27 Ocak 2009 Salı günü, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın düzenlediği etkinlikte Prof. Dr. Uğur Tanyeli ile “kültürel miras” tanımı ve “tarihin mitolojikleştirilmesi” üzerine bir söyleşi gerçekleştirildi.

Tanyeli, ilk olarak kültürel mimar kavramının ne demek olduğunu ve nasıl ortaya çıktığını açıkladı. Ardından, dünya örnekleri ile kültürel mirasın nasıl “yaratıldığını” anlattı.

Kültürel Miras-Mitos
• Bir “mitos”u yaratan asgari elemanları kutsallık, bu kutsallığı taşıması için var edilmiş kült bir alan, bir dizi öykü ve bir ya da birden çok atribü (bir şeyin ayırt edici işareti ya da karakteristik özelliği, örneğin Zeus’un şimşeği) olarak sayabiliriz. Günümüz mitoslarına örnek olarak bir posteri verebiliriz. Tüm kağıdı kaplayacak kadar çok sayıda, aynı boyutta ağaçların yer aldığı posterde, ağaçlardan birinin üzerinde bir plaka durur ve plakanın üzerinde şöyle yazar: “Hemingway pissed here” Bu posterde atribü, Hemingway’in adıdır.

Mitoslar nasıl oluşur?
• Tarihsel olarak geleneksel ve modern olmak üzere iki tür dünyadan söz edebiliriz. Ve bu iki dünya arasında nesnelerin anlamı açısından ciddi farklılıklar bulunmaktadır.

• Geleneksel dünyada,
o Kendi biçimlerinde kodlanmış anlamları olduğuna inanan bir zihinden söz edilebilmektedir.
o Nesnelerin kendilerine ait anlamları bulunmaktadır.
o Nesnelerin “anlamı” asla eskimez.

• Nesnelerin kendi anlamları olduğu ve anlamı asla eskimediğinden dolayı, her nesne, fiziksel olarak işe yaramayacak kadar eskiyene kadar kullanılır ve işe yaramadığında ise ayılır, yerine aynısından konulurdu. Çünkü nesnenin fiziksel varlığıyla bir ilişki kurulmuyor, anlamıyla kurulan ilişki ise daimi oluyor.

• Böyle bir dünyada tarihileşmek söz konusu olmuyor elbette.

• Modern dünyada ise nesnelerin anlamları fiziksel varlığında kodlanmıyor, böylelikle çok kolay biçimde elden çıkarılabiliyor ancak hiçbir zaman eskimiyor.

• Burada örnek olarak modern dünya için modayı gösterebiliriz. Moda örneğinde olduğu gibi, modern dünyada, eskime, fiziksel varlığın eskimesiyle ilişkili değildir.

• Geleneksel dünyadan bir örnek vermek gerekirse, Japonya’daki İse Tapınağı her 25 yılda bir yıkılıp yeniden inşa edilmektedir. Burada anlam fiziksel yapıdan gelmemektedir, kutsal olan tapınak değil, inançtır.

İse Tapınağı

• Başka bir örnek ise Kahire Genizası’ndan çıkan belgelerdir. Geniza, Sinagoglarda özel olarak kazılmış kuyulara verilen addır ve 9. yüzyıldan itibaren her türlü yazılı belge, güncelliğini yitirince itinayla genizalara gömülmüştür. Çünkü her kelimenin anlamsal olarak bir feda edilemezliği vardır. “Kelimeler” kutsaldır. Böylelikle de 9. yüzyıldan Ortaçağ sonlarına dek Kahire’de yazılmış hemen her şeye bu kuyuda rastlanmıştır.

• Modern dünyada ise nesnelere anlamlar “yapıştırılmaktadır”.

Nesnelerin “Aurası”
• Kültürel miras kavramı aslında çok genç bir kavramdır. İlk olarak 1900’lerin başında tanımlanmaya çalışılmıştır: “Zaman nesnelere bir aura, özel bir değer yükler, ya da biz öyle olduğunu düşünmeye başlarız”

• Peki bu aura nasıl üretilir? İşte bu kısım halen açıklanabilmiş sayılmaz. Ancak auranın nostaljik bir aura olduğunu söyleyebiliriz.

• Nostaljik aura, maddi varlığı ortadan kalkmaya yüz tutmadan bir nesnenin elimizden çıkmasından korkmaya başlamamız olarak düşünülebilir. Yani bu aslında bir auradan çok nesneyle kurulan bir ilişki biçimidir.

• Nesnel olarak zaman içinde işlevsizleşen bir şey nasıl olup da anlamsal olarak ifade kazanıyor? İşte burada, günümüz dünyasında yapılan şey, yani mitos yaratmak, nesnelere yeni anlamlar atfetmek söz konusu oluyor ki bunun da büyük ölçüde mitolojik bir tarih yaratma isteğiyle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Kutsallık İnşaatı
• Bugün nesnelere yeni bir kutsallık yükleyen bir dünyada yapıyoruz. Yani her türlü gerçekliğin yeni bir kutsallık kazandığı bir süreçten söz ediyoruz.

• Türkçe’de anıt, abide sözcükleri, 19. yüzyıl sonrasında, batıdaki anlamını karşılayabilmek amacıyla kullanılmaya başlanmıştır. Çünkü bu kavramı karşılayacak fiziksel bir karşılık bulunmamaktadır.

• Örneklerle açıklamak istersek, Saraybosna çarşısı, restore edilmiş bir Osmanlı çarşısıdır. Nerdeyse bir Safranbolu Çarşısı görünümündedir. Saraybosna’nın birçok yeri değiştirilirken çarşısı değiştirilmemiştir çünkü Avusturya’da “yer, dil, din” ile kimlik yaklaşımı bulunur, her şey bu anlamda ilişkilendirilir. Saraybosna çevresindeki yerlerle dil olarak ayrılamaz biçimdedir ancak yer ve din ilişkilendirilerek çarşının korunmasıyla kimlik öğelerinin de korunması düşünülmüştür.

Saraybosna Çarşısı

• Başka bir örnek ise Virginia’da öncelikle eyaletin başkenti olarak inşa edilmiş ancak zaman içerisinde sakinlerinin kasabayı terk etmesiyle ıssızlaşmış olan Williamsburg kentidir. Tamamen terk edilmiş ve yapıların da neredeyse yalnızca izleri kalmış olan bu kasaba için bir grup 1920’lerde eski gravürlerden yola çıkarak koloni dönemine geri döndürülmüştür. İnşaat tekniği olarak da 18. yüzyıl teknolojisi kullanılmıştır.

virginia.jpg

Williamsburg kenti

• Kahire’nin merkezi için de aynı şeyi söylemek mümkündür. Kahire, ideolojik bir çaba ile eskimiş olan merkez, orta çağını inşa etmeye, bu amaçla da ciddi bir restorasyona girişmiştir. Böylelikle binaların önemli bir bölümü restorasyonla ortaya çıkarılmıştır. Kimi ise yoktan var edilmiştir.

kahire.jpg

Kahire

• Berlin’in yeni devlet konseyi binası, Mussolini dönemi Roma’sı, Katalonya da aynı biçimde ideolojik amaçlarla tarihi anlam yüklenmiş yerlerdir.

Berlin Devlet Konseyi Binası

Son söz

Aslında yaşanan sorun kültür mirasının tanımı sorunu değildir. Sorun, gerçek tarih yazımıyla mitolojik tarihi aynı şey sanmaktan kaynaklanmaktadır. Oysaki biri dayatmacıdır, diğerinde herhangi bir dayatma bulunmaz.

Türkiye’de ise yeteri kadar mitolojik tarih bulunmadığından ve dev anlatıların tanımladığı az sayıda mitolojik tarih üzerine inşa edilmeye çalışıldığından, tehlikeli bir noktaya gelinmektedir.

mimdap

One Comment

  1. geçmiş sadece geçmiş değil… geçmiş bu günden geriye bakış aslında. bugün ne görmek istiyorsanız geçmiş de o vizyondan bir resim. bugüne kanıt belki bir tarafıyla.
    hele işin içinde devlet, rejim vs gibi büyük misyonlar ve ondan etkilenen tarihselcilik varsa geçmiş adeta inşa ediliyor. yeniden yapılırken yazılı tarih bugünkü reel tarihselciliğin alt branşı gibi okunuyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir