Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin çok uzun bir süreden beri değişmeksizin görevine devam eden mevcut yönetimi üyelerinin büyük bir kısmı tarafından eleştiriliyor ve yönetim anlayışının kendini yenileyemediği, kendi üyelerinin odaya yabancılaşmış olduğu, odanın ve mimarlığın kamu nezdindeki itibarının erozyona uğradığı, “mimarlığı” ve “mimarları” önyargılı dar söylemlere hapsederek hem mimarlığı, hem de meslek odası olarak kendisini yalnızlaştırdığı, çözüm ortağı olarak kentsel süreçlerde söz sahibi olmak yerine dışlanan bir pozisyona düştüğü dile getiriliyordu.
Bu eleştiriler doğrultusunda, gerek duyulan açılımı sağlamak amacıyla bağımsız bir girişim başlatarak, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 40. dönem genel kurul seçimlerinde yönetime aday olduk ve kamuoyuna ilk duyurumuzu “Mimarlığa Yol Açın!” ifadesiyle gerçekleştirdik.
Ancak kendilerini “Çağdaş, Demokrat, Toplumcu Mimarlar” olarak adlandıran mevcut yönetim, “AKP’nin Mimarlar Odasını ele geçirmesine alet olmak”, “iktidar yanlısı müteahhitlerden iş kapmak”, “kent toprağını talana açmak” gibi gerçekdışı söylemlerle seçim sürecini sığ bir “seçim mücadelesi” düzeyine indirdi. Pek çoğumuzla, çok çeşitli platformlarda birlikte çalışan, meslek odası faaliyetleri içinde görevler paylaşan, kamu çıkarları ve topluma karşı sorumluluk konusunda en az kendileri kadar duyarlı olduğumuzu çok iyi bilen bu meslektaşlarımızın, seçim sürecinde belirli ve güncel toplumsal hassasiyetler üzerinden yürüttükleri kampanya ve bu kampanyanın bir kesim meslektaşımızı etkileyebilmiş olması son derece üzücüdür.
Üstelik seçim yasakları başladıktan sonra da sürdürülen kampanyada, yönetim olarak sadece kendilerinin kullanma olanağına sahip oldukları üye veri tabanı kullanıldı, tüm üyelerin cep telefonlarına gerçekdışı haberler gönderilerek, meslektaşlarımız bize karşı harekete geçirildi. Üzerimize kondurulmaya kalkılan bu yakıştırmalardan ötürü hem bizlere, hem de tercih hakkını yanlış enformasyon ortamında kullanma durumunda bırakılan üye tabanına karşı kamuoyu önünde özür borçları olduğunu düşünüyoruz.
Son dakikalarda seçim telaşı ile dozu şiddetle artırılan bu yanıltıcı kampanyaya kanarak, “Cumhuriyet’i tehlikeden kurtarmak” veya “uluslararası sermaye ve iktidar işbirliği ile kentlerin yağmaya açılmasının önüne geçmek” zannıyla bizlere karşı oy vermeye koşan meslektaşlarımızın hassasiyetlerini anlıyoruz. Ancak, listeleri ve önerdiğimiz çalışma programını bile incelemeye gerek görmeden önemli bölümünü hepimizin paylaştığı toplumsal hassasiyetleri kontrolsüz bir reflekse dönüştürerek seçim sonucunu etkileyen bu meslektaşlarımızın, aynı kararlı tavırlarını, kendi hassasiyetlerini istismar ederek seçim politikası yürütenlere karşı da göstermeleri ve durumun takipçisi olmaları gerektiğini, bunu yapmanın vicdani ve ahlaki sorumlulukları olduğunu ve ancak bunun başarılması halinde, bu “travmadan” mimarlık ve mimarlar odası için bir kazanım elde edilebileceğini hatırlatmak istiyoruz. Bundan sonraki süreçte konunun takipçisi olacağımızı, gelişmeleri büyük bir dikkat ve ciddiyetle izlemeyi demokratik sorumluluğumuzun bir gereği olarak gördüğümüzü, başlangıçta belirttiğimiz eleştiriler doğrultusundaki yaklaşım ve çalışmaların yoğun bir şekilde sürdürüleceğini duyuruyoruz.
MİMARLIK İÇİN MİMARLAR
Yönetim Kurulu Adayları:
Atilla Yücel, Candan Çınar, Can Çinici, Tülin Hadi, Arda İnceoğlu, Hüseyin Kahvecioğlu, Sait Ali Köknar, Sinan Omacan, Simla Sunay Özdemir, Zühre Sözeri, Asuman Yeşilırmak, Barış Altan, Ertuğ Uçar, Pelin Derviş, Kerem Erginoğlu, Fahri Doğu, Nuran Nuhoğlu, Hakkı Yırtıcı, Nuray Togay, Ahmet Turan Köksal, Pınar Gökbayrak, Nazmiye Ataselim
Soruşturma ve Uzlaştırma Kurulu Adayları:
İhsan Bilgin, Necati İnceoğlu, Haydar Karabey, Aykut Köksal, Gülsün Sağlamer, Belkıs Uluoğlu, Işık Aydemir, Mine Kazmaoğlu, Güzin Konuk Yüksel, Emre Arolat
Denetleme Kurulu Adayları:
İpek Akpınar, Emin Balkış, Aysel Can Ekşi, Sinan Mert Şener, Armağan Ulusoy, Vedat Akan, Selda Baltacı, Mert Eyiler, Elif Pekin, Hayriye Sözen



10 Yorum
sibel uz
Seçim günü Avrupa Kültür Başkenti toplantısına “en meşgul” olduğu gün sebebiyle oda temsilci yollamamış. Peh, peh ,peh. Biraz sonra bu organizasyonun yaptıklarını top ateşine tuttuklarını hep beraber göreceğiz. Hazı çağrılı oldukları halde katılmadıkları için üstelik.
Ama anlayamadım, 11 adet asıl (pardon asil) 11 de yedek üye, onu da bırakın her türlü telvizyonda geceyarılarına kadar gönderilen yetkin konuşmacılar varken seçim günü diye bir temsilcinin “çok meşul” oldukları için gitememesi tek kelimeyle anlaşılmaz birşey. Seçim günü kendi bireysel oylarını kullanmak dışında seçimlere gelenleri kolundan tutup içeriye götürmek gibi bir görevi yoksa bu temsiliyeti olan şahısların ne gibi bir meşguliyetlerinin olabileceğini anlamış değilim. Kamu yararı bazen boşverilen birşeymiş demek ki, yeter ki seçimlerde üç beş oyumuz sakatlanmasın.
Üstad yazar çok tecrübeli her konuda ama yine ağzından kaçırıveriyor gazetesindeki “işini” yaparken.
Ben yine de kutluyorum tabi seçim kazanmalarını, İstanbul’un kültür başkentliği falan konular zaten ikincil, üçüncül meseleler. Oraya gidilmese de olur. Ayrıca o güne toplantı mı konur organizasyon komitesi.
Saygılar
Yılmaz Kuyumcu
İstanbul’da odaya kayıtlı 13500 mimar var. Bu mimarların içinde çok küçük bir bölümü dini yada ırkçı partilere yakınlık duyuyor, üye yada sadce oy veriyor. Çok büyük bir çoğunluğu laik demokratik hukuk devletinden yana. Ve bu kesim, kendisini çoğunluk sayanların sürekli saldırılarına uğruyor ve bunun ezikliğini yaşıyor.
Durum böyle olunca seçime katılan taraflardan birisinin onlar akpartili yalanını yayması seçim sonucunu doğrudan belirliyor.
Benzer durumları geçmişte çok gördük.
-onlar komünist! rusyaya hizmet ediyorlar!
-onlar dinsiz! camilerimizi yıkacaklar!
-onlar viski kadehli sosyetikler, inançlarımıza karşılar!
Bu küçücük cümleler koskoca sosyal/ekonomik programlardan daha etkili oldu seçim sonuçlarında.
Bu kez aynı oyunu mimarların sosyolojisini iyi bilen oda yönetimi iktidarda kalmak için oynadı. Ve kesinlikle kaybedeceği bir seçimi, ortalığı velveleye vererek kazanmış göründü. (Şu an seçimi kaybeden taraf geçen seçimlerde odanın bugünkü yönetiminin kemikleşmiş oylarının bir buçuk mislini aldı.)
Oyun bu kadar basit. Ama tüm sorunlar masanın üstünde duruyor.
-Mimarlara kapalı bir oda.
-Dar bir çevrenin elinde kalmış üyelik zorunluluğu olan bir meslek kuruluşu.
-Giderek şirketleşen bir oda yapısı.
-Diğer meslek gurupları bir tarafta uluslararası rekabet diğer tarafta güçsüzleşen, sürekli yetki ve etkinlik alanlarını kaybeden bir meslek. Temsiliyeti dar bir alanda kaldığı için bu kayıplardan etkilenmeyen, karşı çıkmaya, kamuoyu oluşturmaya yönelik girişimleri aynı oranda sınırlı bir yönetim.
-Siyasi iktidar adına bu meslek gurubunu daha sıkı baskı altına almaya kararlı üstelik seçimlerdeki ünlü “5 madde” nedeniyle meşruiyeti sorulanan bir oda yönetimi.
-Kandırılmış, aldatılmış insanlar. Ve onlara alay eden, sanki ünlü mesajı kendileri göndermemiş gibi “biz zaten sizin akpartili olmadığınızı heryerde söyledik” sözleri.
Daha kötüsü olamazdı.
Hep söylediğimiz bir şey var. Sorunlar devam ettikçe mücadele de devam eder.
Sadun Akşit
Oktay bey, Cengiz Bektaş bey hala daha Akpartililer demeye devam ediyorlar rakipleri için. Ama ben bu iki zata artık zerre kadar inanmıyorum.
Bu seçimlerde iki şey dikkatimi çekti:
1.Oy vermeye gelenlerin, heryeri akpartiye kaptırıyoruz bari burası bizim elimizde kalsın demeleri, yani akparti tarafından destekleniyor görülen grubun hiç kazanma şansının olmaması ve bunu da çocukların bile bilmesi.
2.Aslında mevcut yönetimin akparti çizgisine çok daha yakın olmasına rağmen karşılarındakilerin bunu anlatmaya tenezzül etmemesi.
Bence mevcut yönetim akpartiye çok daha yakındı ve akparti tarafından da çok açık bir şekilde desteklendi ve seçimleri kazanmaları sağlandı.
Çünkü, Eyüp Bey ve Oktay Bey diğer grubun aksine geldiği zaman Kadir Topbaş ile son derece samimiydi. Bir saate yakın yukarıda oturdular ve sohbet ettiler. (herhalde Eyüp Bey ve Oktay Beyler odayı akpartiden nasıl kurtardıklarını anlatmadılar.) Oy vermeye gittiğim sırada geldiler ve merak ettiğim için Kadir Topbaş gidene kadar bekledim.
Yasal hakkını kullanmak için bir belediye başkanı geliyor ve Oktay bey bunu karşı tarafı yıpratmak için kullanmaya kalkıyor. Bu sanıyorum çok ayıp bir durum.
Samimi arkadaşı Kadir bey bu duruma ne diyor acaba? Eğer bu samimiyet herhangibir şekilde bir gün önce akparti tarafından sızdırılsaydı zaten seçim sonuçları tam tersi çıkardı. Akparti istediği gruba rakibine destek veriyormuş gibi yaparak çok kolay seçim kazandırabileceğini bile bile neden bu hassasiyetten yararlanmadı? Ayrıca bu kadar samimi ve uzun süreli sohbet debilen insanların ilişkileri de yadsınamayacak kadar ortadaydı. Ben kendi şahsıma bu durum netleşene kadar artık odaya adım bile atmak istemiyorum.
Sadun Akşit
Mustafa Mutlu
Sayın Bay yada Bayan “Birlikte”,
Niye bu kadar eziksiniz? “Sizin yapabileceklerinizi biz sadece düşünüyoruz” Niye? “yaptıkları” bu gün odayı “bir masa ve dolu kül tablasından” bugüne getirdi. Mimarlar Odası dar bir sen, ben, bizim oğlan kuruluşundan açık platforma dönüşse ve tüm mimarlar kendilerini o platformda (tıpkı mimdap.org sütünlarında ifade ettikleri gibi) ifade edebilseler; yönetimdekiler “acaba benim foyamı açığa çıkarırmı?” diye kuşkuyla değil, geniş gönülle bakabilseler fena mı olurdu?
Yazınızda hitap ettiğiniz kişinin mimarlık vakfının kuruluş senedine giren eşitlik bildirisini yazan kişi olduğunu biliyormusunuz?
Eğitim farklılıklarından bahsetmişsiniz, galata grubunun ve mimarlık buluşmalarının başka ne amacı vardı ki? ve her iki çalışmanın da organizasyonunu yapanlar MİMARLIK İÇİN MİMARLAR gurubunu sizce tesadüfen mi desteklediler?
Ekonomik farklılıkların düzelmesinin yolu mimarlığın İstanbul’da ve Türkiye’deki en fazla %35’lik (Oktay bey genellikle yapıların %65’inin kaçak olduğunu söyler) payını %100’e çıkartmaktır. İşte orada sizinle hemfikir olabilirim -biz düşünürüz onlar yapar- derken.
Sloganlara bakmak yerine programa ve grubun referanslarına bakacak olsanız, istanbul mimarlarının çok daha büyük bir kesimini kucakladıklarını zaten görürsünüz.
Dürüstlükten ve “cumhuriyete, demokrasiye, toplumculuğa, iyiliğe, saflığa”… kısaca tüm bu kavramlardan sınıfta kaldınız sayın “birlikte”, soğuk bir cumartesi gecesi, saat 24 sularında.
Bir hocamız “yalan bisiklete binmek gibidir, durursanız düşersiniz” derdi. Ha gayret var gücünüzle asılın pedallara, belki toz toprak içinde oda yönetimi meşruiyetini kaybettiğini saklayabilir.
birlikte
sayın kuyumcu,
neye birlikte,
önce cumhuriyete sonra demokrasiye, tomlumculuğa dürüstlüğe,iyiliğe,saflığa,temizliğe,düşünceye,paylaşmaya yani herşeye ama dürüstçe.
ben şu anki mimarlar odasının iyi çalıştığını düşünen biri değilim.
ama sizin de mimarların büyük bir çoğunluğunu kucaklayacağindan emin değilim.
hatta kucaklayamayacağinızı düşünüyorum.
neden?
Toplumsal farklılıklar,
Eğitim farklılıkları,
Ekonomik farklılıklar,
sizin yapabileceklerinizi biz sadece düşünüyoruz.
onun için büyük bir çoğunluğu kucaklayamayacaksınız.
Odayı şu anki konumuyla kabul etmeyip yetkilerini başka yerlere aktarmayı düşünen de sizler değilmisiniz,
yani sizler ve bizler.
Yine de birlikte.
Kolay gelsin.
Cemal Kozlu
Meral Tamer’in yazısı,
izninizle paylaşmak istiyorum
“Biz ve onlar”ın dışında kalmak isteyen bir okurun isyanı
Türkiye’de artık herkes birbirine, düğüne gelmiş tanımadığı misafire baktığı gibi bakıyor: Hangi taraftan acaba?
Türkiye’de 2 taraf var. Ne zaman birine muhalif olsanız, sizi öbürü olmakla suçluyorlar. Ama ben hiçbiri olmak istemiyorum. Ne olacak bana?
Kimse benim düşünebileceğimi, olayları taraf olmadan değerlendirebileceğimi, ikisini de istemeyebileceğimi, 2 tarafın bombardımanı altındayken kafamı yorganıma gömüp düşünebileceğimi, hatta ikisinden de daha iyi bir alternatif üretebileceğimi düşünmüyor.
Ülkemizde insanlar sürüler halinde yaşamayı tercih ediyor. Herkes bir simgesi, tavizsiz bir inancı, bir abisi, yeryüzünde bir tanrısı, yukarıda başka bir tanrısı, bir de altına girebilecekleri dev bir şemsiyesi olsun istiyor.
Sorulara hızlı bir “evet” veya “hayır”dan farklı bir yanıt arayan bireyi anlamaya çalışmak; bırakın sokaktaki insanı, aydınların da üşendiği bir durum haline geldi. Herkes birbirine düğüne gelmiş tanımadığı misafire baktığı gibi bakıyor: Hangi taraftan acaba?
Ankara mitinginden…
Yukarıdaki satırlar, İstanbullu okurum Ertuğ Uçar’a ait. Özellikle “tırnak” içine almadım, zira ben de benzeri duygular içindeyim. Ve tıpkı Ertuğ Bey’in e – posta mesajının devamında okuyacağınız gibi, ben de sık sık ya bir tarafın ya da diğer tarafın “askeri” olmakla suçlanıyorum. Söz Uçar’ın:
“Geçen yıl, Ankara’daki o büyük yürüyüşe -çağrılmadan, otobüslere doldurulup götürülmeden, bir gruba ait olmadan, tamamen bireysel hislerle- katıldıktan sonra, size aynı bireysel hislerle, hatta şimdi baktığımda biraz fazla duygusal bulduğum bir mektup yazmıştım. Aslında o mektubu tavizsiz olarak aynı şeye inanan -ve dolayısıyla diğer şeye tavizsiz olarak karşı olan- bir sürüye dahil olmadan da kitlesel bir hareketin parçası olabileceğimi anlayınca yazmıştım. Siz de yayınlamıştınız (18 Nisan 2007).
Mimarlar Odası’na…
Ertesi gün Referans’ta Cengiz Çandar, yazınızdan alıntı yapıp beni bir kampa dahil edivermişti: Bunlar fanatik laik, faşist, askersevici!
Geçtiğimiz hafta Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Yönetimi seçimleri vardı. Bu seçime, 3 dönemdir başta olan mevcut yönetime karşı Mimarlık için Mimarlar grubu olarak katıldık. Mevcut yönetimi karalamak yerine, Meslek Odası’nın asli görevlerine vurgu yapan ve ne yapacağını anlatan bir programla ortaya çıktık.
Ortak yanlarımız politikadan uzak durmamız, üretkenliğe ve eğitime gönül vermiş olmamız ve hiçbir kararı hızla ve oybirliğiyle alamayacak denli heterojen olmamızdı. Seçimleri kaybettik. Bu kez bizi AKP yanlısı olmakla suçlayan köşe yazıları yazıldı; ben tam karşı kampa dahil edilivermiştim.
Bireylerin kimseye dayanmadan bir güç oluşturmayı deneyebileceği kimsenin aklından geçmemiş, bize bir şemsiye icat edivermişlerdi: AKP’ci, rantçı, küresel sermaye işbirlikçisi, kent yağmacısı, parasevici!”
Davos’ta olduğum için seçim kulislerini izleyemedim. AKP’nin Mimarlar Odası yönetimini de ele geçirmek istemiş olabileceğine şaşmam, ama Ertuğ Bey’in AKP’ci olmadığına kalıbımı basabilirim.
[email protected]
Yılmaz Kuyumcu
Açık yönetim kurullarından söz ediyorsunuz isminiz bile kapalı.
Ayrıca hiç bırakmadık ki, En azından MİMDAP tam iki yıldır aralıksız “toplumsal muhalefetteki!”yerini koruyor.
İki yıldır, dört yıldır, sekiz yıldır yaptıklarınız tek bir geceyarısı mesajına indirgendi.
Artık arzuladığımız açık platformlar bir yana geceyarıları insanların telefonlarına mesnetsiz saçma sapan mesajlar gönderen gizli bir örgüt söz konusu.
Sonra “birlikte” diyebiliyorsunuz. Neye birlikte? geceyarıları abuk sabuk mesajlar çekmeye mi?
Biz varız. Öncede vardık bundan sonra da varız. Ayrıca artık başkaları da var. Farklı düşünen farklı beklentileri olanlar var.
Bütün bir mimar mozaiği var sizin karşınızda.
Bu sefer sorunu anlatmak için vakit azdı. Ama daha iyisi oldu bir çok kişi bizim anlatımımızla değil sizin yaptıklarınıza bakarak ve yaşayarak sorunu gördü.
birlikte
Bakın yine başladık,
Demekk sadece olayı bu boyuta getirenler sadece odacılar değilmiş.
Bir seçim sürecini geride bıraktık.Oda ne konumda olursa olsun,tüm mimarların mesleki örgütüdür.
Duruşuda toplumdan yanadır.
Her salı günü tüm üyelere açık yönetim toplantıları oluyor.Gelin birlikte katılım sağlayalım.Dört senedir yönetimde olan ve yeni seçilen birkaç kişiyi burada birlikte izleyelim ve eleştirelim kırıcı olmadan ,sabırla.Göreceksinizki her şey düzelecek .Ama zaman isteyen şeyler bunlar.
Kendinizi tanıtacaksınız.
Kendimizi anlatalım.Ben bu şekildeki bir mücadelenin daha iyi bir yöntem olduğunu sanıyorum.Özellikle gençlerin katılımının önümüzdeki yıllar açısından önemli olduğunu düşünüyorum.Alınan oyların getirdiği sonuçta buna yakın zaten.
Düşünldükleri gibi olmadığınızı anlatın.Bu kokteylede katılın.
Demokratik platform bunu gerektiriyor.Ama seçime 2 ay kala bu platforma çıkmak biraz acelecilik ve seçim kaçamağı gibi oluyor.
Sabırla yürütülmesi gerekli bir yarış olduğunu düşünüyorum.
Ama kırıcı olmadan.
bir hocamız vardı.
“Kadeh tutmasını bilmeyen mimar olamaz “derdi.
Biz pek tutmasını bilmeyenlerdeniz galiba.
sarhoş olacağımızı sanmıyorum.
Rana Yolaçan
Kokyeylinizde umarım fazla sarhoş olmazsınız. Aynı yönetim kurulu aynı kişlere devir ve teslim mi edecek şanlı bayrağı. Yapmayın komik oluyor bu işler. Kendin söyle kendin oyna demokrasisi bir kentte nasıl başarılı olabilir. İftiralar üzerine nasıl bir saadet inşa edilebilir. Herkes yıllanmış bir yönetimi, dört dönem sonra aynı oda başkanını şuncacık garipsemiyorsa burada bizim işimiz yok o zaman. Buna meslek odası değil kentçi-meslekçi tarikat denir.
Yukarıdaki ilanı okudum ve şerefli insanların yaptığı bir hareket olarak hafızama kazıdım. Şimdi karnından konuşmuş, görev ihale alıp mesyada, internet ağlarında “düşüncesini” zerk edenler düşünsün eğer biraz sağduyuları kalmış, biraz insanlık onurundan nasipleri varsa. Zor, rahat edemezler bundan sonra.
Sagılarımla
Mustafa Mutlu
Bu akşam bir devir teslim ve kutlama var mimarlar odasında. Eski başkan yeni başkanı yanaklarından öpecek ve tebrik edecek. Yarın da belediyelere gidildiği zaman manidar gülümsemelerle karşılacaklar -bir çoğu akpartiye geçmiş belediyelerde- Aferin diyecekler bize iyi örnek oldunuz. Acaba diyecekler bizde mi aynı şeyi yapsak önümüzdeki seçimlerde?
Kent mücadelesi verilen yerlerde yöneticiler “siz zaten meşru değilmişsiniz, önce meşru olmayı öğrenin ondan sonra gelin ” diyerek belki de kapıyı gösterecekler. Kamuoyunda hile ile seçim kazanan bir yönetim olarak hatırlanacaklar ve bu durum kenti savunmak için verilen mücadeleleri zayıflatacak, zarar verecek.
Tek bir sorum var:
“değdi mi?
Saygılarımla.