Biz ve parametrik modüller
Günümüz bilimi devasal adımlarla ilerlemekte. Penisilinin icadından günümüze henüz ve ancak 80 yıl geçmiş olmasına rağmen insanlığın Tanrı Parçacıklarının peşine düşmesi bu tarihte eşi görülmemiş gelişmenin somut örnekleri…
Televizyon, radyo gibi bir çok şey çocukluğumuzun gölgelerinde yeşerdi, gençliğimizi biçimlendirdi bugün ise neredeyse sona ermek üzere…onsuz yaşayamadığımız, telefonumuzun önüne geçen internet, aşamalarla yaşanan yüzyılımızın bir parçası.
Bu seksen, yüz yıllık süre içinde insanlık uzaydan, nano teknolojilere uzanan devasal mesafeler aldı tüm bu aşamaların çağdaş kültür ve mimarlık üzerinde büyük etkileri oldu.
Günümüzde, değişen gereksinimler ve bunların getirdiği yeni teknolojiler, mimari alanını, bir arkadaşımızın deyimi ile “her beş yılda bir formatladı”.Yeni arayışlar mimarlık alanında ilerlemelerin motoru oldu.
Tanrı parçacığının arandığı ve neredeyse bulunduğu bir dönemde müezzinlerin sesleri, bu devinimlere yabancı, geri kalmış, çağın dışına düşmüş islam ülkelerinde bir tepki olarak, desibellere sığmaz oldu.
Dünya savaşları sonralarında konutlara olan gereksinimler prefabrikasyon alanında büyük gelişmeleri getirdi. Modüler elemanlarla yapılan, modüler planlı yapılar mimarlığın da gündemine girdi. Uluslar arası modern mimarlık yapı üretiminin önünü her yerde “bağlamdan” bağımsız yapılarla açarken, soğuk, sıkıcı bloklar insanların savaş sonrası yalnızlığına ve dramlarına dekorlar oluşturdu. Buna duyulan tepkiler ise mimarlığın çoğu kez sadece bir biçim olarak algılandığı ortamları yaygınlaştırdı. Uluslar arası boyutlar kazanan pazarlama teknikleri bu biçimsel gelişmelerin en büyük destekçilerinden birisine dönüştü. Artık yapılar, kendilerinden bahsettirmeleri, bu yolla çektikleri turistler, kazandırdıkları dövizlerle de anılır oldu.
Bu yeni dünya Engels’in ünlü cümlesinin dönüştürülmüş şekliyle çoğu yerde “güzel, anlamlı ve sağlıklı mekanların, şiirsel planlarının kullanıcıya verdiği hazlar; büyük devasal koridorların, yanyana sıralanmış odaların, boşlukların, anlamsız alanların, insana bir şey sunmayan, ilk etkiden sonra sıkıcı gelen tekrarlarının, modüllerin anlık şaşırtmalarının, reklam potansiyellerinin buzlu sularında boğuldu”.
Bu durumu tabi ki genelleştiremeyiz. Mekan kavramının hakkını veren çabalar, parametrelerle ve modüllerle zenginleşebilir, modüllerin sağladığı ışık gölge, renk oyunları, her an değişen görüntüler, insanlığın estetik duygularına hitap edebilir.
Mimarlık bu yönüyle de insanlığın tarihsel evriminin, gelişmesinin de ortamlarını oluşturmakta. Ancak mekanik olmayan, olamayan, ölçüleri, orantıları olan insanlığın da Tati’vari dünyalara eğilimi, bilim ve teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bitmeyecektir.
Aşağıdaki bölüm Mimao’dan alınmıştır.
Zaragoza Aragon Pavyonu Olano y Mendo Arquitectos.
Bu bina, Zaragoza Expo 2008 sergisi için inşa edilmiştir. Yapı yerden yükseltilmiş, altında oluşan boş alan çeşitli etkinlikler için kullanılmak üzere planlanmıştır.
Yapı üç sütun üzerine asılan bir hasır sepet görünümündedir. Cephe büyük ölçüde doğal ışık ile aydınlanmakta,
İç paneller, cam ve beyaz cam elyaftan oluşan katmanlar dış cephenin ana unsurlarını oluşturmaktadır. Bina yükseldikçe şeffaflaşmakta, ayrıca en üst kota yerleştirilen çatı pencereleri ile doğal ışıktan yararlanma en üst düzeye çıkartılmaktadır. Kat planları zeminin üstünden yükselen yapının şekline göre değişiklikler göstermekte, ancak ana yapı 50x50m ölçülerindedir.
Yapıda çeşitli büyüklükte mekanlar, idari ofisler, kafeterya, geniş bir teras, fuara ayrılmış alanlar bulunmaktadır. Fuar alanları 3000 m2 büyüklüktedir.
Yapı Aragon bölgesi ile su arasındaki ilişkileri vurgulamaya çalışan bir senaryo ile tasarlanmıştır. Expo’nun bitiminden sonra günümüzde bu yapı hükümet tarafından kullanılmaktadır.
Kaynak: mimoa
Çeviri: Mimdap


















1 Yorum
serap içöz
bu parametrik dünya başka birşey sahiden. düşünme sistemiyle tasarım yöntemiyle çok ilginç