Küresel Isınma ve Türkiye

5 Dakika Okuma Süresi

Geçen hafta gerçekleştirilen Küresel Isınma Üzerine Küresel Konferans’ın önemli konularından biri Global Warming and Turkey / Küresel Isınma ve Türkiye oldu. Panelde İstanbul Teknik Üniversitesi, Maden Fakültesi, Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nden Prof. Dr. Mehmet Karaca, Çevre ve Orman Bakanligi’ndan Dr. Mustafa Şahin ve İstanbul Ticaret Üniversitesi Mühendislik ve Tasarım Fakültesi’nden Prof. Dr. Eralp ÖZİL’in sunumları yer aldı.

Prof. Dr. Mehmet Karaca’nın Türkiye’de iklim değişiminin bölgeselliği üzerine yaptığı sunumu, Dr. Mustafa Şahin’in Türkiye’de iklim politikaları üzerine yaptığı sunum ile Prof. Dr. Eralp ÖZİL’in 2007 Temmuz’unda sona eren AB Projesine yer verdiği sunumu izledi.

Regional Climate Change for Turkey? – Türkiye’de Bölgesel İklim Değişimi
Prof. Dr. Mehmet Karaca

Karaca, sunumuna doğal afet istatistiklerinden bahsederek başladı. Tüm dünyada meydana gelen doğal afetlerin %90’ı hava olayları ve iklimle ilişkilidir. Afetlerin yalnızca %2’si volkanik patlamalar ve %8’i depremlerdir. Geri kalanlar ise %5 yangınlar, %28 fırtınalar, %6 toprak kaymaları, %9 kuraklık, %5 sıcak hava dalgası ve %37 oranında da sel olarak sayılabilir.

Mevsimsel hava sıcaklığı ortalamalarının da Türkiye genelinde, özellikle 1960’lardan itibaren artmaya başladığı görülmektedir. Eldeki verilere dayanılarak yapılan projeksiyonlarda, Türkiye’de (mevcut eğilimin devam etmesi durumunda) 2011 – 2040 yılları arasında yağış miktarlarının, yurdun özellikle kuzeybatı kesimlerinde artacağı ancak 1940’dan itibaren büyük bir düşüş ile özellikle güney ve güneybatı kesimlerinde hızlı bir kuraklığın başlayacağı görülmektedir. Yüzey sularında da yine 2040’a kadar kentin kuzeydoğu kesimi hariç hemen tüm bölgelerinde artış, 2041 itibariyle ise özellikle güney ve güneydoğuda etkili bir azalma görüleceği düşünülmektedir.

Turkey’s Climate Politics – Türkiye’nin İklim Politikaları
Dr. Mustafa Şahin

İklim değişiminin etkileri, UNFCCC ve Kyoto Protokolü, iklim değişimine karşı savaş, politikalar, sera gazları emisyonları, temel belirleyiciler, iklim değişimi üzerine Türkiye’nin politikaları, uluslar arası süreçler ile BALI Eylem Planı ve 2012 sonrası süreçlerden bahseden Şahin, iklim değişiminin özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında yağışların azalmasına, Karadeniz Bölgesi’nde ise fırtına, sel ve erozyon görülmesine neden olacağını; zaten yoğun baskı altındaki su kaynaklarına baskıyı arttıracağını; insan sağlığı, ekosistem ve ekonomiyi etkileyebileceğini belirtti.

İklim değişimine karşı savaşta, hafifletme, adaptasyon, teknoloji transferi ve finans önemli noktalar olarak göze çarpmaktadır. Sera gazlarının emisyonunun azaltılması konusundaysa, enerji verimliliğini arttırma, yenilenebilir enerjileri geliştirme, yeni teknolojilere yönelme, ormanlaştırma gibi politikalar Türkiye için bu süreçte önemli yer tutmaktadır. Bu kapsamda, yasal düzenlemeler, gelişim planları, ekonomik ve finansal düzenlemeler, en uygun teknoloji kullanımları, kamusal farkındalığın arttırılması, projeler, politik araçlar olarak kullanılabilmektedir.

Türkiye, henüz Kyoto Protokolü’ne de taraf olmamasına karşın, enerji, ulaşım, sanayi, atık, tarım, ormancılık gibi sektörlerde uygulanan politikalar, ülkenin, son yıllarda artış görülmekte olsa da diğer AB ülkeleri ve dünya geneline göre sera gaz emisyonunun düşük oranlarda kalmasını sağlamaktadır.

AB Projesi, Renewable Energy for Heat Supply in Dwellings with Individual and Local Heating Systems – Bireysel ve Yerel Isıtma Sistemli Konutlarda Isı Kaynağı Olarak Yenilenebilir Enerji
Prof. Dr. Eralp Özil

Yılda 300 bin yeni konut üretiminin olduğu ve bu konutlarda düşük kalitede yapı malzemelerinin kullanıldığı, yüksek enerji tüketiminin olduğu ve özellikle kentlerde yüksek katlı konutların artmaya başladığını belirten Özil, tipik bir konutta harcanan enerjinin %50-55 kadarının ısınma, %10-15 kadarının sıcak su, %5-9 kadarının yemek pişirme, %20-30 kadarınınsa elektrik kullanımından olduğunu söyledi.

Yöntemi:
– Bölgeler bazında yenilenebilir enerji kaynaklarının dağılımını belirlemek,
– Bölgeler bazında konut envanterini çıkarmak,
– Bölgeler bazında REHES projesince amaçlanan biyomas ve güneş enerjisiyle ısıtma sistemlerinin kullanılabileceği minimum 3 konut ve bina tipini belirlemek,
– Belirlenmiş olan bu tiplerdeki mevcut durumu irdelemek

olarak belirlenen projede, öncelikle yenilenebilir enerji kaynakları ısıl enerji, doğrudan elektrik, güneş pasif, biyomas direkt, biyomas dolaylı, rüzgar enerjisi, küçük hidrolik rezervuarlı, kanal ve nehir tipi hidrolik ve jeotermal enerji olarak ayrılmış. Bu enerji tiplerinden Marmara Bölgesi’nde rüzgar enerjisi; Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi’nde ısıl enerji; Orta Anadolu ve Doğu Anadolu’da küçük hidrolik rezervuarlı; Karadeniz Bölgesi’nde kanal ve nehir tipi hidrolik; Güneydoğu Anadolu’da doğrudan elektrik enerjisinin öncelikli olduğu belirlenmiş.

Bölgelerdeki konut tipleri de belirlendikten sonra Mühendislik Fakülteleri öğrencileri ve hocaları arasında bir Çevre Bilinci Anketi yapılmaya başlanmış. Halen daha geniş çapta devam eden anket çalışmalarının bu ayağında enerji konularına verilmesi gereken öneme yönelik bir farkındalığın ortaya çıktığı, Türkiye’de devletin yenilenebilir enerji yatırımlarının arttırılması, üniversitelerin ve devletin araştırma projelerine ağırlık vermesi gerektiği, ısı yalıtımının önemli olduğu, nükleer enerji santrallerinin gelişmekte olan ülkelerde kurulmakta olduğunun bilindiği ortaya çıkmıştır.

mimdap

1 Yorum

  1. figen uzundere

    devlet üzerine eğilmez ve kanun çıkarmaz ise işler zor ilerler. nedense bu konular açıldığında söz söyleyen çok oluyor ama insanlar günlük konforlarını kolay terk etmek istemiyorlar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir