Çin gerçeğinden kaçış yok: Çin sanatı, Çin’in ucuz malları, Çin ekonomisi, Çin dolar rezervleri, Çin büyüme rakamları… Önümüzdeki sene düzenlenecek olan Olimpiyat Oyunları, dünya mimarlık camiasının gözünü Çin’in başkentine dikti. Londra 2012 oyunları için 9 milyar sterlin harcamak zorunda olmanın sıkıntısını yaşarken, Pekin bu paranın neredeyse iki katını harcamış durumda. Çin’de inşaat masraflarının Londra’ya kıyasla yedide bir oranda daha ucuz olduğunu düşündüğünüz vakit, neyle karşı karşıya olduğunuzu daha iyi anlarsınız.

Ulusal Stadyum
Şehrin kuzeyindeki çorak bir arazi üzerine kurulan Olimpiyat alanı, buldozerler ve traktörlerle dolu. İşçileri devasa binaların altında oturup yemeklerini yerken görmek enteresan bir manzara oluşturuyor. Dünyanın beton tüketiminin yarısının burada gerçekleştiğini düşünmekse, ayrı bir gerçeğe işaret ediyor.Dünyanın önde gelen mimarları da, Pekin’de inşaat yapabilmek için sıraya girmiş durumda. Şehirdeki 8000 şantiye alanında, ünlü mimarlar kendi fantezilerini, imkânsıza yakın mega projelerini ve devasa kulelerini kuruyorlar. Burada çölün ortasında kurulmuş bir mimarî oyun alanı olan Dubai gibi bir örnekle karşı karşıya değiliz: Bilakis, tarihiyle ve mimarîsiyle yaşayan, ancak parayla ve değişim rüzgârlarıyla savrulan bir şehir var karşımızda.

“Su Küpü”: Ulusal Yüzme Merkezi
Sonuçlar ise ne tam olarak iyi, ne de tam olarak kötü. En çok göze çarpan yapı, Foster + Partners’ın yaptığı, inşaatında 50000 işçinin çalıştığı Pekin Havalimanı. Onun dışında CCTV binası, Paul Andreu’nün uçan daire benzeri Ulusal Tiyatrosu, Dashanzi sanat bölgesi gibi yapılar da ilk göze çarpanlar.
Şehirde mimarî bir kakofoni sürüp gidiyor: Bu devasa inşaat alanlarının kendine has bir uyumu olduğunu söylememek olmaz. Ancak en büyük kontrast, tarihî şehirle yeni inşaatlar arasındaki farktan doğuyor. Gazeteler, tarihî ve geleneksel mimarînin sembolü konumundaki Çin evleri olan “hutong”ların yıkılmasını eleştiriyor. Mao zamanında kente çalışmak için gelen köylülere tahsis edilen bu evlerde, şimdi suyu, gazı veya ısıtması olmayan yedi sekiz aile birden yaşıyor.

Atış Alanı
Şehrin karakterini belirleyen bu tarihî mirasın kaybolduğu bir gerçek, ancak bu karakter tam olarak nedir? Kimi “hutong”lar yeniden inşa ediliyor. Yerine konulan evlerde de geleneksel Pekin kiremitleri kullanılıyor. Ancak ortaya çıkan görüntü, eski yerleşimlerin mimarî dokusuna yaklaşamıyor bile…

Laoshan Velodromu
Batılı bir gözle baktığımızda, büyük bir kültürel mirasa yapılan bu hatalar, bizim yıllar önce yaptığımız ve artık geri dönmeyeceğimiz hatalara çok benziyor: Özel araba kullanımına yükleniş, şehir merkezine iş alanlarını yığma, uzun yolların etrafına dizili rezidanslar…
Bahsettiğimiz şey, Avrupalı modernistlerin avangart idealizmi değil. 1980’lerde gözde olan sanat, alaycı bir realizmin peşinde koşturan bir yapıdaydı. Pekin’de bugün olan şeyi de böyle nitelendirebiliriz. Dünyanın en önemli mimarlarının gerçekten sofistike tasarımlarını uyguladıkları şehir, mimarîyi bir propaganda aracı kullanmanın da en basit örneğini oluşturuyor. Çin’in devlet televizyonu CCTV’nin şimdiye kadar yapılmış en büyük binalardan biri olan binası, 70 katlı, bugünün gözde ikiz kule formuna sahip, birbirine sarmaş dolaş olmuş bir tasarım gibi duruyor. Tepede birbirine kavuşan kuleler, 70’li yılların bilimkurgu öykülerindeki binalara benziyor.
Benzer bir tasarım denemesi de, İsviçreli mimarlık firması Herzog & de Meuron’un yaptığı, 100 bin koltuk kapasiteli Olimpiyat Stadyumu’nda görülüyor. Fazlasıyla karmaşık bir görüntü arz eden bu tasarımda, spagetti misali dizilen ve biri diğeriyle kesinlikle aynı açıda konumlandırılmamış olan çelik öğeler göze çarpıyor. Stadyumun tasarımında, Çin kültürü için önemli bir kişi olan Ai Weiwei ile birlikte çalışılmış. Ancak sonrasında Ai Weiwei projeyle ilgisini çekmiş. Anlaşılan, Weiwei, yapılan tüm bu mimarî eserlerin devlet tarafından propaganda aracı olarak kullanılacağını anlamış.
Tabiî sanatsal faaliyetleri de unutmamak lazım. Tıpkı Londra, Berlin ve New York gibi, Pekin’in de kendi sanat gettoları var. Dashanzi bölgesindeki eski silah fabrikasının duvarında, bir askerin silahının namlusuna gül yerleştiren bir kızın resmini görebiliyorsunuz. 1980’lerde yaygın olduğu şekliyle, sanatçılar bu fabrika binasına yerleşmişler. Ancak bu sanat bölgesinin kendine has bir özelliği de var: Avrupa’daki terk edilmiş sanayi bölgesi görünümlü sanat gettosu yerine, buranın yollarında sıra sıra ağaçlar dizili. Hükümet, bulduğu her alanda olduğu gibi burada da yıkımlar yapıp yeni binalar inşa etmek istemiş, ancak Çin sanatının ekonomik, kültürel ve politik etkisi, iktidarı yeniden düşünmek zorunda bırakmış. Bunun yerine kira fiyatlarını yükseltmeyi ve Dashanzi’deki sanatsal kültürü geliştirmeyi seçmişler.

Pekin Üniversitesi Gimnazyum Kompleksi
Burada bir kahve, New York’ta Starbucks’ta bir kahve içmekten daha pahalıya patlıyor. Aynı şey sanat ürünleri için de geçerli. Bir sanatçı birkaç eserini satmayı başardığı anda, bir sanat atölyesi açıp yanında öğrenci çalıştırmaya başlıyor. Ancak maalesef bu üretkenlik niteliğe de yansımıyor. Çıkan ürünler genelde sadece turistik malzeme olmaktan öteye gidemiyor.
Pekin, son yıllarda yaşadığı gelişmelerle farklı bir yapılaşmaya gidiyor. Uzaktan bakıldığında, büyük mimarların kendi oyuncaklarıyla oynadığı bir oyun alanına benziyor. Batılı şehirler, ilk dönem modernizminin hatalarından arınıp, tarihî yerleşimlerin neden hâlâ bu kadar güzel olduğunu tartışırken; Pekin tarihî binalarını yıkıp yerine 300 tane gökdelen dikmeyi tercih ediyor.
Çin, mimarî fikirler laboratuarı gibi çalışan devasa bir makineye dönüşmüş durumda. Pekin’de, dünyanın en önemli mimarları, alışkın oldukları “kent” fikrini unutarak kendi kafalarına göre “takılma” şansını buluyorlar. Bu, ütopyasız bir modernizm fikrine benziyor: İçinde ne fiziksel, ne topografik, ne politik, ne teorik, ne de kentsel bir içerik barındırmıyor. Burada yapılan binalar, dünyanın herhangi bir yerinde de inşa edilebilirdi.

Şanghay Stadyumu
Olimpiyat Oyunları için harcanan bunca büyük para, modernliğini ve ekonomik gelişimini kanıtlamak isteyen bir iktidarın oyuncağı olarak kullanılıyor. Mimarlık da bir araç olarak bu fikre hizmet ediyor. Radikal mimarlık, propaganda aracı olmayı kabul ediyor.
Ancak hiçbir zaman unutmamalı: Şehirler binalardan oluşur, ancak mükemmel binalar, bir şehir oluşturmak için yeterli değildir.
Kaynak: Financial Times
Yazı: Edwin Heathcote
Çeviri: mimdap


