Meslek Odası Seçimleri ve Kan Kaybeden Mimarlık

8 Dakika Okuma Süresi

Bir toplantıda geçtiğimiz dönem seçim çalışmaları içinde yer almış bir arkadaşımız; Mimarlar Odası seçimlerinin normal demokratik işleyişin gereği anlamındaki genel kurul ve seçimler olmadığını, neredeyse bütün sivil toplumla, sendikalarla, cumhuriyeti korumak isteyenlerle, derneklerle, sol tandanslı üyelerle, AKP’yle mücadele edenlerle… karşı karşıya gelmek anlamında bir arenaya dönüştüğünü belirtti.

Seçimler bu bağlamda odaya hizmet edecek kadroların mimarlık kamuoyu tarafından belirlenmesi (yani seçilmesi) sürecinden çok, bilgi kirlenmesi ile yaratılan ortamda “oda” ve yine oda tarafından ötekileştirilenler arasında geçmektedir.

Zorunda bırakılan seçmen
Mimar seçmen uzun zamandır korkunç bir ikileme zorlanmaktadır:

Daima “toplumun tarafında olan, kenti koruyan, duyarlılıkları bulunan, davalar açarak ranta karşı çıkan, üyesine binbir hizmet götüren, üyesine kurs veren, ders açan, mesleğini geliştiren, kokteyl veren… ve kendilerini toplumcu-çağdaş-demokratik-ilerici…” vs olarak tanımlayan süreklileşmiş oda yöneticileri ile; “odanın değerlerine karşı düşmüş, her zaman fenalık yapmaya fırsat arayan, mesleğini mal sahibinin isteklerine göre yürüten, rant peşinde koşan, toplumsal duyarlıklardan yoksun ve hatta iktidar yanlısı, hatta ‘AKP’lilerce desteklendiği’ söylenen, rantçı, cumhuriyet değerlerine karşı olan…” gibi açıkça bu kampanya sırasında negatif figürlerle birleştirilen ve “ötekileştirilen bir grup” arasında tercihe zorlanmaktadır.

yalanlar

Geçtiğimiz dönem yaratılan manipülasyonu, dezenformasyonu tarihin sayfalarından sökmek mümkün değildir. Bütün mimarlık ortamını ve ilgili kamuoyunu yanıltan bu karartmanın karanlığı meslek odasının üstünden dağılmış değildir.

Bu oyun çok sıkıcı olmaya başlamıştır
Her dönem ortamı geren, mimarlık mesleğini sahiden yapan insanların kendileri için neredeyse külfet olabilecek ama buna karşın özveriyle giriştikleri Mimarlar Odası içinde görev alma azim ve şevkini sonsuza kadar kıran, farklı bir fikir ve anlayışla örgütlendiği için suç işlemiş pozisyonuna düşürülen, insanların mesleki onur ve kişilik haklarına gölge düşürücü, basit saygı kurallarını bile hiçe sayan yöntemlerle yapılan saldırı sürecine ise asla “seçim” denemez. Bu amelin sonunda makasada uygun seçimi kazananlar elbette olur ama gerçekte saygın ve meşru bir yapı oluşmaz.

Seçim; koşulları itibariyle denkler arası bir mücadeledir, fikirlere dayalı, programlar üzerinden demokratik ortamlarda yapılabilir.

Farklılıkları suçlaştıran, değişik insanların ve grupların varlığını oda zemininde tehlike olarak gören anlayış, sürekli olarak tek bir görüşün sahiplerini ve onların kurduğu yapıyı meslek odası yönetimine taşımaktadır. Gözden kaçmayan bu düzen artık fazlasıyla sıkıcıdır.

Mimarlık özgürlüktür aynı zamanda, tahakküm altında tutulmak değil
Mimarlık mesleği, yapısı gereği özgürlükçüğü ve içinde taşıdığı bağımsız tavrı ile bu denli bilgi alışverişinin bozulduğu bir ortamda açıkça deforme edilmektedir. Meslek odası ise mimarların ve toplumun bir örgütü olmaktan çıkmakta, başka birşeye dönüşmektedir. Demokrasilerde genel oy ve seçim vardır şüphesiz ama buna dayanarak her zaman “genel kurul” ve “seçim” yapılan ortamların demokratik olduğu söylenemez. Burada gerek ve yeter şart önce demokrasinin özümsenmiş olmasıdır.

Yıllar önce Mimarlıkta Demokratik Açılım Platformu’nun bu yola çıkarken önüne koyduğu kısacık bir ilkesi vardı: “Düşünce özgürlüğü zorunlu olarak bireysel özgürlüğün içselleştirilmiş olmasına bağlıdır. Kabul edemeyeceğimiz tek şey düşüncelerimizin bir başkasının güdümünde olmasıdır.”

mimdap

Bugün de bu ilkeyi en öne çıkarmak gerektiğini düşünüyoruz.

Kamu yararı ölçütünün tekeli olamaz
Bu dönem olduğu gibi, oda yakın tarihimizde şahit olduğumuz son dört dönemdir, “odanın sahipleri” ile girilen bir yarışa “seçim” denemez. Oysa meslek odasının asıl sahipleri bu ülkenin mimarlarıdır öncelikle.

Mimarlar Odası yönetimlerinde bulunmak, diğerlerini, farklı fikirleri olanları, seçim dönemlerinde seçenek oluşturan meslekten insanları daha az duyarlı, daha az ülke ve kent yararına çalışanlar olarak ölçü vermeye mezun etmez. Tıpkı bu ülkenin yerlerini hiç kaybetmeyen, her dönem iktidar motifli olarak konumlanan standart “vatanseverlerinin” gerçek yurtseverleri hain ve bölücü ilan etmelerinin son tahlilde saçma olması gibi…

Mimarlar Odası erk alanı değil platform olmalıdır
degisimSon bir yıldır İstanbul genelinde açık toplantılar yaparak mimarlık kamuoyunun sorunlarını tartışan, buna çözüm yolları arayan, meslek odasının demokratikleşmesinin yollarını arayan “Demokrat Mimarlar” grubu mesajlarıyla yeterince konuyu ortaya koymuştur:

• Mimarlar odasını bir erk alanı olarak değil bir örgütlenme platformu olarak gören,
• Çoğulcu ve katılımcı çalışma tarzını benimseyen,
• Mimarlık mesleğinin toplum yararına uygulanması alanında sürdürülen faaliyetleri toplum hizmetinde Mimarlar Odası programatik yaklaşımı ile bütünleştiren,
• Ücretlileşen-işsizleşen-yoksullaşan meslek kesiminin ekonomik demokratik mücadele alanını öncelikli alanlardan biri ve dönemsel orijinalite olarak koyan,
• Farklılaşan mesleki pratiklerin sorunlarının çözümü ve oda çatısı altında örgütlenmesi konusunda politikalar geliştiren,
• Ulusal ve uluslararası platformlarda mesleğin uygulamasına ilişkin ve kuramsal konularda yeni açılımları geliştiren,
• Oda örgütlenmesinin toplum-sektör-meslek-üye bağlamında meşruiyetini sorgulayan,
• Egemenler tarafından dayatılanın dışında başka bir dünyanın mümkün olduğu gerçeğinden hareketle, diyerek kendilerini ifade etmişlerdir.

Ancak uzunca bir süredir izlediğimiz kadarıyla bu kadar olumlu bir girişim ile mimarlık ortamının demokratikleşmesi için çaba gösterilmesine rağmen bu hareket henüz sesini geniş bir meslektaş kesimine yeteri kadar duyuramamıştır. Yahut bu çaba fark edilmiş olsa da meslek kesimlerinden yeterli reaksiyon ortaya çıkmamıştır.

Şimdiye kadar bu konuda emek sarf edenleri ve bundan sonrası için de bu hareketi genişleterek, bir platform yapılanması içinde yeni bir yönetim anlayışı oluşturma kararlılığında bulunan, sahiden demokrat ve sahiden odayı bir erk alanı olarak görmeyen samimi topluluğu, “Demokrat Mimarlar” grubunu gösterdikleri yüksek dereceli özveriden dolayı kutluyor ve destekliyoruz.

Odanın “sahipleri” ile dışında bırakılanların yarışı
Meslek odasının “sahipleri” kendilerini kalıcılaştıracak yöntemleri geliştirmeye, buna karşın meslek odasını daraltmaya, ona daha çok sahip olmaya doğru bir yönelişi yapılan bütün eleştirilere rağmen hiç değiştirmeden sürdürmektedir.

Bu olumsuzluğa genel olarak tepki duyan binlerce mimar ise kendini sadece seçim için örgütleyen ve bir anlamda oda erkini korumaya koşullanmış mevcut yönetim yapısı ile karşı karşıya pozisyonlanmaya yılmış, mesleki yaşantılarına ve kişiliklerine bu vesileyle zarar gelmesinden ürker duruma girmişlerdir. Mimarlık kesimlerinin bu gidişe topluca “yeter artık” diyebileceği ortak kanaat ne yazık ki henüz oluşmamıştır.

Bu ortam, meslek sorunlarının konuşularak ileri doğru yürünebilecek bir güzergahı henüz sunmamaktadır.

Demokrasi bu değildir ve süreç böyle gidemez
Seçimler ve süreci her zaman onun içine girmek ve bir “tarafı” olmakla ifade edilmek zorunda da değildir.

İşin kendi ruhunu kaybettiği, özünü yitirdiği, demokratik bir yarış olmaktan çıkıp belirli bir yapının kendisini yeniden inşaa etme sürecine dönüştüğünde, bütünüyle bu senaryoyu onaylamayan grupların, genel kurul ve seçimler düzlemine katılım yapmamaları bir sessiz protesto olabilir. Bu yönüyle durumu fark etmek başka bir okuma yapma yürekliliğini ve basiretini gerekli kılar elbette.

Aslında bu sessizlik bir yandan giderek çığ gibi büyümektedir. Sürekli uyguladıkları seçim oyununu gönderdikleri sms mesajlarında belirttikleri gibi “farklı kazananların” sevinçli kahkahaları, sessizliğe sürüklenen büyük çoğunluğun evine, bürosuna, kürsüsüne, kabuğuna, işsizliğine, sırasına ya da meslek dışına çekildiği gerçeğini örtemez.

Bazen sessiz kalmak ve kendi kendini var eden yapıları kendi ortamlarında yalnız başına bırakmak da bir eylemdir ve yüksek perdeden çıkarılmış bir sestir. Hatta sessiz bir çığlıktır da.

Ancak, biz bu sesin fısıltılarla başlayarak, bir gün başka seslerle birleşip Mimarlar Odasına baharı getirebileceğini biliyoruz.

Mimdap

16 Yorum

  1. Raşit Gökçeli

    2010 Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Genel Kurulu antidemokratik bir şekilde yöneltilerek bir despotizm faciası yaratılmıştır

    Üyeler tarafından verilen önergeler, Genel Kurul Başkanı Erdal Aktulga’nın yönetmeliği keyfi bir biçimde yorumlaması ile üzerinde lehte ve aleyhinde söz verilmeksizin, ”görüşülüp görüşülmemesi” biçiminde keyfi bir oylama yöntemi ile görüşülmeye bile gerek duyulmadan reddedilmiştir.

    Ardından da 450 kişilik delegasyon listesi düzenlenirken yıllarını oda hizmeti içerisinde geçirmiş bazı isimler sırf “muhalif” duruşlarından ötürü dışarıda bırakılmışlardır.

    TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şube Genel Kurulu “demokrat” davranmamıştır. Muhalif duruş söz konusu olduğunda kendi kadrolarını dahi harcamaktan çekinmeyen “otokrat”, dışlayıcı, “apatheid” usluplu, üyeleri birinci sınıf /muvafık/beyaz; ikinci sınıf/muhalif/zenci, olarak kompartimanlaştıran, dışlayıcı bir tavır ortaya koymuştur.

  2. irfan

    Yılmaz Kuyumcu ve Aydın Yücel’in yazıma cevaben yazdıkları üzerine bir iki söz söyleme gereği duydum. Temelde söylemek istediğim, genelde tartışmaların dönüp dolaşıp mevcut yönetimin eleştirisi üzerine kilitlenmesi. Eleştirileri sürdürmek ve artırmak mümkün. Ancak esas olan, şikayetçi olduğumuz durumu değiştirmeye yönelik girişimleri daha güçlü kılabilmek. Bunun temeli de öz eleştiriden geçer. Yani mevcut yönetime karşı Mimdap veya Demokrat Mimarları koyup, onlar öyleyse, sizin de eleştirilecek taraflarınız var gibi bir söz söylemiyorum. Öyle anlaşıldıysa iyi ifade edememiş olmamdandır. Muhalif duruşun güçlenmesi ve gelişmesi için kendini de objektif olarak değerlendirmesi gerek. Eksikleri(mizi) görmek, ileride atılacak adımları güçlü kılmak açısından önemli. Yoksa Mimdap’ın da Demokrat Mimarların da, bu seçim sessiz kalan MİM grubunun da çıkışları, pek çok açıdan takdiri hak eden atılımlar. Seçimler kazanılmamışsa da her çıkışın ortama katkısı büyük olmuş, hatta mevcut yönetime kısmen de olsa kendini sorgulatmıştır.

    Parantez içindeki üç ünlem, pek çok kişi için çok şey ifade eden “mimarlar odası geleneği” ifadesinin, sonraki kuşaklar için hiçbir anlam ifade etmemesine yönelik bir gönderme. Dahası, kurumsal yapıları, gelenekselleşmiş süreklilikleri ve bunların yarattığı hiyerarşileri sorgulayan bu kesimler için, söz konusu ifade bir anlamda statükoyu anlatıyor. Dolayısıyla bir kesim için olumlu, diğer kesim için pek de olumlu olmayan anlamlar taşımasının çelişkisine bir gönderme yapmak istedim. Hepsi budur.

    Eski isimlerin yenilik getirmemesi mümkün değildir gibi bir ifadem yok. Anlatmak istediğim şey, eski isimlerin bir kısmı olumsuzlukları görüp bunun üstüne gitse de, odada beklenen değişimi sağlayacak güce ulaşmak, yeni kesimlerin katılımıyla mümkün. Bu en basit anlamda sayısal olarak da böyle görünüyor.

    Yılmaz bey son söz olarak, görüşlerimin gerçekle uyuşmadığını söylemiş. Ancak açıklamasında, görüşlerimi destekleyen sözler de yer almakta. Daha çok Mimdap’a getirdiğim eleştiri üzerine Mimdap’a ilişkin kapsamlı açıklama yapmış. Buna gerek yoktu. Zira Mimdap’ın niteliğinden, düzeyinden kimsenin şüphesi yok.

    sözü uzattım. ama bir kere daha, güçlenmek için öz eleştirinin de gerektiğini vurgulamak isterim. Demokrat Mimarları aldıkları oy üzerinden değerlendirmiyorum. Ortaya çıkan rakamların hangi dinamiklerin, manipülasyonların ve karartmaların ürünü olduğunun bilincindeyim. Bu koşullar altında bile liste çıkarıp seçime katılmış olmasını da takdire şayan bir girişim olarak görüyorum.

  3. aydin yücel

    irfan ‘beye kısa bir bilgilendirme. uzun degerlendirmemi daha sonra yapacağım. çünkü 3 günlük çok yorucu genel kurul süreci geçirdik hepimiz.

    demokrat mimarlar her türlü olumsuz şartlara rağmen listesi yapmış, ve doğru bildiği düşüncelerini ulaşabildiği tüm platformlarda dile getirmiş ve genel kurulu ağırlığını koyarak bu düşüncelerini de açıkca ifade etmiştir. yani görevini yapmıştır. bizim için en önemli konu budur. değişim isteniyorsa değişimi hedefleyen çabalara destek verilmesi gerekir. verilmiyorsa bu bir tercihtir. genelde bu tür süreçlerde sonuçlar değerlendirilirken, sonucun kimin işine yaradığına bakılır. seçimi protesto eden arkadaşların bu tercihi sizce kimin işine yaramıştır?

    irfan “Mimarlar odasında değişim, Mimarlar Odası Geleneğinden (!!!) gelenlerle mümkün görünmüyor.” diyor. parantez içindeki üç ünlemden kasıt nedir bilmiyorum. Ama mimarlar odası geleneğini mevcut yönetim artık temsil etmiyor çünkü mo geleneğinde böyle bir yönetim anlaşıyı olmamıştır.

    Demokrat mimarlar için bu seçim alınan oyun tek önemi kendi ön değerlendirmesi ile sınırlıdır. seçim kazanmayacak bir oyla , 1 oy arasında pratikte hiç bir fark yoktur. Demokrat mimarlar 300 oy alarak kendini ve çalışmlarını sınamış, eksikliklerini belirlemiştir.
    Ben aldığımız oydan memnunum. Bu bir başlangıçtır. Bir sonraki seçim çok farklı olacaktır.

    selamlar…

  4. Emine Dağtekin

    Süreç tabiki eleştiriye açık. Gruplar, oda, dış tehlike, …. bunlar konuşulur mu yoksa iki sene sonraya ertelenir mi göreceğiz. Aslında yukarıdaki değerlendirme yazısının son bölümündeki tespitler yaşanan sonuçlara uygun. Esas büyük grup sessiz kalmış, bu açık. Sevinenler istedikleri kadar sevinebilirler ama asıl büyük grup hala dıştadır. Seçim bilinen aktörler ve onların ulaşabildiği çevreler ile sınırlıdır. Mevcut oda yönetiminin çevresi de nihayetinde bu kadardır sonuçta.
    Oda dan fazla şeyler beklemek alışkanlığını bir kenara koysak ve “bırakın ne yaparlarsa yapsınlar” diyebilsek muhtemelen sorunumuz da kalmayacak. Çünkü o demin gelmediğini söylediğim büyük çoğunluk böyle yapıyor.

  5. Yılmaz Kuyumcu

    Mimdap grubunun önceliği ülkemizin nitelikli planlı, programlı, projeli bir mimarlık ortamına kavuşmasıdır. Bu özelliği onun bir siyasi parti gibi davranmamasını getirmektedir.
    Burada yer alan görüşlerin muhalif olması da doğaldır, çünkü oda yöneticileri kendilerini hiçbir platformda ifade etmeye yanaşmamaktadır. Ne mimdap’da ne de başka bir yerde. Her türlü tartışmanın kendileri aleyhine olacağını farketmiş, kapalı kapılar ardında küçük ve kontrol edilebilir grupçuklarla durumu idare etmeye çalışmaktadırlar. Seçim zamanlarında da “Akpartililer geliyor” korkusunu yaymakta ve bize “oy vermezseniz akpartililer kazanır” şantajıyla seçim kazanmaktadırlar. Düşünsel etkinlikleri bu düzeye indirgenmiş durumdadır. Her türlü ileri çıkış, bu grup tarafından bir tehlike olarak görülmekte ve tasfiye edilmektedir.
    Mimdap ise temel amacından kaynaklanan nedenlerle bir siyasi parti gibi hareket etmemekte, meslektaşlarımızı haber ve yorumlarla aydınlatmanın ve vicdanlarıyla hareket etmelerini önermekten başka bir yönlendirme yapmamaktadır. Mimdap hiçbir şekilde onları yönlendirerek, yanıltarak meslektaşlarımızın bireysel özgürlüklerini kontrol altına almaya çalışmamaktadır.
    Bu seçimlerde Mimdap grubu Demokrat mimarları desteklemiştir, listelerinde bu gruptan isimler vardır. Ancak odanın mevcut yönetiminin çok büyük bir son gün propogandasıyla “akpartililer geliyor” yaygarasını kopartması çevresindeki bir çok kişinin “aman oda elden gitmesin diyerek” mavi listeye oy vermesine neden olmuştur.
    Mimdap’ın misyonundan kaynaklanan özelliği ve inandırıcılığının temeli de aynı zamanda bir oda projesi olmasıdır. Yani bir görüşü savunan insanlardan oluşurken bunu insanları etiketleyen, parçalayan, sınırlayan, sansür koyan bir anlayış yerine tüm görüşlere açık bir tutum içinde yürütmesidir. Üyeliğin zorunlu olduğu bir örgütte de olması gereken budur. Mimdap kurulduğu günden bu yana bir platformdur. Bunun ne anlama geldiği yeni yeni anlaşılmaktadır.
    Mimdap’ın eleştirel yaklaşımı ise diğerlerini sloganlarla dışlamak, ötekileştirmek değildir. Somut olgular üzerine ve mimarlıktan yanadır. Kendisi öncelikle mimarlıktan yana taraftır. Destekçilerinin tümü solda yer alanlardan oluşmaktadır. (Yani şimdiki yönetimin iddia ettiği gibi akparti yada sorosla ilgili değil) Mimdap hiçbir zaman bir siyasi parti gibi davranmaya çalışmadı. Üyelikler oluşturup, siyasi amaçlı karalama kampanyaları açmadı. Ülkemizde, meslek anlayışın uygun olarak daha kaliteli, daha gelişmiş bir mimarlık ortamı için mücadele etmektedir. Mimari projenin savunmasını daha iyi tasarımlar, uygulamalar, daha iyi korunan kültür değerleri için yapmaktadır.
    Mimarlar odası yönetimi ile ilgisi de bu bağlamdadır. Bu bağlamı ülkemizde bir mimarlar odası projesine dönüştüren bir gruptur. Geçen seçimlerde mimdap tarafından da desteklenen mim grubu tekrar aynı iftiraya uğramamak için seçimleri boykot etmiştir. Bu davranışla da samimiyetini kanıtlamıştır. Çünkü demokrat mimarlarla müşterek liste çıkartması ve oyları biraz daha kontrol etmeye çalışması halinde zaten oda seçimlerini kazanabilecek sayıya ulaşırdı.
    Eski isimlerin yenilik getirmemesi de doğru değildir. Onların şu andaki öncelikleri odadaki kötü gidişe engel olmaktır. Dar bir çevrenin kontrolundaki odanın hayattan, meslekten, etik temellerden koptuğunu ve felakete doğru gittiğini görmüşlerdir.
    Dolaysıyla, yukarıda irfan bey tarafından öne sürülen görüşler ile gerçek durum çok uyuşmamaktadır.

  6. İrfan

    Burada genelde mevcut yönetimin eleştirisi yapılıyor. Yukarda yazılan tespitlere önemli ölçüde katılsam da tek taraflı olduğunu görüyorum. Bu analizleri MİMDAP ve Demokrat Mimarlar için de yapmak gerek. Görülen o ki, MİMDAP grubu erimiş. Veya seçimlerde ya mevcut yönetimi desteklemiş – ki buna ihtimal vermek güç – veya seçime gitmemiş. İkinci ihtimal daha akla yakın. Demokrat Mimarlar ise beklenenin çok gerisinde. Bunda, oyları bölmeyin kampanyasının etkisi büyük. Fakat, daha güçlü durup yeniliklerini, farklarını ortaya koyacak bir enerji gösterseler oyları bölme pozisyonuna mevcut yönetim düşecekti. Bu açıdan bakınca Demokrat Mimarların performansı çok zayıf. Mevcut yönetimin, yukardaki hesaba göre eksilen 600-700 oyunun muhtemelen 200’ü Demokrat Mimarlara gitmiş olmalı. Sonuç; mimarlar odasındaki muhalefen grupları da, yönetim gibi dar alandan dışarı çıkamıyor. Yönetim için yapılan eleştirilerin belli bir kısmı muhalefet içinde geçerli; tabana yayılmak için güçlü bir irade yok. Aslında farklı ve yeni bir tabana yayılma potansiyeli olan MİM grubu, bu seçime hiç katılmayarak – çok da farkında olmadan – bir mesaj vermiş oldu: Mimarlar odasında değişim, Mimarlar Odası Geleneğinden (!!!) gelenlerle mümkün görünmüyor.

  7. Anonim

    geçen seçimden bu yana iki yeni sandıklık seçmen eklendi. bu sandıklarda beyaz liste öndeydi. bu da ilgi çeken bir durum. mevcut yönetimin aldığı 1250 oy içinden, bu son iki sandığı düşersek yaklaşık 1000 oy kalır. bu şu anlama geliyor. geçen seçimde bu yönetime oy veren 600-700 kişi desteğini çekmiş. yani mevcut yönetimin oy kaybı zannedilenden daha büyük. geçen seçimin 800-850 oyluk MİM grubu bu sene seçime katılmadı. bu grup geçen seçimdeki son sandıklarda öndeydi. yani genç üyeler bu grubu tercih etmişti. geçen yılın son iki sandığı ile bu yıl eklenen son iki sandıktaki oy kullanma oranı geçen seçime göre oldukça düşüktü. bunun anlamı, MİM grubunu destekleyen yeni kuşakların da seçime katılmadığı. burdan çıkması gereken sonuçlar:
    1.mevcut yönetim her ne kadar açık ara kazandıysa da aslında desteğinde önemli ölçüde gerileme yaşadı.
    2.odanın en önemli sorunlarından olan, yeni kuşakların üye olmaması veya üye olunsa da mecbur kalınmadıkça oda ile ilgilenmeme eğilimi daha da büyüdü.
    3.mevcut yönetim bu seçimde de nasılsa iki yıl daha iktidarı kotardım, gerisi umurumda değil derse, muhtemelen bir sonraki seçimde sağ, geri dönmeyecek şekilde oda yönetimine gelecek.
    4.bu durum, vakti zamanında önce yerel yönetimleri sonra genel yönetimleri kazanan muhafazakar hareketin meslek odalarında da benzer bir yolda olduğunu gösteriyor. bu seçimdeki organize tavır ile, yıllar öncesinin istanbul belediye seçimleri sürecindeki tavırlar çok benzer.
    5.bu okumaları yapmak yerine, hala dezenformasyonla, yaftalamalarla muhalefetini yok eden mevcut yönetim; türkiye’yi akp’ye teslim eden sosyal demokrat partilerden farklı bir görünüm sergilemiyor. odayı gerçekten teslim etme yolunda emin adımlarla ilerliyorlar.

  8. Yılmaz Kuyumcu

    İki kayıp yıl daha,
    Seçimler sonuçlandı. Odadaki şimdiki yönetimin listesi malum “akparti gelecek yönetimi alacak” şantajıyla bir kez daha seçilmeyi başardı. “Aman akparti gelmesin” diye koşarak giden eski öğrencilerim, hiçbir şekilde bu yönetimi desteklemeyeceklerin oyları da dahil toplam 1250 oy aldı. Bu sayı geçen seçimlerde aldığı 1800 oyun üçte bir gerisinde. Odanın bu arada her türlü imkanını arttırdığı, iki yıl boyunca dedikodu/propaganda mekanizmasını sonuna kadar işlettiği düşünülürse bunun aslında odanın şimdiki yönetimini kapsayan mavi liste için sayısal bir bozgun olduğu söylenebilir. Ya da bu seferki yalanın eskisi kadar etkili olmadığı… Ya da daha az sayıda meslektaşımızı kandırabildikleri…
    İkinci sırada gelen beyaz liste, mimarlar mühendisler grubunun olduğu söylenen liste. Bu listenin çıkacağı duyulunca geçen seferki geceyarısı mesajını hatırlayan arkadaşlar “yönetimdekiler bu sefer aynı iftirayı atamayacaklar” demişlerdi. Bu liste de toplam 550 oy aldı. Bu oylar büyük ölçüde sağa yakın görüşlerdeki meslektaşlarımızdan geldi. Önemli bir bölümü de bu yönetimden nefret eden ve geçen seçimlerde olanları hatırlayan “bunlar olmasın da kim olursa olsun” diyenlerdendi. Bu nefretin nedeni de kesinlikle oda yönetiminin iddia ettiği gibi yağma arzusu değil. Sadece özlenen düzeye olan uzaklık. Kaldı ki şimdiki yönetim de aslında yağmaya da karşı olmadığını en azından Corner Otel’de, “yanlışlıkla itiraz tarihini geçirmişiz, her ne kadar proje denetim harcını zamanında almış olsakta” durumuyla yeteri kadar kanıtladı. (başka kanıtlar da var)
    Üçüncü sırada gelen grup 280 civarında oy aldı. Bu oylar oda yönetiminin değişmesini isteyenlerden geldi. Ancak geçen seçimlerde bu gruba yakın grupların Ankaradan gelip oda yönetimine destek vermeleri, bir platform fikrinin öne çıkmasına rağmen geçen seçimlerde liste çıkartan ve 850 dolayında oy alan Mim grubunun grup olarak ortaya çıkıp destek vermesine engel oldu. Bu grup büyük ölçüde seçimleri ve genel kurulu boykot etti.
    Odanın yönetiminin seçimleri duyurmak ve daha geniş katılımı sağlamak için yayın organlarından yararlanmakta isteksiz olması da (en azından geçen seçimlerdeki gibi bir televizyon desteği olabilirdi) seçmen sayısını büyük oranda düşürdü.
    İlk sonuçların değerlendirilmesi:
    1.Kesin olarak geçen seçimlere katılan Mim grubunun Akparti yada Soros’la herhangibir ilişkisi olmadığı kanıtlanmıştır. Bu aynı zamanda bugünün yönetiminin iftiracı olduğunun da kanıtıdır.
    2.Nisbi temsil sistemi olması halinde mevcut yönetim 7 üye, sağda yer alan beyaz liste 3 üye, solda yer alan demokrat mimarlar listesi ise 1 üye seçtirecekti. Seçimlerin nisbi temsil ile yapılması halinde başka gruplar da katılabilecek (MİM grubu gibi) bu dağılım temsiliyet açısından çok daha güçlü olabilecekti. Bunun etkinliğin arttırılmasının dışında en büyük yararı özellikle bugün sadece aynı listeden seçilen denetleme kurullarının insafına kalmış harcama denetimlerinin gerçek anlamda etkin şekilde yapılmasına olanak sağlanması olacaktı. Ama şimdilik bunu sağlayabilecek bir düzeydeki demokrasiden çok uzaktayız.
    3.Odanın kemikleşmiş yönetiminin herhangibir yenilik getirmediği ortaya çıkmıştır. Bilinen artık sakızlaşmış bir söylemi bozuk plak gibi tekrarlamaya devam etmiş yetersiz bilgilerle yapıldığı açık belli olan eleştirileri sanki incelemiş bilirmiş gibi saldırı malzemesi yapmaya devam etmiştir.
    4.Bir süre daha mimarların her konumda sorunlarının büyümeye devam edeceği, mimarlık ortamının önünün her yerde tıkalı olduğu ve hiçbir iyileşme imkanı olmadığı anlaşılmıştır.
    5.Mimarlar odasında sağ yapılaşmanın ciddi bir güç oluşturduğu ortaya çıkmıştır. Yök’ün getirdiği eğitim sisteminde içeriği büyük ölçüde boşalan mimarlık eğitiminin ne derecede entelektüel seviyeden uzaklaştırdığı da ortaya çıkmıştır.
    Bu listeyi uzatmak mümkün.
    Sonuç: ülkemiz mimarlığı için bir kez daha kaybedilen çok kıymetli iki yeni yıl daha…

  9. Ferda Çetinkoz

    Mimarlığın hiç konuşulamadığı, hamasetin üst seviyelerde olduğu bir genel kurulda kaba-saba bilgiler ve ortalama meslekten olması hiç gerekmeyen insan hafızası ve bakışıyla taraftarlık.
    Bir de her şehirden bir oda başkanı desteklemek için gelmiş. Vali beyleri ve Genelkurmay başkanını da çağırsaydınız bari.

  10. Anonim

    Aynı numaralar, inanılır gibi değil.
    Oda girişinde ellerinde mavi listeler bir sürü yıllanmış ihtiyar sakın “sarı listeye oy vermeyin oyları bölmeyin yoksa akpartililer kazanır” diyorlar… Yüzleri hiç kızarmadan, hiç utanmadan ikiyıl önceki rezaleti kendi küçük ölçeklerinde tekrarlıyorlar.
    Sormak lazım bu küçük uyanık adamlara:
    .Eğer beyaz liste akpartilerin listesi ise -ki öyle görülüyor- iki yıl önceki mimarlık için mimarlar grubunun listesi ile niye hiç bir ortak noktası yok?
    .İki yıl önceki mimarlık için mimarlar listesinin akparti ile soros ile ilgisinin olmadığı bu şekilde kanıtlandı. Acaba bu zevat utanmayı düşünüyor mu?
    .Bu yalanı eğer o ucube binayı almak için söyledilerse, -ki öyle- neden genel kurula haber vermediler, öneri beklemediler, hesap vermediler.
    .Eğer akpartinin gelme ihtimali varsa çekilip sarı listeye destek vermeleri kendileri gibi odayı kemikleştiren, ahlaken çökmüş, etik saygınlığını yitirmişler için daha uygun olmazmıydı?
    .Tüm bu rezilliklerin doğal sonucu olarak eğer mimarlar odası sağcı bir yönetimin eline geçerse hiç üzüntü duymayacaklarmı?

    Bir kaç soru daha: mimarlar odası binasında yapılan tadilatlar için:
    a.proje müellifinden yazılı izin alındı mı?
    b.yeni bir proje hazırlandı mı? ruhsat alındı mı?
    c.yapının statiği incelendi mi? O bölgede zeminin sağlam olmadığı söyleniyor, yapıda kolon kesildi mi? duvar indirildi mi?
    d.Yapıda kaçak işçi çalıştırıldı mı?
    e.o bina kaçak mı?

  11. uğur seren

    son gece dolaştırılan söylenti yine aynısı. akp liler alabilir bu defa bölmeyin oyları. yani demokrat mimarlar siz aradan çekilin oyları bölmeyin. hatta bu şekilde zarar da vermiş olursunuz gibi bir tehdit.

  12. Yılmaz Kuyumcu

    1995 yılında İstanbul şubenin çok büyük maddi sorunları vardı. 5-6 personelin bile maaşlarını ödeyemiyorduk. Diğer tarafta da çok büyük bir potansiyel vardı. Biz o dönemin yönetimi olarak bu potansiyeli harekete geçirmeye çalışıyorduk. O günlerde rahmetli Şener Özler odama geldi. Siz dedi “odanın mali sorunlarını çözmeye çalışıyorsunuz ama şunu bilin ki odanın maddi sorunları biterse oda da biter”.
    Ben o tarihte bunun çok saçma olduğunu düşünmüştüm. Zaman içinde bunun ne anlama geldiğini yaşayarak gördüm.
    Sadece tribünlere oynayan bir yönetimin elinde odanın misyonunu kaybettiğini değil, aynı zamanda o dar bütçeli, büyük zorluklu dönemde bile üyelere sağladığımız hizmetlerin çoğunun da bu gün olmadığını, bu gün sunulan hizmetlerin ise büyük oranda sadece “gelir getirici” hizmetlere dönüştüğünü görüyorum.
    Bu yapının doğal sonucu olarak da bu gün mimarların büyük bir kısmı oda denildiğinde “aman beni bulaştırmayın”, “kimyam bozuluyor”, “aman eksik olsun” diyorlar.
    En fazla destek olanlardan bile “size son defa destek oluyoruz eğer kendinizi değiştirmez günümüze adapte etmezseniz bir daha desteklemiyeceğiz” diyorlar.
    Geçen seçimlerde gönderilen yalan geceyarısı mesajlarının en büyük etkisi de bu olumsuz düşüncelerin artması oldu.
    Sonuç: örgütsüz bir meslek ve mesleksiz bir örgüt.
    Yağmacı için, talancı için bundan daha iyisi olamazdı… Öde “yüksek mesleki denetim harcını” yap köşeye otelini… İstanbul mu kimin umurunda… Bir basın açıklaması yapılır her şey unutulur… Bu gün geldiğimiz nokta tam olarak bu.
    Bu gün bir kez daha seçimler var. Her seçim bir şanstır. Değiştirmek, düzeltmek, daha katılımcı daha demokratik hale getirmek için bir şans. Bu şansı odaya verelim. Oda küçülmüş, daralmış, etkinliğini yitirmiş ama zengin bir şeye tam olarak dönüşmeden ona geniş katılım için bir şans verelim.
    Şimdiki yönetimi, tekrar tekrar aday olanları devirelim. Odaya geç de olsa baharı getirelim.

  13. Lalehan

    derin odayı ve kemik yapıyı oradan göndermeden hiç birşey çözülmez. bu örgütlenme kendisini odadan maaşa bağlatmış. mimarların parasıyla mimarlara küfrediyorlar. bu kadarı dünyanın hiç bir tarafında olmaz. ben değişimden yana oyumu kullanacağım tabi

  14. Coşkun Kılıç

    Bu seçimlerin oda için neyi değiştireceğini tartışmak yerine Pazar sabahı kalkıp gidip oyunu vermekle bir uçtan başlamak mümkün. Her konuda odadan şikayetçi olup sonra da şu mevcut yönetimi değiştirme mecalinden kendimizi alıkoyduğumuz sürece hakikaten havanda su dövmüş oluruz. Bakın onların asker ettikleri gelip tıpış oylarını kullanırlar. Kalkıp bizim gidip durumu değiştirmemiz lazım.
    Haydi değişime!

  15. Nevzat

    Ne İstanbul’u ne Ankara’sı ne de şimdilerd İzmir’i hepsi bu mimarlar oadası örgütleri devleştikçe sorunlu hale gelmeye başladı. Bir kere nedir kardeşim bu orada bir girdinmi çıkamamak. Şu bütçeler faslında yer alan YÖNETİCİ MAAŞLARI nedir anlayamıyorum. Hani bu kamu yararına çalışan örgüttü. Ben söyleyeyim mesela ben bildim bileli şimdiki sekreter /isim vermeyeyim herkes biliyor zaten/ maaşlı yönetici. Bu işsizlik aleminde bu ne biçim bir rezalettir kardeşim. Bırak git gönüllü olacak biri gelsin oraya. Bir de sonra gözümüzün içine balkarak toplumcuymuş, çağdaşmış.Olacak birşey değil.

  16. ferit çerçi

    yarınki seçimler katılan üç grup arasında geçmiyor. odanın maddi gücüne ve iletişim aygıtlarına sahip, hem yönetim kurulu üyesi hem maaşlı olarak çalışanların yıllar süren ilişki ağları ile kurdukları ODA MAKİNESİ ile doğru düzgün biz adayız diyenler arasında geçecek. ne kadar eşit ne kadar adil ne kadar çağdaş-toplumcu.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir