Bu yıl Kaliforniya’da her ikisinin de tasarımı Renzo Piano’ya ait olan 2 müze açıldı. İyi mimari yalnızca tasarım yeteneğinin değil aynı zamanda da mimar, istemci ve mekan arasındaki diyalogun da sonucudur. Los Angeles ve San Francisco’daki bu iki bina, bahsettiğimiz mimar-istemci-mekan üçgeninde geçen diyalogun ortaya nasıl farklı sonuçlar çıkarabileceğini gösteriyor.
Yeni adı Broad Çağdaş Sanat Müzesi olacak olan Los Angeles Sanat Müzesi’nde istemciler müze başkanı Michael Govan ile KB Home ve Sun America’nın kurucusu ve aynı zamanda 56 milyon $ ödeyen Eli Broad. Büyüleyici proje ise Wilshire Bulvarı üzerinde dikkat çekmeyen bir alanda yapıldı. Tüm bu etkenlerden hangisinin işi bozduğu bilinmez ancak Broad Müzesi, birkaç özel noktasına rağmen, güzellikten uzak görülüyor.

Los Angeles Sanat Müzesi, ünlü Asya koleksiyonunu, Latin Amerikan tablolarını, Kolombiya öncesi eserleri ve çağdaş sanatı barındıran yedi binadan oluşuyor. Piano’nun yapacağı işlerden biri, yaklaşık 81.000 metrekarelik kampüsü bir araya toplayan bir master plan hazırlamaktı. Bu amaçla müzeyi Wilshire Bulvarı’na çevirerek yeni bir giriş açtı. İnce çelik kolonların üzerinde düz bir çatısı olan ve geniş bir hizmet istasyonu olmaktan başka pek bir şey sunamayan bu girişe, bağışçısına saygı olarak “BP Ana Giriş” adı verildi. Çatı yakınındaki sanat enstalasyonuna enerji sağlayan güneş panelleri koyulmuş olsa da, mekan yine de cansız ve sönük kalmış.

Hizmet istasyonu çatısının çelik yapısı, müzenin arkasına doğru bir tırmanma oyuncağına dönüşüyor ve kaldırımlar, yürüyen merdivenler ve düz merdivenlerle birleşiyor. Uzun dış merdivenler, Piano’nun Richard Rogers ile birlikte tasarladığı ve ilk büyük binası olan Pompidou Center’ı andırıyor. Aslında mimari etkisi çok büyük olmasa da kırmızı renk ön plana çıkıyor. Renk Piano’nun eğlence katmaya çalıştığını düşündürse de daha çok garip biçimde mekanik bir görünüm katmış. “Eğer çelikse, kırmızıya boya!” Daha kötüsü, ateş kırmızısıyla duvarın bej rengi en hafif biçimiyle, uygunsuz olmuş.

Müzenin düzeni de daha sade olamazdı: her birinde bir çift loft benzeri alan bulunan üç kat sergi galerisi. Alt katlardaki galeriler genel amaçlı, ahşap zeminli, beyaz duvarlı ve çubuk şeklinde tavandan aydınlatmalı, herhangi bir yerde görebileceğiniz tarzda galerilerden. Penceresiz oluşları da bodrum gibi sıkıcı bir atmosfer yaratıyor. Karşı odada Chris Burden’ın Hell Gate Bridge’i görülüyor.

Asansörler modern mimarinin olmazsa olmazlarından ancak merdivenlere kıyasla mekansal deneyimin bir parçası değiller, tersine, dolap gibi bir yere girmekle kalmıyorsunuz, bir de birkaç dakika sonra binanın bambaşka bir yerine ulaşıyorsunuz. Piano, New York’taki Morgan Kütüphanesi’nde cam bir asansörle yaptığı etkiyi burada da yapmaya çalışmış gibi ancak burada asansör, mekanik bir araçtan çok bir oda hissi yaratmış. Bu etki de yerden tavana kadar uzanan kayan kapılarla ve biraz daha Renzo kırmızısıyla arttırılmış…

Üst katlardaki galerilerse hangar gibi, sonsuz bir tavan penceresi görevi gören camdan tavanıyla, kolonsuz mekanlar. Piano’nun Dallas’ta Nasher Heykel Koleksiyonu’nda başarıyla uyguladığı gibi, burada da ışık, çatı dış cephe ile gölgelendiği için direkt olarak gelmiyor. Ancak burada yapı çok geniş olduğu ve camı destekleyen yapı da çok ağır olduğu için etki biraz zorlama olmuş.

19. yy. müzelerinde cam tavanlar kullanılırdı ancak yukarıdaki mekanik yapıyı gizlemek amacıyla buzlu cam kullanılırdı. Piano düz cam kullandığı için, yapı malzemeleri, gölge panelleri ortalıkta ve ilginç de görünmüyor. Yağmur yağdığında da su damlaları ve kuru yapraklar camda leke bırakıyor. Bu küçücük ayrıntı, Piano’nun minimalist tasarımlarının mükemmelliği düşünüldüğü zaman oldukça rahatsız edici.

Kırmızı tırmanma oyuncağından aşağıya inmekse çok eğlenceli. Her yöne birden yürüyen insanları görmek bir Escher tablosunun içinde olmak gibi. İçeride ve dışarıdaki manzara ve mekansal efektlerse, geleneksel müzelerin çoğunda bulunan geniş merdivenlerden farklı değil.

Mimari bir dille söylenecek olursa, Broad Müzesi’nin ikonik bir yanı var: cam çatıyı güney güneşine karşı gölgeleyen testere dişi şeklinde yerleştirilmiş paneller. Kıvrık metal paneller yumuşak traverten duvarla etkili bir kontrast oluşturuyor; diğer yandan, yangın çıkışını destekleyen kırmızı kesikli kirişler ve asma kollar, kendinden emin bir süsleme görünümü yaratıyor ki, bu da Piano’dan beklenmeyen gereksiz bir hareket gibi duruyor.

Müzenin Wilshire Bulvarı’na bakan caphesi, john Baldessari’nin çalışmaları olan kumaş perdelerle kaplanmış. Piano, perdeleri “sanat eseri” olarak tanımlasa da, bunlar daha çok tüm müzelerin reklam yapmak için düzenli olarak astığı geniş pankartlara benziyor. Perdelerin yaptığı tek etki ise, dikkati caddeye bakan iki boş traverten duvarın sıradanlığına çekmek olmuş.

Broad müze için Piano’ya ilk ulaştığında mimar karşı çıkmış ve müzenin, mimarı oldukça kötü bulunan mevcut binaları ile çalışmanın, bir alışveriş merkezini kültürel bir tesise çevirmek gibi bir şey olacağını belirtmişti. Şu andaki durumu da ancak bayağı Güney Kaliforniya çözümlemesi ve gösterişsiz görünümüyle yine de insanları evlerinden çıkarmayı başarıyor. Ancak yine de manasız duruyor.

Kaynak: Slate Magazine
Çeviri: mimdap
California Fen Bilimleri Akademisi’nin güncel fotoğraflarına ulaşmak için buraya tıklayın


