TMMOB’ye bağlı İnşaat Mühendisleri, jeoloji Mühendisleri ve jeofizik Mühendisleri tarafından 13 Ağustos 2009 Perşembe günü Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryumunda gerçekleştirilen Çalıştay’da, “17 Ağustos 1999 Depremi’nin 10. Yılında Neler Yapıldı, Niye Yapılamadı?” konusu tartışıldı.

Çalıştay’da ilk söz alan TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Genel Sekreteri Tores Dinçöz, son 10 yılda, öncelikle güçlendirilmesi gereken yerler olan okulların suiistimal edildiğini ve bugün 30’a yakın okulun yıkılıp yerlerine iş merkezleri ve oteller yapılmasının söz konusu olduğunu açıkladı.

TMMOB’ye bağlı odalar olarak halk sağlığına, güvenli bir kente nasıl sahip olabileceğimiz sorusuna yanıt aramakta olduklarını belirten Dinçöz, bu çalıştay sonuçlarında ilerleme kaydetmeyi umduklarını söyleyerek sözü TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı’ya bıraktı.

Depremden bu yana çok fazla yerde, çok sayıda, çok şey söylediklerini anlatarak sözlerine başlayan Soğancı, akıl ve bilimin depremin gizemini çözdüğünü, doğal sürecin önlenemez olmasına karşın alınacak tedbirlerle can ve mal güvenliğinin korunabileceğini söyledi. Fay ve deprem büyüklükleri tartışılarak asıl meselenin maskelendiğini söyleyen Soğancı, mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının uyarılarının dikkate alınmadığını, Türkiye’nin sadece deprem değil, bütünüyle bir afet bölgesi olduğunu, ranta dayalı, hızlı ve düşük nitelikli yapılaşmanın afeti beraberinde getirdiğini açıkladı. TBMM’nin AB uyum yasalarını bir gecede geçirirken imar, afet, yerel yönetimlere yönelik yasalardaki acil değişiklikleri geçirmediğini hatırlatarak, mimar, mühendis ve şehir plancılarının uyarılarının dikkate alınıp daha güvenli, daha sağlıklı bir çevrede yaşayabilmek için depreme dayanıklı yapı tasarlanıp inşa edilmesinin, bu amaçla da ulusal bir deprem politikası oluşturulmasının aciliyetinden bahsetti. Depremlerin halkımızın ve ülkemizin yazgısı olamayacağını ve olmaması gerektiğini söyleyerek sözlerine son verdi.

Ardından kürsüye gelen İstanbul Vali Yardımcısı Hikmet Çakmak, uyarıları kati surette dikkate aldıklarını, depremden bu yana Afet Acil Durum Teşkilatı’nı kurduklarını, bilişim altyapısını geliştirdiklerini, kurtarma yerine koruma, yara sarma yerine hazırlıklı olma stratejilerini ilk hedef olarak gördüklerini söyledi. Güvenli yaşam için hep birlikte çalışmaya devam edeceklerini belirterek sözlerini bitirdi.

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe, ilk oturumu açarak, sürekli olarak depremin kendisinin tartışıldığını fakat artık bu konunun bir yanıyla bir kenara bırakılarak, depremin olacağını söylemek yerine, bu konuda neler yapılması gerektiği, nelerin yapılmadığı ve nelerin yapılacağını konuşmanın önemli olduğunu belirtti.

Ardından “Beklenen İstanbul Depremi ve Olası Etkileri”ni anlatmak üzere İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Okay Tüysüz kürsüye çıktı. Öncelikle deprem kuşağından ve şimdiye kadar Marmara’da meydana gelen büyük depremler ve bunların verdiği hasarlardan bahseden Tüysüz, ardından uygulanan politikaları eleştirerek, Afet İşleri Genel Müdürlüğü’nün işlevsizleştirildiğini, çıkartılan yasada heyelan, sel ve kuraklığın bulunmadığını açıkladı. İstanbul’un içinden değil Marmara Denizi’nden fay hattının geçtiğini düşündüklerini ve bu hatlardaki kırılmalar sonucunda en az 6,8, en fazla 7,6 büyüklüğünde bir deprem beklendiğini, bunun da özellikle Avrupa yakasında, Küçükçekmece ve çevresindeki sağlam olmayan zemin üzerindeki yerleşmelerin büyük zarar göreceğini düşündüklerini söyledi. Tarihsel olarak depremler incelendiğinde, zaman içinde büyük hasarlı bir depremin olma ihtimalinin arttığını, bu konuda önlemlerin bir an önce alınması gerektiğini açıklayarak özlerine son verdi.

BÜ Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Ulusal Deprem İzleme Merkezi Müdürü Dr. Doğan Kalafat, “Marmara Depremi Gerçek mi?” başlıklı konuşmasında, yabancı ve Türk uzmanların çalışmalarının Doğu Karadeniz’den Marmara’nın batısına doğru uzanan fay hatlarının son 100 yılda kırılmaya başladığını ve İstanbul’un güneyinden geçen hatlarda boşluk olması nedeniyle bu bölgede depremin olası olduğunu açıkladı. En önemli konunun geçmiş depremlerden ders çıkarmak olduğunu açıklayan Kalafat, önümüzdeki 10 yılda 5 ve üzeri büyüklükte bir depremin, 70 yıl içinde ise 7’den büyük bir depremin ortaya çıkma ihtimalinin neredeyse %100 olduğunu açıkladı.Ardından “Yapı Stokumuzun Durumu, Yeni Yapıların Deprem Güvenliği” konusunda açıklamalarda bulunmak üzere sözü İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe alarak, yurtiçi ve yurtdışında mükemmel hizmetler veren profesyonellerin olduğu bu ülkede, afetlerde bu kadar büyük can ve mal kaybı yaşanmasının çok acı olduğunu belirtti. 1999 yılındaki yapı güvenliği ile bugünkü arasında fark olmadığını söyleyen Gökçe, İstanbul’daki hastanelerin yalnızca 3 tanesinin güçlendirildiğini hatırlattı. Olası bir depremin çok büyük kayıplara yol açacağının yapılan çalışmalarla ortaya konulduğunu anlatan Gökçe, bunların sadece konutlarda değil özellikle büyük istihdam kaynağı olan küçük ölçekli işletmelerde de zarara sebep olacağını, kamu binalarının çok büyük tehlike altında olduğunu, özellikle yapılarda standartların altında malzeme kullanılmasının riskleri daha da arttırdığını açıkladı.
Çalıştay, İstanbul, deprem, planlama, afet yönetimi ve riskleri konularındaki uzmanların sunumlarıyla devam etti.
Mimdap


