Mimarlar beyazı sever. Bazıları için beyaz renk kolaydır, mimarın farklı renkleri birbirine uydurması zorunluluğunu ortadan kaldırır. Bazıları içinse beyaz rengin başlı başına bir felsefesi ve mimarî anlatım tarzı vardır.

Bir felsefe olarak beyaz

Örneğin İngiliz minimalist mimar John Pawson için beyaz renk vazgeçilmez bir tutku. Pawson, beyazın tüm renklerin bir araya gelmesi sonucu oluştuğuna inanıyor. Beyaz, mimarînin özüne inmeyi mümkün kılıyor. John Pawson’ın tasarladığı evlerde duvarlar beyaz oluyor, böylece evin içinde yaşayanlara nefes alacak alan kalıyor. Pawson için, beyaz ve minimalizm ayrılmaz bir ikili.

Novy Dur Manastırı (John Pawson)

Mimar Richard Meier de ünlü “beyazcılardan”. Douglas House ve Smith House gibi ilk konut tasarımlarına imza atmasının ardından, Meier’in ismi de beyaz renkle birlikte anılır olmuş. Bu iki evde de yaratılan alanların kalitesi göze çarpıyor. Ancak özellikle beyaz renkle etraftaki yeşilliklerin oluşturduğu kontrast, insanı kendisine hayran bırakıyor.

Meier’in imzası haline gelen beyaz renk kullanımı için bir müşterisi şunları söylüyor: “Onun mimarî stilinin her noktasında beyaz renk var. Bu, insanı daha dingin kılıyor.”

Douglas House (Richard Meier)

Modern beyaz

Beyaz, aynı zamanda modern mimarînin de sembolü olmuş bir renk. Beyaz, saflığı, yeni fikirleri, modernizmi ve yeniliği sembolize ediyor.

Bu bağlamda baktığımızda, modernist mimarînin beyaz renkten fazlasıyla yarrlandığını görüyoruz. Le Corbusier’nin Villa Savoye’u ve Mies Van der Rohe’nin Villa Tughendhat’ı, bir çırpıda akla gelen örneklerden.

Villa Savoye (Le Corbusier)

Modernist çağda bir kural haline gelmiş olan beyaz renk kullanımı, sadece Frank Lloyd Wright gibi daha “organik” mimarlar bozuyor. Wright, kullandığı malzemeleri kendi doğası içinde bırakmayı uygun görüyor. Bugünün mimarîsinin de Wright’ın izinden gittiğini söyleyebiliriz.

Günümüzde beyaz, mimarî tasarımlardan yavaş yavaş siliniyor ve yerini malzemenin kendi rengine bırakmaya başlıyor. Örneğin beton gri kalıyor, ahşap kahverengi oluyor, yapıda kullanılan taşlar dışarıdan görülüyor. Modernizmin soyut alanı, giderek somuta dönüşüyor.

Bir kültür olarak beyaz

Beyaz rengin kültürel yönüne de değinmek gerekiyor. Akdeniz şehirlerinde, evlerin ısı yalıtımını sağlamak amacıyla beyaz renk kullanılagelmiştir. Fas’taki “Casbah des Oudaïa” evleri, yapıyı ziyaret eden turistleri saf renkleriyle kendine hayran bırakır.

“Casbah des Oudaïa” evleri

Portekizli mimar Alvaro Siza’nın evleri de her daim beyaz olmuştur.

Beyaz ve mekân

Beyaz rengin en bilinen özelliklerinden bir tanesi de, mekânı ferah tutmasıdır. Beyaz renkte bir oda, koyu renkte bir odaya göre daha büyük görünür. Beyaz, ışığın oda içindeki dağılımını kolaylaştırır.

Dolayısıyla küçük evler için özellikle beyaz renk önerilir. Kirlendiği takdirde kolayca tekrar boyanabiliyor olması da önemlidir.

Beyaz, temizliğin, düzenliliğin ve kesinliğin sembolüdür.

Beyaz ve hacim

SANAA Architects’in gökyüzüne doğru uzanan binalarında göreceğimiz gibi, beyaz renk hacmi ön planda tutar.

New Museum (SANAA Architects)

Le Corbusier’nin de dediği gibi, “Mimarî, ışık altında toplanan hacimlerden oluşan bilgece ve mükemmel bir oyundur.” Beyaz, gölgeleri ve ışığı göz önüne çıkartır.

Beyaz: Kutsal birleşim

Beyazın aynı zamanda birleştirici bir yönü de vardır. Bir mimarın tasarımında karşılaştığı sorunlardan biri de, tutarsızlık ve uyumsuzluktur. Ancak bu duruma karşı mimarın en önemli silahı, beyaz renk olacaktır.

Nasıl kış aylarında yağan ve her yeri kaplayan karın manzarayı birleştirici özelliği varsa, beyaz renk de her şeyi daha uyumlu ve birleşik kılar.

Tek bir “beyaz” yoktur

Son olarak Robert Ryman’ın şu tablosuna baktığımızda, beyazın pek çok türü olduğunu görüyoruz:

İsimsiz, 1958 (Robert Ryman)

Beyaz soğuk, sıcak, sarımtırak, gri, örgülü, ateşli, kuru veya kavurucu olabilir. Beyaz, sanatın ta kendisidir!

Kaynak: Aroots
Çeviri: Serkan Mutlu / mimdap

One Comment

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir