bir geleceğe bakış açısına getirilen sıkı bir eleştiri. Bana kalırsa yapıcı. Pohpohlanan bir varoluş kurgusundan kendi gerçeğini keşfetmeye açılmış reel bir yapılanma şansı.
    Oysa çok büyük hocalarımızın ondan sonra çıkıp hani çok alkışlanan konuşmalarından ne kaldı? Ayakta alkışlanan gazlı konuşma tam bir felaketti örneğin.
    Salih bey ortama bakıp konuşmasını bitirdikten sonra “beni alkışlamayın” demiş anlaşılan.
    Sayın Şencan’ı bu yürekli açılımından dolayı kutluyorum.
    Saygılar

  13. pınar çelik

    Genel kurulun en parlak, en mesajlı konuşmalarından biri sayın Şencan’ın bu konuşmasıydı. Kapsamlı anlamlar yüklü bu konuşmaların aslında fayda sağlayan yorumları yapılmıyor. Meslek odasının yönetimi bu konuşmalara, içinden geleni söyle ama bana ne biçiminde yanaşıyor. Kendi rotasında bu konuşmanın meydana getirdiği enerjiye hiç yer vermiyor.
    Böyle olunca da tarih tekerrür haline geliyor. Ben sayın Şencan’ın birikiminin iki yılda bir genel kurullarda söylevlerle kalmaması, işlenmesi ve üzerinden meslek politikaları üretilen bir şekle dönüşmesini dileri. Tabi sayın Şencan’da bunu arzu ederse.
    Saygılar sunarım.

  14. salih şencan

    Genel Kurullarda aldığınız söz hakkını kullanırken düşüncelerinizi ifade etmenizdeki en büyük sınırlayıcı divandır,üyeye eşit söz hakkı teamülünden hareketle henüz ilk konuşmacı kürsüye çıktığında ve zımnen kabul edilmiş süreyi aştığı görüldüğünde süreyi sınırlama konusunda oturum yönetmeliği gereği ilk söz alanlardan sonra konuşacakların süresinin kısıtlaması genel kurul delegelerinin görüşüne sunulur.25 senedir her genel kurulda yaşadığım ”sayın konuşmacı lütfen toparlar mısınız size ayrılan süreyi oldukça aştınız” uyarısının beni nasıl rahatsız ettiğini mimarlara mektup haziran 2006da dile getirmiştim.Neyse ki bu genel kurulda sayın Erdal Aktulga başkanlığındaki divan ve izleyenler son derece sabırlı davrandılar,ama ben yaşadığım 13 genel kurul(olağan) alışkanlığı ile tarihsel öneme sahip bu genel kurulda söylemek istediklerimin tamamını ifade edebilmek için oldukça süratli konuşma oto-gayretini göstermeye çalıştım.Genel kurulun sonuçlarını mücadele arkadaşlarımla paylaştıktan sonra merkez genel kuruluna ait olabildiğince kollektif görüşleri(mi) ve şube genel kurulunda sunmaya çalıştığım görüşlerimi gene bu platformda mimarlık kamuoyu ile paylaşacağım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir