Yıllardır Yüksel Caddesi’nde bulunan ve mimarların da uğrak yeri olan Mülkiyeliler Birliği Binasının yıkılıp yerine yeni bina yapılması kararı üzerine bir kısmı kamuoyuna yansıyan bilgilendirmeler ve tartışma metinleri gündemde yer almaya başladı. Tartışmanın bir ucunda M.O Ankara Şube diğer ucunda Mülkiyeliler birliği…
Mimdap, yayınlanan ve kurumların görüşleri haline gelen belgelerden başlamak üzere mimarlık ortamına konuyu taşımayı düşünüyor. Belli bir duyarlılığın Ankara’daki mimarlar üzerinde olduğu, konunun az çok takip edildiği belli. Mimdap, ortaya çıkan açıklamalar üzerine tarafların görüşlerini yayınlarından ve Ankara Şubenin konuyla ilgili tutumunu da şube yönetim kurulu sekreter üyesi Ali Hakkan’dan sorarak kayıt altına alıp tartışmayı anlaşılır kılmaya çalışmaktadır.
Mimarlar Odası Ankara Şube: “Mülkiye’ti Bizimdir
5 Ocak’ta Ankara Şubede yapılan toplantıdan sonra 7 Ocak tarihli Mimarlar Odası Ankara Şubesi “Mülkiye’ti Bizimdir” açıklaması içinde özetle Mülkiye binası ile ilgili olarak binaları önemli kılan şeylerin onların yaşanmışlıkları olduğuna vurgu yapılarak yıkım kararına karşı bir tutum sergilenmiştir.
Ankara Şubenin 5 Ocak günü çeşitli kitle örgütü temsilcilerini de çağırdığı toplantıdan sonra yapmış olduğu “Mülkiye’ti Bizimdir” açıklamasında “Bu bir mülkiyet geliştirme sorunu değil, bir kent demokrasisi sorunudur. Kentlilere mal olmuş yapılı çevrelere ilişkin her tür düzenleme, kentsel belleğe yapılmış bir müdahaledir. Bu müdahaleler belleğin yok edilmesine yol açacak bir sürece girmişse Mimarlar Odası kentin kolektif belleğine ve sokağın anılarına sahip çıkacaktır.” denmektedir.
Bu açıklamada biraz da sert sayılacak bir üslupla, Mülkiyeliler Binasının yıkımının Ankara’nın yıkılan eski binalarından Kızılay Binası, Milka Pastanesi, Bulvar Palas, Havagazı Fabrikası, Körfez Lokantası, Yeni Sahne,… ye benzetilmesi ve buna karşı durulması fikri ön plana çıkarılmaktadır. Yine çözüm olarak da bu kent parçasının “yeniden yapılanmasının , tüm kentlilerin, sokak esnafının ve bu mekânın belleğini oluşturmuş tüm aktörlerin katılımıyla şekillenecek bir yeniden üretim süreci” ile olması gerektiğine işaret edilmektedir.
Mülkiyeliler Birliği: Mimarlar Odası projeden çekilmişti
Diğer taraftan Mülkiyeliler Birliği binasının yapımı konusunda Mimarlar Odası ile yapılan görüşmeler ve danışma kurullarında yapılan konuşmalara bakıldığında yapılacak yeni binanın yaklaşık %38 kullanımına karşılık %72 maliyetinin oda tarafından karşılanmasına, ancak bunun süresiz olması istemine karşı Mülkiyeliler Birliği’nin 20 yılla sınırlaması sonrası M.O Genel Merkezi’nin projeden çekilmesine uzanan bir süreci de kayıtlara geçmiş belgelerden anlıyoruz.
Mülkiyeliler Birliği tarafından yapılan açıklamada ise ortaklaşa başlatılan sürecin kesilmesinde, Mimarlar Odası Genel Merkezi mülkiyet devri yapılamadığı gerekçesiyle gerekli finansmanı sağlamamış olmasına ve görüşmelerin sona ermesine vurgu yapılıyor.
Mülkiyeliler üzerinde bir irade oluşturulmaya çalışılıyor
Ancak Mülkiyeliler Birliği açıklamasının ondan sonraki bölümü bir durum tespitini aşan belirlemeleri içeriyor. Mülkiyeliler açıklamalarını, ”Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin biz varsak proje doğrudur, biz yoksak değildir” ya da “dün dündür, bugün bugündür” şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım içerisine girerek binalarımıza ilişkin Mülkiyeliler Birliği’ni dışlayan bir girişime kalkışmasını etik dışı bulduğumuzu ifade etmek durumundayız.” diye sürdürüyor.
Mülkiyeliler Birliği, bina ile ilgili olarak çeşitli örgütlerin ortak bir toplantıya çağrılmasını ise Mülkiyeliler üzerinde bir irade tesisi olarak görüyor ve eleştiriyor. Bu düşüncelerini de,“Bu girişimin arkasında Mülkiye Topluluğunu bölünmüş, parçalanmış gösteren bir kampanyayı basın üzerinden yürütmekle yetinmeyen pek çok konuda ortak hareket ettiğimiz ve dayanışma içinde olduğumuz örgütlerin iradesini Mülkiyeliler Birliği’nin kurumsal işleyişi ve iradesinin önüne geçirmeye çalışan ve örgütler arasında çatışma çıkaran kimi üyelerimizin bulunması da ayrıca düşündürücüdür. “ biçimde ifade ediyor. Dolayısıyla Mülkiyeliler Birliği bina meselesini birincil olarak “kendi” sorunları olduğunu ve bunu kendi kurumları içinde çözeceklerini, kumrun dışında çözüm aranmasının Mülkiye geleneğine de aykırı” diye belirtiyorlar.
Mülkiyeliler Vakfı Binası Çağrılı Yarışması
Şu anda yapılan tartışmalar ile projenin elde edilme yöntemine uzanan bir dizi argüman gündemde yer almaktadır. Nitekim yaptığımız ve altta izleyeceğiniz görüşmede olduğu gibi M.O Ankara Şube sekreter üyesi A. Hakkan, projenin kendisinin ve müellifin değil elde edilme yönteminin tartışıldığını söylemiştir.
Mülkiyeliler Birliği Vakfı tarafından Mülkiye Sitesi Merkez Binası’nın yapılması amacıyla 2007 sonunda ve açılan 2008 Ocak ayında açıklanan çağrılı yarışmada Semra Uygur ve Özcan Uygur’dan oluşan ekip birinci olmuştu.

Birinci proje
İlhan Kural ve Ali Kural’dan oluşan ekip ise ikinci olmuştu. Katılımcılardan diğer üç proje ise Emre Arolat ekibi ile Tülin Hadi-Cem İlhan-Bünyamin Derman ekibi ve Ercan Çoban ekibine aitti.

İlhan Kural ve Ali Kural’ın projesi

Emre Arolat ekibinin projesi

Tülin Hadi-Cem İlhan-Bünyamin Derman ekibinin projesi
Yarışma Görselleri: Arkitera
Katılımcı proje-Mimarlar Odası, Mülkiyeliler Derneği arasındaki uzlaşmazlık
Mülkiyeliler Birliği Binası üzerine yapılan açıklamalar üzerine konunun muhataplarından bir olan Mimarlar Odası Ankara Şubesini arıyoruz ve konuya açıklık getirebilecek, tartışmaların içindeki isimlerden biri, Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakkan ile görüşüyoruz.
Mimdap: Mülkiyeliler Vakfı Sitesine girildiğinde kolayca görülebileceği gibi “Mülkiyeliler Vakfı” diye başlıyor. Çok kısa bir metin zaten. “Mülkiyeliler Binası yenilenmesi sürecinde Mimarlar Odası’nın talebi üzerine ortak hareket etme kararı alınmıştır” diyor. Yürütülen çalışmalarda alan paylaşımları ve finansman yükümlülükleri konusunda da anlaşılmıştır dendikten sonra, “Ancak Mimarlar Odası genel merkezi mülkiyet devri yapılamadığı gerekçesiyle gerekli finansmanı sağlamamış ve görüşmeler sona ermiştir.” denmektedir. Buraya kadar bir yanlışlık var mı?
Ali Hakkan: Hayır, onlar zaten yazılı hale gelmiştir. Komisyon raporları var.
Mimdap: Sonra ekleri var bu yazının; Mimarlar Odası Ankara Şubesi Mülkiyeliler Birliği binalarının ortak yapım konusunda Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı Ali Çolak’ın 16/11/09 tarihindeki Danışma Kurulu’nda yaptığı konuşmanın bir metni var. İkinci bir ek koymuşlar; Mimarlar Odası Ankara Şubesi bina komisyon raporu. Bir de Habertürk gazetesinin konu ile ilgili bir haberini ilave etmişler. Devam ederken “Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin biz varsak proje doğrudur, biz yoksak değildir” ya da “dün dündür, bugün bugündür” şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım içerisine girerek binalarımıza ilişkin Mülkiyeliler Birliği’ni dışlayan bir girişime kalkışmasını etik dışı bulduğumuzu ifade etmek durumundayız.” diyorlar. Bütün bunlara siz nasıl bir açıklama getiriyorsunuz?
Ali Hakkan: İlk başta özetlediğiniz kısmı doğru, biz onlarla 3 sene önce o mekanın kullanımına yönelik bir çalışma yaptık birlikte.. Dediğiniz gibi o vakıf ile çalışıldı ve sonra şubemiz Genel Merkeze yazı gönderdi, sonuçta Genel Merkez karar veriyor. Ancak sürelerin kullanılması konusu için Genel Merkez “bana uygun değil” dedi. Çünkü yapılan şey bir mülkiyet tahakkuku olmuyor bizim açımızdan. Kiralama süreleri de az. Orada süreç bitti ama onun ötesinde tabi proje ile ilgili bir çalışma olmadı. Biz sadece orada süreci konuştuk kendileri ile. Burası nasıl kullanılmalı? Siz de biliyorsunuz ki çok önemli bir mekan orası; hem konumu itibari ile hem de sivil toplum kuruluşu olarak, hepimiz oraya gidiyoruz.
Mimdap: Peki Mimarlar Odası ile nasıl bir ilişki başlamıştı Mülkiyeliler Birliği arasında?
Ali Hakan: O zaman zaten bir danışmanları vardı onların; Yiğit Gülöksüz, hep katılıyordu toplantılara. Bu projenin elde edilme süreci tartışılmaya başlandı. 5 mimara verelim yapsın görüşü oluşmaya başladı, beş ünlü mimarlardan davetli yarışma biçiminde. Teklif alındı. Bu zaten olumlu bir süreç değildi; bu aslında Mimarlar Odasının görevidir, onun alanına girmeliydi. Burada bu projenin nasıl elde edileceğine dair bir çalışma yapmak gerekir, kentin tüm aktörlerini bu sürecin içine katmak gerekir, bu yapıların değeri üzerinden çalışmalar yapmak gerekir dedik. Zaten kopma noktası budur en son noktada. Ondan sonra geldiğimiz süreçte biz zaten ilişkimizi kopardık orada. Onlar da o davetli yarışmayı yaptılar.
Mimdap: Yarışma mı yaptılar?
Ali Hakkan: Davetli yarışma yaptılar. 5 kişiden teklif aldılar.
Mimdap: Kimlerdi davetli mimarlar?
Ali Hakkan: Semra Uygur-Özcan Uygur, Ali Kural, Emre Arolat, Ercan Çoban, Tülin Hadi-Cem Açıkkol-Bünyamin Derman vardı bildiğim kadarıyla.
Mimdap: Kazanan hangi mimarın projesi oldu?
Ali Hakkan: Semra Uygur-Özcan Uygur projesi. Proje elde ettiler böylece. Sonra o süreç yine öyle atıl kaldı.
Mimdap: Ankara Şube böyle bir proje elde edilme sürecine karşı çıktı ama Mülkiyeliler Birliği buna rağmen sınırlı davetli bir yarışma yaptı mı diyorsunuz?
Ali Hakkan: Zaten bizim ilişkimiz o noktada bitti. Çünkü, proje elde etme süreci için, siz de biliyorsunuz, bunun komitesi var, şartnamesi var; hazırlanacak. Kim hazırlayacak? Mimarlar Odası’nın görevidir diye düşündüğümüzü söyledik biz. Öyle gitmez. Şartnamenin zaten en kritik noktası orasıdır.
Mimdap: Mülkiyeliler Birliği açıklamasında görüyoruz ki, Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanının Danışma Kurulu’ndaki konuşmalarında “Ankara Şubenin 20 yıllık kullanım talebini iletmesine rağmen Mimarlar Odası Genel Merkeziyle anlaşılamadığı ve Genel Merkezin Ankara şubenin teklifini kabul etmemesi üzerine görüşme kesildi.” biçiminde kayıtlara geçmiş konuşması var.
Ali Hakkan: Tek başına o değil; o da bir etken.
Mimdap: Siz (Ankara Şube olarak) yeni yapılacak binada bir kullanım yaratalım demişsiniz ama Mimarlar Odası Genel Merkezi o süreyi yetersiz bulmuş, şartlarına uymamış ve kabul etmemiş. Böylece başta oransal olarak anlaşılan %72 inşaatın finansmandan bu yüzden vazgeçilmiş izlenimi alıyoruz bu ifadelerden. Doğru mudur?
Ali Hakkan: O da bir etken. Birincisi zaten biliyorsunuz, tüzel kişilik olarak Genel Merkezden izin almak gerekiyor. O da var ama bu arada buradaki bu projeler nasıl elde edilecek, ne olacak, bunun değeri nasıl belirlenecek… bunlar konuşuldu, fonksiyon şemaları çalışıldı, mevcut durum üzerinden. Onlar var zaten raporda. İki tane kritik şey var: Birincisi proje elde etme süreci, ikincisi vakıf denetiminden kaynaklı. Yaşadığımız hukuki sorun 20 senelik değer üzerinden. Uygun görmedi genel merkez. İlişkimiz orada bitti. Ortada hiç proje yok daha bakın. Oraya gelmedi zaten. O beş kişilik gruptan elde edilen projeden sonra bir içmimarın hazırladığı (daha sonra babaları mimarmış, ona imza attırdılar) proje kondu ortaya.




Uygulanacak olan Mülkiyeliler Binası Semra Uygur-Özcan Uygur projesinden çeşitli imajlar Kaynak: Mülkiyeliler Birliği web
Mimdap: Semra hanımın projesini mi söylüyorsunuz, Habertürk gazetesinde yayınlanan?
Ali Hakkan: Hayır, bu söylediğim ondan önce. Semra hanımın ki en yenisi. Bu son hali en son Semra hanıma, sanırım yarışmayı kazandığı için yaptırılmış, onu açıkladı başkan. Biz de katıldık o toplantıya. Bir müteahhitlik firmasıyla karşılıklı anlaşıyorlar, bir sözleşme imzalıyorlar, o çerçevede Semra hanımın daha önce proje yarışmasını da aldığı için sanıyorum müteahhit firma üzerinden bir anlaşma yapılıyor, Semra hanımdan bu projeyi elde ediyorlar. Durum böyle. En son geldiğimiz noktada en son dedik ki böyle bir proje var ama bunu da biraz kente işletmek lazım.
Mimdap: Bu süreçte mi tartışma yaşadınız?
Ali Hakkan: Çünkü kendileri bir toplantı yaptılar sivil toplum kuruluşlarıyla. Yazılı da değildi. Mesela ben katıldım toplantıya, ama gelen telefonla katıldım. Karşı karşıyayız, çok iyi kurumsal dostluklarımız da var. Oraya gittik bu süreci kendisi anlattı başkan. Ondan sonra ben dedim ki “arkadaşlar çok teknik değil anlatacaklarım, ben ekledim, projelerde niçin bu süreçte vardık da çekildik? Onun altını çizmek isterim. Proje nasıl elde edilmeye çalışıldı, onları anlattım.” Sonra sivil toplum kuruluşlarından arkadaşlar da. Evet, Mimarlar Odası bu konuda önemli. Ben zaten o kurumsallık ilişkilerinizin altını böyle kalın kalın çizmeye çalıştım. “Önemli kuruluşlar, sokağın, bu kentin nabzını tutan, özellikle bu bölgenin vs.” demiştim. Onlar da dediler ki “geç kalınmış bir süreç değil, Mimarlar Odası’nın dediklerini dikkate alın.” Toplantıdaki birkaç arkadaş bunu özellikle vurguladı. Birkaç arkadaş konuştu zaten, daha çok Ali Çolak beyle ben konuştum, iki kurumdan iki Ali olarak, karşılıklı gayet nezaketen. Ancak projeyi biz belediye verdik deyince “O zaman bizi niye çağırdınız? Zaten projeyi elde etmişsiniz. Katılımdan bahsediyorsunuz keşke daha önce çağırsaydınız” dedik.
Sonra biz sivil toplum ve kitle örgütlerine çağrı yaptık. Tüm herkese onlar dahil tabi.
Mimdap: Şu beş Ocak toplantısı mı?
Ali Hakkan: Evet, Bütün sivil toplum kuruluşlarından bu konuda duyarlı tüm kesimlere duyuru yaptık, kendileri de katıldılar. Ondan sonra o talihsiz şeyler çıktı ortaya; (gazetede yazan…) yönetim kurulu üyeleri ihaleye girmiş falan gibi. Böyle bir şey yok. Mimarlar Odasında hiç böyle bir şey olabilir mi? Şu an zaten onlarla ilgili çalışma devam ediyor.
Mimdap: Böyle bir iddia mı var şubeniz hakkında? Biz Mülkiyeliler Birliği açıklaması ve ortamda dönen konuşmalarda kayıtlı belge olarak bunu görmedik, duymadık.
Ali Hakkan: Gazete(Habertürk) haberinde var.
Mimdap: Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyeleri ihaleye girmiş diye mi bir iddia var?
Ali Hakkan: O iddia zaten, bu açıklamayla ortamı çok gerdi kendisi. Biz tabi cevap verdik.
Mimdap: Bunu Mülkiyeliler Birliği mi söylüyor?
Ali Hakkan: Ali Çolak Bey, Mülkiyeliler Birlik başkanı söylüyor. Söyledi ve gitti zaten. Böyle bir şey yok. Hukuki olarak biz tabi ki bununla ilgili girişimlerde bulunduk, böyle bir şey varsa açıklayın diye. Bakalım onlara ne cevap verecekler. Öyle bir hukuki süreç yaşayabiliriz. Çünkü yenilir yutulur bir şey değil. Böyle bir şey olmadığını da biliyoruz, Mimarlar Odası’nın geleneğinde böyle bir şey yok. Olacak bir şey değil bu.
Mimdap: Mimarlar Odası’nın Mülkiyeliler binasına tam karşısında konumlandığı için duygusal bir ilişkisi ve orayı sıklıkla kullanım bağı olmanın dışında şu anda bir bağı kalmamış. Binanın yenilenmesi için başta aranızda olmasını istediğiniz bina yapım süreci, sizin %72 yi karşılayacağınız inşaat maliyetinin karşılığında 20 yıl kullanım ortağı olacağınız süreç kesilmiş. Anlaşamamışsınız. Süreç zaten bu bağlamda epey önceden kesilmiş olduğuna göre şu anda bu bina üzerine ne adına ne için bir şeyler yapıyorsunuz?
Ali Hakkan: Yeni bir şey yok; 2007’deki bir süreç o. Bu yeni bir şey değil. 2007’de başlamış.
Mimdap: Birkaç nedenden dolayı anlaşamamışsınız. Diyelim ki M.O Merkez Yönetim Kurulu kabul etmemiş 20 yıllık bir süreyi ve bu nedenlerle kesmişsiniz. Ondan sonra Mülkiyeliler, kendi binalarını yıkıp yeni bina yapmak istiyor. Buna şu anda ne adına karışıyor, sivil toplumu bu konu üzerine davet ediyorsunuz? Bunu bir kent duyarlılığı, binanın eskiden beri taşıdığı yakın tarihe tanıklık eden kullanım değeri ve Mimarlar Odası geleneği açısından mı yaklaşıyorsunuz?
Ali Bey: Tabi, evet. Orada söylenecek her şeyi söyledik. Projeler farklı farklıydı önce, içmimarı proje yapıldı ve çok kötüydü; herkes için kötüydü, tartışılmayacak kadar kötüydü. Böyle bir yapı için hiç yakışık almayan şekilde.
Yarışma projelerine gelince; yarışma projeleri önemlidir, onlarla ilgili bir şey söylemedik. Ama zaten bir kararsızlıkları vardı onların, genel kurula gittiler bu süreçte biliyorsunuz, genel kurullarında çok tartışma oldu, çok karşı çıkan oldu üyelerinden. En son geldiğimiz nokta da katılım gibi bir süreç yapacağız diye çağrı yapıp, artık projeler hazırlandı, biz burayı yıkıyoruz deyince biz dedik ki bunu tartışmaya açalım. Asıl onların yapması gereken şeyi biz tartışmaya açalım, oturup konuşalım bu aşamada diye çağrı yaptık herkese, kendileri dahil. Herkese çağrı yaptık.
Mimdap: Şöyle özetleyelim mi anlatımınızı; katılımcı nitelikle Mülkiyeliler Birliği ve Mimarlar Odası kurumları birlikte bina yapma niyetiyle başlayan süreci aslında belli bir noktadan sonra Mülkiyetler Birliği katılımcılıktan vazgeçip kendi yollarında, kendi proje elde etme yöntemleriyle ile değiştirdiler ve süreçten saptılar, asıl problem budur mu diyorsunuz?
Ali Hakkan: Tabi, zaten basında çıkıyor. “Ulusal projeler elde ettik” diyorlar. Basınla biz de konuşuyoruz çünkü, kenti biz de takip ediyoruz. Ben özellikle de sordum yazan arkadaşa, “kayıtlarını dinledim” tekrar aradı beni “ulusal proje ile yarışmayla elde ettik” diyor mesela ama öyle bir süreç yok.
Mimdap: Ulusal proje yarışması mı demek istiyorsunuz?
Ali Hakkan: Evet, öyle diyorlar. Haber içeriği de öyle. Ulusal proje ile elde ettik diyor. Ama öyle bir şey yok. En son geldikleri noktada anlaşma yapıyorlar müteahhit firma ile. Firma iyi bir referans olabilir yarışma sürecine da çalışmışlar. Birincilik ödülü almış. Onla anlaşmışlar bu projeyi Semra Hanım çizmiş.
Mimdap: Peki, şu andaki ortaya çıkan (Semra Uygur-Özcan Uygur) proje ile ilgili olarak projenin konumlanması, durumu, kullanışı, kentsel mekana kattığı çevresel değer… gibi sayabileceğimiz mimari kalitelere ilişkin mimari bazda bir eleştiriniz söz konusu mu?
Ali Hakkan: Hayır, biz zaten projeyi çok tartışmadık kendileriyle. Bu zaten geçen hafta gelişen bir olaydı. Projeyi hiç tartışmadık. Sadece sürecin katılımcı bir süreç olması önemliydi, tartışmaya açılmalıydı, bu konuyla baştan ilgilenmiş herkes açıkçası olmalıydı.
Bu binanın nasıl olması gerektiği konusunda fikirleri olanlar var, hele hele Mülkiyelilerin kendi muhalefetleri, kendi içlerinden çok tartışma varken, bu sürecin konuşulması gerekirdi.
Mimdap: Bu aşamada yaptığınız açıklamalar için teşekkür ederiz.
Ali Hakan: Ben de teşekkür ederim.
EKLER
Ek-1 Ankara Şube “Mülkiye’ti Bizimdir” açıklaması
Mülkiye’ti Bizimdir
Bir kenti kent yapan, binaları ve çevresini önemli kılan şey yaşanmışlıklardır. Bu yaşanmışlıklar taş taş üstüne koyarak, emekle, mücadeleyle oluşmuştur. Bu nedenledir ki bazı mekânların özel anlamları vardır. Bu anlamlar ve onları üreten tarihsellik, mekânların sahiplerini ve sahipliğini bambaşka bir düzleme taşır. Böylesi mekânların dönüşümü yahut düzenlenmesi söz konusu olduğunda, barındırdıkları yaşanmışlıkların, tarihselliklerin ve anlamların zaman içinde bir araya getirdiği bir kullanıcılar kesiti ortaya çıkar. Bu kesitin genişliği ise, yapılı çevreleri tekil bireylere ait “mallar” olmaktan çıkarıp, çokluklara “mal olmuş” hale getirir. Çokluklara mal olmuş mekânların geleceğine ise, sadece “mülk sahipleri” tarafından karar verilemez.
Yıkım kararları kentliyle paylaşılmadan, demokrasiden uzak yöntemlerle verilemez.
Kızılay Kent Merkezi’nde geçmişimizi ve yaşanmışlıklarımızı barındıran; hem anılarımızı hem kent mekânını paylaşmamıza vesile olmuş olan yapılar birer birer ranta teslim oluyor, yıkılıyor ve yerlerini yeni, ”modern”, pahalı yapılara bırakıyor. Kızılay Binası, Milka Pastanesi, Bulvar Palas, Havagazı Fabrikası, Körfez Lokantası, Yeni Sahne birer birer hayatımızdan alınmıştı. Bugün yine bir yok olma süreciyle karşı karşıyayız: Mülkiyeliler Birliği yıkılıyor. Yerine yeni bir yapı planlanıyor. Ve yakın geçmişte yaşadığımız yok olma süreçlerine benzer biçimde, bu kez de yıkım kararları kentliyle paylaşılmadan, demokrasiden uzak yöntemlerle üretiliyor.
Mimarlar Odası kentin belleğine dün olduğu gibi bugün de sahip çıkacaktır.
Üyeleriyle ve kurumsal varlığıyla Yüksel Yaya Bölgesi’nde yaşayan ve bu alanda yaşanan tüm süreçlerin içinde var olan Mimarlar Odası, Yüksel Yaya Bölgesi’nin, kamusal alanları çoğaltılmış ve kültürel yaşantısı zenginleştirilmiş bir mekân olarak yeniden düzenlenmesine dün olduğu gibi bugün de karşı değildir. Ancak bu düzenleme asla ve asla yaşanmışlıklar göz ardı edilerek, anılar, simge özellikler ihmal edilerek ve mekânların tarihsellikleri yok edilerek gerçekleştirilemez. Bu bir mülkiyet geliştirme sorunu değil, bir kent demokrasisi sorunudur. Kentlilere mal olmuş yapılı çevrelere ilişkin her tür düzenleme, kentsel belleğe yapılmış bir müdaheledir. Bu müdahaleler belleğin yok edilmesine yol açacak bir sürece girmişse Mimarlar Odası kentin kolektif belleğine ve sokağın anılarına sahip çıkacaktır.
Mülkiyeliler Birliği’nin yeniden yapılanmasına evet – tıpkı Ulucanlar’da olduğu gibi.
Yüksel Caddesi ile Konur Sokak’ın kesiştiği köşe, yakın tarihimizin ürettiği toplumsal muhalefetin kentte biriktirdiği anlamların hem sahnesi hem de sembolüdür. Bu yüzden de bu kent parçasının “yeniden yapılanması”, tüm kentlilerin, sokak esnafının ve bu mekânın belleğini oluşturmuş tüm aktörlerin katılımıyla şekillenecek bir yeniden üretim süreci olmalıdır; tıpkı Ulucanlar Cezaevi’nin yeniden yapılanma sürecinde olduğu gibi.
Mimarlar Odası ve Mülkiyeliler Birliği yapıları önemlidir.
Yapılı çevrenin dönüşümüne daima bu perspektifle yaklaşmış bulunan Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Yüksel Yaya Bölgesi’nin kalbi konumunda bulunan Mülkiyeliler Birliği yapılarının ve çevresinin yeniden düzenlenmesi 3 yıl önce gündeme geldiğinde, yine aynı bakış açısı ile sürece dâhil olmuştur. Bölgenin, gerek yaşayan bir kent parçası, gerekse toplumsal muhalefetin barınabildiği ve kendini yeniden üretebildiği bir kamusal niş olarak var olabilmesinin önemli iki kurumsal dayanağı Mimarlar Odası ve Mülkiyeliler Birliği olmuştur. Kentsel toplumsal yaşantının gündelik kültürüyle politik boyutunun çakıştığı, bu anlamda da kamusal mekân olma vasfını hakkıyla taşıyan bu alan, bizim için önemli ve özel bir gündem maddesidir. Böyle olmaya da devam edecektir.
Katılımcı ve şeffaf olmayan süreçlerin parçası değiliz.
Mimarlar Odası ve Mülkiyeliler Birliği, bu kentsel alanın kamusal yaşantısını besleyecek ve zenginleştirecek bir çaba doğrultusunda Mülkiyeliler Birliği alanının yeniden dönüşümünü önemsemiş, böylesi bir dönüşüm projesinin hem üretim hem de uygulama süreçlerinde demokratik bir yapılanma ve kent demokrasisi süreci tanımlamıştır. Bu tanımlar içerisinde hiçbir zaman var olan belleğin yok edilmesi ve yıkılması olmamıştır. Gelişen süreçte katılımcı bir modelin yaşama geçirilememesi ve şeffaflıktan uzak bir yönelimin ortaya çıkması ile birlikte, Mimarlar Odası uyarılarını yaparak süreçten çekilmiştir.
Mimarlar Odası kentlilerin katılımının sağlanacağı her türlü demokratik sürece katkı vermeye hazırdır.
Bugün gelinen noktada TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, geçmişte durduğu noktadır. Yüksel Yaya Bölgesi’nin kamusal niteliğinin artırılması, bu alandaki kültürel yaşantının beslenmesi ve zenginleştirilmesi, kolektif belleğin taşıyıcısı olan yapıların korunarak dönüşümünün sağlanması mümkündür. Mimarlar Odası, bu duyarlıklarla ve kentlilerin katılımının sağlanacağı şeffaf ve katılımcı bir süreçle örgütlenecek dönüşüm süreçlerine her türlü katkıyı vermeye hazırdır. Buna karşılık, Mimarlar Odası, bu güne kadar olduğu gibi, katılımı yadsıyan, şeffaflıktan uzak biçimde cereyan eden ve kentsel yaşantıyı rant kaygılarına kurban eden her türlü proje ve dönüşüm sürecine karşı, kent belleğini ve onu var eden yapılı çevreyi korumak için var gücüyle mücadele edecektir.
Mülkiyeliler Birliği yapılarının dönüşümü, ne yapı üretimi anlamında, ne de gayrimenkul yatırımı anlamında teknik bir süreç değildir. Mülkiyeti de –tıpkı Mimarlar Odası binası için söz konusu olduğu gibi– sadece tapu belgesiyle sınırlı değildir. Yüksel Yaya Bölgesi’nin de, Mülkiye yapılarının da Mülkiye’ti kentlinindir, bizimdir.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu
Ek-2
Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile Mülkiyeliler Birliği binalarının ortak yapımı konusunda Genel Başkan Ali Çolak’ın 06.11.2007 tarihindeki Danışma Kurulu’nda yaptığı konuşma
Danışma Kurulunu toplantıya çağırdığımız dönemde Mimarlar Odasının bir teklifi oldu. Bizim bu çalışmalarımızı duyan Mimarlar Odası, bu çalışmayı birlikte yürütmeyi önerdi. Bunun karşılığında, finansmanın ağırlıklı bir bölümünü kendilerinin karşılayabileceğini ifade etti. Biz de bunu Danışma Kuruluyla paylaştık ve Danışma Kurulu, Mimarlar Odasıyla görüşmeleri sürdürmek üzere bir komisyon oluşturdu.
Komisyon, Mimarlar Odasıyla görüşmeleri yürüttü. Yaklaşık 2.5 ay süren bir görüşmeler dizisi oldu.
Burada, Mimarlar Odasına Danışma Kurulunda kararlaştırdığımız bazı hassasiyetleri ve daha sonra Vakıf Birlik ortak toplantılarında kararlaştırdığımız bazı hassasiyetleri ilettik. Üç temel hassasiyetimizden bahsettik. Bir tanesi, bu binanın bizler açısından özel bir önemi olduğu, dolayısıyla, bu binaya ilişkin herhangi bir yer taleplerinin olmaması gerektiğini ifade ettik. Bir yer talepleri, yer paylaşımı söz konusu olacaksa, otel olarak şu anda kullandığımız bölümde olabileceğini ifade ettik.
İkinci hassasiyetimiz, bahçenin özellikle korunmasıydı. Bu hassasiyetimizi ilettik.
Üçüncü hassasiyetimiz, Mülkiyeliler Birliği kimliğinin Mimarlar Odası kimliğinin gölgesinde kalacak, ya da o Mimarlar Odasının bunu dengeleyeceği bir görünümün de ortaya çıkmamasıydı. Dolayısıyla, alan kullanımlarının da buna göre hesaplanması gerektiğiydi.
Bu hassasiyetlerimizi paylaştıklarını ifade ettiler. Yapılan görüşmelerde epey ilerleme kaydedildi. Üç buçuk trilyonluk bir proje olacağı öngörüldü o çalışmalarda.
Onun üzerine, karşılıklı olarak bir ihtiyaç programı çıkartıldı bu çerçevede. Yaklaşık Mimarlar Odasının ihtiyaç programı çerçevesinde, istediği alanda yüzde 32’sine tekabül ediyordu. Bize kalacak alanlar da yüzde 68’ine tekabül ediyordu. Bunun karşılığında, Mimarlar Odası projenin yüzde 72’sini finanse edebileceğini ifade etti.
Bunun karşılığında bizim onlara verebileceğimiz şey şuydu: Tabii bu Vakfa ait binalar olduğu için, herhangi bir mülkiyet devri söz konusu olmayacaktı. Vakıf senedinde gene belirtildiği üzere 20 yılı aşmamak üzere, peşin kira bedeli karşılığında kullanım hakkının devredilebileceğine ilişkin hüküm var, bu çerçevede bir işlem yapılabileceğini söyledik. Bu sürenin uzatılması konusunda talepleri oldu. Ancak, 20 yıl dolduktan sonra uzatılmasının söz konusu olduğunu söyledik, ama bir karşılıklı iyi niyet protokolü imzalanabileceğini, bunun ortak bir komiteyle yeni bir rayiç bedel saptanarak, o günkü koşullarda yeniden süre uzatımına gidilebileceğini ifade ettik. Ancak, Mimarlar Odasıyla yaptığımız bu görüşmeler, Ağustos ayında Mimarlar Odası Ankara Şubesinin, Genel Merkeze yaptığı başvurunun reddedilmesi üzerine ortadan kalktı. Mimarlar Odasıyla yaptığımız görüşmeler sona erdi.
mulkiye.org.tr
Ek-3
Mülkiyeliler Birliği sitesinde konuyla ilgili 7 Ocak 2010 tarihli açıklama
Bilindiği gibi Mülkiyeliler Birliği Vakfı binalarının yenilenmesi sürecinde Mimarlar Odası’nın talebi üzerine ortak hareket etme kararı alınmıştı. Yürütülen çalışmalarda alan paylaşımları ve finansman yükümlülükleri konusunda anlaşılmış, ancak Mimarlar Odası Genel Merkezi mülkiyet devri yapılamadığı gerekçesiyle gerekli finansmanı sağlamamış ve görüşmeler sona ermişti.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin biz varsak proje doğrudur, biz yoksak değildir” ya da “dün dündür, bugün bugündür” şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım içerisine girerek binalarımıza ilişkin Mülkiyeliler Birliği’ni dışlayan bir girişime kalkışmasını etik dışı bulduğumuzu ifade etmek durumundayız. Bu girişimin arkasında Mülkiye Topluluğunu bölünmüş, parçalanmış gösteren bir kampanyayı basın üzerinden yürütmekle yetinmeyen pek çok konuda ortak hareket ettiğimiz ve dayanışma içinde olduğumuz örgütlerin iradesini Mülkiyeliler Birliği’nin kurumsal işleyişi ve iradesinin önüne geçirmeye çalışan ve örgütler arasında çatışma çıkaran kimi üyelerimizin bulunması da ayrıca düşündürücüdür.
Mülkiyeliler Birliği’nin her türlü sorununun çözümü Mülkiyeliler Birliği içerisindedir. Bu çözümün kurum dışında aranması ancak Mülkiye geleneğinden bihaber olmakla açıklanabilir.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile Mülkiyeliler Birliği binalarının ortak yapımı konusunda Genel Başkan Ali Çolak’ın 06.11.2007 tarihindeki Danışma Kurulu’nda yaptığı konuşmanın metni ile Mimarlar Odası Ankara Şubesi Bina Komisyonu Raporu ve Habertürk Gazetesinin konuyla ilgili haberini üyelerimizin bilgisine sunarız.
mulkiye.org.tr
Ayrıntılar için tıklayınız.
Ek-4
28 Aralık 2009 Radikal, Anılarımıza Kazma Vuruluyor
Mülkiyeliler Birliği binası ‘yeniden yapılandırma’ gerekçesiyle bugün yıkılacak. Kimi Mülkiyeliler tepkili: ‘Ankara’nın devrimci tarihi yok edilecek’.
Yıllarca sadece Mülkiyelilerin değil sanatçı, aydın, akademisyen ve gazetecilerin masalarında memleket meselelerini konuştuğu, anılarını paylaştığı Ankara’nın simge yerlerinden Mülkiyeliler Birliği Vakfı’nın hizmet ve sosyal tesis olarak kullanılan binasına bugün kazma vuruluyor. Bazı Mülkiyeliler “Onca anımız, hikayemiz ve yaslandığımız koca bir tarih bir anda kaybolacak” diyerek yıkıma tepki gösterirken, dernek yönetimi ise binanın yeniden yapılandırılması projesinin 1971 yılına ait olduğunu ancak 1980 darbesi nedeniyle yaşama geçirilemediğini savundu.
Mülkiyeliler Birliği Vakfı’nca hizmet binası ve sosyal tesis olarak kullanılan Kızılay’daki Mülkiyeliler Birliği binasının yıkımına bugün başlanıyor. Binanın Mülkiyeliler Birliği Derneği ve Vakfı Yönetim Kurullarınca yenilenmek amacıyla yıkılmasına karar verilmişti. Ancak Ankaralılar binaların ‘iş merkezi yapılacağı’nı belirterek duruma tepki göstermişti. Mülkiyelilerin bir kısmı yönetimin binanın yıkılıp yeniden inşa edilmesi işini ‘yap-işlet-devret’ işlemiyle bir şirkete devretmesine tepki göstererek, binanın tadilattan geçirilerek uzun yıllar boyunca hizmet vermeye devam edebileceği uyarısında bulundu.
Anılarımız yok edilecek
Anarşi Kollektifi adına yapılan açıklamada, “Yıllarla biriktirdiğimiz onca anımız, hikayemiz ve yaslandığımız koca bir tarih bir anda kaybolacak. Ankara’nın devrimci demokrat tarihi de bütün yaşananlarla birlikte yok edilecek. Ve yerine kimse için hiç bir anlam ifade etmeyen beton, cam, demirden ibaret bir yapı gelecek. Bu bir zihniyete işaret ediyor, neoliberal zamanın ruhu bu olsa gerek” denildi.
Darbe olmasaydı..
Bu iddialara Birlik ve Vakıf Yönetim Kurulları ise şu yanıtı verdi: “Mülkiyeliler Birliği Sosyal Tesislerinin yeniden yapılandırılması bugün ortaya çıkan bir durum değil. 1972’de Mülkiyeliler Birliği Vakfı’nın kurulmasıyla başlayan ve son üç yıldır da yeniden canlandırılarak yürütülen bir süreçtir. Binaların yeniden yapılandırılmasının iradesi 1971’de ortaya çıktı. Binaları satın alan ve Mülkiye Topluluğunun kullanıma sunan Ayhan Açıkalın başkanlığındaki Mülkiyeliler Birliği Yönetimi yeniden yapılandırmayla ilgili, 1978 yılında Vedat Dalokay’a bir proje hazırlattı. Bu proje, bütün hazırlıkları tamamlanmış olmasına rağmen 12 Eylül nedeniyle hayata geçirilemedi. Yeniden yapılandırma sürecini tüm yetkili kurulların katılımı ve iradesiyle devam ettireceğini ifade eden mevcut Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kurulları, Genel Kurul iradesiyle yeniden yetkilendirilmiştir. Mülkiyeliler Birliği yetkili tüm kurulları ile bu süreci devam ettirmiş ve belirli bir olgunluğa getirmiştir.”
Değeri oranında artacak
Vakfın verdiği bilgiye göre, binanın yenilenmesiyle değeri de yüzde 60 oranında artacak. İnşaat Mühendisleri Odası’ndan alınan rapora göre, bugünkü değeri 8 milyon 380 bin TL olan binanın değeri 13 milyon 852 bin TL olacak. Yenileme çalışmalarıyla Mülkiyeliler Birliği üyelerinin kullandığı mevcut kullanımda yaklaşık 180 metrekare olan sosyal alanlar da 1080 metrekareye çıkarılacak.
mimdap



21 Yorum
Ali Osman Kar
7000 m2 lerde Mimarlar Odasının %30 larda bir kullanımından bahsedilirken oda projeden çekilip Mülkiyelilerin şimdi yapılacak binasında bundan daha az bir metrekare var.
Çankaya belediyesinin onadığı uygulama projesi şu anda kaç metrekare?
Oda çekildikten sonra bina kullanım alanı küçüldü mü?
Bu birinci sorum idi.
İkinci sorum, şimdi oda aslında eski bina yerinde kalmalı anılar korunmalı diyor.
Peki anlaşma sağlansa idi hem şimdikinden daha büyük bir bina yapılmış olacak hem de eski bina zaten yıkılmayacak mıydı?
Nedir bu şimdi? Çifet standart mı? Algı bozukluğu mu?
Hasan Özbay
Olayların sürecini özetleyelim:
1-Mimarlar Odası ve Mülkiyeliler Vakfı, Mülkiyeliler Birliği binasının yıkılıp, yerine yeni bina yapılması için prensip anlaşmasına varıyorlar. Buna göre inşaata Mimarlar Odası Ankara Şubesi finansör olarak katılacak ve binanın bir kısmını 20 yıllığına kullanacak.
2-Mimarlar Odası merkezi Vakıflar’ın mülk satamaması ve 20 yıllığına işletme hakkının Ankara Şubesine verileceği durumunu yetersiz görüyor ve Şube’ye izin vermiyor.
3-Bu gelişme üzerine Mimarlar Odası Ankara Şubesi projeden çekiliyor.
4-Mülkiyeliler Vakfı yola kendi başına devam ediyor. 5 bürodan teklif proje istiyor (yarışma değil) ve jüri Uygur projesini seçiyor.
5-Mülkiyeliler yönetimi (bu arada değişmiş de olabilir) seçilen projeyi beğenmiyor. Abuk sabuk bir projeyi birilerine yaptırıyor.
6-TSMD ve mimarlık kamuoyunun tepkileri üzerine bu projeden vaz geçiyorlar ve Uygur’lar ile yeniden çalışıyorlar. Sonuçte proje bitiyor ve inşaat aşamasına geliniyor.
7-Mimarlar Odası Ankara Şubesi (aynı yönetim anlayışı, çoğu da aynı kişilerden oluşan yönetim anlayışı) Mülkiye yıkılamaz, “Mülkiye’t Bizimdir” kampanyası ile karşı çıkıyor.
Ulaşamadığı üzüme koruk diyen anlayış için artık ne denir bilemiyorum. Ancak Mimarlar Odasını ayaklar altına alan bu zihniyet bir mimar olarak beni utandırıyor.
Nurdoğan İriler
Ankara’dan tartışmaları ile yoruma katılan kişiler yönetime eleştirilerini getirirken bir çekişmenin iki tarafından biri oluyorlar. Yukarıda sayın U. Koçak’ın değerlendirmesi ise daha yukardan bir bakışı içeriyor bence. DİMP e dair ve onunla birlikte zaman içindeki pörsümeye, yorulmaya, içe kıvrılmaya, verimsizliğe bir saptamada bulunması, İstanbul benzerliğine dikkat çekmesi bence ilginç ve ufuk açıcı.
Mehmet İhsan Giritlioğlu
Yönetim kurulunun 12.01.2009tarihliaçıklamasını okuduğunuzda BIDI BIDI BIDI …………ulusal bir proje yarışması yerine teklif alma usulüyle proje elde etme yönteminin yeterince demokratik ve sağlıklı bir yöntem olmaması sebebiyle,BIDI BIDI….
Bu açıklama MÜLKİYE’ti BİZİMDİR başlıklı yıkım karşıtı yazının izahı olabilir mi?
Aslı Özbay’ın dediğigibi izahatler kabahatlerinden daha büyük olmaya başladı.
Onur Yılmaz’ın sorularının cevabını da merak ediyoruz.
uğur koçak
Mülkiyeliler konusu altında ne cevherler çıkıyor eşdikçe. Bir yönetme şeklinin belki de sonuna gelindiğini dimp odaklı grubun yorulduğunu yorgunlukla hatalar yapmaya başladığını gösteriyor.
Dimp ağırlıklı yönetimlerin bundan üç dört dönem önceki performanslarının kalmadığını bir nevi İstanbul şubeciliği anlayışına girdikleri anlaşılıyor. Meselenin özü yerine “mimarlar odası” çıkarları, problemleri halletmek yerine “rantçı” suçlamaları, özeleştiri yerine daha büyük imalar üretilmesi basit bir bürokratik geleneğin sonucudur. Ve Dimp grubunun kuruluş ilkelerine ve geleneğine de uymaz.
Bu tutum daha iki yıl önce İstanbul seçimlerinde üstüne vazife edinip yollara düşüp, İstanbul’da yılların kaşarlaşmış şube gediklilerine göğüslerini siper edip odayı “istilacılardan-ötekilerden” korumaya kalkıştıklarında kendini belli etmişti. Oluşturulan linç kültürüne malzeme yaratmışlar, linççilerin “meşruyetine” destek olmuşlardı.Saçma sapandı, hiç bir şeye sığmıyordu.
Benim naçizane tavsiyem İstanbul şubecileri bu bina nevi işlerde üstaddır, alırlar satarlar, katılım nutukları atıp kendi başlarına el altından iş çevirirler ve sonucunda ise büyük bir mutlulukla üyelerine sunarlar. Şekil 1, İstanbul Karaköy binası, herşeyiyle orada duruyor isteyen görebilir. Onlar tecrübeli üstadları olarak bana kalırsa Ankara şubesinin bu zor zamanlarında onlara destek olması elzem hale gelmiş. “Düşmana” karşı ortak cephe zihniyetine göre bence kol kola girmeleri gerekir. Bu güne kadar İstanbul’dan yardım gelmemişse ayıp olmuş, ihmal etmişler demektir.
İşte bir mum gibi süreçler, yanıyorlar, ışık veririyorlar ve sönüyorlar.
Bence bu süreçte Ankara şube yöneticileri bağlı oldukları geleneği ve Dimp grubunun geçmişteki katkılarını anılarda yıpratmayacak biçimde samimi bir özeleştiriyle kendilerinin sürecini noktalandırmaları, kendi iradeleriyle yönetimlerini yeni oluşumlara devredip isimleri üzerinde oluşacak yıpranmaları durdurmaları gerekir. Bütün demokrasilerde, katılım odaklı yapılarda, demokratik merkeziyetçi örgütlerde olduğu(olması gerektiği demek gerekir) şekliyle…
Aslı Özbay
Şube yönetiminin açıklaması, “…Yönetim Kurulu kararıyla kesinleşmemiş olan bir komisyon raporu”nun geçerli sayılamayacağına dayanıyor. Yetmiyor, bir de Mülkiyeliler bu raporları açıklamakla ve dolayısıyla etik davranmamakla suçlanıyor (?!) Bu yazıları yazanlar, üstüne bir gün uyuyup yazdıklarını tekrar gözden geçirmeden yayınlamamalılar. Şube’nin “gedikli yazarları” her seferinde hatalarla dolu metinleri belgeliyorlar…
Eğer komisyon raporu geçerli değildi ise, neden Şube Merkez’e başvurarak bu süreci başlatma ve ödeme yapma yetkisi istedi – ki Merkez bu izni vermediği için süreç bozuldu.. Bu açıklamaları nasıl yapıyorlar, gerçekten anlayamıyorum.
Aralarında sevgili arkadaşlarımın da olduğu YK kararlarını görmek istiyorum. Umarım yer yer oy-çokluğu notları ve “şerh” metinleri vardır da, “… sağduyulu üyeler uyarmışlar ama çoğunluk ikna olmamış demek ki…” diye düşünmeyi gerektirecek belgeler buluruz.
Mimdap
Ankara Şubesi tarafından 12.01.2010 tarihinde “Mimarlar Odası ve Mülkiye Açıklaması” başlığıyla verilen açıklamayı bilgi zincirinin kopmaması amacıyla veriyoruz. (Mimdap)
MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ SÜRECİ 1
Mimarlar Odası Ankara Şubesinin çalışma yöntemi, komite, komisyon, çalışma grupları ve danışma toplantılarını içeren bir dizi mekanizmayı içerir. Bu mekanizmalar, ilgili konuya ilişkin birikimlerin aktarıldığı, görüşlerin tartışıldığı ve geliştirildiği demokratik ortamlardır. Süreklilik arz eden ya da ani gelişen olaylar karşısında oluşan bu yapılanmalar, konu ile ilgili üyelerden ve farklı disiplinlerdeki katılımcılardan oluşur. Komite/ Komisyon/ Çalışma Grupları, konunun içeriğine göre ön araştırma ve hazırlık yapar; üyelerin görüşlerinden oluşan fikirler Yönetim Kuruluna sunulur. Yönetim Kurulu hazırlanan öneri ve taslakları değerlendirir, gerekli gördüğü durumlarda MYKnın görüşünü alır, uygun görürse önerileri karar haline getirir ve TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu imzasıyla kamuoyuna duyurur. Kamuoyuna bildirilen duyuru, kurumun resmi görüşüdür. Bu süreç Mimarlar Odasının kendi iç demokrasisinin bir ifadesidir.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mülkiyeliler Birliğinin, mevcut binalarının yenilenmesi ve proje elde etme süreci ile ilgili talebini, 08.05.2007 tarihli Yönetim Kurulu toplantısında değerlendirmiş ve gerekli ön çalışmaların yapılması için Mekân Komisyonunu görevlendirmiştir.
Bu çerçevede, yapılan ilk toplantıya iki kurumdan bazı yönetim kurulu üyeleri ile Ankara Şubesi Mekân Komisyonu üyelerinin bazıları katılmıştır. Toplantıda konu;
İki kurumun önemi, (siyasi ve mekânsal tarih açısından) anlamları ve kimlikleri; Mülkiyeliler Birliği yapılarının önemi ve bu çerçevede iki meslek kurumunun Kızılay ve Ankara için örnek olabilecek bir süreç tanımlaması (bu süreçte Ankara Şubenin Ulucanlar deneyimi örnek olarak verilmiştir),
Mülkiyeliler Birliğinin mülkiyetinde olan alanın/ yapıların değerlendirilmesi (böylesi bir değerlendirme sürecinin koruma, onarım, sağlıklaştırma, yeniden yapma/ yenileme, yeni bina yapma, vb. farklı yaklaşımlarla gerçekleşebileceği Mimarlar Odası Ankara Şubesi temsilcilerince açıkça ve detaylı olarak anlatılmıştır),
Bu sürecin, katılımcılığı, çeşitliliği/ farklılıkları ve zenginliği ortaya çıkartacak bir süreç olması ve proje elde etme sürecinin ULUSAL YARIŞMA yöntemi ile ele alınması gerekliliği,
Alanın iki kurum tarafından ortaklaşa olarak oluşturulması (uygulama süreci) ve kullanılması,
ilkeleri çerçevesinde tartışılmış, mutabakat oluşturulmuş ve süreç iki kurumdan oluşan alt komisyonun çalışmasına bırakılmıştır. Bu ilkeler çerçevesinde farklı içeriklerde bir dizi komisyon toplantısı ve hazırlık çalışmaları yapılmıştır.
Alt Komisyonda yer alan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Mekân Komisyonu, yapılan iş bölümü çerçevesinde söz konusu alan ve kurumların ihtiyaçları ile ilgili bir araştırma yapmıştır. Bu çerçevede;
Alan ile ilgili Çankaya Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü, Tapu ve Kadastro Müdürlüğü ve diğer kurumlarda araştırma yaparak mülkiyet ve imar durumuyla ilgili teknik bir rapor,
Mülkiyeliler Birliği ve Mimarlar Odası Ankara Şubesinin mekân gereksinimleri ile ilgili ihtiyaç programı içeren bir taslak
üretilmiştir.
Ancak bu çalışmalar üretilirken, sürecin tanımlanmasına ilişkin görüş ayrılıkları çıkmıştır. Mimarlar Odası bu sürecin ulusal, tek kademeli bir mimari proje yarışması ile elde edilmesinin en doğru, sağlıklı ve demokratik yöntem olduğunu, oluşturulacak jüride korumacı mimarların da yer alması gerektiğini, toplantılar sürerken Mülkiyeliler Birliği Komisyon üyelerine detayları ile aktarmış ve görüşlerinde ısrarcı olmuştur.
Komisyon üyeleri, çalışmalar devam ederken Şube ve Merkez Yönetim Kurullarını düzenli olarak bilgilendirmiş ve sürecin tümü ile şeffaf olmasına özen göstermiştir. Bu esnada Merkez Yönetim Kurulu, kiralama ile mekân elde edilmesinin uygun olmadığına dair görüş bildirmiştir.
Aynı süreçte, Mülkiyeliler Birliği yönetimi Sayın Yiğit Gülöksüz ile müşavirlik anlaşması yaparak ve bunun devamında da ulusal tek kademeli mimari proje yarışmasının uzun zaman alan ve maliyetli bir süreç olduğu gerekçesi ile davetli teklif alma yöntemi ile proje elde etmede ısrarcı olmuş ve kendileri için bu süreci uygun bulmuştur.
Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu, toplantılarında süreci bütün yönleriyle tekrar değerlendirmiş,
ulusal bir proje yarışması yerine teklif alma usulüyle proje elde etme yönteminin yeterince demokratik ve sağlıklı bir yöntem olmaması sebebiyle,
MYKnın görüşü göz önünde bulundurularak
Şubenin süreçten çekilmesine ilişkin kararını üretmiş ve ilgili gruplara sonucu bildirmiştir. MİMARLAR ODASI ANKARA ŞUBESİ İLE MÜLKİYELİLER BİRLİĞİ ARASINDAKİ SÜREÇ AĞUSTOS 2008 TARİHİNDE SONLANMIŞTIR.
TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu
Mimdap
Sayın Aslı Özbay’ın Ankara Şubesine soru olarak yönelttiği metinde “aynen katıldığını” söylediği sayın Mehmet Onur Yılmaz’ın açıklaması metinler arası bağlantının sağlanması amacıyla editörlüğümüzce konulmaktadır. (Mimdap)
Sayın M.Onur Yılmaz açıklaması:
Kimden: Mehmet Onur YILMAZ
Konu: [ankin] Fw: [dimp] odadaki “saltanata son” [1 Attachment]
Kime: [email protected]
Tarihi: 12 Ocak 2010 Salı, 0:07
Ayfer Hanımın 2002den bu yana Ankara Şubede yapılanları daha kabul edilebilir bir üslupla ifade etmesi daha iyi olmaz mıydı? Böylece asıl söylemeye çalıştığı duyulur kimse üsluba takılmazdı. Çünkü açık ki sonradan kendisinin de onaylamadığı tarzı ve ardından Yaseminin kişileri tehlikeli ilan edilen cevabı bizi tartışmamız gerekenin uzağına düşürüyor. Öncelikle, kişileri tehlikeli ilan etmenin kendisinin özellikle tehlikeli olduğunu düşünüyorum. En büyük endişem de şekil tartışmalarının, üzerinde konuşmamız gereken konunun önüne geçmesi ve sorunun kişisel bir şeymiş gibi gösterilmesi. Oysa durum Mimarlar Odasının Ankaradaki varlığı, toplum nezrindeki konumu ve meşruiyeti açısından çok ciddi sorunları barındırıyor. Öncelikle o kadar belge, bilgi kirliliği ve Şube’nin sessizliği içinden gerçeği ayıklamakta zorlanacaklar için Ayfer Hanımın tepkisine neden olan son durumun özetini yaparak başlamak istiyorum:
1- Mimarlar Odası Ankara Şubesi bundan üç yıl önce Mülkiyeliler Birliğinin binalarını yenilemek istediğinden haberdar olur. Birlik ile iletişime geçer ve birlikte çalışmayı teklif eder.
2- Birlik bu öneriyi kabul eder ve 3-4 ay sürecek olan bir çalışma başlar. Bu konuda çalışmak üzere Bina Komisyonu adıyla bir komisyon kurulur. Bu komisyonda Şubeyi temsilen 4 yönetim kurulu üyesi, bir mimar ve şubenin o dönem görevli avukatı bulunmaktadır. Mülkiyeliler Birliği ise komisyonda biri avukat olmak üzere 5 kişi tarafından temsil edilmektedir.
3- Bu komisyon yürüttüğü çalışma sonunda Birliğe ve Şubeye bir rapor sunar. Raporda ortak yapılması planlanan yeni Mülkiyeliler Birliği binalarının program taslağı, protokole esas prensipler ve binanın paylaşım esasları bulunmaktadır. Buna göre;
a. Yeni binaların toplam kullanım alanı 7004,80 m2 olması öngörülmektedir.
b. Mülkiyeliler Birliği bu binaların % 68ine (net 3709 m2 ) sahip olacaktır.
c. Mimarlar Odası Ankara Şubesi ise %32sine (net 1189 m2 ) sahip olacaktır.
d. Bina inşaatları için Mimarlar Odası Ankara Şubesi yaklaşık 2.168.000 TL ödeyecektir.
e. Mülkiyeliler Birliği ise arsa ve 843.000 TL katkı koyacaktır.
4- Bu aşamadan sonra avukatların uyarısı ile vakfa bağışlanan malların mülkiyet devri yasal olarak mümkün olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu durumda Mimarlar Odası Ankara Şubesine mülkiyet devri yerine uzun süre kullanım hakkı sunulmuştur. Yasal üst sınır olan 20 yıl kullanım hakkı (uzatma ilke kararı ile) üzerinde anlaşma sağlanmıştır.
5- Bu haliyle protokol taslağı Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından Mimarlar Odası Merkezine sunulmuştur. Ancak MYK mülkiyet devri olmadığı ve bahsi geçen miktarın uzun süreli kullanım için çok yüksek bulunması sebebiyle protokolü onaylamamıştır.
6- Bu karar üzerine Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve Mülkiyeliler Birliği arasındaki karşılıklı görüşmeler kesilmiştir. Mülkiyeliler Birliğinin birkaç görüşme ve projeler üzerinde uzman incelemesi talebi Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından reddedilmiş ya da cevapsız bırakılmıştır.
7- Karşılıklı görüşmelerin kesilmesinin üzerinden geçen iki yılı aşkın zamanda Mülkiyeliler Birliği proje ve ihale çalışmasını sonlandırmıştır. Tam bu aşamada 2009un son günlerinde, yerel seçimler döneminde Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından kurulan ve desteklenen Belediye Yönetimlerinde Saltanata Son kampanya grubu Mülkiyeti Bizimdir! sloganı ile Ankara kamuoyuna bir kampanya-toplantı çağrısı yapmıştır. Önce 5 Ocak 2010 saat 18.30 olarak belirlenen toplantı zamanı toplantıdan bir gün önce alelacele 16.30a alınmıştır.
8- Ancak aynı gün ve saatte Mimarlar Odası Ankara Şubesince, bina projelerini odaya sunmak isteyen Mülkiyeliler Birliği Yönetim Kuruluna da randevu verilmiştir.
9- 5 Ocakta gerçekleşen toplantıda Mimarlar Odası Ankara Şubesi daha sonra basına da gönderilen açıklamada yer alan tezlerini sunup, Mülkiyeliler Birliğinin yıkılmasına neden karşı olduklarını anlatırken toplantıya dahil olan Mülkiyeliler Birliği Başkanı Ali Çolak yukarıda bahsi geçen komisyon çalışmasını da hatırlatarak sormuştur:
a. O günden bu güne ne değişmiştir ki Mimarlar Odası Ankara Şubesi yeni binaların metrekare paylaşımı konusunda bile anlaştığı komisyon çalışması ortadayken şimdi Mülkiyeliler Birliğinin yıkımına karşı çıkmaktadır?
b. Ortak komisyon çalışmalarında da yer alan biri Yönetim Kurulu üyesi olan iki mimarın ihale sürecine dahil edilmemesinin Odanın bu tavır değişikliğinde rolü var mıdır?
10- Bu tablo üzerine toplantıya katılan pek çok kentli, mimar ve mülkiyeli Mimarlar Odası Ankara Şubesini protesto ederek toplantıyı terk etmiştir.
Buraya kadar yazdıklarım şimdiye kadar olanların içinden kişi isimlerinin çıkarılmış halidir. Elbette ki merak edenler bu isimleri öğrenebilir ancak önemli olan öncelikle kişiler değil Mimarlar Odası Ankara Şubesinin nasıl bu hale düşürüldüğüdür. Bu süreçte Oda tarafından yapılan birden çok yanlış vardır. Ancak şu anda da süren en büyük yanlış yukarıdaki hataların kabul edilmeyip inkâr edilmekte ısrar edilmesidir. Odayı kamuoyu nezrinde en çok yaralayacak olan budur. Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulunu yukarıdaki soruları net bir şekilde cevaplamaya çağırıyorum. Yukarıdaki sorulara ek olarak cevaplanması gereken iki soru daha var?
– Mimarlar Odası Ankara Şubesi ile Mülkiyeliler Birliği arasında bu olaylar gelişirken Mülkiyeliler Birliği binalarının yapımı ihalesine teklif veren/ihaleye müdahil olmaya çalışan komisyon üyeleri bunu Yönetim Kurulunun bilgisi dahilinde mi yapmıştır?
– İlgili Komisyon üyesi ve Yönetim Kurulu Üyesi Onur Kuruluna sevk edilmişler midir?
Mimarlar Odası Ankara Şubesi 40. Dönem Yönetim Kurulu bir an önce ilgili Komisyon Üyesini ve Yönetim Kurulu üyesini Onur Kuruluna sevk ederek kamuoyundan açıkça özür dilemelidir. Mevcut yönetim söz konusu özür ve Onur Kuruluna sevk işlemini bir sonraki yönetime bırakmayacak basireti ve sorumluluğu göstermelidir.
12.10.2010 M. Onur Yılmaz
Mimdap
Sayın Aslı Özbay’ın Mimarlar Odasına Mülkiyeliler Birliği Binası için yönelttiği soru ve Ankara Şubesinin yanıtı. (Mimdap)
Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetimi’ne,
Son günlerde, gerek Şube’den gerekse kişi ve gruplardan gelmekte olan yazılarla, Mülkiyeliler Birliği binasının yıkımı/yapımı konularında çeşitlenen bilgiler almaktayız. Konu, en sonunda Haber Türk gazetesine de yansıyan haberle, hem odayı, hem de mesleği zor durumda bırakan suçlamalarla gelişiyor.
Bu çerçevede altta gönderdiğim Mehmet Onur Yılmaz’ın aynı içerikteki başvurusunun altına imzamı atıyor ve ben de konuya ilişkin bir resmi açıklama yapılması zorunluluğunuz olduğunu hatırlatıyorum.
Gereği için bilgilerinize sunarım.
Saygılarımla,
Aslı Özbay, 19391 no’lu üye
SAYIN ASLI ÖZBAY
19391
Bilindiği gibi, Mülkiyeliler Birliği yapılarının boşaltılmasının ve yıkımının gündeme geldiği son birkaç haftada yıkıma karşı bir kentsel toplumsal muhalefet oluşmuş, Mimarlar Odası Ankara Şubesi de yaptığı açıklamalarla bu muhalefetin bir parçası olmuştur. Belirtilmelidir ki, Şubemiz, birkaç yıllık mazisi olan Mülkiyeliler Birliği alanının yeniden yapılanması sürecinin başlangıç aşamalarında, bu sürecin kent ve toplum yararı gözetecek biçimde gerçekleşmesi heyecanıyla, mevcut birikimini ve üyelerinin teknik donanımını paylaşarak sürece dâhil olmuştur. İlerleyen süreçte, dillendirdiğimiz kaygıların karşılık bulmaması sonucu Şubemiz, gerekli uyarıları yaparak süreçten çekilmiştir. Son bir haftada ise, Şubemizin süreçte oynadığı rol üzerinden dezenformasyon yapılmış, Yönetim Kurulu üyelerimiz asılsız suçlamalarla karşı karşıya bırakılmıştır. Sürecin gelişimini ve Mimarlar Odası Ankara Şubesinin pozisyonunu açıklayan belgeler web sitemizde kamuoyunun dikkatine sunulmuş bulunmaktadır. Bu belgelere http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=3846 adresinden ulaşabilirsiniz.
Saygılarımızla,
Ali Hakkan
Sekreter Üye
Ahmet Çakar
Bir dönem Türkiye’de “kat karşılığı imar durumu veriliyordu”, sonra bu durum gelişti sahte imzalar karşılığında proje onayları verilmeye başladı. (Hem de odanın demirbaşlaşmış yönetiminin desteği ile) Ara aşamada ise sus karşılığı katlar verildi, Tasarımkentler’de. Şimdi de ortaklık karşılığında “uygundur” onayları mı verilmeye başladı. Desenize accayip gelişiyoruz.
salih şencan
izliyor ve yorum yapmıyorum..ama ters bir şeyler ankarada var sanki..sube genel kurulu sürecinde ve merkez genel kurul ve adaylaşma surecinde bu konu hakkında yorum yapacağız,denizli hükümet konağı konusunda da..gericilik ile suçlanan metinlerin destekçilerinden biri olarak daha çok bilgi edinip yorumu arkadaşlarımızla birlikte yapacağız…
alikemal kılıç
Mülkiye ve mimarlar odası… Ankara’da ve Ankara oda çevresi, gruplarda bu konu mail gruplarında bir taraftan dönüyor. Buraya taşınanlar daha sakin gündemli ve daha serinkanlı değerlendirmeler. Çünkü orada yönetim kurulu ya da bina komisyonu üyelerinden biri ya da birilerinin binanın yapım ihalesi işine teklif vermesi iddiası gibi şeyler de soruluyor.Benim gördüğüm yukarıdaki söyleşi de mimdap bu soruyu da yöneltmiş ve A.Hakkan, olur mu öyle şey, oda içinde böyle bir şey mümkün mü demiş. Sanırım bu konuda Ankara şubeye etraflı bir açıklama ödevi düşüyor.
Kafalar daha fazla karışmadan.
Mehmet Fidan
Burada ilkesel bir durum söz konusu. Mülkiyelilerin “siz proje içinde olursanız etik, siz olmazssanız etik dışı” anlayışına itirazlarını gözden kaçırmayalım.
M.O daha dikkatli bir söylem sahibi olabilir. Bazı yöneticileri de. Kırıcı, üstten bakan söylemler daha çok hata yapılmasından başka bir işe yaramaz ama malesef içerik azaldıkça kavgalar ön plana çıkıyor, akıl kesmeler, ders vermeler, suçlu ilan etmeler şeklinde hamaset dili önümüzü kaplıyor.
Mehmet İhsan Giritlioğlu
Diğer bir husus ise Davetli yarışmalar geçmişte de çok kullanılmış bir yöntemdir. Bu yöntem dönem dönem tartışılmış olsa da vardır. Doğru yönleri de ağırlıktadır.
Yanlız Semra Uygur yarışma kazanan proje ile çizdiği uygulama projesi arasındaki Malzeme seçimleri, cephe lisanı, mimari üslup farkını nasıl izah edecek……..
Mehmet İhsan Giritlioğlu
Basına sirküle edilen yazıda ”
Mimarlar Odası, Yüksel Yaya Bölgesinin, kamusal alanları çoğaltılmış ve kültürel yaşantısı zenginleştirilmiş bir mekân olarak yeniden düzenlenmesine dün olduğu gibi bugün de karşı değildir. Ancak bu düzenleme asla ve asla yaşanmışlıklar göz ardı edilerek, anılar, simge özellikler ihmal edilerek ve mekânların tarihsellikleri yok edilerek gerçekleştirilemez.” deniyor. Bu söylem doğrudan, teklif edilen mimari çözüme bir eleştiri olarak algılanmalı. Çünki kaçamak olarak ta olsa bundan bahsediyor. Bunun cevabını arkadaşımız Semra Uygur’dan bekliyorum.
Ancak yukarıdaki söyleşide Sevgili Ali Hakkan hiçbirşey söylemeden yaptığı söyleşi de teklif edilen proje ile ilgili bir sorunları olmadığını belirtiyor.
Yıkıma karşı iseniz “düzenleme” dediğiniz yeni proje yeni bina işini üstelik % 72 finansmanını siz karşılarak nasıl yapacaktınız.
K.Ahmet Atalık
Kurumlar arası ilişkilerin kamuoyuna yansıyan bölümlerinde iki köklü kurumun yapacağı açıklamalarda sukunet içinde olması gerektiği düşüncesindeyim. Kurumlar arasında işbirliği gayesiyle yola çıkılmışken müzakereler safhasında anlaşmadan vazgeçmeyi de ben doğal buluyorum. Mesele burada değil. Sonuçta bu iki kurum üyelerine sorumlu olduğundan daha sonra izah edemeyeceği bir taahhütü taşıyamayacaksa almamalı. Alabilirdi, Ankara Şubesi’nin düşündüğünü Genel Merkezimiz kabul etseydi iyi olurdu gibilerinden tartışmalar kendi bünyemizde ayrıca yapılabilir. Fakat, ölçüsünde, örgüt içinde yapılacak tartışmaların agrandize edilmemesi ve kurumlar arası suçlayıcı yerlere taşınmamasında yöneticilerin ustalık göstererek basiretli davranmaları icap eder.
Bu noktada müsade ederseniz (ben Mülkiyeliler için birşey söylemek istemem, kendi örgütümüze bakalım derim)üç eleştiri noktam var: Bir-kurumlar arası ilişkiye dayanan bir bina yapma meselesine daha sonra defaatle dönerek, çeşitli stk ları falan davet ederek, kentin demokrasisini işletelim biçimindeki nedenlerle kırgınlıklar yaratacak işlere girişmemek gerekir.
İki-Seçim dönemleri yaklaşırken büyük alt üst oluşlar yaratacak, zaten de bölünmeye müsait yapımızı daha bir kaç yerinden bölüp parçalayacak yöntemler seçilmemelidir.
Üç- Kurumsal nezaket gereği, muhatap olduğunuz kurumun kendi iç yapısına ait “onların muhalefeti” üzerinden bir değerlendirme yapmamak, onların kendi iç işleyişinden türeyen iradeyi tanımak gerekir. Bu sözleri dil sürçmesi saymak icap eder.
Saygılar sunuyorum
yavuz tantoğlu
ben aslında “projeye” bakarım.
şöyle ki, eğer siz ankaranın kızılay binasına, ulucanlara, akün sinemasına benzeterek tarihi mekanlarımız yokediliyor diyorsanız yeni mülkiye binası için,
1.sizin şubeniz anlaşma yaptığında nasıl bir proje olacaktı burada, buna cevap vermelisiniz
2. o anlaşılan proje yapılsaydı şimdiki bina yıkılmayacak mıydı?
3.şimdi de proje üzerine birşey söylemiyorsunuz.
4. bütün itirazınızı “katılım” meselesine bağlıyormuş gibi yapıyorsunuz.
bu tutumu ikircikli, tutarsız olarak adlediyorum. proje üzerinde konuşamayan bir oda. bu oda muhasebiciler, eczacılar odası mı? yoksa baro mu?mimarların odası proje üzerine nasıl konuşamaz.
lütfen biraz daha ciddiyet.
Sercihan Maden
Konuyu yukaridaki yorumlara sebep olanlarin bulunduklari o sorumluluk isteyen Yonetim Kurulu Uyeliklerine nasil secildikleri acisindan incelersek, asagida ki yaziyi okumak gerekiyor.
Yazinin sonunda denilcek sey ne bekliyorduk ki ?
GÖBEĞİNİ KAŞIYAN MİMAR ..
Sevgili BEKİR COŞKUN diyor ki;
Ben göbeğini kaşıyan adama kızarım…
O okumaz, izlemez, görmez…
Tepkisiz, duyarsızdır göbeğini kaşıyan adam…
Bende göbeğini kaşıyan mimara kızarım.
İçinde yaşadığı kente karşı aydın mesuliyeti taşımadığı için.
İçine kapanık, dar mevkilerde solculuk oynar da, kente yapılan tecavüze karşı sesini duyuramaz.
Oysa bu konuda söz söylemeye ehliyetin var senin
Türkiye’nin başına gelenlere aldırmaz… Çağdaş insan olmak gibi bir derdi yoktur onun…
O; oyunu bir torba nohuda, iki çuval kömüre satar da “Ben niye yardıma muhtacım?” diye sorgulamaz…
Göbeğini kaşıyan mimar da arkadaşım aradı o listeye oy verecekmişim der.
Oyunu hatır için satar .
Neredeyse 7000 kişilik üye potansiyeli olan Ankara şube 800 kişi ile seçim yapar bunlar bir daha , bir daha seçilirler ve mutsuz da olmazlar.
Göbeğini kaşıyan mimar buna aldırmaz. Bir Pazar günü bilmem nerde kaşınırken (iki senede bir) bir telefon alır.. Oda seçimi var gel ..listeye oy vereceksin sakın karıştırma diye. Listeyi okumaz, tarafları bilmez ..
Vazifesini yapar, ODACI arkadaşlarını ve STATÜKOYU korur.
Çünkü mevcut yönetim küçük olsun benim olsun siyaseti ile odacılık oynaya oynaya odacı durumuna düşürdükleri mimarlarla aralarında bağ kopmuştur.
Odada ne oluyor bilmez, kendi hakkının aranıp aranmadığını sormaz.
Mesleğinin niçin prestij kaybettiğinin de farkında değildir.
Odasının yönetim kurulu üyelerinin İ. Melihin stres topu haline geldiğini görmez.
Oktay EKİNCİ televizyon programına konuk ettiği İ.Melihin
Ben Ankara şubenin yönetim kurulundakilere AHIR peyzajı bile çizdirmem deyişini yutar.
Ankara şube yönetimi de yutar (Oysa ahır peyzajı çizebilirler..)
Ülke siyasetinde üretmeden korkuya dayalı siyasetten nemalanan ağa babaları gibi, sıkışınca karşı guruba iftira atan telefondaki sesi dinler de kendi aklını bir nebze kullanmaz.
Pazar pazar memleketi kurtarmıştır. Odayı ötekilere kaptırmamıştır.
Oysa oda yönetimini üç dönemdir işgal eden bu basiretsiz zihniyeti orada tutarak tam da ÖTEKİLERE hizmet etmiştir.
ORADAYDIM ..
Ankara belediye başkan adayı Murat Karayalçın Ankara şubeye kendi isteği ile geldi.
İ.Melihin hakaret ettiği bu kuruma, gösterilmesi gerekli saygıyı gösterdi.
Mimarlar odası layık olduğu saygınlığı oturtabilmiş olsa idi tüm adaylar bu buluşmayı talep ederdi.
Oda yönetimi adına söz alan konuşmacı(Tezcan Karakuş), Belediye başkan adaylarını bu salonlarda görmek değil sokaklarda görmek istediğini beyanla, bana otobüs durağında dokunun, sinemada dokunun, dokunun bana içerikli veciz amerikanvari bir konuşma yaptı.
Göbeğini kaşıyan arkadaşlar da alkışladı.
OYSA SANA OTOBÜS DURAĞINDA TEMAS ETMESİNDEN ÇOK DAHA ANLAMLIDIR BAŞKAN ADAYININ ODAYA GELMESİ.
Olması gereken tam da budur. Sen ona koltuk değneği olasın diye söylemiyorum.
Ama kentin en azından fiziki şekillenmesi ile ilgili namusunun bekçisi oda olduğu için orada o aday. Sense otobüs bekliyorsun
İ.Melih çıkmış televizyonda benim kent girişinde eşek heykeli hayalim var, bunu yapacağını söyleyen firmanın arsasını emsalini yükselttim diyor.. göbeğini kaşıyan mimarın seçtiği göbeğini kaşıyan yönetim kurulu uyuyor .
Nasılsa iki senede bir ona telefon gelecek;
Oda seçimi var gel ..listeye oy vereceksin sakın karıştırma
M. İHSAN GİRİTLİOĞLU
Sercihan Maden
Konu mimarlar tarafindan cok onemsenmelidir.
Cunku, MO Ankara Subesinin Sekreter uyesi Sayin Ali Hakkan bey diyor ki…
“3sene once binalarin yikilmasi icin bir calisma yaptik, ancak surelerin kullanilmasi konusu bize uymadi“
Degerli meslektasimiz Ihsan Giritlioglu`nun asagidaki yorumunun hakliligina bakin.
“Adamlar 30 yıllık kiraya verseler ya da mülkiyet verseler basına sirküle edilen MÜLKİYE’ti BİZİMDİR yazısı olmayacakmış.
Bu ayıp odaya yapışırsa Mimarlar odasının hiç bir konudaki itirazı kamu oyunda taraf bulmayacaktır.
Mimarlar odası yalancı çoban konumuna düşmüştür.“
Cem Ersevil
Koca koca kurumların bazı çekişme konuları gündeme geldiğinde nasıl çocukça sayılabilecek kavgalara girdiklerini yakın-uzak tarihimizi bize hep göstermiştir.
Mülkiyeliler nerede yanlıştır onu onlara bırakalım, hatta onların içinde de karşı çıkanlar var, onların da muhalefeti var tarzında hiç şık olmayan mevzuları bir kenara bırakalım, Mülkiyeliler çözsün bu işi. Ama biz MO sının, özelde Ankara şubesinin tavrına bakalım.
İçinde doğru söylemlerde olan ama bu kadar tektipleştirici ve empatiden uzak, hemen katagorik olarak kendisini kentin koruyucusu “diğerlerini” kötülük odağı şeklindeki bence tehlikeli söylemlerine mim koyalım.
Bakın bu işlere böyle yaklaştığınızda kendinizi inandırıp tatmin ediyorsunuz da ya başkaları??? Başkaları bunlara gülümsüyor.
Lütfü Duran
odacı abiler tamam da bu çevre duyarlığı geçmişin nostaljisi meselesini “katılımcılık” la harman edip biraz fazla yüklenmiyor musunuz?
şimdi o projenin içinde siz de olabilir, binanın kullanıcısı olabilirdiniz. ayrıca niye anlaşamadığınızı da anlamış değilim. şimdi sivildi toplumdu kitle örgütüydü diyerekten biraz dürtüyorsunuz bence. bırakın mülkiyelilerle iyi ilişkiniz sürsün.