Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nün her Çarşamba 11.00-13.00 saatleri arasında gerçekleştirdiği Çarşamba Seminerleri’nin bu haftaki konuğu İktisatçı Mustafa Sönmez oldu. Mustafa Sönmez’in sunumu oldukça güncel bir konu olan kriz ve İstanbul’un krizdeki konumu üzerine “Küresel Kriz ve ‘Küresel Kent’ İSTANBUL’a Etkileri” başlığıyla gerçekleşti.

Konuşmasına ülke krizlerinin yapısı ve etkilerini anlatarak başlayan Sönmez, ulusal krizlerin etkilerinin çok sınırlı alanlarda hissedildiğini ve genellikle bir yıldan uzun sürmediğini, dibe vurulup ardından yükselişe geçildiğini söyledi… Ardından küresel krizlerin yapısına değinen Sönmez, kriz dönemi öncesi ve süresince, merkez ve çevre ülkelerin konumları, gelişmelerden etkilenme biçimleri, İstanbul’un geçen yüzyıldaki dünya kriz dönemlerindeki konumu ve bugünkü etkilenme biçimini açıkladı…

Küresel kriz

• Günümüzde yaşanan küresel kriz, kapitalizmin merkezi olan ABD’de ortaya çıkarak ardından Batı Avrupa, sonrasında ise sırasıyla Doğu Avrupa, Asya, Latin Amerika ve Afrika’ya doğru yayıldı. 1980 sonrası tüm pazarlar, para ve mal akışları birbirine bağlandığı dünyada, bu çapta bir krizin lokal kalması zaten beklenemezdi.

• Bu tür krizler aslında Boğaz’dan geçen bir şilepe benzemektedir: geçerken hissetmezsiniz, ancak geçip gittikten sonra dalgalar üzerinize sıçrar. Şu anda da bu krizin daha ne kadar süreceği, zaman içerisinde ne boyutlara ulaşacağı ve nereleri etkileyeceği tartışma konusu. Her ülkenin her coğrafyasında krizin etkileri farklı şekillerde görüldüğü için boyutlar bilinse bile etkiler kesin olarak kestirilmekte güçlük çekiliyor. Bu noktada İstanbul örneği incelenmeye değer çünkü İstanbul’un kendisine özgü bir yapısı var. Özellikle 80’lerden itibaren küresel kent yapılmaya çalışıldığı ve ona göre potansiyeller yüklenmeye çalışıldığı için de bu önemli bir tartışma konusu olarak önümüze geliyor.

Krizin yapısı ve ortaya çıkışı
• Aslında krizin kendisi bir muamma olarak görülüyor çünkü daha 2007 yılının sonlarında bir krizin geleceği ön görülmüş olsa bile, bu krizin boyutları asla kestirilemedi ve IMF, Dünya Bankası gibi sistemin parçaları bile bu kadar büyük bir kriz beklemediklerini belirtiler. O nedenle krizin geleceğine ve sonrasına yönelik söylenecek sözler yalnızca birer tahmin olabilir.

• Bu kriz bilindiği gibi kapitalizmin krizi, yani iflah olmaz Marksistlerin eninde sonunda olacağını söyledikleri krizin ta kendisi. Kapitalizm çeşitli dönemlerde bu tip büyük krizler yaşamış ancak kendisine çeşitli şekillerde çıkış yolları açabilmiştir.

• Kapitalizm krizi, karların artık daha fazla yükselemeyeceği bir noktaya gelmesi ve ardından düşüşe geçmesi şeklinde ortaya çıkar. Daha önceki krizlerde ya sömürgeler yoluyla üretim maliyetleri düşürülerek; ya devletle işbirliği içine girip ondan yardım alarak ya da teknolojiyi geliştirip eski teknolojiyi demode bırakarak üretim ve tüketimi arttırarak çıkış yolu yaratılmıştı. Ayrıca Dünya Savaşlarının da sebepleri arasında bu çıkış yollarının etkin olduğu bilinmektedir.

• Bugünün krizi ise var olan formülleri kullanılamaz, işe yaramaz kılmıştır.

• Daha önce de söylediğimiz gibi bu bir dünya krizi ancak kişi başına gelir, üretim ve tüketim oranlarının eşit olmadığı bir dünyanın krizi, yani homojen bir yapıda gerçekleşmemektedir. Bu dünya düzeninde ülkeler, dünya nüfusunun %15’ini, üretimin ise %60’ını barındıran MERKEZ ÜLKELER ile nüfusun %85’i, buna karşılık üretimin %40’ının bulunduğu MERKEZE BAĞIMLI ÇEVRE ÜLKELER olarak iki kategoriye ayrılabilir. Merkez, karar veren, rol dağıtan; çevre ülkeler ise bu kararları icra eden ülkeler olarak tanımlanabilir. Ancak özellikle çevre ülkeler arasında gelişmiş ya da az gelişmiş dünya ülkelerinin yer alması, merkez ile çevre arasındaki iş bölümünü sürekli olarak değişken hale getirmektedir.

• 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarında merkez ülkeler, çevre ülkeleri pazar olarak kullanıyor, aynı zamanda da bu ülkelerden hammadde ihraç ediyor ve kendi üretimini bu hammaddeler ile gerçekleştiriyordu.

• 1950’lere gelindiğindeyse merkez ülkelerde katma değeri yüksek üretim yapılarak, katma değeri düşük kalan sanayiyi çevre ülkelere bırakarak kendi içlerinde bir pazar oluşturmalarını destekliyordu. Bu durum 70’lere kadar sürdü.

• 70’lerin sonu, 80’lerin başındaysa, yeni bir iş bölümü tanımlandı. Merkezde daha yüksek katma değerli, iletişim, bilişim, finans, bankacılık gibi hizmet üretimine yönelerek, kendi ihtiyaçları olan diğer üretimleri (ev eşyasından otomobile kadar) çevre ülkelere yayarak bu ülkeleri tedarikçi konumuna getirdi. Asya, Çin, ön plana çıkmaya başladı.

80 sonrası yeni yükselişler ve bugün
• Merkezde yükselen bankacılık ve finans sektörü, sektörün daha çok sahtecilik ve spekülatif yönlerinde yükselişe geçmesiyle matruşka gibi birbirinin içinden çıkar bir hal aldı ancak 2007 yılı sonunda da anlaşılan bu yapının krize girişi 2008 yılında oldu.• Dünya borsaları tepetaklak oldu

• İpotekli krediler düşüş gösterdi.

• Merkezin ardından, merkezden dış kaynak kullanıp onlara ihracat yapan çevre ülkeler de kendilerini krizin ortasında buldu: Kriz, Rusya, Arjantin ve Türkiye gibi ülkeleri de etkilemeye başladı.

İstanbul’un küresel ekonomideki yeri ve önemi
• Cumhuriyet öncesi ve cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul, ülkenin dış ticaret finansmanını üstlendiği banka, liman, sigorta şirketleri ve borç veren bankerlerin yer aldığı bir metropol haline gelmişti. Batıyla birlikte ilk modellerin yerleştiği kent, 1929 krizi öncesi yaşanan canlılıkta, günü şartları içerisinde, günün mallarının toplanıp dağıtıldığı, çevresinin önemli bir metropolüydü.

• Dünyada 29 buhranına girip içine kapanınca, İstanbul’un da çevresi ile ilişkisi minimuma indi. Birbirine bu kadar bağlı olmayan Pazar şartlarında Türkiye’de İstanbul, İzmir ve Samsun gibi liman kentleri ancak çevre liman kentlerine açık bulunuyor, iç kentlerde ise nüfusun çoğunluğu köylerde yaşıyor, geçimlik üretim yapılıyordu. Bu nedenle krizden büyük bir darbe almayan ülke de, diğer kentler gibi kendi içine kapanarak kendi üretimine odaklanma kararı aldı.

• Bu dönemde Sovyetler Birliği ile yapılan iş birlikleri ile, hem pazara dahil olabilmek hem de doğudaki isyanlara kolay ulaşabilmek amacıyla büyük demiryolu yatırımları yapılmaya başlanmış, sanayi, yerli kaynaklara yakın yerlere kurulurken İstanbul’da sanayi yatırımları eskisi kadar teşvik edilmeyerek, kentin küresel ekonomideki rolü azalmaya başlamıştır.

• 1950 sonrası dönemde ise büyümenin ülke içerisindeki tarifi değişerek, dünya ekonomisine dönük bir sanayileşme ortaya çıkmış, gözler de tekrar İstanbul’a çevrilmiş, Anadolu’daki tüccarların kente sanayi yatırımları ile gelmesiyle de büyük değişim başlamıştır. Aynı dönemde tarımda makineleşme nedeniyle köylerde işsizliğin artması, İstanbul’da ise istihdam olanaklarının artması, kente nüfus akışını başlatmıştır. 70’lere kadar önemli görülmeyen kentsel rantlar ile gecekondulaşmaya açık bir kent halini almıştır.

• 1980’lerden itibaren ise her şeyin liberalleştiği, piyasalaştığı ve özelleştiği dünyanın bir karargahı olarak İstanbul’u ön plana çıkarma isteğiyle kentteki sanayiyi çeperlere taşıyarak kenti hizmet kenti yapma çalışmalarına başlandı. 1990’larda hızlanan süreç kentin çevresiyle ilişkilerini de değiştirdi.

Krizler ve İstanbul
Türkiye’de yaşanan 1994 ve 2001 krizleri, banka sisteminin sıkıntıya girdiği, bankacılık, finans, reklamcılık, medya, ithalat ve bilişim sektörleri de İstanbul’da odaklandığı için öncelikli olarak kentte beyaz yakanın işsizliği, ardından da sanayinin krize girmesi ile ortaya çıkmıştır.

2008 krizi Türkiye’de reel sektörden başlayıp finans sektörüne yayılma eğiliminde.

Dış pazarla ilişkili gelişmeler:
* Dış kaynakların azalmasıyla finansta daralma,
* İhracat talebinin düşmesi, ithalatın da azalması,
* İstanbul turizminin tempo kaybetmesi,
* Transit trafiğin azalma eğilimine girmesi,
* Gemi inşa ve lojistik sektörlerinde yavaşlama olasıdır.

İç talep ile ilişkili gelişmeler:
* Sanayi üretiminde gerileme,
* İnşaatta gerileme,
* Gayrımenkul sektöründe durgunluk,
* Ticarette durgunluk,
* Hizmet (finans, medya, reklam vb) sektöründe daralma,
* kamu, belediye yatırımlarında durgunluk görülebilir.

İşgücü – istihdam – işsizlik ile ilişkili gelişmeler:
* İstihdamda daralma,
* İşsizliğin arması,
* Kaçakta (kayıtdışı) artış,
* Beyaz yaka işsizliğinde artış,
* KOBİ’lerde daralma, mülksüzleşme olabilir.

İç ve dış göç ile ilişkili gelişmeler:
* İstanbul’a göçlerin yavaşlaması,
* İstanbul’dan geriye göç eğiliminin artması,
* İstanbul’a Batı’dan kalifiye işgücü göçü,
* İstanbul’a dışarıdan yabancı, vasıflı ya da vasıfsız işgücü göçü yaşanabilir.

İstanbul’da AKP icraatinin yeni biçimleri:
* Varoşlarda artan yoksullaşmaya yönelik yeni “hayırsever” politikalar,
* İmkan ölçüsünde kamu-belediye yatırımları,
* 2B arazi satışları ve İstanbul’da gayrımenkul özelleştirmelerinin hızlanması,
* Daha otoriter, daha muhafazakar bir yönetim biçimi gözlenebilir.

Küresel kent iddiası krizin ömrüne bağlı
* 2010’da Avrupa Kültür Başkentliği kriz koşullarında başlayacak.
* İstanbul’un küresel kent olma iddiası, küreselleşmenin yaralarını sarmasına bağlıdır. Küreselleşmenin akıbeti de aynı şekilde Merkezdeki iyileşmeye bağlıdır. Bu iyileşme geciktikçe, çevre ülke olarak Türkiye nereye gider, İstanbul’un yeri ve misyonu ne olur, bunu zaman gösterecektir.

Soru: Çevre ülkeler kimi zaman krizden fırsat yaratıp kendilerini merkezleştirme şansına sahip olabiliyorlar. Bu kapsamda, Türkiye’de bazı sektörlerin yeniden atağa kalkması mümkün olur mu?

Cevap: Çevrenin merkeze taşınması mümkün olabilir ama bu potansiyeli oluşturabilecek çevre ülkeler sınırlıdır. Çin, belki bir ölçüde Hindistan, Arjantin, Güney Kore gibi ülkeler iç pazara dönme planı yapıyorlar ve iç pazarlarında büyümeyi gerçekleştirebilir, böylelikle dışa bağımlı kalmayabilirler. Ancak Türkiye gibi dış borç stoku fazla olan ülkeler, böyle birşey için teşvik görmezler.

Soru: Genel kriz zamanlarında hükümetin icraatleri birbirine benziyor. Ancak aynı zamanda kimi ülkelerde bir karşı muhalefet atağa kalkabiliyor. Acaba böyle bir gücün ortaya çıkması olası mıdır?

Cevap: 1980 sonrası İstanbul’da nüfus bileşiminde büyük bir değişim oldu; göç, politize bir güç getirmedi. Buna bağlı olarak yeni kuşak politize olamadı ve örgütlenemedi. Bugün İstanbul’un işgücünde militan-antiküreselci bir rüzgar yok… Geriye kalansa çok kalabalık bir işporta ve kendi hesabına çalışan kesim ki onlar da genellikle muhafazakar ve AKP ile benzer bir dil yakaladılar…

İstanbul dışında, örneğin Bursa’da, Kocaeli’nde daha farklı bir işgücü hareketi heyecanı var. Ancak İstanbul eksenli bir antiküresel-anti otoriter-anti muhafazakar örgütlenme zor gibi görülüyor. Yerel seçimler bunu daha açık bir şekilde gösterecektir.

mimdap

2 Comments

  1. Ekonomik kriz ile İstanbul’un yatırımları, kentsel gelişmesi arasında bir ilişki mecburen olacaktır. Nitekim bu etki şu yerel seçim popülist savrukluklarına rağmen hissedilmeye başlandı. sosyal politikaları ve bu politikaların devlet bütçesinde kaynağı bulunmayan bir ülkede krizin en alttaki katmanları eritmesinin önüne geçilmesi mümkün değidir. Orta ve ortanın altı gelir düzeyi İstanbul’un % seksenbeşidir. Bu çevrelerin kamu yatırımları, kamu hizmetleri aksatılmaktadır bundan sonra daha fazla aksayacaktır. Yok teğet geçtik, atlattık gibi söylemlerin hiç bir alemi yok sahiden. Burada kısıntıların zalimce yapılması yerine kamu kaynaklarının tüketilmesinin planlanması öne çıkarılmalıdır. Kent yaşamı sağlığı, temizliği ve hizmetleri ile aksatılamaz. İlk krizde hemen buradan kesintiye gidilemez. Ancak bu vurgunun geniş kesimler tarafından ele alınması, bir hak talebi biçimine getirilmesi icabeder.
    Saygılarımla

  2. krizi kesimler tam olarak algılayamadığı için çözümlenmesi de zaman alıyor. sanki bütün atmosferin havasının azaltılması gibi birşey. M.Sönmez İstanbul’da anti küreselleşmeci, heyecanlı bir işgücü hareketi yok diyor. bir çok açıdan doğru gibi. baktığımızda akp nin sadaka ekonomisi dışında kendisini geliştiren bir sektör göremiyoruz. ne acıdır ki sendikaların önünde de yok bu karşı çıkma programı. meslek odaları krizi anlamaktan çok uzak. onları saymak bile gerekmez belki. başka bir düş dünyasında yaşıyorlar. bu yüzden karşı bir programlarını göremedik şimdiye kadar.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir