Mimarlara Çağrı–4 Toplantısı Yapıldı

13 Dakika Okuma Süresi

Mimarlara Çağrı Platformu adı altında 2009 yılı içinde başlayan toplantılardan dördüncüsü 26 Aralık Cumartesi günü Kadıköy Temsilciliğinde yapıldı.

Toplantı düzenleme sekretaryası tarafından daha önce yapılan toplantıların amacı ve tartışılan noktalarla gelinen düzey kısaca anlatılarak toplantıya giriş yapıldı. Toplantı başında ilk olarak Devlet Denetleme Kurulunun her türlü meslek ve ihtisas odaları için yayınladığı rapor üzerinde değerlendirmeler yapıldı.

212.jpg

Bu metinde, toplantı sırasında yapılan konuşmaların bazılarının özeti konuşmacıların ismiyle verilecektir.
Mimdap

DDK Raporu kendi sorunlarımızı da önümüze çıkarmıştır
Açış konuşması olarak ilk değerlendirmeyi toplantı sekretaryası yaptı. AKP nin toplumsal kuruluşları ve özellikle kendisine muhalif duruş sergileyenleri belli politikalarla etkisizleştirmeye çalıştığını, adına demokratikleştirme dediği çıkışlarla bir yandan da baskı kurmayı amaçladığını biliyoruz. DDK raporu aslında bizim kendi kendimize çözmemiz gereken sorunları saptamış ve içe kapanmış, kendi sorunlarını çözememiş yapılarımızın önüne çıkarmıştır.

Erol İşçan: DDK raporunu konuşuyoruz ve TMMOB yasalarına dayanarak kendimizi savunuyoruz ama sonuçta TMMOB yasası da devlet odaklıdır. Rapor sadece TMMOB odalarına değil bütün odalara ait saptamalarda bulunmaktadır. Genel geçer ifadelerde odaları “sivil toplum kuruluşu gibi” görme ya da ona benzetme söylemleriyle karşılaşıyoruz. Bu anlamda söylenenler belli bir odalaşmaya uyarken örneğin MO ve ya TMMOB ye uymayabiliyor. Bu anlamda saptamalar muğlak.

Demokrasi mücadelesi veren örgütler süreç içinde zaaflar da gösterdiler. Bu zaaflar kendi sorunumuzdur ama bunları demokrasi dışı güçlerin sömürmesine izin vermemeliyiz. Son on onbeş yıldır bu örgütlerde yaşanan zaaflar maalesef biliyoruz ki vardır. Bu raporu paçavra haline getirecek güç demokrasiye inanan ve kendi zaaflarını aşan, hatalarını düzelten demokrasiye inanan güçler olacaktır.

119.jpg

DDK raporu ülkedeki gelişmelerin bir parçasıdır
Bahattin Alparslan: DDK raporu tek başına dönemsel özelliklerden bağımsız değildir. Bu genel olarak devlet içindeki düzenlemelerin ve şu zamana kadar yaşadıklarımızın bir parçasıdır. Bize demokratik olmadığımızı söyleyenler üniversitelerin rektör seçimlerinde üçüncü dördüncü sırada olan, 7 oy almış kendilerine yakın olanları atayarak ne kadar demokratik olduklarını göstermektedirler.

Aydın Ufuk Yücel: Bu rapor yüzde yüz haklı olabilir. Söylediklerine bakarız, bizim yapılarımızda da zaman içinde hatalar zaaflar yaşanmış ve bugün birçok yönüyle eleştirdiğimiz durumlar gerçekten doğru da olabilir. Ben burada şöyle bir soru sorarım: Bu raporla devlet ne elde etmek istiyor?

Görülüyor ki devlet kendi muhalefetini pasifize etmeye uğraşıyor. Bunu bir kere görmemiz lazım. Fakat TMMOB ve oda örgütleri de maalesef poker değimiyle karşı tarafa kare as vermiş bulunmaktadır. Bunun boşa çıkarılması lazım.

Bizim söylediklerimizle DDK raporu karıştırılamaz
Salih Şencan: Ben çok açıklıkla son söyleyeceğimi başında ifade etmek istiyorum: DDK raporunda “amaçları dışında çalışıyorlar” cümlesi dışında kalan ifadelere aynen katılıyorum.

Şimdi yeni bir “geliyorlar” dalgası daha kabartılıyor. Doksanlı yıllarda “dinciler geliyor”, “dalancılar geliyor” sonra sırasıyla “talancılar geliyor” ve son olarak “akp geliyor” dalgasına şimdi bir de bu DDK raporuyla devletin odaların üzerine geldiği meselesi eklenmek isteniyor.

Bizim söylediklerimiz yıllardır söylediklerimizdir. Dolayısıyla bizleri bu mevzuyu basamak yaparak “toplumcıu-sosyalist” literartüre dönük göndermeler yapmak zorunda bırakmayın. Biz nispi temsil sistemine ve yeniden örgütlenme meselesine ilişkin saptamalarımız yıllardır belli bir tutarlılık içinde yapıyoruz, nispi temsili DDK raporundan öğrenmedik. Biz MO sının kendi sorunları temelinde yeniden örgütlenip ayağa kalkabileceğini düşünüyoruz.

39.jpg

Örgütsel sorunların varlığı tartışılmaz bir gerçektir
Yücel Gürsel: On yıl kadar önce MO yeniden yapılanma sorunları komitesi tarafından davet edildim. Bundan on yıl kadar önce genel kurul gündemlerine alınarak MO sının örgütlenmesinin sorunlu olduğu tespit edildi.12 Eylül darbesinden sonra yeniden toparlan odalarda farklı siyasal görüşler ve gruplar belli temellerde uzlaşı içinde “ortak çalışma” kültürü ortaya koymuşlardı. Bu çalışma biçimi 1992 ye kadar sürdü. Ancak o tarihten itibaren farklı olanı bir “sağ hareket” gibi gösterme davranış biçimi ortaya çıktı. 1992 de bir kanat kendi dışındakileri kustu ve örgüt dışında bıraktı.

Bir hareket kendi muhalefetini içinde taşımazsa yarım kalır, eksik olur, hatalar düşer. Muhalefet itici güçtür, yapıyı dinamik kılar ve yönetim hatalarından korur.

1994’te ilk kez gazeteler kullanılarak (daha önce örgütün kendi yayın organları ve bildirilerle seçim ve grup çalışmaları yapılırdı) “sağ geliyor” kültürü başlatıldı. Aman sağcılar gelmesin, tek liste olsun, kendi aramızda farklılık olmasın… anlayışı gelişti. Bu bir politikadır şüphesiz ancak geri bir politikadır.

Şimdi son yıllarda MO yapısı kendi sorunlarını çözemeyen bir örgüt yapısı haline geldikçe bir yandan da başkaları çıktığında bütün gücüyle onları bastırıyor. 2000 yılı genel kurulunda bunu da altını çizmiştik.

Farklı görüşler ve gruplar dışlanamaz
MO için örgütlenme önerimiz, MO sında farklı görüşler olsun ve farklı kişiler alan bulsun. Halbuki oda yönetimi kendi kendini örgütlüyor. Her alanda kendi önerdiği kişilerle bir çalışma yürütüyor. Bu aşılabilir mi? Ancak aslında bu durum, oda yönetimleri açısından kendi kendinin yetersizliğinin göstergesidir. Politik yetersizliktir.

74.jpg

Sonuçta aslında biz MO olarak becerisiz bir politika yürütüyoruz. DDK raporunu bu vaziyet içinde özel bir saldırı gibi algılamaktan çıkarmak gereklidir. Bu iş kendi örgüt kimyamızla ilgili bir süreçtir.

Burada toplantıyı tertip eden DeMimar grubu, siz MO yönetimleriyle ilgili sorunları saptayıp; karşılık olarak da şu, şu… yapılamalıdır demek, mesleki alandaki politikalarınız şu şu noktalarda eksik, onların yerine şu program olmalıdır demelisiniz. Yoksa sadece dönem eleştirisi bir anlam taşımaz.

Bu topluluk MO örgütsel yapısının kustuğu, dışta tuttuğu bir yapıdır. MO yönetimi bu anlamıyla dışına kapalıdır. Şimdi yine konular ele alınırken “küreselleşme, neoliberalizm, akp iktidarı uygulamaları…” denilerek toptancı ve kolaycı sonuçlara varmak eğilimi ağır basmaktadır. Onlar zaten kötüdür diyerek toptancı bir şekilde bir çok şeyi dışlamak basitliktir.

Büyük değişimlerin yaşandığı dönemde MO örgütsel bir atalet ve savunma çizgisi içindedir
Türkiye son yıllarda dünyada da olduğu gibi büyük değişimler yaşıyor. Önemli olan bu değişimlerin farkına varmaktır. Türkiye’de yürütme ve yasamanın sarsıldığı birçok konuyu yaşıyoruz. Yılların sorunları konuşuluyor bu günlerde, Kürt sorunu ve demokratikleşme mesela hayal edebilir miydiniz on sene önce. Genel Kurmayın hesap vermesi, düşünebilir miydiniz daha önce. Bunları fark etmek gerekir.

Aksiyon yani atak politika savunmadan önce gelir. Bu örgüt yıllardır savunmadadır. Yıllar önce Dış Karakolu aldığında karakolu olmuştu şimdi bu örgüt karargah sahibi oldu. Oda kendi tersten iddialarına rağmen son onbeş yıldır apolitiktir. Her değişikliği es geçen her değişim önereni ezen bir yol ve politika deneniyor. Oysa değişim süreklidir.

DeMimar mevcut durumu analiz edip programını önermesi gerekir. Program önermeden demokrat olamazsınız. Seçime şubenin bugünkü yönetimi girecekse onlar da programlarını ortaya seçimlerden en az bir ay önce koymalıdırlar. (ama bu programlar mevcudu tekrarlayan, yuvarlak nutuklar olmamalıdır…) Bunlar(yani katılan her grubun programı) odanın yayınlarında yer almalı, bütün üyelere ulaştırılmalıdır.

58.jpg

Mimarlığın yeni dünyada geldiği konum göz ardı edilerek politika üretilemez
Raşit Gökçeli: İyi oldu şu DDK raporu. Bizim yapılanmamız sonuçta ulusal planda. Ve gelişmeleri göremeyen, ona karşı önlem alamayan, mesleği ve meslektaşı koruyamayan bir noktada. Küreselleşme ile emeğin konumu değişti, mimarın toplumdaki işlevi ve ona denk düşen pozisyonu farklılaştı. Bu raporla ne yapabiliriz diye düşünme en azından iyi bir şey.- Bundan sonra, bu raporda yazılı olan zaafların giderilmesiyle birlikte,
– Daha fazla kamusal alan yaratma politikaları,
– İnovasyona açık bir perspektif,
– Nitelikli emeğin durumu,…
gibi konulara öncelik veren çalışma aksları ortaya konmalıdır.

Şimdi burada eleştirdiğimiz MO yönetiminin içine kapalı, değişime kapalı politikalarına karşı bunları eleştiren muhalefet de kendini yenileyemiyor. Mantalitede eksiklik var. Duydum ki Genel Merkez MYK iki aydır kapalı toplantılar yapıyormuş, demokratik gelenekler adına bu odada olamayacak bir şey bu. Bu MYK da bizim de seçip yolladığımız iki üye var, güvenim kalmadı açıkçası; bu durumdan utanıyorum.

Bu anlamda,

* Kisisel olarak ne dimp e ne demimar a artik kefil değilim.

* Bakıyorum da şaşıyorum ortadaki duruma, hepimiz Eyup Muhcu olduk, hepimiz Eyup Muhçu’ nun gregor samsa sı veya daha beteri avatar ı olduk

Mimarlar Odası’nın 50 yıldır bir çizgisi vardır, onu sürdürüyor
Eyüp Muhçu: Bu tartışmalar değerli, Ocak ayında yapılacak danışma kurulunda umarım tartışırız.

MO sını dünyadan bağımsız olarak tanımlamak mümkün değil. Bazı eksiklikler olabilir ama ne söylediğimizden daha çok ne yaptığımız önemlidir. Biz yıllardır devam eden örgüt birikimi ve geleneği içinde insan hakları, mimarlığı, kenti, doğal siti,… nasıl savunduğumuzun altını çizmişiz. Bunları tartışmıyoruz bile artık, burada bulunalar bunu tartışmayacak insanlar en azından.

Örnek olarak Cevizli Tekel binasının yıkılması ve yerine Işık Üniversitesi yapılması konusuna karşı duruyoruz. Bunu yaparken siz adını koymamış olsanız bile emekle birlikte çalışıyorsunuz, Tekel işçisinin yanında yer alıyorsunuz, o mahalleyle birlikte çalışıyorsunuz. Dolayısıyla söylemlerimizin özüne gerçekleri oturtmamız gerekir.

Şimdi Tekel binasının 1930 larda yapan mimarının kim olduğunu araştırıyoruz.

Kendimizi tarihin merkezine ya da MO sının merkezine koymamalıyız. 92 den sonra diye bir ayrım yapmamalıyız. Bunu söyleyen Yücel Gürsel bu örgütün 2002-2003 yıllarında genel başkanı olmuştur.

46.jpg

MO 55 yıldır bir tavır içindedir. Bunu görmek lazım. Bugün DDK ve Bayındırlık Bakanlığı çalışmaları görmemezlikten gelinemez, yok sayılamaz. Bugün siyasal iktidarın bir politikası ve bu birbirine paralel iki sürecin içinde bizim nerede olacağımız önem taşımaktadır.Bir de sizin bildirilerinizde yer alan “başka bir dünya ve başka bir MO mümkün” sözünüze değinmek istiyorum. Bu biçimdeki sloganları anti kapitalistler içinde yaşadıkları dünyayı değiştirmek için söylerler. Sloganı beğendim ama bunun MO sı için düşünülmesi, başka bir oda… doğru değil.

(katılımcılardan itirazlar)

Aydın Ufuk Yücel: Doğru, bu söz dizini anti kapitalistlerin yeni bir dünya özlemi için söylenir. Bunun MO için söylenmesi, MO sının paradigmasını değiştirme önerisidir.

Emekten yana olmak krizde kendi meslektaşını düşünmekle başlar
Salih Şencan: Bugün bütün ülkede derin bir kriz yaşanmaktadır. Her seviyeden mimarların kriz koşullarında nasıl ayakta durmaya çalıştığı ortadır. Üyelerin büyük bölümü aidatını vermekte zorlanmakta, bir kısmı da verememektedir. Oysa bir yandan da odanın aidatlarla ilgili olarak üyesini icraya vermesi gündemdedir.

Eğer metken yanaysanız, şu kriz döneminde öncelikle üyenizin aidat borunu lriz döneminde istemezsiniz. Bugün tanıtım belgesi için de (mimar bir yere başvururken tanıtım belgesi gerekiyor) aidat ödeme şartı getirmezsiniz. Emekten yana olmak önce üyesini krizde zor durumda bırakmamaktan geçer.

Ümran Aydın: DDK raporunu fazla bilmiyorum, doğruları vardır; yanlışları da.

Bizim gördüğümüz oda alttaki gruplara baskı yapıyor. Başka grupları dışlıyor. Sıra şubelere geliyor onlar da temsilcilikleri onlar da üyeleri cezalandırıyor. Onları “sizi delege yapmıyoruz” diye cezalandırıyor.

Üyenin meslek hayatı içindeki sıkıntıları, imzasını atanları, müşterisiyle problemlerini kimse sormuyor. Sonra bu konularla ilgili olarak bir “oda görüşü” okuyoruz. Nerden çıkıyor bu “oda görüşü” Bana danışılmadan haberim bile olmadan bana ait “oda görüşleri” ile karşılaşıyorum. Bu durumların düzeltilmesi lazım.

65.jpg

Bu durumu gerçekten anlamıyorum. Oda yönetimine gelenler hızlandırılmış bir oyantasyon eğitiminden mi geçiyorlar? Köyün yönetimi kime geçerse köylünün anasını o ağlatıyor.

Değişim için en geniş mimarlık kesimleriyle paylaşılacak bir mimarlık programı şart
Yücel Gürsel: Ülkenin yaşadığı en büyük değişimlerden birinin içerisindeyiz. Böyle bir dönemde sadece alışkanlıklarını yapan bir örgüt değil, en hızlı bir şeklide tavır alan yönetim gerekir.

Öncelikle bir deklarasyona ihtiyaç var. Mevcut yönetimlere de kapalı olmayan bir formülasyonu kurmak gerekir. Odadaki egemen yönetimin de içinde olacağı.

2. Dünya Savaşı sırasında dünya da dengeler değişti. Dünya yeniden dizayn edildi. O dönemlerde TMMOB kuruldu. Bu dönemler değişim dönemidir ve bazen süreç karşıtlarını da içerisinden üretir.

Ayrıca bir program ortaya konmalıdır. Bu program meslek camiansın sözünü içermelidir. Bugüne kadar yapılanlar bilinmektedir, bundan daha farklı, MO sının yaptıklarından dışında yapılacaklar sıralanmalıdır. Programsız olmaz, mutlaka program sunulmalı ve başta yönetim olmak üzere her kesimin programla çıkması istenmelidir. Seçimden önce bunlar yayınlanmalı, seçimden 15 gün önce on bin mimara gitmelidir.

Son olarak, programlar MO genel kurulunda tartışılmalı ve oylanmalıdır. Artık ne kadarsa o kadar, oylanmalı ve genel kurulun bir program üzerine eğilimi belirlenmelidir.

Mimdap

9 Yorum

  1. cumhur atalık

    başka bir dünyaya evet -oda dışında olmak üzere-, farklı fikirlere hoşgörüye evet -oda dışında olmak üzere- en geniş demokrasi ve en geniş temsiliyet ve nispi temsile evet -oda dışında olmak üzere-…………….
    fotoğraf ayan beyan ortadadır,yoruma ne hacet. R. Gökçeli’nin isyanı yerindedir. onlar kendi kopyalarını üretmekte -daha becerikli kopyaları hatta- üstlerine yok gerçekten.

  2. m.şinasi sonuç

    öncelikle emek veren herkese teşekkürler…
    şu durumu görelim artık, “oda”ların,TMMOB’nin bir “devlet” kurumu olarak işlevi bitme noktasındadır…artık üye ve toplumun ekonomik-demokratik ihtiyacları için mücadele edecek yeni bir müh.-mim. örgütlenmesine ihtiyaç vardır! bu da “SENDİKA”dır…önümüzdeki süreç, odaları bu örgütlenme için devreye sokmaktır….

  3. Hasan Kıvırcık

    Her yıl çeşitli nedenlerle çeşitli iftiralarla insanların yaftalanması ve akıl almaz kopmlo ve kampanyalar ile meslek insanlarına yaşatılan travmanın bu yıl tekerrür etmemesi en önemli dileğimdir. Hani ne olacaksa, dostça, mertçe, eşitler arası bir demokrasi mücadelesi biçiminde olmalı derim.
    MO ve özellikle İstanbul Şubesinin “demokrasi anlayışının” bu çizgiden çok uzak olduğunu elbette biliyorum. Sayın Yücel Gürsel’in altını çizdiği bütün seçim katılımcıları ve gruplarının odanın olanaklarından eşit bir biçimde yararlanacakları, programlarını meslektaşlarına anlatacakları eşit fırsatlar bu süreçte oluşmadıkça(altını bir daha çizelim bu fırsat eşitliği yakalanmadıkça) seçimlerin demokratik bir yarış olmayacağını, bir grubun güdümünde “sandık demokrasisi” diye bizim bu ülkede çok tanıdık olduğumuz yönetim kapma yarışı olacağını daha baştan söyleyebilirim.
    Bunlar işin yöntemsel tarafları tabi…
    Bir de dünyada değişien roller, mesleğin değişen dünyadaki yeni anlamı, mimarlık faliyetinin yapılabilir olmaktan çıkması, mimarlık eğitiminin sürekli problemleri, mimarlığın bu ülkede icrasının mimara mutluluk vermemesi, tatmin etmemesi, meslek sonrası deneyimin “sürekli eğitim” yolları, ülkenin; kentlerin kamusal yeni ihtiyaçları, mimarlık projeleri ve uygulamalarının buna karşılık durumu, dünyadaki iklim değişikliklerine göre mimarlığın alması gereken acil tedbirler, değişen kamu anlayışı…. daha sayabiliriz, bunun gibi konular var. Saydığımız bunun gibi mevcut yönetimlerin değinip geçtiği, üzerinde gerçekten eğilmeyi gerekli bulmadığı “mimarlık konuları” var. Türkiye’nin değişen siyasal yapısı, değişen devlet yapısı, değişen (ve ama daha önemlisi bundan sonra da hızla değiecek ve içine MO sını da alacak kurumsal yapıları alt üst oluşu…) bir geleceği, bir dünyası var. Her nasılsa payesi kimseye bırakılmayan toplumculuğun revizyonist yorumu, kamu çıkarını hukuk davaları açmak ve neredeyse mimari dilden tümüyle uzaklaşıp herhangi bir sivil toplum kuruluşunun da yapabileceği türden ve yollarla ‘muhalafet’ anlayışına dönüşmüş. Mimarlar görünürde bir örgüte sahip fakat gerçekte savunmasız bırakılmıştır örneğin. Ağır ekonomik kriz var (ne gam oda da yok…), bunalım var, mimarın sürekli sıkıntısı var. Bir de bunlar var…
    Bir de (beni kişisel olarak hiç enterse etmemesine, ama bir kısım tespitlerine doğal olarak karşı olmakla beraber…) DDK nun odalar üzerinde raporu var. Bir ara kepçesi gibi duruyor, sapla samanı karıştırmak için…

  4. salih şencan

    x bir demokrasi anlayışını temsil ediyor her kim ise,ama çevremiz aslında bu anlayışa sahip toplumcu-demokrat-çağdaş insanlarla dolu,ve hayatın her alanında..biz öncelikle Anadolu 1 Bölge Büyükkent Bölge Temsilciliği genel kurulunda (09.01.2010) yönetime talip olacağız.10.01.2010 da seçim olacak..demokratik-şeffaf-hümanist-etik yönetim anlayışı ile Başka Bir Dünya Mümkün-Başka Bir Mimarlar Odası Mümkün diyen anlayışımıza destek veren meslekdaşlarımızı davet ediyorum..Yeterli oyu sağlayın bu çıkışımıza..sevgilerimle

  5. Turgut Öz

    Seçim sandıkla değil geceyarısı yalanlarıyla kazanılır.
    Yalanlara kanacak yeterli sayıda enayi bulan seçimi alır.

  6. x

    secim lafla değil sandıktan çıkan oylarla alınır.
    Yeterli oyu toplayan secimden galip çıkar.

  7. Turgut Öz

    Her seçim döneminde odanın demirbaşlaşmış yönetimi bir balon uçurur… bu seneki balonu merak ediyordum: DDK raporu. Bir hafıza tazeliyelim: geçen seçimlerde Akparti balonu, ondan önce İMP ve Saros’cular, ondan önce liberaller… artık yeter bu kadar da salak değil herhalde Mimarlar. Her seferinde bir balon ve yönetime devam.
    Bu seçimlerin bence ana konusu şu bina alımı olmalı. Kaça alındı? neden genel kuruldan gizlenerek alındı? Kim ne kadar ne aldı? Bunlar açıklanmalı…Çünkü bu Akparti… vs yalanlarının esas nedeni de çok büyük ölçüde genel kurullardan saklanan dolgun maaşlar ve bu tür akçeli işlerdi o ortaya çıktı.
    Bir de bu devasal bina ne işe yarayacak onu açıklamalılar.
    Yoksa bir kez daha kendimizin çok akıllı olmadığımızı düşüneceğiz.
    Odanın siyasi iktidara bağlanması zaten GAP olayında gözler önüne serilerek gerçekleşmişti, var güçleriyle de bu bağlantıyı gizlemeye çalıştılar. Onun için ayrıca bir rapora gerek yok.

  8. Selim Karaca

    Mimarlar odasında hiç seçim olmasa… bizim sinirlerimiz her sene gerilmese… ortalıkta kaba saba atışmalar duyulmasa… oda bizim için nasıl biliyorsa öyle çalışsa… yöneticileri kendileri yorulup ayrılmadığı sürece hiç değişmese… onlar bizi zaten unutmuş kendileri için açıklamalar yapıyorlar biz de onları unutsak… onlardan tanıtım belgesi alsak ara sıra muhtardan ikemetgah alır gibi… biz onlara karışmasak onlar da mimarlara karışmasa…
    Rüya işte. Hiç biri olmaz halbuki.

  9. uğur seren

    kardeşler, mimarlar odasına demokrasi mi getirmeye çalışıyorsunuz?
    nedir şimdi farklı görüşlerin odada olması, muhalefetini bağrında taşıması, dünyadaki değişime ayak uydurması…
    dünyanın en zor şeyi bu yaptığınız. seçimden önce programlar yayınlansın, muhalefetin programını da oda yayınlasın…
    bırakın onu da sizlere her türlü yaftayı yapıştırmadan kurtulabilecek misiniz bakalım. tutmuş orayı yıllardır bir grup, babasının malı gibi.orayı bırakmak isterler mi sanıyorsunuz?
    zor işler gerçekten.
    demokrasi mücadelenizde başarılar dilerim.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir